59-
Ey Peygamber! Hanımlarına da, kızlarına da, bütün müminlerin
kadınlarına da söyle. Görülüyor ki, burada yalnız Peygamberin
hanımlarına ve kızlarına değil, Nur Sûresi'ndeki "Baş örtülerini
yakalarının üstüne koysunlar, zinet yerlerini göstermesinler." (Nûr,
24/31) âyeti gibi müminlerin kadınları dahi bu hükmün kapsamına
dahil edilmiştir. Bununla birlikte müminlerin kadınlarında aslolan
hürriyet olduğu için, bundan kastolunanın hür kadınlar olduğu beyan
edilmiştir. Araplarda tesettür adet değildi. Cahiliyet devrinde
kadına hürmet yoktu. Eski cahiliye kadınlarında erkeklerin
dikkatlerini çekecek şekilde göz alıcı biçimde açık saçık çıkan,
açılıp saçılan orta malı olanlar bulunurdu. Bundan dolayı kız
çocuklarını diri diri gömenler olmuştu. İslam ise kadının şanını
iffet ve ısmetle, vakar ve haysiyetle yükseltiyordu.
Nur
Sûresi âyetleri "Mümin erkeklere söyle, gözlerini sakınsınlar" (Nur,
24/30) ve "Mümin kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar." (Nur,
24/31), mümin erkeklerin ve mümin kadınların, yani bir cinsin karşı
cinse göz dikmeyip, bakışlarını kısarak edeblerini ve iffetlerini
korumayı öğreterek terbiyelerini yükseltmiş olduğu gibi, burada da
imanlı hür kadınların hiçbir şekilde eziyete uğramamalarını
pekiştirmek için buyuruluyor ki: Cilbablarından üzerlerini sıkı
örtsünler.
CİLBAB: Baştan aşağı örten çarşaf, ferace, câr gibi dış elbisenin
adıdır. "Kadınların elbiselerinin üstüne giydikleri her çeşit
giysidir." " Tepeden tırnağa örten giysidir", "Kadınların tesettür
ettikleri her türlü elbise ve başka şeylerdir." "Çarşaf ve peçedir".
İDNÂ: Yaklaştırmak demek ise de, âyette ile kullanılması, kapsamak
suretiyle sarkıtmak mânâsını da ifade ettiğinden üzerinden sıkı
örtmek demek olur. Cilbabdan örtmek tabirinde de iki şekil vardır.
Birisi cilbablarından birisiyle bütün bedenini sıkıca örtmek, birisi
de bir cilbabın bir tarafıyla başından yüzünü örtmek demek olur. Bu
beyanda da iki suret vardır. Birisi kaşlarına kadar başını örttükten
sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak.
ikincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra, burnunun
üzerinden dolayıp gözlerini ikisi de açık k alsa bile, yüzün büyük
bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Rivayet olunduğu
üzere Ümmü Seleme (r.a.) demiştir ki: "Cilbablarından üzerlerini
sıkı örtsünler' âyeti nazil olduğu zaman Ensar kadınları üzerlerine
siyah elbiseler giyerek öyle bir ağırbaşlılık ile çıkmışlardı ki,
başları üstünde kuşlar varmış gibi idi."
Hz.
Aişe'den rivayet edilmiştir ki; "Ensar kadınlarına Allah rahmet
etsin. Bu "Ey Peygamber, hanımlarına, kızlarına bütün müminlerin
kadınlarına da söyle" âyeti indiği zaman mırtlarını yardılar, onunla
başlarını sardılar da Resulullah'ın arkasında öyle namaz kıldılar
ki, sanki başlarında kargalar varmış gibi..." demiştir. Bu tesettür
onların tanınmalarına, dağınık cariyelerden, adi kadınlardan vakar
ve heybetle seçile r ek hürmet edilmelerine ve dolayısıyla
incitilmemelerine elverişli olan biçimdir. Gerçi eziyeti kendilerine
davet edecek olan içi bozukları örtü tutacak değildir. Fakat imanlı,
temiz kadınların, kirli bakışlardan yuvalarında gizli inciler gibi
korunmuş kalmalarına en uygun olan biçim de budur. Asıl o zamandır
ki onlara eziyet edecek olanların açık bir vebal ve iftira yüklenmiş
oldukları ortaya çıkar. Ve dolayısıyla bundan önceki ve sonraki
âyetlerin hükümlerine dahil olacakları anlaşılır. Bununla birlikte
Allah bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulunuyor. Burada yukardaki
âyetlerin eki gibi getirilen bu son cümle çok anlamlıdır. Bu bize şu
mânâları ilham eder: 1- Allah'ın bağışlaması çoktur. Bugüne kadar
geçmiş açıklıkları bağışlar. O kusurları örter. Rahmeti de çoktur;
bundan böyle emrini tutanları rahmetiyle arzusuna çok ulaştırır. 2-
Allah bağışlayıcı ve merhametli olduğu içindir ki, kadınlara eziyet
edilmesine razı olmaz ve onun için örtülmelerini emreder. 3-
Tesettür emrolunduğundan dolayı da kadı n lar bir baskıya
uğratılmasın, aşırıya gidilmesin; çünkü Allah bağışlayıcı ve çok
merhametlidir. Bu emri onların
aleyhine değil, lehine olarak vermiştir demek de olabilir.
Kaynak: Elmalılı Hamdi Yazır -
Ahzab
Suresi Tefsirinden
Tesettürün Önemi