Nur Suresi
30— (Ey
Muhammed) Mü'min erkeklere de ki: gözlerini (kendilerine
helâl olmayanlardan) sakınsınlar, utanc yerlerini (hem
açmaktan, hem de zinadan) korusunlar. Bu onlar için daha
nezih ve daha uygundur. Şüphesiz ki Allah onların işleye
geldiklerinden haberlidir.
31— Mü'mine
kadınlara da de ki: (Bakılması haram olan şeylerden)
gözlerini sakınsınlar; iffet ve namuslarını korusunlar, süs
yerlerini -görünen kısımlar dışında- açmasınlar;
başörtülerini yakaları üzerine (gelecek şekilde) örtünüp
salıversinler; zînetlerini (ve zînet yerlerini) kocalarından
veya babalarından veya kocalarının babalarından veya
oğullarından veya kocalarının oğullarından veya
kardeşlerinden veya kardeşlerinin oğullarından veya
kızkardeşlerinin oğullarından veya kendi (din kardeşleri
sayılan) kadınlardan veya ellerinin sahip olduğu
cariyelerden veya erkeklikten kesilip (kadınlara) ihtiyaç
duymayan hizmetçilerden veya kadınların utanç yerlerine ilgi
duymayan çocuklardan başkasına açmasınlar. Süslerinden
gizledikleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar (ayak
bileklerindeki halhalı taşıdıklarını hissettirmesinler).
Hepiniz birden Allah'a tevbe edin ey mü'minler! Ola ki
korktuklarınızdan kurtulup umduklarınıza erişirsiniz.
Mersed kızı Esma (R.A.), Benî
Harise mahallesinde oturuyordu. Kendisi oldukça zeki ve sözü
sohbeti dinlenen bir hanımdı. Müslüman hanımlar sık sık onu
görmeye ve sohbetinden yararlanmaya gelirlerdi. Ancak ona
gelen hanımların çoğu iyice örtünmezlerdi; ayak
bileklerindeki halhal, göğüslerindeki gerdanlık, saç
örgüleri açık bir vaziyette bulunuyordu. Hz. Esma (R.A.)
onların bu halini hiç de hoş karşılamadı ve «bunlar ne
çirkin şeyler» diyerek üzüntüsünü belirtti. Bunun üzerine
yukarıdaki âyetler indi.
Ashab-ı Kîrâm'dan Cerîr (R.A.)
diyor ki: «Resûlüllah (A.S.) Efendimizden, farkına varmadan
ansızın (karşılaşılan bir kadına) bakmaktan sordum. Buyurdu
ki; «Gözünü (ondan) derhal çevir.»
Bir adam annesinin odasına
girmek için izin isteyip istemiyeceği hakkında sordu.
Peygamber (A.S.) ona: «İzin iste de öyle gir» buyurdu. Bunun
üzerine adam tekrar sorma ihtiyacını duydu ve aralarında şu
konuşma geçti:
— Ama ben evin içinde onunla
beraber bulunuyorum?
— İzin iste de öylece yanına
gir.
— Ben ona hizmet ediyorum,
yine de izin istemem gerekir mi?
— İzin al da öylece gir. Onu
çıplak vaziyette görmek ister misin?
«Ademoğluna (kendi iradesi
doğrultusunda) zinadan ulaşacak payı yazılmıştır; bundan
kurtuluş yoktur. İki gözün zinası (harama) bakmaktır. Dilin
zinası, (o gibi müstehcen şeyi) konuşmaktır. Kulağın zinası,
(o gibi müstehcen şeyleri) dinlemektir. Ellerin zinası, (o
gibi şeyleri) tutmaktır. Ayakların zinası, (o gibi şeylere
doğru) adım atmaktır. Nefis ise, (o gibi şeyleri) temenni
edip ilgi duyar; utanç yeri ise, ya onu doğrular, ya da
yalanlar.» «Kıyamet
günü bütün gözler ağlayacak; ancak Allah'ın haram kıldığı
şeyden sakınan göz; Allah yolunda uyumayıp (nöbet bekleyen)
göz ve Allah korkusundan sinek başı kadar olsun yaş akıtan
göz müstesna..»
«Allah'a tevbe edin. Çünkü ben
Yüce Rabbıma bir günde yüz defa tevbe ediyorum.»
«Allah kulun tevbesinden
dolayı, çölde kaybettiği devesini bulan kimseden daha çok
sevinir.»
«Mü'mîn erkeklere de ki:
Gözlerini (kendilerine helâl olmayanlardan) sakınsınlar.
Utanç yerlerini (hem açmaktan, hem de zinadan) korusunlar.»
Kur'ân haramdan sakınma, namus
ve iffeti koruma konusunda, kadınlardan önce erkeklere
seslenmekte ve bu hususta onların daha eğitici, yönlendirici
ve otokontrolü sağlayıcı rol oynayabileceklerine işaret
etmektedir. Aynı zamanda kadınlardan ziyade erkekler cadde
ve sokaklarda, çarşı ve pazarlarda bulunurlar. Onların
rastladıkları her kadını din kardeşi bilip anne ve kız
kardeşlerine gösterdikleri saygıyı onlara gösterdikleri;
şehvet nazarıyla değil, iş icabı baktıkları takdirde, toplum
yapısında güven, huzur, namus, edep ve terbiye duygu ve
düşüncesi hâkim olur. Yetişmekte olan kuşaklara da toplum
içinde nasıl davranılması gerektiği -en tesirli yanlarıyla-
gösterilmiş olur.
Böylece kadınların da
kocalarına karşı şüphe ve zan beslemelerine, güvensizlik
duymalarına neden kalmaz ve aile yuvası daha huzurlu bir
düzeye kavuşmuş olur.
Mü’min kadınlara da de ki:
(Bakılması haram olan şeylerden) gözlerini sakınsınlar;
iffet ve namuslarını korusunlar..»
Kadınların da erkeklere
şehvetle bakması haramdır. Alım-satım, iş ve mahkeme gibi
durumlarda -şehvetle olmamak kaydıyla- erkeğin kadına,
kadının da erkeğe bakmasına cevaz verilmiştir. Bu cevazı
veren ilim adamları ve müctehit imamlar şu olayı delil ve
dayanak göstermektedirler: «Bayram günü Habeşlî oyuncular
Mescid-i Saadet'in yanında kılıç-kalkan oyunları oynarken
Resûlüllah (A.S.) Efendimiz onları seyrediyor, aynı zamanda
teşvikte bulunuyordu. Derken gelip Peygamber (A.S.)
Efendimiz'in arkasında yer alan Hz. Aişe (R.A.) Validemiz de
-erkeklere görünmeyecek şekilde korunmak suretiyle- onları
bıkıncaya kadar seyretti.»
Bunun aksini iddia edenlerin
delili ise, Tirmizî'nin rivayet ettiği İbn Ümmi Mektûm'un
(R.A.), Hz. Meymune'nin (R.A.) yanında Hz. Ümmü Seleme
(R.A.) bulunduğu bir sırada içeri girmesi ve Peygamber
(A.S.)ın, zevçelerine perde arkasına geçmelerini
emretmesidir.
Ancak ilim adamları hicretin
yedinci yılında meydana gelen Habeşlî oyuncular olayıyla
ilgili rivayeti delil edinme bakımından daha sıhhatli kabul
etmişlerdir.
Şüphesiz ki, müslüman
kadınların gözlerini ve namuslarını haramdan sakınmalarının
sayılmayacak kadar faydaları vardır. Onları şöyle
maddeleştirip özetliyebiliriz :
a) İffetsiz
erkeklerin gizli arzularının ortaya çıkmasına engel olur.
b) Şehevî
duygusunun tesiri altında kalanların bir ölçüsüzlükte
bulunmalarına fırsat vermez.
c) Erkeklerin
kadınlara, yani iffetli ve namuslu kadınlara daha çok saygı
duymalarına ortam hazırlar.
d) Ahlâken
düşük kadınların ister-istemez o iffet ve edep havasına
uymalarını sağlar.
e) Kız
çocuklarının edep ve terbiye, namus ve iffet havası içinde
yetişmelerini kolaylaştırır.
Süs yerlerini -görünen kısmın
dışında- açmasınlar.,»
«Süs» ile çevirisini
yaptığımız «zînet» kavramı üzerinde hayli durulmuş ve
birtakım farklı yorumlar ortaya konulmuştur:
1— İbn Abbas'a
(R.A.) göre : Kadının yüzü, elleri ve yüzüğü gibi
görünebilen kısımları dışındaki süs yerleridir. Nitekim İbn
Ömer ve Tabiîn'den Saîd b. Cübeyr de aynı görüştedirler.
2— Ebû İshak ve
Ebû Ahves'e göre : Küpe, halhal, gerdanlık gibi ancak
kocasının görebileceği süsleri ve süs yerleridir.
3— İbn Mesûd'a
(R.A.) göre : Sokak kıyafeti (çarşaf, manto, pelerin) ve
entari dışında kalan giysileridir.
Bunlardan İbn Abbas'ın (R.A.)
yorum ve tesbiti daha sıhhatli kabul edilmiş ve delil olarak
Ebû Bekir Sıddîk'ın (R.A.) kızı Hz. Esma (R.A.) olayı
gösterilmiştir. Şöyle ki: Hz. Esma (R.A.) üzerinde ince bir
entari bulunduğu halde Hz. Aişe'nin {R.A.) odasına giriyor.
O sırada Resûlüllah (A.S.) Efendimiz de orada idi. Hz.
Esmâ'yı o vaziyette görünce yüzünü başka tarafa çeviriyor ve
şöyle uyarıda bulunuyor: «Ya Esma! kadın ergen olunca,
artık onun şundan ve bundan başka yerlerinin görünmesi uygun
olmaz»
buyuruyor ve mübarek eliyle
yüzünü ve iki elini gösteriyor.
Zînet, biri kapalı diğeri açık
olmak üzere iki kısma ayrılır. Kapalı olanı: Ayak bileğine
takılan halhal, kollara takılan bilezikler, kulaklara
takılan küpe ve boyuna takılan gerdanlıktır. Acık olanı
ise: Dış kıyafettir ve bedeni örten elbiselerdir. Nitekim
A'raf Sûresi 31. âyette buna değinilerek şöyle
buyurulmaktadır: «Ey Adem oğulları! her mescidde (namaz
vakitlerinde orada bulunduğunuzda) zinetinizi (güzel ve
temiz elbisenizi) giyinin..» Böylece zînet'in temiz olan
sokak kıyafeti olduğu anlaşılıyor.
Aynı zamanda bundan maksadın
sürme, yüzük, bilezik, yüz ve eller olduğunu belirtenler de
olmuştur. Nitekim Hz.
Aişe (R.A.) diyor ki: «Ana bir kardeşim Abdullah'ın kızı
Müzeyyene yanıma geldi. Az sonra Peygamber (A.S.) da içeri
girdi ve o kızı görünce yüzünü başka tarafa çevirdi. Bunun
üzerine dedim ki: «Ya Resûlellah! o kardeşimin kızıdır.»
Benim bu sözüme karşılık O şöyle buyurdu : «Ya Aişe! kız
ergen olunca, yüzünden ve (eliyle kendi bileğini tutup elini
göstererek) bundan başka yerlerini açık bulundurması helal
olmaz.»
Konumuzla ilgili âyette «fürûc»
sözü geçmektedir. Bu «ferc»in çoğuludur. Nûr Sûresi 30 ve
31. âyetler dışında hep zina anlamında kullanılmıştır. Bu
iki âyette ise, utanç yerleri kasdedilmiştir.
«Başörtüsünü yakaları üzerine
(gelecek şekilde) örtünüp salıversinler; zînetlerini (ve
zînet yerlerini)...... açmasınlar.»
Cenâb-ı Hak, mü'min kadınları
saygı duyulacak, iffet ve namus timsali olacak bir düzeyde
bulundurmak için onlara hem baş örtülerini nasıl
örtünmelerini, hem de zînet yerlerini, avret mahallerini
iyice örtecek dış kıyafetlerini nasıl kullanmalarını
belirterek yol gösteriyor. Anlaşıldığı gibi, konuyu
oluşturan bölümde biri emir, diğeri nehiy (yasak) olmak
üzere iki ayrı hüküm yer almaktadır. Emir burada vücubu,
yani farziyeti, nehiy ise tahrîmi gerektirir. O halde
müslüman kadınların mahremleri olmayan erkeklere karşı
başlarını, boyun, göğüs, kulak ve saçları kapsayacak şekilde
örtünmeleri farzdır. Sokağa çıkarken de, bir rivayete göre,
yüz ve elleri dışında kalan kısımlarını -tenin rengi
görünmeyecek şekilde-örtmeleri de farzdır. Bunun aksine bir
kıyafet yasaklanmıştır ki bu tahrîmi gerektirir.
Müfessîr Kurtubî'nin tesbitine
göre : Bu iki âyet inmeden önce Müslüman kadınlar
başörtülerini omuzları arasından salıverirlerdi. O yüzden
boyunları, kulakları, saçlarının bir kısmı ve göğüslerinin
boğazla birleşen kısmı açık, yani örtülmedik kalırdı. Cenâb-ı
Hak bu şekil örtünmenin sakıncalı olduğunu beyanla Nûr
Sûresi'nin 30 ve 31. âyetlerini indirdi. Böylece hükmü
kıyamete kadar baki kalacak bir örtünme şeklini emretti.
Nitekim Hz. Aişe'nin (R.A.)
kardeşi Abdurrahman'ın kızı Hafsa, Hz. Aişe'nin yanına
geldiğinde, başında -boyun ve göğsün rengini belli edecek
şekilde- ince bir baş örtüsü bulunuyordu. Hz. Aişe (R.A.)
onun bu haline fazlasıyla üzüldü ve öfkelendi, o sebeple
Hafsa'nın başındaki ince örtüyü çekip aldı ve yırttı. Sonra
da şöyle buyurdu : «Kalınca bir örtü örtülür..»
Yine Hz. Aişe (R.A.) diyor ki:
«Bu âyetler indiğinde, Allah
rahmet eylesin, ilk muhacirlerden olan kadınlar üstlerinde
taşıdıkları entari, çarşaf ve benzeri elbiselerinden kesip
başlarını (emredilen şekilde) örttüler.»
Hz. Aişe (R.A.) devamla diyor
ki :
«Vallahi Ansardan olan
kadınları, Allah'ın kitabına uyup onu en çok doğrulayan
kadınlar olarak gördüm. Nûr Sûresi'nin bu âyetleri indiği
zaman kocaları gidip onlara okuyunca hepsi de başörtülerini
güzelce örtünüp Peygamber (A.S.) Efendimiz'in arkasında
(namaza) durdular; sanki «hepsinin başında birer (siyah)
karga bulunuyordu.»
Anlaşıldığı gibi, başörtüsünün
boynu, gerdanı, kulağı ve saçı örtecek şekilde örtülmesi
emredilmekte ve böyle yapmanın farz olduğu belirtilmektedir.
Ellere ve yüze gelince :
Bunların açık tutulmasında zaruret söz konusudur. O bakımdan
bir fitneye sebep teşkil etmediği sürece bu iki organı açık
bulundurmakta bir sakınca yoktur. Aynı zamanda bununla
ilgili rivayetler kolaylık getirmektedir. Bir konu hakkında
iki veya daha fazla sahih rivayet varsa ve biri diğerinin
hükmünü kaldırmıyorsa, o takdirde hafif ve kolay olanını
seçmekte yarar vardır. Kurtubî de ihtiyat cihetiyle bu
delilin daha kuvvetli olduğunu belirtmiştir. (Tefsîr-i
Kurtubî: 12/229)
Hanbelî Mezhebine göre :
Namazda erkeğin avret yeri:
Göbekle diz kapağı arasıdır. Göbek ile diz kapağı avret
değildir.
Avret yerini örtünmede vacip
olan ölçü, tenin rengini örtüp beyazlık ve kırmızılığı
görülmeyecek ve belli edilmeyecek kadar elbisenin kalın
bulunmasıdır. Aksi halde tenin rengini belli edecek kadar
ince bir elbiseyle namaz caiz olmaz.
Kadınlara gelince :
Onların namazda yüzlerinden ve
ellerinin içinden başka yerlerini açık bulundurmaları caiz
değildir. Cariyelerin ise başları açık bir vaziyette namaz
kılmaları caizdir. Bu meseleye el-Hasan'dan başka muhalefet
eden bir ilim adamı bilmiyoruz.
İmam Ahmed b. Hanbel'e göre :
Cariyenin başı, dirseklere kadar kolları ve dizlere kadar
bacakları dışında kalan kısmının tamamı avrettir.
Hanefî Mezhebine göre :
Namazda erkeğin avret.yeri,
göbekle diz kapağı arasıdır. Diz kapağı da avrettir. Hür
kadının avret yeri ise, yüzü, ellerinin içi ve ayaklarının
üstü dışında bedeninin tamamıdır. Cariyenin avret yeri, diz
kapağıyla göbek arası, karın ve belinin tamamıdır.
Şafiî Mezhebine göre :
Erkeğin ve cariyenin namazda
avret yeri, göbekle diz kapağı arasıdır. Göbek ve diz kapağı
avret değildir.
Hür kadının namazda avret
yeri, yüzü ve elleri dışında bedeninin tamamıdır.
Mâliki Mezhebine göre :
Erkeğin ve kadının mugallaza
ve muhaffafa, yani galiz ve hafif olmak üzere avret yerleri
iki kısma ayrılır. Erkeğin galiz olan avret yeri, ön ve arka
organlarıdır. Hafif olanı ise, göbekle diz arasıdır.
Hür kadının galiz avreti: Yüz,
eller, ayaklar, göğüs ve göğüs hizasında-olan kısımların
dışında kalan bedeninin tamamıdır. Hafif olanı, göğüs ve
göğüs hizasına gelen arka kısmı, kolları, boynu ve başıdır.
Aynı zamanda dizden ayak ucuna kadar olan kısmı da hafif
avret kapsamına girer. Yüz ve elleri avret değildir.
Bu mezhebe göre, hafif sayılan
avret yerlerini açık bulundurmak haramsa da namazı bozmaz.
Aynı zamanda giyilen
elbisenin, tenin rengini örtüp belli etmiyecek şekilde kalın
olması şarttır.
Namaz dışında avret yerleri:
Hanefî Mezhebine göre : Hür
kadının halvette avret yeri, dizle göbek arasıdır. Gerek
mahreminin, gerekse müslüman kadınların yanında belirtilen
kısmın dışındaki yerlerini açık bulundurması haram değildir.
Yabancı erkek veya gayr-i
müslim kadınların yanında ise, yüzü ve iki elleri dışında
kalan bedeninin tamamı avrettir. Bir fitne söz konusu
olmadığında, lüzum ettiği zaman kadının yüzüne ve eline
bakmak haram değildir.
Mâlikî Mezhebine göre : Hür
kadının erkeklerden olan mahremlerine karşı ancak yüzünü,
başını, boynunu, ellerini ve ayaklarını açık bulundurması
helâldir.
Hanbelî Mezhebine göre : Hür
kadının erkeklerden olan mahremlerine karşı ancak yüzünü,
boynunu, başını, ellerini ve dizden aşağı kısmını açık
bulundurması caizdir.
Şafiî Mezhebine göre : Kadının
yüzü de, elleri de yabancı erkeğe karşı avrettir. Gayr-i
müslime kadınlara karşı avret değildir.
Mâlikî ve Şafiî imamlarına
göre :
Kadının namaz dışında avreti,
kendi mahremine nisbetle, göbek ile diz arasıdır. Yabancı
erkeklere nisbetle, bedeninin tamamıdır. Ancak Mâlikî
imamlarından çoğuna göre, yüzü ve elleri başı ve ayakları
istisna teşkil eder. Şehevî telezzüzden kendini emin
hisseden yabancı erkeğin, kadının belirtilen yerlerine
-lüzum ettiği takdirde- bakması haram değildir.
Kadın sesi avret değildir.
Nitekim Ashab-ı Kiram, Resûlüllah (A.S.) Efendimizin
zevcelerinden dinî konuları sorup öğrenirlerdi.
Ancak erkeklere karşı
şarkı, türkü söylemeleri bu genellemenin dışında kalıp haram
kapsamına girer.
«Zinetlerinî (ve zînet
yerlerini) kocalarından veya babalarından......»
Kur'ân-ı Kerîm yukarıdaki otuz
birinci âyetle, kadınların -mezheplerce sınırı belirlenen-
zînet yerlerini ancak şu on iki sınıf kimsenin yanında
açabileceklerinin caiz olduğunu belirtmektedir. Şöyle ki :
1— Babalar
Bu, baba ve dedeleri
kapsamaktadır. Öyle ki, kadın zînet yerlerini nasıl
babasının yanında açabilirse, öylece babasının babasının ve
anasının babasının yanında da açabilir.
2— Kocalar
Kocadan maksat sahîh nikâhla
evlendiği erkektir. Ayrıca «ba'l» efendi hakkında da
kullanılmıştır. Ona göre, (hizmetçi) kadın efendisinin
yanında zînet yerlerini açabilir.
3— Kocaların
babaları
Bu, kadının kocasının babasını
ve dedesini kapsamaktadır. Öyle ki, kadın kocasının
babasının yanında zînet yerlerini açık bulundurabileceği
gibi, onun babasının babası yanında da açık bulundurabilir.
4— Oğullar
Bu, kadın ve erkek tarafından
olan hem oğulları, hem de torunları kapsamaktadır.
5— Kocaların
oğulları
Dördüncü maddede bunu
belirttik. Kadın evlendiği kocasının başka bir eşinden doğan
oğlunun yanında zînet yerlerini açık bulundurabilir. Çünkü
onunla evlenmesi müebbeden (ömür boyunca) haram kılınmıştır.
6— Erkek
kardeşler
Bu, hem ana-baba bir, hem baba
bir, hem de ana bir kardeşleri kapsamaktadır.
7— Erkek
kardeşlerin oğulları
Bu, altıncı maddede
açıklandığı üzere, öz ve üvey kardeşlerin oğullarını
kapsamaktadır.
8— Kız kardeşin
oğulları
Bu, ana-baba bir, baba bir ve
ana bir kız kardeşlerin oğullarını ve torunlarını
kapsamaktadır.
9— Müslüman
kadınlar»?
Âyette «nisâi-hinne» ifadesi
yer almaktadır. Üçüncü şahıs zamiri kadınlara has olmakla
beraber, hangi kadınlara raci', yani aittir? İbn Cüreyc ve
İmam Kurtubî'ye göre, «Müslüman kadınlarsa râci'dir.Bu
takdirde müslüman bir kadının avret yerlerini gayr-i müslim
kadınların yanında açması caiz değildir. Nitekim İkinci
Halîfe Hz. Ömer'in (R.A.), Ebû Ubeyde b. Cerrah'a (R.A.)
şöyle bir mektup yazdığı rivayet edilmiştir: «Bana gelen
haberlere göre, gayr-i müslim vatandaş kadınlar, Müslüman
kadınlarla beraber hamamlara giriyorlarmış. Bunu derhal
yasakla. Zira zimmîye (gayr-i müslim vatandaş kadınjnın,
Müslüman kadının çıplak tenini görmesi caiz değildir.»
Ancak müşrike, kâfire kadın,
Müslüman kadının cariyesi ise, hanımefendisinin zînet
yerlerine bakmasında bir sakınca yoktur.
10— Ellerinin
sahip olduğu cariyeler
«Ellerinizin sahip olduğu
cariyeler» diye çevirisini yaptığımız «ev ma meleket
eymanuküm» cümlesinin zahiri, müslüman olsun, kitaplı olsun
köle ve cariyelere şâmil gelmektedir. Nitekim Hz. Aişe ile
Hz. Ümmu Seleme (Allah ikisinden de razı olsun) âyeti bu
manada anlayıp yorumlamışlardır.
İbn Abbas (R.A.) da «kölenin kendi hanımefendisinin
saçlarına bakmasında bir sakınca yoktur» demiştir.
İmam Mâlik'e :
— Bir hanımefendinin, iğdiş
olan kölesinin yanında başörtüsüz oturması caiz midir? diye
sorulduğunda, o şu cevabı vermiştir:
— Evet...
Tabiîn'den Saîd b. Müseyeb'e
göre, âyetteki «eyman»dan maksat, cariyelerdir.
Birincilerin delili şudur:
Peygamber (A.S.) Efendimiz kızı Hz. Fatıma'-ya (R.A.) bir
köle hediye etti. Bu esnada Hz. Fatma'nın üzerinde bir
üstlük (veya entari) bulunuyordu. Öyle ki, başını onunla
örtünce ayakları açık kalıyor, ayaklarını örtünce de başı
açık kalıyordu. Peygamber (A.S.) Efendimiz onun bu durumunu
görünce şöyle buyurdu : «Senin için bir sakınca yoktur.
Çünkü burada senin baban ve bir de köle hizmetçin
bulunuyor.»
11— Erkeklikten
kesilip (kadınlara) ihtiyaç duymayanlar
Bu cümle üzerinde az farklı
yorumlar yapılmıştır. Onları şöyle özetleyip
sıralayabiliriz:
a) Geri zekâlı
olup, kadınlara ilgi duymayan erkekler.
b) Bön, akılsız
budala erkekler.
c) Şuna-buna
hizmet etmek suretiyle geçinen ve kadınlara ihtiyaç
duymayan zayıf ve güçsüz erkekler.
d) Tenasül
aleti harekete geçmiyen erkekler.
e) İğdiş
edilmiş erkekler.
f) Ook yaşlanıp
cinsel iktidarı olmayan erkekler,
g) Kadınlara
ilgi duymayan çocuklar.
Bunlardan daha çok (d} ve (f)
maddelerinin âyetin umumî seyrine uygun geldiği görülmüştür.
Bununla beraber yorumların hepsi de şer'î bakımdan uygun
kabul edilebilir.
12— Kadınların
avret yerlerine ilgi duymayan çocuklar.
Böylece Cenâb-ı Hak müslüman
kadının zînet yerlerini kimlerin yanında açık
tutabileceğini kesin çizgileriyle belirlemiş, onların
dışında kalanlara gösterilmesini yasaklamıştır. Amaç,
kadının iffet ve namusunu kem gözlerden, kötü niyetlilerden
korumak; şehvetperestlerin nazarlarından uzak
bulundurmaktır. Zira kadın hem ailenin, hem ülkenin huzur,
güven ve terbiye kaynağı olduğu kadar; faziletli, ahlâklı
ve dindar nesiller yetiştirmenin temeli, millet olarak
yaşamanın en sağlam teminatıdır. Kadının ahlâkının
yıkılması, iffetinin ayaklar altına düşmesi ve bir şehvet
oyuncağı haline sokulması, sözünü ettiğimiz üç şeyin
yıkılması demektir. Şüphesiz ki Cenâb-ı-Hak ancak hikmetle
emreder ve hayat düzenimizi en faydalı ve kalıcı unsurlarla
ayakta tutmamızı ister.
«Süslerinden gizledikleri
bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar..»
Âyette geçen «gizledikleri
süsleri»nden maksat, ayak bileklerine taktıkları halhaldir.
Yürürken ses çıkaracak şekilde imal edilmiş olanlarını alıp
kullanmak mekruh olduğu gibi, takılar» halhal ses çıkarsın
diye yürürken ayakları yere vurmak da tahrîmen mekruhtur.
Aynı zamanda kadın bu
hareketiyle kibir ve gurur duyuyorsa, bu açıdan da ses
çıkaracak bir süs eşyasını kullanması keza haramdır. Bunun
gibi, kollara ve kulaklara, sokakta yürürken veya bazı
hareketlerde bulunurken ses çıkaracak şekilde imal edilmiş
bilezik ve küpeleri de takmak mekruhtur. Zira bu gibi süs
eşyası, ses çıkartıp dikkatleri zînet yerlerine çekme
hususunda «halhala kıyas edilmiştir.
Artık dinin yasakladığı bu
gibi şeylerden sakınmak vaciptir. Nefsine uyup ilâhî
emirlere riâyet etmiyenlerin, vakit kaybetmeden pişmanlık
duyup Cenâb-ı Hakk'a yönelerek tevbe etmeleri, günahlarının
bağışlanmasını dilemeleri gerekir,
Yukarıdaki âyetlerle, erkek ve
kadın mü'minlerin gözlerini bakılması haram kılınan şeyden
sakınmaları emredildi. Ayrıca kadınların ev içi ve ev dışı
kıyafetleri üzerinde duruldu. Zînet yerlerini mahremleri ve
âyette belirtilen yakınları dışında kalan kimselerin yanında
açmalarının haram kılındığı belirtildi. Sonra da
boyunlarını, kulaklarını, saçlarının tamamını ve göğüslerini
örtecek, tenin ve saçların rengini belli etmiyecek şekilde
başörtülerini örtünmeleri emredildi.
Aşağıdaki âyetlerle, erkek ve
kadınların iffetlerini daha iyi koruyabilmelerine işaretle,
bekâr olanları evlendirmemiz emrediliyor. Böylece hem
ailenin, hem de toplumun sorumlulukları bulunduğuna işaret
ediliyor. Evlenmek için malî imkândan mahrum olanların, yani
evlendikleri takdirde aileyi geçindirme kudretinden yoksun
bulunanların, Cenâb-ı Hak kendilerine imkân verinceye kadar
sabretmeleri tavsiye ediliyor.
Arkasından köle ve cariyelerin haklarının
korunması konu ediliyor ve onlarla ilgili hükümler
açıklanıyor.