KUR'AN-I KERİMDE ÇARŞAF
GEÇİYOR MU?
Mustafa Özşimşekler
KADININ ÖRTÜSÜ
NASIL OLMALI?
Kur'an–ı Kerim'de örtünme ile ilgili âyetler iki sûrede yer
almıştır. Bunlardan bir tanesi Nur sûresindeki:
"Mü'min kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan)
sakınsınlar, namuslarını korusunlar. Kendiliğinden görünen
kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini açmasınlar.
Başörtülerini, yakalarının üzerine vursunlar…" âyet–i
kerimesidir. Bir diğer âyet–i kerime ise, Ahzab sûresi 59
âyettir ki;
"Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin
hanımlarına söyle: (Evden çıkarlarken) üstlerine vücutlarını
iyice örten cilbablarını (dış elbiselerini) giysinler. Bu,
onların tanınıp eziyet edilmemelerine en elverişli olandır"
buyrulmaktadır.
İslâm âlimleri, yukarıda mealleri yazılı âyetlere ve bu konuyla
ilgili hadislere dayanarak, kadınların tesettürünün nasıl olması
gerektiği konusunda pek çok beyanlarda bulunmuşlardır. Biz de
âcizane, ulemânın bu beyanları ışığında "Kadının örtüsü nasıl
olmalı?" konusunu şöyle bir gözden geçirelim. Malûmunuz
geçen sayımızdaki tesettürle alâkalı yazımızda, Nur sûresi 31.
âyet–i kerimeyi izaha çalışmıştık. Yazımızın sonunda da, yine
kadının örtünmesi ile alâkalı Ahzab sûresi 59 âyet–i kerimeye
kısaca değinmiş, âyet–i kerimede zikredilen "cilbab"dan muradın
ne olduğunu bir dahaki yazımızda detaylı olarak izah ederiz
demiştik. İnşallah bu yazımızda bu konuyu izah etmeye gayret
edelim.
CİLBAB
Allahu Teâlâ bu âyet–i kerimede mümin kadınlara, evlerinden
çıkarken yabancı erkekler karşısında vücutlarını iyice örten
cilbablarını, dış elbiselerini üzerlerine örtünmelerini
emretmiştir. Bu hicab âyeti, geçen yazımızda da ifade ettiğimiz
gibi, kadınların avret mahallerini örtmeleri istikrar
kazandıktan sonra nazil olmuştur. Demek ki, bu âyette emrolunan
tesettür, daha önce farz kılınan setr–i avretten başka fazla bir
örtünmedir. Dolayısıyla âyet–i kerimede geçen "Cilbab" kıyafeti
hakkında, müfessirler değişik yorumlarda bulunsalar da, mefhumda
birleşmişler ve "cilbab"dan maksadın; kadının elbiseleri üzerine
giyilen ve vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde bütün vücudu
örten bir elbise olduğunda ittifak etmişlerdir.
Allahu Teâlâ burada kadının örtünmesiyle alâkalı olarak pek çok
elbise şekli emir buyurabilecekken, acaba neden özellikle "cilbab"
giyilmesini önermektedir?.. Elbette bunun pek çok hikmetleri
vardır. En önemli hikmeti ise, kadınların tesettüründe en ideal
örtünme kıyafeti olmasındandır. Çünkü cilbab, kadını baştan
ayağı kapatmakta ve fitneye sebebiyet verecek hiçbir açık kapı
bırakmamaktadır. Böylece kadın ile, art niyetli, kötü düşünceli
ve kalplerinde maraz olan kişiler arasına bir perde çekilmiş, bu
tür ahlâksız kişilerin sataşmasına fırsat verilmemiş olacaktır.
Nitekim bu maksat âyet–i kerimede de:
"Bu cilbabı giydiğiniz zaman ki durumunuz tanınıp eziyet
edilmemenize daha uygundur." şeklinde zikredilmiştir. Gerçi bu
konuda eziyet etmeyi, kadınlara sataşıp tacizde bulunmayı bir
huy edinmiş olan, alçak karakterli bazı kanı bozukları, örtü
engelleyecek değildir. Fakat imanlı, temiz kadınların, bu tür
şehevânî ve kirli bakışlardan yuvalarında gizli inciler gibi
korunmuş kalmalarına en uygun olan şekil de budur. Hâl böyle
olunca, kadın bu konuda son derece suçsuz ve masum, onlara
eziyet ve tacizde bulunacak olan nefsinin zebûnu kimselerin ise,
çok açık bir vebal yüklenmiş oldukları ortaya çıkar.
Peki, kadının dış örtü örtmesi gerektiğinden söz eden bu ayet–i
kerimede, örtünme için belli bir şekil ve model var mıdır? Yani
kadının dış örtüsü nasıl ve ne şekilde olmalıdır?..
KUR'AN–I KERİM'DE
ÇARŞAF GEÇİYOR
Efendim, tesettür emri ile alâkalı olarak Nur sûre'si 31. âyette
geçen "başörtüsü" (hımar–humur) ve Ahzab sûresi 59. âyette geçen
"Dış giysi" (cilbab–celâbîb) ifadeleri birlikte mütalaa
edilince, kadın için iki parçalı bir giysi şekli ortaya çıkıyor.
Birincisi; saç, boyun ve göğüsleri örten ve omuzlara doğru
yakaların üstüne serbest bırakılan "başörtüsü"dür. İkincisi ise:
"Dış giysi" olup, bunun şekli de iki türlü tarif edilmiştir.
Başörtüsünün üstünden, bedeni aşağıya kadar örten büyük parça
bir giysi veya başörtüsünün altında, boyundan aşağı topuklara
kadar örten dış giysi… Peki, ulemâ bu konuda ne diyor ve
hangisini tercih ediyor?
Ulemânın bu konudaki beyanlarına geçmeden önce, hazır yeri
gelmişken bazı Müslüman kardeşlerimizin sıkça sorduğu "Kur'an–ı
Kerim'de çarşaf geçiyor mu?!" sorusuna açıklık getirelim.
Evet, Kur'an–ı Kerim'de çarşaf geçiyor!
Çarşafın adresi ise, Ahzab sûresinin 59. âyet–i kerimesidir.
Şayet, "Bu âyet–i kerime çarşaftan değil, cilbabdan
bahsetmektedir." derseniz, şöyle açıklayayım. Evet, âyette "cilbab"
kelimesi geçmekte ve "celâbîb" diye zikrolunmaktadır. "Celâbîb"
kelimesi "cilbab"ın çoğuludur. Cilbab ise, Türkçe'de çarşaf
mânasına gelir. Bu arada, "Kur'an'da çarşaf geçmiyor." diyenler,
şayet birebir "çarşaf" kelimesinin geçmesini kastediyorlarsa, o
zaman doğru söylüyorlar, Kur'an'da "çarşaf" kelimesi geçmez!
Çünkü "çarşaf" Farsça bir kelimedir. Ama Türkçemizde de
kullanılmaktadır. Oysa Kur'an–ı Kerim Arapça indirilmiştir. Yani
bu mantığa göre, yanlış anlaşılmasın ama, Kur'an'da "namaz"
kelimesi de geçmez, "oruç" kelimesi de… Ya nasıl geçer? "Salât
ve savm" şeklinde geçer.
TEFSİR ÂLİMLERİ
ÇARŞAF İÇİN NE DİYOR?
Bazı tefsirler ise "cilbab" kelimesini "milhafe" diye tefsir
ederler ki, "milhafe" lügatta çar ve çarşaf mânasına gelir.
Şimdi ulemânın bu âyetle alâkalı yaptıkları tefsirleri
zikrettiğimizde, tariflere en uygun kıyafetin çarşaf olduğu
görülecektir.
Ulemâ âyet–i kerimede "cilbab" diye geçen, bu tesettürün nasıl
olacağı hususunda birkaç görüşe ayrılmışlardır. İnşallah şimdi
bizler kenara çekilip onların görüşlerine yer verelim.
Son devrin âlimlerinden Elmalılı, bu âyeti tefsir ederken "cilbab"ı
şöyle tarif etmiştir:
"Baştan aşağı örten çarşaf, ferace, câr gibi dış elbisenin
adıdır."
"Tepeden tırnağa örten giysidir."
"Çarşaf ve peçedir."
Âyet–i kerimede geçen "İDNÂ" kelimesi: Yaklaştırmak demek ise
de, âyette "Alâ" harf–i cerri ile kullanılması, kapsamak
sûretiyle sarkıtmak mânasını da ifade ettiğinden, üzerinden
sıkıca örtmek demek olur. "Cilbab örtmek" tabirinde de iki şekil
vardır. Bunlardan birincisi; cilbablarından birisiyle bütün
bedenini örtmek; diğeri ise, cilbabın bir tarafıyla başından
yüzünü örtmek demek olur.
Elmalılı, âyet–i kerimede geçen "cilbab idnâsını", bu şekilde
tarif ettikten sonra şöyle devam ediyor: "Bu beyanda da iki
sûret vardır. Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra
büküp, yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak."
Elmalılı bunu söyledikten sonra, "Bizler yetiştiğimiz zaman
memleketimizde validelerimizin tesettür tarzı bu idi." der.
İkincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra, burnunun
üzerinden dolayıp gözlerin ikisi de açık kalsa bile, yüzün büyük
bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Bu açıklamadan
sonra da, "Hicri 1310'da İstanbul'a geldiğim zaman İstanbul
hanımlarının bir peçe ilave edilmek ve elde açık bir şemsiye
bulunmak şartıyla tesettür tarzları bu idi." demektedir.(1)
Evet, Elmalılı merhum "cilbab"ı böyle tarif ediyor.
Yine bu konuda Konyalı Mehmet Vehbi Efendi "Hulasatü'l–Beyan"
isimli tefsirinde: "Kadınların ziynetlerini örtmeleri için
çarşafa bürünmelerinin lazım ve vacip olduğunu
zikretmektedir."(2)
Ömer Nasuhi Bilmen Efendi de kendi tefsirinde "Cilbab"ı çarşaf
olarak tefsir etmişlerdir.
Gördüğümüz gibi son devrin âlimlerinden, herkesçe tanınan ve
kabul gören üç tane tefsir âliminin "cilbab" hakkındaki görüş ve
yorumları bu şekildedir… Şimdi de diğer ulemâ bu âyeti nasıl
tefsir ediyor ona bakalım:
Taberî, İbn Sîrîn'den şöyle rivayet eder:
"Abide es–Selmani'ye, "…Dış elbiselerinden üstlerine giymelerini
söyle…" âyetinin mânasını sordum. O hemen büyük bir çarşaf
alarak onunla bütün vücudunu örttü. Başını da kaşlarına kadar
kapattı. Yüzünü de tamamen kapattı. Yalnız sol gözünü açık
bıraktı. Böylece âyeti fiili olarak tefsir etti."(3)
Taberî ve Ebû Hayan, İbn Abbas'tan şöyle rivayet etmişlerdir:
"Kadın cilbabını alnının üzerine indirir ve oradan sıkar. Alttan
da burnunun üzerine kadar kapatır. Yalnız gözleri dışarıda
kalmalıdır. Yüzünün kalan kısmı ile göğsünü tamamen
kapamalıdır."(4)
Ebu's–Suûd Efendi: "Cibab"tan maksat, çok geniş ve uzun bir
örtüdür. Kadın bununla başını örttüğü gibi yüzünü ve göğsünü de
örterek ayaklarına kadar salar. Buna göre âyetin mânası,
'Kadınlar dışarıya veya yabancı bir erkeğin karşısına
çıkacakları zaman, bu örtüyle yüzlerini ve bütün vücutlarını
örtsünler.' olur." demiştir.
Cevherî de "Cilbab"ı çarşaf diye tefsir etti. Ve "Cilbab
çarşaftır." denildi. (5)
Ümmü Seleme annemiz şöyle demiştir:
"Cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler' âyetinin nüzulünden
sonra ensar kadınları siyah çarşaflara büründüler. Öyle bir
ağırbaşlılık ile çıkmışlardı ki, sanki hepsinin başına birer
karga konmuştu."
ÖRTÜNMEK KADININ
OLMAZSA OLMAZIDIR
Verilen kaynaklardan da anlaşıldığı üzere İslâm âlimlerinin
çoğunluğu çarşaf üzerinde durmakta ve tesettürün çarşafla daha
güzel olacağını belirtmektedirler. Açıkça "çarşaf" demeyen
müfessirler ise, âyet–i kerimede geçen "cilbab" ile, kesintisiz
bütün bedeni baştan aşağı örten geniş bir elbiseyi tarif
etmektedirler ki, bu tarife en uygun olan kıyafet çarşaf, ferace
ve cardır. Bu kıyafetler, Türkiye'nin çeşitli yörelerinde,
"ehram, peştamal–dolama, şalvar–atkı" gibi farklı isimlerle de
zikredilmektedir. Tabi-î bu kıyafetlerin kumaşının kalitesi,
ince veya kalın oluşu örfe, beldelere ve mevsimlere göre
değişiklik gösterebilir. Ancak dikkat edilecek husus, kadının
boynu, omuzu, göğüs, kol, koltuk altı, bel gibi, kısaca vücut
hatlarının belli olmaması gerekmektedir. İçini gösterecek kadar
şeffaf, vücut hatlarını belli edecek kadar ince ve dar
olmamalıdır. Çünkü kadınların örtünmesinden maksat bütün şüpheli
yolları kesmek, erkek ve kadınların kalplerinde dolaşan
vesveseyi bertaraf etmektir.
Bu arada, âyet–i kerimede örtünmenin, "iffet ve namusu koruması,
tanınıp eziyet edilmemesine daha uygun olması" gibi bazı
hikmetlerinin açıklanması, bu gayenin bulunmadığı veya başka
şekilde elde edildiği durumlarda, örtünmek gerekmez gibi yanlış
bir düşünce hatıra getirmemelidir. Çünkü esas itibariyle
örtünmek, Allah'ın emri ve dinin gereğidir.
Evli kadınların örtünmesinden kocaları sorumlu olduğu gibi, kız
çocuklarının evleninceye kadar örtünme ile ilgili
problemlerinden birinci derecede babası sorumludur. Çocukla uzun
süre birlikte olan, onun eğitim ve terbiyesi ile yakından ilgisi
bulunan anne de ikinci derecede sorumlu olur. Âyet–i kerimede
Allahu Teâlâ bizleri şöyle uyarmaktadır:
"Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem
ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun"(6)
Not: Kıymetli Beyan okurları; sizlerden, geçen ay hakkın
rahmetine kavuşan babam Veyis ÖZŞİMSEKLER'in ruhu için bir
Fatiha, üç ihlâs okumanızı rica ediyorum. Allahu Teâlâ hepinizin
anne ve babalarınıza, hayırlı bereketli uzun ömürler ihsan
eylesin. Şayet âhirete irtihal etmişlerse, onların ve tüm
geçmişlerinizin ruhu için, hâssaten babamın ruhu için elfâtiha
mea'l–ihlâs–ı şerif…
Fî Emanillah!
Dipnotlar:
1– "Hak Dini Kur'an Dili", c. 6, s. 337, 338
2– "Hulasatü'l–Beyan", c. 9, s. 3719
3– "Taberî Tefsiri", c. 22
4– "Bahru'l–Muhit", c. 5, s. 250
5– "Tacü'l–Aras", c. 1/186
6– Tahrim, 6
Kaynak: Beyan
Dergisi