Suâl:
"Ey Peygamber Hanımlarına kızlarına ve inananların kadınlarına
söyle: (Bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman örtülerini
üstlerine salsınlar (vücutlarını örtsünler) onların tanınması ve
incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah çok bağışlayan,
çok esirgeyendir.) "Ayet-i kerimesi örtünmeyi emrediyor. İslama
yabancı, dar görüşlü ve bağnaz kimseler ise Kur'anın bu hükmüne
karşı çıkıyor, örtünmeyi tabii görmüyor ve 'kadınlar peçe altında
hapsedilmemeli diyorlar !
Cevâp:
Kur'an-ı Hakimin bu hükmünün gayet tabii olduğuna; açık-saçıklığın
ise fıtrî olmadığına delâlet eden bir çok hikmetlerden sadece
dördünü beyan edeceğiz.
Birinci hikmet:
Örtünme, kadınlar için gayet tabiidir ve fıtratları bunu
gerektiriyor. Çünkü kadınlar, yaratılış itibariyle zayıf ve nazik
olduklarından, kendilerini ve hayatlarından daha çok sevdikleri
yavrularını koruyacak bir erkeğin, himaye ve yardımına muhtaçtırlar.
Kendilerini sevdirmeye, nefret ettirmemeye ve aşağılanmaya maruz
kalmamaya karşı tabii bir meyilleri vardır. Sonra kadınların yüzde
altmış-yetmişi ihtiyarlık ve çirkinlik gibi sebeplerden dolayı
kendisini herkese göstermek istemez. Veya kıskançlık sebebi ile
kendinden daha güzellere nisbetle çirkin düşmemek ister.
Tecavüz ve ittihamdan korktuğundan, saldırıya maruz kalmamak ve
kocası nazarında hainlikle suçlanmamak için fıtraten örtünmek
isterler. Malumdur ki; insan sevmediği ve istiskal ettiği kimselerin
bakışından sıkılır, rahatsız olur. Hem ahlaken bozulmamış güzel bir
kadın nâzik ve hadiselerden çabucak müteessir olabildiğinden maddi
te'siri bugün ilmen de ortaya konulmuş olan kötü bakışlardan elbette
sıkılır, Hattâ bu dikkatli bakışlardan sıkılarak "Bu alçaklar bizi
göz hapsine alıp rahatsız ediyorlar" diye şikâyette bulunan bir çok
hanımları biliyoruz. Demek ki medeniyetin örtünmeye karşı çıkması,
bir mânada kadınlık âlemine âit tabii ve fıtrî kanunlara karşı
çıkması demek oluyor. Halbuki Kur'an örtünmeyi emretmekle birer
şefkat âbidesi, sonsuz ve kıymetli bir hayat arkadaşı olabilecek
kadınları, küçük düşürmekten, aşağılanmaktan, esirlik ve sefillikten
kurtarıyor.
Hem,
kadınlarda, yabancı erkeklere karşı fıtraten bir çekingenlik var.
Çekingenlik ve korkaklık ise örtünmeyi gerektiriyor. Ayrıca kadının
tabiatı, örtünme ile yabancı erkeklerin şehevi arzularını açmamayı
ve tecavüzüne meydan vermemeyi emreder. Bu gibi kötü düşüncelere dur
diyecek ve tecavüzlere sed çekecek olan şey, kadının kalesi
hükmündeki çarşafı ve peçesidir. Günümüzde kadının içinde bulunduğu
içler acısı durum, gençlerimizin içine düşmüş olduğu ahlâki bunalım
ve bu durumun meydana getirmiş olduğu pek fena yan tesirler,
tesettür aleyhinde olanların, kadının yüzünü kapatmasına karşı
çıkanların, örtünme emrine "esirliktir" diyenlerin, yüzüne karşı
şamar gibi iniyor.
ikinci hikmet:
Kadın ve erkek arasındaki gayet şiddetli olan muhabbet ve alâka
sadece dünyaya ait bir ihtiyaçtan dolayı değildir. Evet, bir kadın
kocasına yalnız dünya hayatına mahsus bir hayat arkadaşı değildir.
Ebedi hayatta da kadın yine kocasına ebedî bir hayat arkadaşı
olacaktır. Öyleyse kadının, ileride kendisine ebedi bir arkadaş
olarak kalmaya devam edecek kocasından başkasına ilgi, alaka ve
samimiyet duymaması, kocasından başkasının nazarlarını kendi
güzelliğine çekmemesi, kocasını bu hususta darıltmaması ve
kıskandırmaması gerekmektedir.
Çünkü,
mü'min bir kocanın, kendisinde bulunan iman sebebi ile, karısı ile
olan alâkası, yalnız dünya hayatına ve güzellik vaktine mahsus değil
ve geçici bir sevgi de değildir. Bu alâka kadının, ahirette kocasına
ebedî bir hayat arkadaşı olması ciheti ile esaslı ve ciddi bir
sevgi, bir hürmetle alakalıdır. Hem yalnız gençlik ve güzellik
vaktinde değil, belki ihtiyarlık ve çirkinlik zamanında dahi o ciddi
sevgi ve hürmeti taşıyor. Elbette buna karşılık, kadın da kendi
güzelliklerini kocasının nazarına tahsis etmesi ve sevgisini sadece
ona göstermesi insanlık gereğidir.
Şer'an; koca, kadına denk ve münasip olmalı. Bu denkliğin en
önemlisi de diyanet noktasındadır. Ne mutlu o kocaya ki; karısının
dindarlığına bakıp taklid eder. Arkadaşını ebedi hayatta kaybetmemek
için dindar olur.
Bahtiyardır o kadın ki; kocasının dindarlığına bakıp "Ebedi
arkadaşımı ahirette kaybetmeyeyim" diye takvaya girer. Yazıklar
olsun o erkeğe ki; saliha dindar olan karısını ebediyyen kaybedecek
bir şekilde sefahete atılır. Ne bedbahttır o kadın ki; muttaki
kocasını taklid etmez, o mübarek ebedi arkadaşını kaybeder. Binlerce
yazıklar olsun o iki bedbaht karı kocaya ki; birbirinin fışkını ve
sefahatini taklid eder, birbirine ateşe atılmasında yardım eder.
Üçüncü hikmet:
Bir
ailenin mutluluğu zevç ve zevcenin birbirine emniyet duyması, samimi
bir hürmet ve sevgi göstermesi ile meydana gelir. Tesettürsüzlük ve
açık saçıklık ise bu emniyeti bozar, karşılıklı hürmet ve sevgiyi de
kırar. Çünkü tesettüre riayet etmeyen on kadından ancak bir tanesi
bulunurki, kocasından daha güzeli görmediğinden kendini ecnebiye
sevdirmeye çalışmaz. Dokuzu kocasından daha iyisini görür. Ve yirmi
adamdan ancak bir. tanesi karısından daha güzelini görmüyor. O vakit
samimi muhabbet ve karşılıklı hürmet gitmekle beraber, gayet çirkin
ve gayet alçakça bir his uyandırmaya sebebiyet verebilir.
Şöyle ki; insan hemşire misillü mahremlerine karşı fıtraten şehevi
his taşıyamıyor. Çünkü; mahremlerin simaları, yakınlık ve mahremiyet
cihetindeki şefkat ve meşru sevgiyi hissettirdiği cihetle; nefsî ve
şehevanî temayü-latı kırar. Fakat bacaklar gibi seran mahremlere de
göstermesi caiz olmayan yerlerini açık saçık bırakmak, süfli
nefislere göre, gayet çirkin bir hissin uyanmasına sebebiyet
verebilir. Çünkü mahremin siması mahremiyetten haber verir ve
namahreme benzemez. Fakat mesela açık bacak, mahremin gayrıyla
müsavidir. Mahremiyeti haber verecek bir alameti farikası
olmadığından, hayvani bir nazar-ı hevesi, bir kısım süflî
mahremlerde uyandırmak mümkündür. Böyle nazar ise, tüyleri
ürpertecek bir sükut-u insaniyettir.
Dördüncü hikmet:
Malumdur ki
neslin çoğalması herkesçe talep edilen bir şeydir. Hiçbir millet ve
hükümet bunun aksini savunmamıştır. Hatta Aleyhi ekmelü't-tahaya:
"İzdivaç ediniz çoğalınız. Ben kıyamette sizin çokluğunuzla iftihar
edeceğim." buyurmuştur. Halbuki açık saçıklık evlenmeyi çoğaltmıyor,
azaltıyor. (Bugün için bazı- Avrupa ülkelerinde evlenme primleri
verilerek evlilik müessesesinin diriltilmesine çalışıldığı bir
gerçektir.) Üstelik memleketimiz Avrupa'ya kıyas edilmez. Çünkü
Avrupa ülkeleri soğuk tabiatlı yerlerdir. Bu Asya alem-i İslam
kıtası ise ona nisbeten sıcak memleketlerdir. Bilindiği gibi
çevrenin insan ahlakı üzerinde tesiri vardır. Hassas ve alıngan
mizaçlı olan sıcak ülke insanlarının şehevi hislerini devamlı tahrik
edecek olan açık saçıklık elbette birçok suistimallere, israflara ve
neslin zayıflığına sebebdir. Bir ayda veya yirmi günde olabilecek
fıtri ihtiyaca karşılık her birkaç günde kendini israfa mecbur
zanneder. O zaman, her ayda onbeş gün kadar hayız gibi arızalar
münasebeti ile kadına yaklaşmamaya mecbur olduğundan, nefsine mağlub
ise fuhşiyata da meyleder.
[1]
Bediüzzaman Said Nursi. Lem'alar. s. 212, 215
Kaynak:
Ve Tesettür
Meselesi Musa Lotus - Nil Yayınları
Tesettürün Önemi