30- Müminlere
-yani mümin erkeklere- söyle, gözlerini indirsinler; gerek dışarda,
gerek içerde ve gerekse başkalarının evlerine girip çıkarken,
otururken kalkarken gözlerini dikmesinler, harama bakmaktan, ayıp
bir şey görmekten sakınsınlar. Sofiyeden Şiblî (k.s.)'ye: " ne
demektir? diye sormuşlar, demiş ki: "Baş gözlerini haramlardan,
kalp, gözlerini All a h'tan gayri şeylerden çeksinler." Irzlarını da
korusunlar, apış aralarını tamamen koruyup haramdan, bakmaktan
saklasınlar, avretlerini örtüp ırz ve namuslarını korusunlar.
FÜRÛC, Fercin
çoğuludur. Ferc, aslî mânâsında iki şey arasındaki açıklık demektir.
Bu şekilde gerek erkek, gerek dişi insanın bacakları arasındaki
açıklığa da gerçek olarak bu isim verilir ki, dilimizde apışarası
denir ve bu deyim ile avret mahallinden kinaye de edilir ki,
Kur'ânda bu mânâ ile geçmiş ve onun için erkeğe de dişiye de
kullanılmıştır. Sonra özellikle kadının ön avretinden kinaye olarak
kullanılması fazla yapılmış ve kinaye değil, sarih denecek derecede
bu şekliyle kullanılmıştır. "Fercini korudu" (Enbiya, 21/91) bu
mânâdadır. "Fercleri koruma" emri haramdan fev k alade korumakla
ırzı muhafazadan kinayedir. Ve bu muhafazayı ifade ederken daha
evvel konulduğu mânânın delaletiyle avret mahallinin örtülmesi
emrini de içinde bulundurur. Bundan başka kinaye mânâsının gereğini
ifade ederken hakikatini de iradeye mani olm a dığından füruc
kinayesi avret mahallinin sınırlarına da işaret eder. Yani insanın
avret mahalli, bilinen cinsel organdan ibaret değil, apış arası
denilen açıklık boyunca uzar ki, bunun âzamisi topuklara kadar
varırsa da en yakin bilinen azı, diz üstü otu r ulduğunda
belirleneceği üzere göbek altından dizlere kadardır. Bunun için
erkeklerde korunması ve örtülmesi farz olan bir avret mahalli
bu bilinen en
az miktarıdır. Fazlası müstehabdır. Kadınlarda da bundan sonraki
âyetin delaletiyle tepeden topuğa kadardır. Demek ki, iki diz
arasındaki açıklığı örtmeyen elbise, avret mahallinin örtülmesine
yeterli, denemeyecektir.
Şüphe yok ki
Allah her yaptıklarından haberdardır. Erkeklerin nelere göz
diktiklerini, istekleriyle nelere doymak istediklerini, organlarını
ne gibi duygularla tahrik ettiklerini, ne maksat beslediklerini, ne
düzenler kurduklarını, ne işler çevirdiklerini, ne sanatlar
yaptıklarını bilir. Hiçbiri O'na gizli kalmaz. Bundan dolayı,
Allah'ın razı olmayacağı şeylerden sakınmak gerekir.
31-Önce
erkekler hakkındaki bu emir ve ihtardan sonra müslümanlar, şimdi de
kadınlar hakkındaki şu emre dikkat etsinler.
Müminelere de,
yani mümin kadınlara da söyle: Gözlerini indirsinler, helal olmayan
erkeklere bakmaktan sakınsınlar, zira bakmak, zinanın postacısıdır,
derler. Ve avret yerlerini korusunlar, tamamiyle örtüp, zinadan
korunsunlar. Ve zinetlerini teşhir etmesinler. Kadının zineti
denince örfte, taç küpe, gerdanlık, bilezik ve benzeri takılar,
sürme, kına ve benze r leri ve elbise süsleri gibi şeyler akla
geliverir. A'râf Sûresi'nde "Ey Adem oğulları! Her mescide
gidişinizde zinetli elbiseler giyin" (A'râf, 7/31) âyetinde zinetin
elbise demek olduğu da geçmişti. O halde bu zinetleri açmak bile
yasaklanmış olun c a, bunların mahalli olan vücudu açmak öncelikle
yasaklanmış olur. Yani vücudlarını açmak şöyle dursun, üzerlerindeki
zinetleri bile açmasınlar. Bununla birlikte bir kısım âlimler,
burada zinetten maksadın, zinetin takıldığı, kullanıldığı yer olduğu
fikri n i kabul etmişlerdir ki, yüz, sürme ve allık yeri; baş, taç
yeri; saç, örgü ve büklüm yeri; kulaklar, küpe yeri; boyun ve göğüs,
gerdanlık yeri; el, yüzük ve kına yeri; bilekler, bilezik yeri;
pazular, pazubent yeri; baldırlar; halhal yeri; ayaklar da, ell e r
gibi kına yeridir. Bunlardan başka vücudun kısımları da aslında
açılmaz.
Bu âlimlerden
bazıları muzaafın hazfi veya zikr-i hâl, irade-i mahal ile "ziynet
yeri" takdirinde bir mecaz gözetmiştir. Buna delil olarak da,
kadının vücudundan ayrı olduğu zaman o zinetlere normal olarak
bakmak ve alıp satmak ittifakla caiz ve mübah olduğunu ifade ve
kabul etmişlerdir. Bazıları da
yine bu delil
ile, kadının asıl zineti, vücudunun güzel yaratılışı, zinet
yapmaktan gaye de vücudun süslenmesi olduğunu kabul ederek bu
zinetten maksadın, yalnız vücut olduğunu kabul etmişler ve
kadınların birçoğu yapmacık zinetten uzak bulunmakla zaten zinetli
oldukları halde yaratılış zinetinin zaten hepsinde bulunması ve her
kadın bedeninin özünde bir zinet olması hükmün genelliği hakkını
yerine getirme noktasından bu tahsisin bir destekleyicisi olduğunu
söylemişler ve buna göre şu mânâyı vermişlerdir: Kadınlar
yaratılıştan zinetleri demek olan vücudlarının hiçbir tarafını
açmasınlar.
Doğrusu, doğal
olan güzelliklere, zinet denilmekten çok "cemal" denilmesi daha
yaygın ve zinet tabiri yapma şeylerle süslenen takılarda meşhur ise
de "Kadınlardan, oğullardan, yığın yığın biriktirilmiş altın ve
gümüşten...aşırı sevgi ile bağlanılan bu gibi şeyler insanlar için
bezenip süslend i" (Âl-i İmrân, 3/14) âyetinin delaletiyle zinet
kavramının yaratılıştan olana da sonradan yapmaya da şâmil olduğunda
şüpheye yer yoktur. Zinet ve güzelliğin hakkı da meydana
çıkarılmasını kendi sahiplerine tahsis edip başkalarından
gizlenmektir.
Hüsn olsa da
vâcibü't-tecellî - Gizler onu Hak nikâb içinde
Ağyârına
gösterir mi hurşîd Didârını hîç o tâb içinde
"Güzelliğin
ortaya çıkması gerekse de, gizler onu Hak bir örtü içinde
Başkasına
gösterir mi güneş, yüzünü hiç o parlaklık içinde"
Ancak görünen
kısımları müstesna, O zinetlerden dışa gelen örtülse bile görünmesi
doğal olanı, bu hükümden müstesna ve başka bir hükme tabidir ki,
bunlar örtünün dış tarafıyla el ve yüz zinetleridir. Çünkü örtünün
kendisi de kadının bir zinetidir. Tabiîdir ki, bunun dışı
görünecektir. El ve yüzün de, namazda görünmesi adettir. Ebu
Davud'un Müsned'inde rivayet edildiği üzere, Peygamber (s.a.v) Hz.
Esma'ya "Ya Esma, kadın bülûğa erince ondan görülebilecek olan ancak
şudur." buyurmuş ve kendi mübarek yüzüne ve avuç içlerine işaret
etmişlerdir. İş yaparken, gerekli eşyayı tutarken ve hatta
örteceğini örterken bile elin açılması gerekli olduğu gibi ,zarurî
olan bakma ve nefes alma sebebiyle yüzün diğerleri gibi örtülmesinde
zorluk vardır. Bir de şahitl i kte, mahkemede, bir de nikahta yüzün
açılmasına ihtiyaç vardır. Bundan dolayı zaruretler kendi miktarınca
takdir olunmak üzere bunların açılmasında sakınca yoktur. Fakat
bunlardan geriye kalanlarının açılması, görülmesi, bakılması
haramdır ve nâmahremden örtülmesi gerektir.
Buyuruluyor ki
ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar, başlarını,
saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını, göğüslerini açık
tutmayıp bu şekilde sımsıkı örtünsünler ve o halde bu emri yerine
getirebileck baş örtüsü kullansınlar. Tefsircilerin nakline göre
cahiliye kadınları da hiç baş örtüsü kullanmaz değillerdi. Fakat
yalnız enselerine bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden
açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açığa çıkardı, zinetleri
görünürdü. De m ek ki, son zamanlarda asrîlik sayılan açık saçıklık
böyle eski bir cahiliye âdeti idi. İslâm böyle açıklığı yasaklayıp
baş örtülerinin yakalar üzerine örtülmesini emir ile tesettürü farz
kılmıştır. Görülüyor ki, bu emirde tesettürün yalnız vacib oluşu değ
i l, özel bir şekli de gösterilmiştir ki, kadın edeb ve temizliğinin
en güzel ifadesi budur.
Görülüyor ki
bu emir ev içinde veya dışında diye kayıtlanmamıştır. Bu bakımdan
mutlaktır. Ancak görünen istisna edildiği gibi, gizlenen zinetlere
bakmanın helal olanları da istisna ile bu tesettürün, yani
örtünmenin vacib oluşunun, nâmahreme karşı olduğunu anlatmak için bu
vücubun kuvvetini ve önemini göstermek üzere bir daha tekid ile
buyurulmuştur ki, öyle örtsünler ve zinetlerini açmasınlar, açık
bırakma s ınlar ancak kocalarına veya kendi atalarına, yani
babalarına, dedelerine ki amca ile dayı da nikah düşmeyeceğinden
bunlara dahildir veya kocalarının atalarına veya kendi oğullarına
veya kocalarının oğullarına veya kendi erkek kardeş l erine veya
erkek kardeşlerinin oğullarına veya kız kardeşlerinin oğullarına
veya kendi kadınlarına; müminlerin kadınları, yani müslüman kadınlar
veya hizmet veya sohbetlerinde özel yeri bulunan kadınlardır.
Demek ki,
özelliğini bilip tanımadıkları yabancı kadınlara da açılmaları caiz
olmayacaktır. Önceki müfessirlerin çoğunluğu demişlerdir ki;
müminlerin kendi kadınları demek, kendi dinlerinde olan müslüman
kadınlar demektir. Bundan dolayı müslüman kadınları müslüman olmayan
kadınlara açılmamalıdırlar. Fakat bazıları da bunu istihsane
hamlederek müminlerin kadınları, hizmet veya sohbetlerinde bulunan
gerek müslüman, gerek müslüman olmayan kadın cinsi demek olduğunu
söylemiştir ki, Fahreddin Râzî buna "mezhep budur" demiştir. Önceki
daha ihtiyatlı, bu ise daha uygundur.
Veya ellerinin
altında malik oldukları cariyelerine
veya
erkeklerden ırbe sahibi olmayan hizmetçilere, yani kadına ihtiyaç
duymaz olmuş, şehveti kalmamış salihlerden ihtiyarlar veya bunaklar
veya kadın işini bilmez, yalnız yemeklerinin fazlasından yemek için
şunun bunun arkasına takılır miskinler güruhu veyahut erkekliği yok,
yaratılıştan iktidarsız uşaklar; bunda hadım edilmiş ve mecbûbün,
yani erkeklik uzvu kesilmiş olanların da dahil olacağını zannedenler
olmuş ise de, Keşşâf Tefsiri'nde ve Ebu Hayyan'da zikredildiği üzere
İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerine göre bunları istihdam etmek,
tutmak, alıp satmak helal olmaz. Bunları tutmak selefin hiçbirinden
rivayet edilmiş değildir. Çünkü bunda hadım etme gibi bir k ötülüğe
düşmeye teşvik vardır. Halbuki hadım etmek haramdır.
Veya henüz
kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan
çocuklardan başkasına. Buraya kadar zikredilen on iki istisnaya da
bir dereceye kadar zinetlerini açabilirler.
BİRİNCİSİ:
Kocalar için vücutlarının tamamına bakmak helaldir. Çünkü zinetten
kasıt onlardır.
İKİNCİSİ:
Zikredilen mahremlerine bilinen zinet yerlerinden yüz, el ve
ayaklarla, iş ve hizmet anında açılan başını, saçını, kulaklarını,
boynunu, kollarını ve inciklerini açabilir. Onların da bunlara
bakmaları helaldir. çünkü yakınlıklarından dolayı birarada
bulunmaları gerekir. Ve fitne düşünülemez. Fakat karnını ve sırtını
göstermek caiz değil, arsızlıktır.
ÜÇÜNCÜSÜ:
Erkeğin erkeğe karşı olduğu gibi kadının kadına karşı avreti de
göbekten dize kadardır. Geri kalan kısmına bakması caizdir.
DÖRDÜNCÜSÜ:
Erkeklerden kadına ihtiyacı kalmamış, cinsi güçten düşmüş
hizmetkârların, etkilenmemek ve fitne düşünülmemek itibariyle
bakmaları, mahrem olanların bakmasına benzer.
BEŞİNCİSİ:
Çocuklar mükellef değildir. Ancak anlayış ve idraklerine göre edeb
ve terbiye öğretilmesi gerekir.
ALTINCISI: Bu
örtünme emri, esir cariyeler hakkında değil, hür olan müslüman
hanımlar hakkındadır.
İşte böyle hür
kadınların, bu istisna edilmiş kimselerden başkasına zinetlerini
göstermemeleri, kendi iffet ve korunmaları ve güzel geçimleri
noktasından gayet önemli olduğu gibi, yabancı erkekleri etkilememek,
günaha sokmamak,
edeb ve iffet
telkin etmek noktasından da çok önemli olduğundan, özellikle bu
noktayı da düşündürmek ve tesettür emrinin kuvvet ve şumülünü bir
daha hatırlatmak üzere, yürüyüş tavırlarının bile düzeltilmesi için
buyuruluyor ki: gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye
ayaklarını yere v u rmasınlar, yani baştan ayağa örtündükten sonra
yürürken de edeb ve vakar ile yürüsünler. Örtüp gizledikleri sunî
veya doğal ziynetler bilinsin diye, bacak oynatıp ayak çalmasınlar,
çapkın yürüyüşle dikkat nazarları çekmesinler; çünkü erkekleri
tahrik ede r, şüphe uyandırır. Fakat unutulmaması gerekir ki,
kadının bu konuda başarısı daha önce erkeklerin iffeti ve
görevlerine dikkati ve toplumda olanların gayreti ve özeni ile
mütenasip, bunlar da Allah'ın yardımı ile ayakta durabilir. Onun
için bu noktada Resulullah (s.a.v) den bütün müslümanlara hitap ve
erkekleri zikredip kadınları da içine alacak bir şekilde buyuruluyor
ki:
Ve ey
müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.
Demek ki bozuk bir toplulukta kurtuluş ümid olunmaz, toplumun
bozukluğu da kadınlardan önce erkeklerin kusur ve hatalarındandır.
Bundan dolayı başta erkekler olmak üzere erkek dişi bütün müminler
imana yaramayan ve cahiliyyet izleri olan kusur ve hatalarından
tevbe ile Allah'a dönüp Allah'ın yardımına sığınıp emirlerine özen
ve dikkat göstermelidirler ki, topluca kurtuluşa erebilsinler. O
halde herkesin kurtuluşu bakımından iş sahipleri ve ilgili şahıslar
şu emirlere de özen göstermelidir.
Kaynak: Elmalılı Hamdi Yazır - Nur
Suresi Tefsirinden
Tesettürün Önemi