|
102-ET-TEKASUR
SURESİ
Bu mübarek sûre "El-Kevser"
sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Sekiz âyet-i kerîmeyi
içermektedir. "Tekâsür"den, yâni: Çokluk kuruntusundan haber verdiği için
kendisine bu tekâsür adı verilmiştir. Bundan evvelki "El-Kâria" sûresinde
kıyametin dehşetli vasıfları ve sâlih kullar ile isyankâr kimselerin akıbetleri
bildirilmişti. Bu sûrede de insanların nihayet âhirete gidip cehennemi
görecekleri ve birer suale tâbi olacakları bildirildiği için bu iki sûre
arasında büyük bir münâsebet vardır.
1. Siz o çokluk kuruntusu
oyaladı.
1. Bu mübarek sûre:
İnsanların çoklukları ile böbürlendiklerini, fânî şeylere güvendiklerini
kınıyor. Öyle kibirli yaşayanların ileride cehennemi göreceklerini ve
cehaletlerini anlayarak nasıl bir suale mâruz kalacaklarını ihtar buyurmaktadır.
Şöyle ki: Ey gafil, güzelce düşünmeden mahrum kimseler!. (Sizi o çokluk
kuruntusu) O elde etmiş olduğunuz fazlaca varlık ile iftihar sevdası (oyaladı.)
sizi meşgul etti, sizi kulluk vazifelerini yerine getirmekten alıkoydu, ebedî
selâmet ve saadetinize vesîle olacak olan ibâdetlerden, hayırlı muamelelerden
mahrum bıraktı.
"Tekâsür" Fazlaca şeyler
ile övünmek, iftihar etmektir.
"İI ha" de eğlenceye
düşürmek, insanı eğlenceye sevkederek oyalamak, yapılması uygun olan şeylerden
alıkoymak manasınadır.
"Lehv" ise insanı meşgul
eden şeydir. Neticesinde bir sevinç olsun olmasın, fakat sonra kendisinde bir
sürür, bir sevinç olan bir şey ile insanı meşgul eden herhangi bir harekete, bir
eğlenceye lehv ismi verilmiştir ki, İslâm ahlâkına aykırı olanları haramdır.
2. Tâ ki: Kabirleri
ziyaret ediverdiniz.
2. (Tâ ki:) Siz ey bencil
şahıslar!. Yalnız ellerinizde ki malların çokluğu ile değil, ölmüş gitmiş olan
millet fertlerinizin, baba ve dedelerinizin çokluğu ile de övünerek o sebeble
(kabirleri ziyaret ediverdiniz.) bizim şu kadar ölmüş büyüklerimiz vardır
diyerek onlar ile de iftiharda bulundunuz, diğer bir tevcihe göre de siz ey
gafil topluluk!. Öyle maddî, fânî bir servetinizle, bir kuvvetinizle ölünceye
değin, kabirlere gidip düşünceye değil övünmeye daldınız, bütün ömrünüzü öyle
çabuk geçen şeyler uğrunda sarf ettiniz, hakikî istikbâlinizi hiç
düşünmediniz...
Bu sûre-i celîlenin iniş
sebebi hakkında deniliyor ki: "Elhakümüt-. tekâsürü.."ensârdan iki kabîle
hakkında nazil olmuştur ki: Onlar, Benu Harîse Benül Hars kabileleri idi, onlar,
mallarının ve kabîle fertlerinin çokluğu ile birbirlerine karşı iftiharda
bulunuyorlardı, hattâ kabristanlara da giderek ölmüş gitmiş olan kabîle
fertlerinin çokluğu ile övünmeye devam ediyorlardı. Halbuki, onların böyle
iftiharda bulunmaları, boş bir hareket idi, akıllıca bir düşünce neticesi
değildi, "Tefsir-i Merağı".
Velhâsıl bu âyet-i kerîme,
kâfirlerin varlıkları ile câhilce bir şekilde yaptıkları böbürlenmelerini ve
kabirleri de böyle bir iftihar sebebiyle ziyaret etmelerini kınamaktadır. Yoksa
Kerem Sahibi Yaratıcının verdiği nimetlerin kadrini bilmek, onların şükrünü
yerine getirmeye çalışmak, onlar ile başkalarına karşı iftihar edici bir vaziyet
almayıp mümkün mertebe İslâm cemiyetine yardımda bulunmak; güzel ve övülmüş bir
vasıftır. Kabirleri ziyarete gelince bu da öyle övünmek maksadile değil, sırf
ölmüş din kardeşlerimizi fatihalar ile anmak, onlardan bir ibret almak, bizim de
bir gün hayatı terk edeceğimizi düşünerek üzerimize düşen vazifeleri vaktîle
yapmaya çalışmak gibi, bir maksada dayalı olunca bu ziyaret, meşrudur,
makbuldür. Nitekim İbni Mesut Radiyallâhü Anh'ın rivayet ettiği bir hâdis-i
sahih şöyledir.
: Ben sizleri kabirleri
ziyaretten nehyetmiştim, imdi kabirleri ziyaret edin, çünkü o ziyaret, sizi
dünyada takva üzere yaşatır, ve size âhireti hatırlatır, sizi gafletten
uyandırır, "Câmi-i Sagîr" işte böyle bir maksatla kabirleri ziyaret etmek,
kadınlar için de caizdir. Elverir ki: Nâmahrem kimseler ile karışık bir hâlde
bulunmasınlar, bu mes'ele, fıkıh kitaplarımızda, ve özellikle "Dürr-i Muhtar" da
bildirilmiştir.
3. Öyle değil, ileride
bileceksinizdir.
3. İşte Hak Teâlâ
Hazretleri, öyle kibirlice, câhilce bir tarzda hareket edenleri kınayarak
buyuruyor ki: (Öyle değil...) O aldığınız kibirlice vaziyet, doğru değildir.
Öyle fâni şeyler ile iftihar edip de akıbetinizi temin edecek şeyleri elde
etmeğe çalışmamanız, uygun olamaz. (İleride) Ne kadar hata etmiş olduğunuzu
(bileceksinizdir.) böyle câhilce, gafilce bir hâlde devam eder iseniz, fâideli
amellerde bulunmaz iseniz ne kadar aldanmış olduğunuzu ölünce anlamış
olacaksınızdır.
4. Sonra öyle değil,
ileride bileceksinizdir.
4. Allâh-ü Teâlâ
Hazretleri, ilâhî tehdidini kuvvetlendirmek ve o gafillerin nazarı dikkatlerini
çekmek için tekrar buyuruyor ki: (Sonra öyle değil...) O gururlu ve övünerek
yaptığınız hareketleriniz, hiç uygun değildir. Bu hakikati (ileride
bileceksinizdir...) bu hareketlerinizin cezasını âhirette görünce ne kadar
hatalar içinde yaşamış olduğunuzu öğrenmiş olacaksınızdır.
5. Vaz geçin, sizin
anladığınız gibi değil, eğeryakın bir bilgi ile bilecek olsa idiniz, -öyle
yapmazdınız .-
5. Ey gafiller!. Artık
(Vaz geçin) öyle kibirli hareketlere nihayet verin, (sizin anladığınız gibi
değil) Ey inkarcılar!., (eğer yakın bir bilgi ile bilecek olsa idiniz...) yâni:
Yaptığınız kibirlice hareketlerin ne kadar boş, ne derece çirkin şeyler olduğunu
yakın bir şekilde bilmiş olsa idiniz öyle yapmazdınız, istikbâlinizi
düşünürdünüz, çokça servetiniz, fâni varlığınız, sizi oyalamazdı, güzel
amellerde bulunarak bir ebedî saadete aday bulunmuş durdunuz, sizin bilginiz ise
haddizatında bir cehaletten başka değildir. İstikbâlinizi aydınlatmak ve temin
edemeyen âdi bir bilginin haddizatında ne kıymeti olabilir?
6. Andolsun ki, cehennemi
mutlaka göreceksinizdir.
6. (Andolsun ki:)
Muhakkak, takdir edilmiş durumdur ki, ey hayatlarını bir câhilce gurur ile zayi
eden kimseler!.. (O cehennemi mutlaka göreceksinizdir.) İnkarcılar için, yalnız
dünyaya çalışıp âhireti terk edenler için takdir edilmiş olan cehennemi elbette
ki; müşahede edeceksinizdir, onun ne kadar korkunç bir azap mahalli olduğunu
anlayacaksınızdır.
7. Sonra onu elbette ki :
Çıplak gözle göreceksinizdir.
7. (Sonra onu) O
cehennemi (elbette ki, Aynel'yakin göreceksinizdir.) pek açık, yakın bir
mahiyette müşahede etmiş olacaksınızdır. Mahşer âleminde böyle bir görüşte
bulunacaksınızdır. Bunda asla şüphe yoktur. Binaenaleyh bu akıbeti düşünün de
daha fırsat elde iken kurtuluş çaresini temine çalışın, öyle gafilce bir hâlde
yaşayıp durmayınız.
8. Sonra and olsun ki: O
gün her nimetten muhakkak sorulacaksınızdır.
8. (Sonra andolsun ki,) O
cehennemi göreceğiniz zaman (her türlü nimetten muhakkak sorulacaksınızdır.)
şimdi dünyada iken nail olduğunuz sıhhat ve selâmetten, servet ve kudretten,
çoluk çocuktan, yâni: Sizi Kerem Sahibi Mabudumuza itaatten, şükürden meşgul
kılmış olan her türlü dünyevi varlıklarınızdan, kendilerine iftihar edip, lezzet
almış bulunduğunuz şeylerden muhasebeye tâbi tutulacaksınızdır. Artık bu akıbeti
düşününüz de ona göre hayatınızı tanzime çalışınız, sonra pişmanlık fâide
vermez.
Bu sual, bir görüşe göre
yalnız kâfirler hakkında vâki olacaktır. Diğer bir görüşe göre de mü'minler de,
kâfirler de, dünyadaki nimetlerinden dolayı bir suale tâbi olacaklardır. Şu
kadar var ki: Kâfirler hakkındaki sual bir kınama sualidir, çünkü, onlar, nail
oldukları nimetlerin şükrünü yerine getirmemiş, küfür içinde yaşamışlardır.
Müminlerin hakkındaki soru ise bir şereflendirme sorusudur, onların şükür
vazifesini yerine getirmiş olduklarını teşhirdir. Çünkü: Mü'minler, şükür etmiş,
itaatte bulunmuşlardır, "Tefsİr-i kebîr."
Aslında insan, dünyada
yaşadıkça her dakika ilâhi nimetlere nail olmaktadır. Vücudumuzun sıhhati, güzel
havaları teneffüs etmemiz, lezzetli suları içmemiz, gıda maddelerini elde
edebilmemiz, birer büyük nimettir. Bu nimetlerden dolayı bizim vazifemiz de
bunları bize ihsan buyuran Kerem Sahibi Yaratıcımıza şükür ederek üzerimize
düşen kulluk vazifelerini yerine getirmeye çalışmaktan ibarettir. Cenab-ı Hak,
cümlemizi bu hususta muvaffakiyetlere nail buyursun. Peygamberlerin efendisi
hürmetine âmin.
Sonraki Sayfa

|
|