59
Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış
elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle;110
onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en
uygun olan budur.111 Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.112
AÇIKLAMA
110. Cilbab büyük bir örtüdür. İdna ise örtmek ve
sarmak anlamlarına gelir; fakat bu kelime alâ eki ile
kullanıldığında bir şeyi yukarıdan aşağıya bırakmak anlamına gelir.
Bazı çağdaş müfessirler Batının etkisiyle bu kelimeyi, yüz örtme
emrini görmemezlikten gelmek için "örtünmek" diye tercüme
etmişlerdir.
Eğer Allah bu müfessirlerin iddia ettiklerini
söylemek istemiş olsaydı, yüdnîne aleyhinne değil, yüdnîne iley-hinne
derdi. Arapça bilen herkes yüdnîne aley-hinne'nin sadece "sarınmak
örtünmek" anlamına gelmediğini bilir. Ayetin devamındaki min
celabîbi-hinne sözleri de bu anlama meydan vermemektedir. Burada min
eki (harficer) örtünün bir kısmı anlamına gelir ve "örtünme" ise
örtünün sadece bir kısmı ile değil, tümü ile yapılır. O halde ayet
açıka şu anlama gelir: Kadınlar örtülerine iyice sarınsınlar ve
örtülerinin bir kısımını da yüzlerinden aşağıya bıraksınlar.
Hz. Peygamber (s.a) dönemine yakın zamanlarda yaşayan
müfessirlerin ileri gelenleri bu yorumu kabul etmişlerdir. ibn Cerir
ve İbn el-Münzir, Muhammed İbn Sirin'in Hz. Ubeyde es-Selmani'den bu
ayetin anlamını sorduğunu rivayet ederler. (Hz). Ubeyde, Hz.
Peygamber (s.a) zamanıda Müslüman olmuş, fakat onu görmemiştir. Hz.
Ömer zamanında Medine'ye gelmiş ve oraya yerleşmiştir. Fıkıhta ve
fıkhî meselelerde Kadı Şüreyh ile aynı ayarda kabul edilir.) Hz.
Ubeyde sözlü bir açıklamada bulunacağına, başını, alnını, yüzünü
kapatıp sadece bir tek gözünü açıkta bırakarak örtünmenin nasıl
olacağını kendi üstünde uygulayarak göstermiştir. İbn Abbas da hemen
hemen aynı tefsiri yapmıştır. İbn Ebi Hâtim, ibni Cerir ve İbn
Merduye'den rivayet edildiğine göre İbn Abbas şöyle buyurmuştur:
"Allah, kadınlara evlerinden bir ihtiyaç için dışarı çıktıklarında,
sadece gözlerini açıkta bırakacak şekilde örtülerini üstlerine
almalarını ve yüzlerini gizlemelerini emretmiştir." Katade ve Süddi
de bu ayete aynı anlamı vermişlerdir.
Sahabe ve tabiun döneminden sonra gelen bütün büyük
müfessirler de bu ayeti aynı şekilde tefsir etmişlerdir. İmam ibn
Cerir el-Taberi bu ayetin tefsirinde şöyle der: "Saygıdeğer kadınlar
evlerinden çıktıklarında, açık ve yüzleri örtüsüz cariyeler gibi
görünmemelidirler. Örtülerinin veya dış elbiselerinin bir kısmını
yukarıdan bırakıp örtünmelidirler ki, kötü niyetli kimseler onlara
zarar vermesin."
(Camiul-Beyan cilt, 22 s. 33)
Allame Zemahşerî şöyle der: "Ayet, kadınların
örtülerinin bir kısmını yukarıdan üzerlerine bırakmaları, yüzlerini
ve bedenlerini örtmeleri gerektiği anlamına gelir." (El-Keşşaf cilt.
11. s. 221)
Allame Nizamüddin Nişaburî de şöyle der: "Yani, onlar
örtülerinin bir kısmını üzerlerine örtmelidirler; bu ayette
kadınlara başlarını ve yüzlerini örtmeleri emredilmektedir." (Garaibul-Kur'an
cilt. 11. s. 32)
İmam Razi ise şöyle der: "Burada kastedilen diğer
insanların onların hafif kadınlar olmadığını bilmesidir. Çünkü yüz
setr'e dahil olmadığı halde yüzünü örten bir kadının, diğer
erkeklerin yanında örtmesi farz olan setrini açması beklenemez.
Böylece herkes bu kadınların kendilerinden ahlaksızca bir davranış
beklenilemeyecek saygıdeğer ve vakarlı olduklarını bilecektir."
(Tefsir-i Kebir, cilt 1. s. 591)
Bu ayetle ortaya çıkan başka bir nokta da, Hz.
Peygamber'in (s.a) birçok kızının olduğu gerçeğidir. Çünkü Allah
bizzat: "Ey Peygamber, eşlerine ve kızlarına..... emret"
buyurmuştur. Bu sözler, Allah'tan hiç korkmadan Hz. Peygamber'in
(s.a) sadece bir kızı olduğunu iddia eden kimselerin iddiasını boşa
çıkarmaktadır. Onlara göre, sadece Fatıma, Hz. Peygamber'in (s.a)
asıl kızıdır. Diğerleri ise eşlerinin önceki kocalarından. Bu
kimseler önyargıları nedeniyle öyle körleşmişlerdir ki, Hz.
Peygamber'in (s.a) çocuklarını başkalarına nispet ederek ne kadar
büyük bir günah işlediklerinin ve ahirette kendilerini çok şiddetli
bir azabın beklediğinin farkında değillerdir. Bütün sahih hadislere
göre, Hz. Hatice (r.a), Hz. Peygamber'den (s.a) sadece Fatıma'yı
değil, üç kız çocuğu daha dünyaya getirmiştir. İlk siyer
yazarlarından Muhammed bin İshak onun Hz. Hatice ile evliliğine
değindikten sonra şöyle der: "İbrahim dışında, Hz. Peygamer'in (s.a)
bütün çocuklarının annesi Hatice'ydi. Kasım, Tahir, Tayyib, Zeyneb,
Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fatıma." (İbn Hişam: cilt. 1, s. 202)
Ünlü Nesep bilgini Haşim bin Muhammed bin es-Sâ'ib
el-Kelbi şöyle der: "Allah'ın Rasulü'nün kendisine peygamberlik
gelmeden önce ilk doğan çocuğu Kasım'dı, sonra Zeynep, sonra Rukiye,
daha sonra da Ümmü Gülsüm dünyaya geldi." (Tabakâtı-ı İbn Sa'd,
cilt.1, s.133). İbn Hazm ise Cevami es-Siret adlı kitabında Hz.
Peygamber'in (s.a), Hz Hatice'den en büyüğü Zeynep olmak üzere,sırasıyle
Rukiye, Fatıma ve Ümmü Gülsüm adlarında dört kızının olduğunu yazar.
(ss.38-39). Taberi, İbn Sa'd, Ebu Ca' fer Muhammed bin Habib (Kitab-ül
Muhabber adlı kitabın yazarı) ve İbn Abd'il-Berr (Kitab-ül İstiâb
yazarı) sahih rivayetlere dayanarak Hz. Hatice'nin Rasulullah'la
(s.a) evlenmeden önce iki kez evlendiğini, Ebu Hâle Temimi'den Hind
bin Ebu Hâle adında oğulu, Atik bin Ayis Mahzumi'den Hind adında bir
kızı olduğunu söylerler.
Hz. Hatice daha sonra Hz. Peygamber ile evlenmiştir
ve bütün nesep bilginleri onun Peygamberimizden yukarıda adları
geçen dört kızı dünyaya getirdiğinde ittifak etmişlerdir. (Bkz.
Taberi cilt II, s.411) Tabakât-ı ibn Sa'd. cilt VIII, ss. 14-16:
Kitabül Muhabber ss. 78.79, 452:El-Isti'âb, cilt 11,s. 718) Bütün bu
rivayetler, Kur'an'da Peygamber'in(s.a) bir tane değil, birden fazla
kızı olduğunu bildiren ifade ile desteklenmektedir.
111.".......onların tanınması......": Böylece onlar
basit ve sade elbiseleriyle, günahkar insanların kötü emeller
besleyeceği hafif kadınlar olarak değil, saygıdeğer ve namuslu
kadınlar olarak tanınacaklardır. ".......inciltilmemesi....."
Böylece kimse onlara sataşmayacak, onları rahat bırakacaklardır.
Burada bir müddet duralım ve Kur'an'ın bu emri ile
İslam'ın nasıl bir sosyal hayat ruhuna sahip olduğunun ifade
edildiğine ve bu ruhun amacının Allah'ın ifade ettiği şekilde ne
olduğuna bir göz atalım. Bundan önce Nur Suresi 31. ayette
kadınların, zikredilen kadın ve erkekler dışındaki kimselere
zinetlerini göstermeleri yasaklanmış ve onlara "gizli zinetleri
bilinsin diye ayaklarını yere vurmamaları" emredilmişti. Eğer bu
emir, Ahzab Suresi'nin bu ayeti ile birlikte okunursa, kadınların
burada emredildiği şekilde örtülerine bürünmelerinin amacının
zinetlerini başkalarından gizlemek olduğu anlaşılır.Elbette bu amaç
da ancak dış elbisesinin kendisi sade olduğunda yerine
getirilebilir, aksi taktirde süslü ve dikkat çekici bir örtüyle
örtünmek bu amaca uygun düşmeyecektir. Bunun yanısıra, Allah sadece
kadınlara örtülerine bürünerek zinetlerini gizlemelerini emretmekle
kalmıyor, örtünün bir ucunu yukarıdan aşağıya bırakmalarını da
emrediyor. Her sağduyulu insan buradan, vücut ve elbisenin zinetleri
ile birlikte yüzün de örtülmesi gerektiği sonucunu çıkarır. Daha
sonra Allah bu emrin sebebini de açıklıyor: "bu, Müslüman kadınların
tanınması ve inciltilmemesi için en uygun yoldur." Elbette bu emir,
erkeklerin ısrar edici bakışlarından, sarkıntılık etmelerinden ve
sataşmalarından rahatsız olan, bunları eğlenceli bulmayan, kötü
şöhretli ahlaksız sokak kadınlarından biri gibi kabul edilmek
istemeyen, tam aksine ahlaklı, namuslu ev kadınları olarak tanınmak
isteyen kadınlar içindir.
Böyle soylu ve şerefli kadınlara Allah şöyle
buyurmaktadır: "Eğer gerçekten iyi kadınlar olarak tanınmak
istiyorsanız ve erkeklerin şehvet dolu bakış ve ilgileri sizi
rahatsız ediyorsa, insanların açgözlü bakışları önünde bütün
güzellik ve fiziki cazibenizi ortaya koyacak şekilde yeni gelinler
gibi süslü bir şekilde sokağa çıkmamalısınız. Tam aksine bütün
ziynetlerinizi gizleyen ve yüzünüzü örten sade bir örtü ile ve
ziynetlerinizin şıkırtısı bile dikkati çekmesin diye ağırbaşlı bir
şekilde yürüyerek sokağa çıkmalısınız. Kendisini boyayıp süsleyen ve
her tür ziyneti takıp takıştırmadan dışarı adımını atmayan bir
kadının, erkeklerin dikkatini çekmekten başka bir amacı olamaz.
Böyle yaptığı halde insanların, açgözlü bakışlarından rahatsız
olduğunu söyleyerek şikayet ediyorsa ve "sokak kadını" olarak
tanınmak istemediğini, namuslu bir ev kadını olarak yaşamak
istediğini söylüyorsa, bu, sahtekarlıktan başka birşey değildir. Bu,
gerçek niyetini ifade eden bir kimsenin sözleri değildir, onun asıl
niyeti tavırlarında ve davranış tarzında görülmektedir. O halde
diğer erkeklerin önüne dikkat çekici bir şekilde çıkan bir kadının
bu davranışı, onun davranışlarını neyin yönlendirdiğini
göstermektedir. İşte bu nedenle münasebetsiz kimseler, hafif
kadınlardan bekledikleri şeyleri bu kadınlardan da beklerler. Kur'an
kadınlara şöyle der: "Siz aynı anda hem sokak kadını, hem de namuslu
bir kadın olamazsınız. Eğer namuslu, saygıdeğer kadınlar olarak
yaşamak istiyorsanız, sokak kadınlarına yaraşan davranışlardan
vazgeçmeli ve namuslu kadın olmanızı sağlayacak bir hayat tarzı
benimsemelisiniz."
Bir kimsenin kişisel düşünceleri Kur'an'a uygun olsun
veya zıt olsun, ya da bir kimse Kur'an'ın gösterdiği hidayeti
kendisi için bir yol gösterici kabul etsin veya etmesin, Kur'an'ı
tefsir ederken entellektüel plânda dürüst davranmak isteyen herkes
bunun asıl amacını kavrayacaktır. Eğer bu kimse bir münafık değilse,
dürüstlükle Kur'an'ın asıl amacının yukarıda açıklanan amaç olduğunu
kabul edecektir. Bundan sonra herhangi bir emri çiğnese bile, ya
Kur'an'ın emrine karşı geldiğinin farkında olarak, ya da Kur'an'ın
hidayetini kabul etmediği için böyle yapacaktır.
112. Yani, "Eğer siz şimdi bu apaçık hidayeti
aldıktan sonra kendinizi ıslah eder ve bile bile onu çiğnemezseniz,
Allah İslâm öncesi cahiliye günlerinde işlediğiniz hata ve günahları
affedecektir.
Tesettürün Önemi