HANGİ
TESETTÜR?
Mehmet Işık
İnsan
sormadan edemiyor, aşırı dikkat çeken renkleri, hatları belli
eden hatta belirginleştiren kesimiyle “modern tesettür”
modelleri, tesettür kavramını içerden çökertmeyi mi hedefler?
Yüce Mevlâ'nın insanoğluna cennet hatırası olarak bahşettiği
giysi ve giyinme, en temel insanî değerlerden biridir. Hz. Âdem
a.s.' dan beri bütün peygamberler, insanlığa bu gerçeği
anlattılar. Geçen sayıda bu konu üzerinde durmuştuk,
hatırlarsınız…
Erkeğin ve kadının yaradılış özellikleri gereği örtmeleri
gereken asgari sınırlar farklı olmakla birlikte, genel olarak
nebevî terbiyeye uygun olan, yüz, el ve ayak haricindeki
bölgeleri örtecek şekilde giyinmektir.
Ölçüleri kim belirler?
İnsanlığın son peygamberi ve bütün alemlere rahmet olarak
gönderilen Efendimiz s.a.v ., Cenab -ı Hakk'ın razı olduğu
örtünmenin en güzel şeklini detaylarıyla öğretmiş, ölçüleri
belirlemiş ve bu konuda hayatî uyarılar yapmıştır.
Artık O'na iman eden, O'nu rehber kabul eden, hesap gününde
O'nun şefaatini uman kadın-erkek herkes bu ölçülere uymak, bu
uyarıları dikkate almakla yükümlüdür.
Giyinme konusunda meşru sınırların ne olduğu, dinimizin bizden
ne istediği genel olarak hepimizce bilinir. Ne var ki çeşitli
etkenlerle bu ölçülerin göz ardı edildiği, müslümanların bir
savrulma yaşadığı bir gerçek. Biz burada Efendimiz'in bir
uyarısını hatırlatmak istiyoruz. Kendimize kılık-kıyafet alırken
hatırlamamız gereken, son derece sarsıcı bir uyarıyı.
Hz. Peygamber s.a.v. Efendimiz şöyle buyurdu:
“Cehennem halkından iki sınıf insan var ki, ben onları
görmedim:
Birinci grup, ellerinde sığır kuyrukları gibi kamçılar olan,
onlarla insanları dövenlerdir.
İkinci grup ise: Giyinmiş fakat çıplak olan, erkeklerin
kalplerini kendilerine meylettiren, vücutlarını sağa-sola eğip
çalımlı yürüyen kadınlardır. Onların başları Horasan develerinin
hörgüçleri gibidir. Bunlar cennete giremezler, onun kokusunu
bile alamazlar. Oysa o koku çok ama çok uzun mesafelerden
duyulmaktadır.” (Müslim)
Psikolojik baskı altında
Hadis-i şerif son derece açık ama birlikte düşünelim:
Kadınlığın ticarî bir unsur haline dönüştüğü çağdaş kültürde,
giyinme konusunda ne yazık ki müslüman hanımlar da büyük etki
altında. Çeşitli yerlerdeki tesettür yasağını kasdetmiyoruz ,
müslüman hanımların kalpleri ve zihinleri baskı altında;
psikolojik baskı. Tüketim odaklı çağdaş güzellik ve estetik
anlayışı, moda, medya ve daha pek çok unsurun bir arada
oluşturduğu baskı ağından söz ediyoruz. Artık pek çok dindar
hanım örtünmesine örtünüyor ama ne yazık ki dininin istediği
ölçülere yeterince dikkat etmiyor. Sanki dikkat çekmek için
giyiniyor.
İslâm'ın meşru saydığı, emrettiği örtünme, tenin gözükmesini
engelleyecek ve vücut hatlarını belli etmeyecek elbiseler
giymekle mümkün. Teni gösteren veya vücut hatlarını ortaya
çıkaracak kadar dar olan elbiseler islâmî örtünme sayılmıyor. Ne
tuhaf, artık “tesettür” kıyafetleri kesimiyle, dikişiyle tam da
buna göre tasarlanıyor.
Alimlerimiz hadiste geçen “giyinik fakat çıplak kadınlar”
tanımını şöyle açıklıyorlar:
Elbise giydikleri halde gözükmemesi gereken yerlerinin bir
kısmını açanlar,
Vücut hatlarını belli edecek şekilde dar giyinenler, İçini
gösterecek şekilde ince giyinenler. ( Nevevî, Şerhu'n - Nevevî
alâ Sahih-i Müslim, c.17, s.190)
İnsan sormadan edemiyor, aşırı dikkat çeken renkleri, hatları
belli eden hatta belirginleştiren kesimiyle “modern tesettür”
modelleri, tesettür kavramını içerden çökertmeyi mi hedefler?
Çünkü bir taraftan Yüce Mevlâ'nın örtünme emrini uygulamak
isteyen müslümanların arzusunu yerine getiriyor gibi gözükürken,
diğer taraftan bütün sınırları berhava ediyor.
Bu noktada şunu özellikle belirtmek gerekir: Bütün bunlardan
müslümanların bir giyim tarzının olmadığını, giyimlerinde
güzelliğe, uyuma, zerafete önem vermedikleri sonucu
çıkarılmamalıdır. Aksine, müslümanların her konuda insana
yaraşanı yapmaları Yüce Mevlâmız'ın emridir. Efendimiz s.a.v .,
insanlığa bunu öğretmiştir. Burada hassas nokta, yakışanla meşru
olmayanı birbirinden ayırmaktır. Tarz arayışlarında ölçüler
dikkate alındığında elbette buna göre çözümler bulmak mümkündür.
Yine hatırlamak lazım, Cenab -ı Mevlâ'nın koyduğu sınırları
aşmada ne güzellik vardır, ne de bir hayır. Haramı güzel
gösteren nefs ve şeytandır.
Kaynak:
Semerkand Dergisi