Mehmet TALU
Bazı kimseler İslâm'da tesettür
yokmuş, tesettür cahiliye devrinde varmış! Diyorlar. Ne büyük
bir hezeyan... Tesettür Kur'anla, Sünnetle, İcma-i ümmetle
sabittir. İnkâr eden kâfir olur. Bu bakımdan kadın ve kızların
tesettürüne çok önem vermeliyiz. Dışarıda giyilen dış kıyafetin,
dinimizin emirlerine göre örtmesi gerekli olan yerleri örtmüş
olması, vücut hatlarını belli etmeyecek bolluk ve genişlikte,
altmı da göstermeyecek kalınlıkta olması gerekir. Göze çarpan,
göze batan, vücudun hatlarını belli eden, bedene yapışan,
renkleri cırtlak ve çarpıcı kıyafetlerle sokaklarda gezip tozan
kadın ve kızlar' başlanın örtmüş olsalar bile, tesettüre girmiş
sayılmazlar. Onlar Hz. Peygamber (S.A.V) Efendimiz'in ifadesi
ile "örtülü
çıplaklardır.
Maalesef bugün
sokaklarımızda başı kapalı, altı açık hanımlar dolaşıp
duruyorlar. Bakıyorsunuz başı kapalı, altmda bacaklarını olduğu
gibi gösteren derin bir yırtmaç... Başı kapat, altı aç...Saçı
görülmüyor, ama vücudunun bütün hatları meydanda. Bunun adı da
tesettür oluyor öyle mi?
Bu kadınlar, başlarını bir eşarpla örtmekle
tesettüre riayet ettiklerini mi samyorlar? Tesettür gizlenmek,
örtünmek, nâmahrem erkeklerin şehevî bakışlarından kendini
korumak demektir. Devrimizde tesettürsüzlük almış yürümüştür.
Tesettürlülerin bir kısım da zıvanadan çıkmıştır. Daracık
elbiseler, rengârenk, alaca bulaca, çarpıcı renkli kumaşlar ve
örtüler, takıp takıştırmalar, sürüp sürüştürmeler, işveli
yürüyüşler, fettan bakışlar... Neymiş, bayanımız tesettürlüymüş.
Yahu böyle tesettür' olur mu? Bugün öyle sözde tesettürlü
kadınlar vardır ki,
başları açık olsa o derece dikkat çekmeyecekler.
Daracık yutmaçlı etekler... Allı, zilli, pembeli, kırmızılı,
morlu, mavili dikkat çeken renkler... Kalabalık yerlerde takmış
takıştırmış, sürmüş sürüştürmüş, kırıta kırıta, salma salına
yürümeler... Böyle tesettür olmaz. Her şeyin bir usulü, erkânı,
edebi vardır. Ebû Hureyre (R.A.)den rivayete göre Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz:
Örtülü
(fakat) çıplak, (kendine
yabancı erkeği) meylettirici ve (kendisi harama ve
yabancı erkeğe) meyledici, başları deve hörgücü gibi
(sağa sola) meyleden kadınlar cennete giremezler ve cennetin
kokusunu da alamazlar. (Halbuki) hakikaten cennetin
kokusu şu kadar (uzak) yoldan hissedilir,
buyurmuşlardır.
Yine sokaklar'da sözde tesettürlü bir takım kadınlar, kızlar
görüyoruz. Başlarına guguruk gibi deve hörgücüne benzeyen bir
örtü sarmışlar. Cırtlak pembe, cırtlak mavi, cırtlak renklerde
pantolonlar, elbiseler... Kimisi yanındaki gençle elele
tutuşmuş, kimisi bellerine sarılmış. Utanmadan, arlanmadan
herkesin ortasında icra-ı muhabbet eyliyorlar. Böyle şey olur
mu?
Havanın iyi ve açık olduğu bir Pazar günü şehrinizdeki parkları
geziniz ve manzaraya bir bakınız! Göğüsleri, bağırları,
göbekleri açık çağdaş kadınlar ve kızlar... Onlara bir şey
dediğimiz yok. Ne durumda oldukları hallerinden belli.
Ya bazı tesettürlü kadın ve kızlara ne demek gerekir? Aman ya
rabbi, pembenin en cırtlağı... Kan kırmızısı, eflatun, mavi,
yeşil, alaca bulaca. Yırtmaçlı dar etek, yürüdükçe bilmem
neresini çalkalıyor... Başında deve hörgücü gibi bir örtü...
Aklınca tesettürlü...En pahalısından bir kot pantolon üzerine,
eskilerin üç eteği gibi pespembe renkli birşey giyinmiş, salına
salına yürüyor. Kadının biri de başını sımsıkı örtmüş, üzerinde
dar bir tişört var. Kolları neredeyse omuz başlarına kadar
açık...
Müslüman hanımların bilmesi gerekir ki: Sadece başını örtmekle
tesettür olmaz. Tesettürlü bir hanım ciyak ciyak bağıran frapan
renklere bürünemez. Tesettürlü bir hanım seksi bir kıyafet
giyinemez. Tesettürlü bir hanım kolları açık gezemez. Tesettürlü
bir hanım dar etek ve yırtmaçlı eteklik giyinemez. Tesettürlü
bir hanım gökkuşağı renklerinin hepsini üzerinde bulunduramaz.
Tesettürlü bir kadın bana bakın havasına bürünemez. Tesettürlü
bir Müslümansan hanım hanım olacaksın. İffetin, ciddiyetin,
nezaketin, kibarlığın, ağırlığın sembolü olarak görüneceksin.
Biz Türkiyeli Müslümanlar yeni yetme, yakın zamanda ortaya
çıkmış, köksüz kimliksiz bir toplum değiliz. Biz Osmanlı-İslam
medeniyetinin varisiyiz. Erkeklerimiz ve kadınlarımız her
hususta, bu arada kılıkta kıyafette, tesettürde, zerafette,
estetikte dünyaya örnek olmakla mükellefiz.
İslam adına gülünçlük, alaca-bulacalık, pembelik, eflatunluk,
morluk, kırmızılık kabul edemeyiz. İslam kadınları tesettür
konusunda Türkiye'ye ve bütün dünyaya örnek olmalı, çok sanatlı,
çok estetik, çok vasıflı, çok güzel bir manzara sergilemelidir.
Müslüman hanım ve kızlar fırenk kıyafetlerini örtemezler. İslam
tesettürü bir takım süfli menfaatlere, bezirganca emellere alet
edilemez. İslam kadınlarının ve kızlarının açık kadınlardan daha
güzel giyimli daha estetik kıyafetli olması gerekir.
Aklı başında, rabıtalı, kendini bilen, ALLAH'tan korkan, Hz.
Peygamber (S.A.V.) Efendimiz'den haya eden, insanlardan utanan
gerçek tesettürlü hanımları tenzih ederek söylüyorum: Bazı
gülünç ve gösteriş delisi sözde örtülü hanımların acilen
kendilerine gelmeleri gerekiyor. Şeriatımız cinsellik teşhirini
kesinlikle haram kılmıştır. Vücudun hatlarını gösteren çarpıcı
ve çiğ renkli, pespembe, acı sarı, mor, eflatun, ciğer
kırmızısı, vahşi mavi, yemyeşil elbiselerle, yırtmaçlı dar
etekliklerle, deve hörgücü gibi saç topuzlarıyla tesettür olmaz.
Başına bir örtü salıvermekle bir hanım tesettüre girmiş olmaz.
Bu gibi kadınlara nasihat etmek gerekir. Kılık kıyafetlerine,
başörtülerine, tesettürlerine bir çeki düzen versinler.
Sorumlu ve vazifeli olan Müslümanlar, tesettür konusunda
üzerlerine düşen faaliyet ve hizmetleri yapmaları gerekir.
Şöyleki:
1- Tesettürün kesin bir İslâmi farz olduğu, bunun Kur'ân'la,
Sünnetle, İcma-i ümmetle sabit olduğu. Bu farzın Kıyamet'e kadar
geçerli olacağı. Bunda kimsenin değişiklik ve reform
yapamayacağı.
2- Tesettürü inkar edenin dinden çıkacağı.
3- Müslüman kadın ve kızların tesettüre uymaları için, onların
anlayacağı, tesiri altında kalacağı uygun telkinat, nasihat ve
propaganda yapılması. Kırıcı, nefret ettirici, menfi tepkiye
sebep olacak öğüt, propaganda ve telkinlerden kaçınılması.
4- Tesettürün dinî ve imanı bir konu olduğu.
5- Tesettürün sadece İslâm dinine mahsus olmadığı, bütün
dinlerde ve medeniyetlerde bulunduğu, başörtüsünün evrensel
olduğu.
6- Tesettürün farz olduğunu kabul etmekle birlikte ona riayet
etmeyen bir kadının günahkar bir Müslüman olacağı ancak bu farzı
inkar ederse, "İslâm'da böyle bir şey yoktur. Ben böyle bir şeyi
kabul etmiyorum..." derse dinden çıkacağı.
7- Tesettürün gerilik olmadığı, aksine medeniyet olduğu.
8- Vahşi kavimlerin çıplak gezdiği, medenî insanların tesettüre
riayet ettiği.
9- Tesettürün gayesinin fuhşu, azgınlığı, seks
kışkırtıcılığını, ahlaksızlığı, teşhirciliği önlemek olduğu.
Seksi kıyafet bir kadın veya kızın, başını örtmüş de olsa,
tesettürlü sayılamayacağını.
10- Tesettürün, başını örttükten sonra canının istediği
herşeyi giyebileceği ve her şeyi yapabileceği manasına
gelmediği.
11- Tesettürle ilgili milyonlarca faydalı, değerli, etkili,
güçlü broşür ve kitap yayınlanması.
12- Müslüman kadın ve kızların kıyafetlerinin, açık
kadınlarınkinden üstün olması için ciddî müesseseler kurulması.
13- Tesettür kıyafetinin paradan başka birşey düşünmeyen bir
takım bezirgan zihniyetli kimse ve
ticarethanelerin kâr aleti haline getirilmemesi.
14- Şehevî, seksî, dikkat çekici olmamak şartıyla yüksek ve
temsilci Müslüman kadın ve kızlarının çok zarif, çok kibar, sade
fakat asil kıyafetlere, renklere, çizgilere bürünmeleri.
15- Tesettürde dikkat çekici ve bayağı cırtlak pembelerden,
cırtlak kırmızılardan, cırtlak yeşil ve mavilerden, acı ve
cırtlak sarılardan kaçınılması.
16- Parlak ve cırtlak olmayan mat ve sade renklerin tercih
edilmesi.
17- Gerekiyorsa giyim-kuşam evlerinden olmak üzere dünyanın
büyük müesseselerinden tesettür kıyafetleri konusunda yardım
alınmalı, onlarla işbirliği yapılmalı.
18- Kur'ân-ı Kerim'deki, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz'in
Sünnet'indeki, fıkıh kitaplarındaki tesettürle ilgili,
ayetlerin, hadîslerin, hükümlerin çok düzgün ve vasıflı kitaplar
halinde yayınlanması.
19- Hiç olmazsa bir kısım tesettürlü Müslüman kadın ve kızların
açık hanımlardan daha zarif, daha sanatlı giyinmiş, daha üstün
bir zarfa bürünmüş olmalarının sağlanması.
20- Tesettür konusunda yapılması gereken ve yapılabilecek olan
her faaliyetin, her hizmetin planlı ve programlı bir şekilde
hakkıyla ifa edilmesi.
Yukarıda saydığımız hizmetler yapılabilir mi? Elbette
yapılabilir. Mevcut düzen (Derin Devlet) bunlara birtakım
sınırlar koymuştur. Mesela RTÜK, televizyonlarda çarşaf
propagandasını önleyici yasaklar getirmiştir. Bunlara uymayan tv
kanallarına ceza verilmekte, hattâ kapatılmaktadır. Ancak
tesettür konusundaki engeller, yasaklar, kösteklemeler genel
değildir. Bu konuda nereden baksanız yüzde seksen hürriyet ve
serbestlik vardır. Lakin Müslümanlar, önde gelen şahıslar ve
kurumlar bu hürriyeti fırsat bilerek, vazifelerini ve
hizmetlerini yapmıyorlar.
Şimdi yaz aylarındayız, bir pazar günü bulunduğunuz şehrin,
kasabanın meydanına, parkına bir gidiniz ve kadınların-kızların
kılık kıyafetlerine bir bakınız. Açığı da berbat, tesettürlüsü
de berbat. Utancımdan yerin dibine geçiyorum. Müslümanlar bu
hallerede mi düşeceklerdi. En cırtlak, en bağırtlak, en berbat,
en parlak, en göz çekici pembelere bürünmüş bir kızcağız!
Başında gökkuşağı gibi bir eşarp, gurur ve kibir içinde salına
salına bin türlü naz ve işve ile yanındakiyle dolaşıyor. Sözde
tesettürlü. Yahu böyle tesettür olur mu? Bu gibi kadınları,
kızları uyarmak, ikaz etmek, bilgilendirmek gerekir. Uyanırlar,
hallerini düzeltirlerse ne âla. Düzeltmezlerse, ne halleri varsa
görsünler....
İş o hadde vardı ki, başı örtülü göbeği açıklar bile görüldü.
Geçenlerde, Hürriyet gazetesi "göbeği açık türbanlı kızlar"ın
bir şarkıcıya, dans ederek eşlik ederken çekilmiş fotoğraflarını
yayınladı.
Eskiden olsa bu fotoğrafın düzmece olduğunu düşünür, malum
zihniyetin türbanlı kızlara çamur atmak için yaptığı bir
işgüzarlık olarak değerlendirirdik.
Ama şimdi biliyoruz ki, fotoğraflar bir gerçeği yansıtıyor. Hem
başlar örtülü, hem göbekler açık! Hem de cümle âlemin ortasında
neredeyse oryantallere taş çıkartır gibi dans etmeler!
Peki bu noktaya nasıl geldik? Nasıl ki çarpık kentleşme diye bir
kavram var, bu da çarpık bir gelişme, çarpık bir değişim! Yarım
yamalak öğrendikleri bir takım bilgiler ile bu kızlar başlarını
örtmelerinin gerektiğini biliyorlar. Ama başlarını örterken
göbeklerini hiç açmamaları gerektiğinin farkında bile değiller.
Sulandırılmış bir eğitim ile ancak bu kadar oluyor demek ki!
"Göbeği açık türbanlı kızlar'ın fotoğrafını gazetelerde
gördüğümüz zaman rahmetli Prof. Ali Genceli'yi hatırladık.
Enteresan bir adamdı.
Kaç dil biliyordu bilmiyoruz ama Arapça'dan da, Urduca'dan da
çok hızlı tercümeler yaptığını biliyoruz. Bir taraftan eserin
orijinalini okur, bir yandan da Türkçesini kağıda dökerdi.
Genceli hoca bizim tanıdığımızda bekârdı. Akranları kendisini
evlendirmeye çalışırlardı. Ve nasıl bir hanım istediğini
sorarlardı. Genceli Hoca da onlara: "VALLAHİ üstadım bulacağınız
hanımın başı açık da olabilir kapalı da ama poposu mutlaka
kapalı olmalı" diye takılırdı. O zamanlar gülüp geçtiğimiz şey,
bugün gerçek oldu.
Hanımlar başlarını örtüyorlar ama nerelerini açtıklarının
farkında bile değiller. Çarpık gelişmenin daha doğrusu çarpık
değişimin tabii sonucu bu olsa gerek! Doğrudan bir kez sapmaya
görün!
Doğru ile aranızın giderek açıldığı aradan ancak aylar sonra
yıllar sonra ortaya çıkar. Doğrudan bir kez ayrıldınız mı şeytan
size yaptığınız her şeyi güzel göstermeye başlar. Açılan
göbeğiniz bile size güzel gözükür". Cenab-ı Hak şöyle buyurur:
"Şeytan
onların yaptıklarını kendilerine süslemiş, güzel göstermiş"
Başınızın örtülü olmasını kafi sanır, öteki yerlerinizin
açılmasında beis görmez olursunuz.
Geçtiğimiz günlerde İznik yolunda birkaç küçük beldeden
geçiyoruz. Çok şükür gördük ki: Şalvarlı kadınlar, geleneksel,
çarşafa benzer kıyafetleriyle dolaşıyor. Bunca çirkinlik,
çıplaklık, göbeği açıklık içinde bu millî kıyafetleri görmek
ruhuma huzur veriyor. "Be adam hangi devirdeyiz? Sen hâlâ
çarşafı, tesettürü, geleneksel kıyafeti estetik
buluyorsun!.."Aman darılmayın... Yakup Kadri'nin 1920'lerde
kaleme almış olduğu "Çarşafa ve Peçeye Dair" başlıklı güzel
yazısını okursanız bana hak verirsiniz. Hem geniş olun biraz,
toleranslı olun. Bir Japon'un kimonuyu övmesi ne kadar tabiî
ise, Müslüman bir Türkiyelinin çarşafı, feraceyi, yaşmağı,
tesettürü övmesi de o kadar tabiîdir. Herhalde benden bikini
mayo, göbeği açık dekolte kıyafet övgüsü beklemezsiniz.
Kadını hürleştirmek ve yükseltmek bahanesiyle, milletimize
yapılan büyük zulümlerden birisi de, kadınların ve kızların
öncelikle seks ve şehvet aracı olarak görülmesidir. Bizim
dinimiz, bizim millî törelerimiz kadını anne, nine, teyze, bacı,
kız evlât, eş olarak görür. Kadınların, hayvani içgüdüleri
gıcıklayan şekilde reklamlarda, sahnelerde, ekranlarda,
podyumlarda kendilerini teşhir etmelerinin medeniyetle,
özgürlükle hiçbir alâkası yoktur. Böyle uygarlık ve özgürlükler
bir aldatmacadan, şeytanî kuruntulardan ibarettir.
Kadınlara, üzerinde resmî antet bulunan "vesikalarla" fahişelik
yapmak iznini ve hakkını vermek, asla kadın özgürlüğü değil,
aslında en iğrenç bir kölelikten başka bir şey değildir.
Bir İslam şehrinin gerçekten bir İslam şehri olduğunu gösteren
kıstaslar vardır. Bunlardan biri Cuma ezanı okunduğu vakit
ticaretin durması ve erkeklerin Cuma namazı kılmak üzere
camilerde toplanmasıdır. Bir başkası da kadınların tesettürlü
olmasıdır.
Cuma ezanı okunuyor... Caddeler, meydanlar", sokaklar insan
dolu. Otobüsler, trenler, vapurlar, metrolar, otomobiller,
taksiler, içleri insan dolu olduğu halde vızır vızır işliyor.
Çarşılar, pazarlar, insan dolu... Dükkânlar, kahvehaneler,
lokantalar, pastaneler, hanlar, pasajlar insan dolu... Bu şehir
nasıl bir İslam şehridir.
Şu husus unutulmasın ki, tesettür konusunda çalışmak bir "Emr-i
bil-mâruf ve nehy-i anil-münker" vazifesidir, farzdır. Bu farz
büsbütün terk edilirse azab gelir, felaket gelir. Huzeyfe b.
Yeman (R.A.) den rivayete göre Resülullah (S.A.V.) Efendimiz:
"Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan ALLAH'a yemin ederim ki,
ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz, ya da
ALLAH kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azab
gönderir. Sonra ALLAH'a yalvarıp dua edersiniz ama, duanız kabul
edilmez"1
buyurarak, emr-i bil mârufu ve nehy-i anil münkeri terk eden bir
toplum üzerine azab ineceğini açıkça haber vermiş, bizi
uyarmıştır. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz'in her devirde
gerçek ve icazetli vârisleri, vekilleri, halifeleri
bulunmaktadır. Bunlarla birlikte. bunlara tabi olmalıyız. Böyle
yaparsak inşALLAH, yanlış yola düşmeyiz.
Müslim,
libas:125, Cennet:52; Muvatta, Libas:7; A.b.Hanbel: 3/356,
440