|
100-EL-ADIYAT
SURESİ
Bu mübarek sûre "El-Âsr"
sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Onbir âyet-i kerîmeyi
içermektedir. Âdiyât denilen bir kısım mahlûkata yemîn ile başladığı için
kendisine bu ad verilmiştir. Bundan evvelki " Ez zil z âl" sûresinde hayır ve
şer karşılığında mükâfat ve ceza takdir edilmiş olduğu bildirilmişti. Bu sûrede
de birçok insanların hayra değil, yalnız dünya varlığına ihtiraslı olup
çalıştıkları bildirildiği için aralarında mühim bir irtibat vardır.
1. Andolsun o hızlı hızlı
koşanlara.
1. Bu mübarek sûre,
bir takım mühim kevnî olaylara yemîn suretiyle insanları uyanmaya davet ediyor.
İnsanların fâni şeylere pek ihtiraslı olduklarını bildiriyor. Haşr ve neşîr
durumlarını ve Cenab-ı Hak'kın insanların bütün hâllerini bildiğini ihtar
ediyor. Şöyle ki: (Andolsun o) Cihanda giden gazilere ait at, deve gibi (hızlı
hızlı koşanlara.) o muhterem süvarilere.
"Adiyât" diyenin çoğuludur
ki: Koşup giden, at ve deve gibi şeylerdir. "Dabh" de binek hayvanlarının
koştukları vakit duyuları sesleri demektir.
2. Sonra o çarparak ateş
saçanlara.
2. (Sonra o) Koşarken
taşlara (çarparak ateş saçanlara.) o binek hayvanlarına da andolsun. "MÛTiyât"
mûriyenin çoğuludur ki: Ateş çıkaranlar manasınadır.
"Kadlı" da ateş çıkarmak
için çarpmak demektir.
3. Sonra sabahleyin baskın
verenlere.
3. (Sonra sabahleyin)
Ansızın hücum edip düşman üzerine (baskın verenlere...) yâni: İslâm gazilerinin
at ve deve gibi sabahleyin koşup giden nakil vasıtalarına da andolsun.
"Mûgîrat" Mügîrenin
çoğuludur ki: Ansızın düşmana karşı onu öldürmek veya esir almak veya malını
elde etmek için hücum eden şeyler demektir.
4. Sonra onunla toz duman
karıştıranlara.
4. (Sonra onunla) Öyle
sabahleyin düşmana karşı koşup gitmekle (toz duman karıştıranlara..) da, o cihat
vasıtalarına da andolsun. "İsâre": Tehyic, yâni tozları hareket ettirmek. "NakTda
gubâr, toz manasınadır.
5. Sonra onunla bir
topluluğun ortasına girenlere -andolsun ki:-
5. (Sonra onunla) Öyle
yürüyüp gitmekle (bir topluluğun) bir düşman cemiyetinin (ortasına girenlere...)
de, yâni: Din düşmanlarını parçalayarak ayrılığa düşüren, onların birliklerini
darmadağın eden İslâm gazilerine de andolsun. "Vesatne" kelimesi, bir topluluğun
ortasına giriverdiler demektir. Bunlara bu şekilde yemîn edilmesi, öyle cihad
vasıtalarının ehemmiyetine, yüksek sanlarına işaret içindir. Müslümanları hak
yolunda kahramanlığa, fedakârlığa teşvik içindir.
6. Muhakkak o insan, Rab'bi
için elbette nankördür.
6. Cenab-ı Hak, yeminin
cevabını, yâni: Üzerine yemîn edileni, ne için öyle yemîn edilmiş olduğunu
şöylece beyan buyuruyor: (Muhakkak ki: O insan) yâni: Çoğunluğu itibariyle insan
nevi, haddizatında (Rab'bi için elbette nankördür.) o kadar ilâhî nimetlere nail
olduğu hâlde onların şükrünü yerine getirmeye çalışmaz. Hakkı iptale cür'et
eder. Ancak temiz yaratılışlarını muhafaza edenler, yasak, ahlâksızca şeylerden
kaçınırlar, nefislerini güzel faziletler ile süslemeye çalışırlar.
"Kenüd" nimete karşı
nankörlükte bulunan kimsedir. Asıl mânâsı, hiç bir şey bitirmeyen yer demektir.
Hayırdan kaçınan, vazifesini yapmayan kimse, öyle bir yere benzetilmiştir.
7. Ve şüphe yok ki: O
-insan- bunun üzerine -bu nankörlüğüne-elbette bir şahittir.
7. (Ve şüphe yok ki:
O) İnsan, o nail olduğu nimetlerin kadrini bilip şükrünü yerine getirmeyen
nankör şahıs (bunun üzerine) böyle nankörlüğü hakkında (elbette bir şahittir.)
kendisi de insaflıca düşününce kendisinin nankörlükte bulunmuş, şükür vazifesini
yapmamış olduğunu bilir. İtirafa mecbur olur. Diğer bir görüşe göre de muhakkak
ki: Allâh-ü Teâlâ, o kulunun bütün hâllerine şahittir, onları tamamen görüp
bilmektedir. Bu ilâhî beyan büyük bir tehdidi içermektedir.
8. Ve şüphesiz ki: O, mal
sevgisine de aşırı derecede düşkündür.
8. (Ve şüphesiz ki, o)
İnsan, tabiatı itibariyle (servet muhabbeti için pek şiddetlidir.) pek fazla
cimrice bir hâlde yaşar, kimseye yardım etmek istemez. "Hayr" burada çok mal,
çok servet demektir, insanlar, öyle bir malı bir hayır sandıkları için ona böyle
hayır adı verilmiştir.
9. Bilmez mi ki:
Kabirlerde olanlar, fırlatılacakları zaman.
9. Öyle mala düşkün,
ilâhî nimetleri inkâr eden bir insan (bilmez mi ki: Kabirlerde olanlar,
fırlatılacakları zaman..) pek kolaylıkla yeniden hayata erdirilerek tekrar
yeryüzüne çıkarılacakları vakit..
"Bu'sire"; Son derece
kolaylıkla çıkarılıp etrafa dağıtıldı demektir.
10. Ve kalplerde olanlar,
toptan ortaya konduğu vakit,
10. (Ve kalplerde
olanlar) Hayır ve şerre ait bütün düşünceler, kanaatler, ve gizli tutulan
münafıkça, inkârca kuruntular (toptan) dışarı çıkarılarak (izhar edildiği
vakit..) yâni: Kıyamet koptuğu, insanlar mahşere sevkedildiği zaman.
11. Şüphe yok ki,
Rab'bileri o gün onlara -ait bütün işlerden- el-bette haberdardır.
11. (Şüphe yok ki:)
Bütün o insanların (Rab'bileri) onları yaratmış, kendilerini nimetlere nail
kılmış olan Kerem Sahibi Yaratıcı (onlara) ait bütün işlerden (elbette
haberdardır.) yâni: Onların bütün amellerini, maksatlarını Cenab-ı Hak, ezeli
ilmiyle bildiği için artık o kıyamet gününde onlara o amellerine, arzularına
göre ceza verecektir. Bu da büyük bir ilâhî tehdittir. Artık insanlar,
uyanmalıdırlar, daha elde fırsat varken dinî vazifelerini güzelce yapmaya
çalışmalıdırlar, tâ ki: Âhiret âleminde cezadan kurtularak mükâfatlara nail
olabilsinler. Kerîm, Rahim Mabudumuzdan muvaffakiyetlere nail olabilsinler.
Kerîm, Rahîm Mabudumuzdan muvaffakiyetler niyaz eyleriz.
Sonraki Sayfa

|