KADIN ve
ÖRTÜNME EMRİ
Mübarek Erol
Kullarının selamet ve
saadetini dileyen Rabbimiz, peygamberleri ve kitapları
vasıtasıyla hak yolu bildirmiş ve insanlığın o yola girmesini
emretmiştir. Habib-i Kibriya s.a.v. peygamberlerin, Kur'an-ı
Kerim de kitapların sonuncusudur. Tebliğ edilen hak yolun adı,
Rabbimiz'in adlandırmasıyla “İslâm”dır.
Müberra dinimiz İslâm, sadece Allah ile kul arasındaki mücerret
bağdan ibaret değildir. Fertlerin ve toplumların bütün
ihtiyaçlarını içine alan eşsiz bir nizamdır.
Müslüman, bu nizamı eksiksiz olarak kabul eden insandır ve balık
su içinde bulunduğu müddetçe nasıl huzurluysa, müslüman da
İslâm'ın emir ve yasaklarına uyduğu nisbette huzur bulur.
İslâm yalnızca kişinin vicdanına bırakılan bir din değildir.
Dinimiz, “hayatım yalnızca benimle Allah arasında, başkasını
ilgilendirmez” sözüne izin vermez. Bütün hayatları ve hayatın
bütün safhalarını birbirine bağlar.
O halde imanla şereflenen her mümin İslâm dininin emir ve
yasaklarına uygun olarak yaşamak mecburiyetindedir. Zaman ve
mekân ne olursa olsun, müslüman, hayatının gidişatını bu ulvî
nizama göre çizmelidir. İmanda samimi olmanın ölçüsü de budur.
Samimi iman sahibi olan her müslüman bilir ve kesin olarak
inanır ki, yüce dinimizin verdiği her emir insanın fıtratına ve
ruhuna uygun, kişinin saadetine ve kurtuluşuna vesiledir.
Yüce dinimizin emir ye yasakları tartışılmaksızın kabul edilir,
pazarlık yapılmaz, işine gelmeyince reddedilmez. Fakat zaman
zaman bu yüce dine mensub olanların da, ne cüretle bilinmez,
Cenab-ı Mevlâ'nın kimi emirlerini bile bile anlamazdan
geldikleri, kendi arzularına göre yorumladıkları, tahrif
ettikleri görülür.
Bu emirlerden biri, belki de en çok dile getirileni,
yıpratılmaya çalışılanı, etrafında fırtınalar koparılanı
hanımlara yönelik örtünme emridir. Halbuki kadınların
örtünmeleri, tesettüre riayet etmeleri, dinimizin kesin
emirlerinden biridir.
Tesettür, Rabb'ü-l Alemin'e karşı kulun itaat ölçülerinden
biridir. Tesettür aynı zamanda iffet, fazilet, şeref, hürriyet
ve saadettir.
Her emrinde mutlak hikmet sahibi olan Yüce Rabbimiz, mukaddes
kitabımız Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:
“Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına,
(ihtiyaçları için dışarı çıkacakları zaman) dış elbiselerinden
üstlerine giymelerini söyle. Böyle giyinmeleri, tanınıp eziyet
edilmemeleri için daha uygundur. Allah, çok bağışlayıcı ve çok
esirgeyicidir.” (Ahzap, 59)
Diğer bir ayet-i celilede ise şöyle buyurulmaktadır: “(Habibim)
mümin kadınlara da söyle: Gözlerini haramdan sakınsınlar,
ırzlarını korusunlar. Ziynetlerini (süslerinin takılı olduğu
boyun, kulak, baş, kol ve bacak gibi yerlerini) açıp
göstermesinler. Ancak bunlardan görünmesi zaruri olan (yüz,
eller, ayaklar) müstesna. Başörtülerini yakalarının üzerine
koysunlar (Göğüs ve boyunlarını göstermesinler). Ziynet (yer)lerini
ancak şu kimselere gösterebilirler: Kocalarına, babalarına,
kocalarının (başka anadan olma) oğullarına, kendi erkek
kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin
oğullarına, müslüman kadınlarına, ellerindeki cariyelere,
(şehvetsiz ve kadına) ihtiyacı olmayan ihtiyar kimselere, henüz
kadınların gizli yerlerinin farkına varmamış olan çocuklara.
Gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını da (yere veya
birbirine) vurmasınlar. Ey müminler! Hepiniz Allah'a tevbe edin
ki dünya ve ahiret saadetine kavuşasınız.” (Nur, 31)
Evet; ayet-i celile açıkça gösteriyor ki, müslüman kadınların
yüzleri, elleri ve bir rivayete göre ayakları hariç, bütün
uzuvlarını örtmeleri farzdır. Açmaları ise haramdır. O halde
hiçbir müslüman kadın yüzü, elleri ve ayakları dışında hiçbir
yerini, kendisine nikah düşen yabancı erkeklere gösteremez.
Ancak yukarıdaki ayet-i celilede zikredilen on iki kimseye İslâm
hukukunun tayin ettiği ölçüler dahilinde ziynet yerlerini
göstermeleri caizdir. Bunların dışında bir müslüman kadın
dışarıya, yabancı erkeklerin görebileceği bir yere gitmek
zorunda olduğu zaman saçlarını, kollarını, bacaklarını, ziynet
ve süslerini kapatarak çıkmaya, yani tesettüre riayet ederek
çıkmaya mecburdur. Bunu yaparken, giysisinin vücut hatlarını
gösterecek kadar ince veya dar olmamasına da özen göstermek
zorunludur. Bu bakımdan günümüzdeki bazı tesettür uygulamaları
örtünme vasfını yitirmiş görünmektedir. Müslümanların buna da
dikkat etmesi, hakka batıl karıştırmaması büyük bir vazifedir.
Rabbimiz, Habib-i Kibriya s.a.v.'in hanımlarının şahsında bütün
müslüman hanımlara şöyle emreder:
“(Ey peygamber hanımları) evlerinizde oturun (ve ihtiyacınız
için dışarı çıkmanız gerektiğinde) evvelki cahiliyet (zamanında
süslenerek, ince elbiseler giyerek, açılıp saçılarak sokağa
çıkan kadınların) çıkışı gibi çıkmayın. Namazı dosdoğru kılın,
zekâtı verin, Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin.” (Ahzap, 33)
Hz. Aişe ve Ümmü Seleme r.a. validelerimizin bildirdiğine göre,
yukarıda zikredilen tesettürle ilgili ayet-i celileler nazil
olduğu zaman, müslüman hanımlar derhal vücutlarını örtmüşler,
tereddüt göstermeden Allah'ın emrine itaat etmişlerdir.
Kuvvetli bir iman ve hayânın neticesi olan örtünme büyük bir
değer ifade etmektedir. Nefsin süfli arzularına uyma yerine,
kainatın şirin bir misafiri olarak, misafirhane sahibinin
emirleri istikametinde hareket etmek büyük önem taşır.
Aslında kadının fıtratı da bu ilâhi emire uygunluk arzeder.
Çünkü kadın, yaradılışı gereği bir sakınma duygusu hissederek
örtüsüne sığınır. Böylece nâmahremlerin dikkatini çekmekten,
onların kem bakış ve kötü düşüncelerine hedef olmaktan kurtulur.
Zira kadının kalesi ve siperi örtüsüdür.
Tesettüre riayet etmemek, yani açık-saçıklık, sadece bireye
değil, aile kurumuna da zarar vericidir. Yalnızca birbirlerine
ait olma hissiyle hareket edip, bunun için söz verenler,
tesettür emrine riayet edip mahremiyeti korumalıdırlar. Aksi
halde karşılıklı güven, sevgi ve hürmete dayanan aile mutluluğu
sarsılır. Kimse güvensiz bir evlilik yapmak istemez.
Asrımızda örtünmenin, sakınmanın büyük oranda terkedilmiş
olması, evlenme oranının gittikçe azalmasına sebep olmuştur.
İnsanların bekâr kalmayı tercih edişlerindeki artış gösteriyor
ki, tesettürün aile ocağının kurulmasında ve devamında büyük
rolü vardır.
Örtünmenin hürriyeti kısıtladığını savunabilirler. Sormak
gerekir, nefsin arzularına esir olmak, hayvanî duyguların emrine
girmek nasıl bir hürriyet olabilir? Öyle de olsa, kim istediğine
ne kadar ulaşabilir? Mevlâ nasip etmedikçe kimsenin eline bir
şey geçmez. O'na karşı gelinmekle de huzur bulunmaz. Gerçek
hürriyet, Rabbimiz'in emirlerine kayıtsız şartsız teslim
olmaktır. Örtünmek, Allah'a, Peygamber s.a.v.'e, Kur'an'a inanan
herkes için mukaddes bir emirdir.
Tesettür, müslüman hanımın hürriyetini gasbetmek, kısıtlamak,
medeni haklarını çiğnemek için değil, bilakis bunları yerli
yerine koymak ve korumak içindir. Tesettür, asalet ve faziletin
ölçüsüdür. Çünkü asalet ve fazilet, dinin emirlerine uyup uymama
bakımından kıyaslanır.
Örtünmek imanın, edebin, hayânın açık bir ifadesidir. Habib-i
Edip s.a.v. Efendimiz hadis-i şeriflerinde: “Hayâ imandandır.
İman ise cennete götürür.” ve “Hayâ güzeldir. Fakat kadınlarda
çok daha güzeldir.” buyurmuşlardır.
Müslüman ebeveynler, ana-babalar, kızlarına, gelinlerine
örtünmenin faziletini, hayâ perdesinin ulviyetini öğretmek
zorundadırlar. Hayâ kaybedildiği an her şey kaybolmuştur. Bundan
sonra dünyadaki hiçbir güzelliğin anlamı kalmaz. Hayâ perdesi
yırtılmış insan bir avuç topraktır. İnsan olma vasfını
yitirmiştir.
Müslüman kadınların örneği, Hz. Hatice, Hz. Aişe, Hz. Fatıma
(Allah onlardan razı olsun) gibi validelerimizdir; ar perdesini
yırtmış olanlar değil.
Asr-ı Saadet'in hanımları, ayet-i celile nazil olur olmaz hemen
örtünüyorlar. Asrımızda ise bin beş yüz yıldır gelmiş olan bu
emir göz ardı edilmekte, ona uyulmamaktadır.
Bütün bunların sebebi birer baba, birer ana olarak üzerimize
düşen vazifelerimizi yapmadığımız; hanımımıza, kızımıza,
gelinimize, İslâm'ın iffet ve faziletini öğretmediğimiz ve
yaşamadığımız içindir.
Tesettür, yani örtünmek, kendini haramdan gizleyip korumak
dinimizin çok açık bir emridir. Dinimizin emirleri de,
tartışılmak için değil, uyulmak içindir. Dinin emirlerine itaat
etmeyip, dünyanın emrine girenler de, bir meta gibi
kullanılmaktan kurtulamazlar.
Rabbimiz'in tevfik ve inayeti ile...
Kaynak:
Semerkand Dergisi