|
93-ED-DUHA
SURESİ
Bu mübarek süre. El -Fecr
sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur, on bir âyet-i kerîmeyi
içermektedir, kuşluk vaktine, yâni: Gündüzün yarışma doğru güneşin yükselmekte
bulunduğu vakit mânâsına olan Duha'ya and ile başladığı için bu mübarek süreye
bu isim verilmiştir. Bundan evvelki leyi süresinde mallarını fakirlere, zaiflere
dağıtan en muttakî zâtların nail olacakları pek büyük muvaffakiyetler
bildirilmiştir. Bu süre-i celîlede de en büyük takvaya sahip ve risâletle
vasıflanmış olan Peygamberimizin yetimlere, fakirlere güzel, muameleler ile
mükellef bulunduğu ve nice ilâhî nimetlere mazhar olduğu beyan buyrulduğundan bu
iki mübarek süre arasında güzel bir münâsebet vardır.
1. And olsun kuşluk
vaktine.
1. Bu mübarek süre,
Allah-ü Teâlâ'nın Peygamberimiz hakkındaki lütuf ve ihsanını bildiriyor. O Yüce
Peygamberin günden güne daha ziyade nîmetlere, muvaffakiyetlere nail olacağını
müjdeliyor. Ve o Yüce Peygamberin yetimlere, yoksullara karşı güzel muamelede
bulunmakla ve nail olduğu nimetlerin şükrünü yerine getirmekle mükellef bulunmuş
olduğunu göstermektedir. Şöyle ki: (Andolsun kuşluk vaktine...) yâni: Güneşin
yükseldiği, gündüzün başlamış olduğu, adetâ insanlık âlemine yeni bir hayat
verilmiş gibi bir şekilde ilâhî kudretin pek parlak bir surette tecellî eylemiş
bulunduğu bir zamana andolsun. Bu öyle bir zamandır ki: Musa Aleyhisselâm bu
vakitte ilâhî kelâma erişmiş ve bu vakitte sihirbazlar îmana gelip secdeye
kapanmışlardı.
2. Ve sakin olduğu zaman
geceye ki:
2. (Ve sakin olduğu
zaman) Yâni: Gündüz hayatındaki faaliyet sükûnet bulup hareketler kesildiği,
başka bir kudret manzarası vücuda geldiği vakit (geceye...) de andolsun (ki:) o
da insanlık için başka bir ilâhî lütuftur, bir istirahat zamanıdır. Yüce
Peygamberimizin miracı böyle bir gece içinde vuku bulmuştur. Kısacası: Gündüzler
de, geceler de birer büyük nimettir, birer muazzam ilâhî kudret eseridir.
Bunların bu ehemmiyetine işaret içindir ki: Kendilerine yemîn edilerek
buyruluyor ki:
3. Rab'bin seni ne
terketti ve ne de -senden- d arı İdi.
3. Ey Son Peygamber!. (Rab'bin
seni ne terketti) Ne senden veda ederek ayrılmak gibi bir hâl vücuda getirdi (ve
ne de) senden (d arı İdi.) ne de sana buğz etmiş oldu. Sen dâima ilâhî
iltifatlara mazhar bulunmaktasın.
Bu mübarek sûrenin sebebi
nüzulü hakkında çeşitli rivayetler vardır. Kısaca deniliyor ki: Yahudiler,
Resûl-i Ekrem'e müracaat ederek ruhtan Zülkarneynden ve Ashab-ı kehf'den
sual etmişlerdi. O Yüce Peygamber de: "Size yarın haber verir mi demiş
"İnşallah" dememiş idi. bunun üzerine ilâhî vahiy bir müddet kesilmiş oldu. Bu
müddet, on iki veya on beş
veyahut kırk gün kadar devam etmişti. Bir takım müşrikler de" Artık Muhammed'e
Rabbi veda etmiş, onu terkeylemiş diye söylemişlerdi. Peygamber Efendimiz ise
böyle ilâhî vahyin kesilmiş gibi olmasından dolayı pek fazla mahzun ve kederli
bulunuyordu, Cenab-ı Hak'kın rızâsına aykırı bir harekette mi bulundum diye pek
üzülmeğe başlamıştı. Hattâ deniliyor ki: Mübarek alnını Kâbe-i Muazzama'ya
koyarak dua ve niyazda bulunmuştu. Bunun üzerine bu mübarek sûre inerek
kendisinden Cenab-ı Hak'kın razı olduğu, o Yüce Peygamberin ilâhî iltifatlardan
mahrum kalmamış olduğu kendisine müjdelenmiş oldu.
4. Ve elbette ki, senin
için âhiret, dünyadan daha hayırlıdır.
4. (Ve) Ey Yüce
Peygamber!, (elbette ki: Senin için ilerisi) Müstakbel hayat, (evvelinden daha
hayırlıdır.) sen her vakit yükselmeden yükselmeye nail olacaksın, senin günden
güne izzet ve şanın yükselmekte bulunacaktır. Dünyada günden güne
muvaffakiyetlere nail olacağın gibi asıl âhirette de her türlü nîmetlere,
tecellîlere mazhar bulunacaksındır. Artık gönlünü ferah tut. Nitekim bu ilâhî
müjde, daha dünyada iken tahakkuk etmiş oldu. Resûl-i Ekrem Hazretleri nice
başarılara, fetihlere kavuştu. Mübarek şeref ve şanı Şark ve Garba yayıldı, nice
milyonlarca mü'mîn tarafından yüceltilmekte ve salât-ü selâm ile anılmaktadır.
5. Ve muhakkak ki: Sana
Rab'bin ihsan buyuracak, sen de hoşnut olacaksın.
5. (Ve muhakkak ki:)
Ey Yaratıkların en faziletlisi!. (Sana Rab'bin ihsan buyuracak) seni nîmetlere
erdirecektir. Kısaca sen, ilâhî vahye peş peşe nail olacaksındır. Bir müddet
gecikmiş olduğundan dolayı mahzun olma ve senin Kerîm olan Rab'binden (sen de
hoşnut olacaksın.) nitekim bu ilâhî vâ'd gerçekleşmiştir. Evet.. Cenab-ı Hak, O
Yüce Peygamber'in dinini yüceltmiştir. O pek Muhterem Peygamberini nice
muvaffakiyetlere eriştirerek gönlü ferah bir hâlde yaşatmıştır. Onun hakkındaki
uhrevî nimetler ise her türlü düşüncelerin üstündedir.
6. Seni bir yetim bulup da
barındırmadı mı?.
6. Evet.. Bir kere
düşünmeli, ey insanlığın kendisiyle iftihar ettiği Yüce Peygamber!. Kerem ve
merhamet sahibi Yaratıcın (seni bir yetim bulup barındırmadı mı?.) evet..
Sen daha validen rahmine henüz altı aydan beri şeref vermiş iken
pederin vefat etmiş idi, validen dahi sen henüz sekiz yaşında iken ölüp
gitmişti, seni amcan Ebû Talip yanına alarak hakkında pek güzel, şefkatlice
muamelede, himayede bulunmuştu, sen bütün bir ilâhî lütuf eseri olarak öyle
büyüyüp gelişmeye muvaffak oldun.
7. Ve seni bir şaşırmış
halde buldu da doğru yolu göstermedi mi?.
7. (Ve) Cenab-ı Hak
(seni) ey Yüce Peygamber!, (bir şaşırmış hâlde buldu da) Sana (doğru yolu
göstermedi mi?) evet.. Gösterdi, çünkü: O pek muhterem Peygamber, Allah'ın
dininden mahrum, dini hükümlerden habersiz bir muhit içinde dünyaya gelmiş, kırk
kadar kavminin pek cahilce hâllerine şahit olmuş, onların akla, hikmete muhalif
inançlarını, hareketlerini gördükçe hayretler içinde kalmış bulunuyordu. Sonra
Cenab-ı Hak, lütf etti, o masum kulunu peygamberlik ve risâlete nail kıldı, onun
kaderini bir ilâhî kitapla yüceltti, ona takip edilmesi ic ab eden hidâyet ve
saadet yolunu gösterdi.
8. Ve seni bir yoksul
buldu da zengin kılmadı mı?.
8. (Ve) Ey Yüce
Nebi!, (seni) Kerîm olan Rab'bin (bir yoksul buldu da zengin kılmadı mı?.)
Evet.. O pek büyük Peygamberini, maddî ve manevî nice nîmetlere nail
buyurdu. Bilmektedir ki:
Resül-i Ekrem Efendimize vaktîle pederinden miras adına bir deve ile bir
cariyeden başka bir şey miras kalmamıştı, dünyevî bir servete sahip değildi,
fakat Cenab-ı Hak, o muhterem kuluna lütfetti, onu bir kalp zenginliğine sahip
kıldı, onun yüceliğe yönelik olan bakışları karşısında dünya varlığının bir
kıymeti kalmamış bulunuyordu. Maamafih eşi Hatice validemizin servetinden
yararlandı. Ve ticaret ve cihat yoluyla nice malları elde ediverdi, daha dünyada
iken de günden güne nice nîmetlere, hayırlara kavuşmuş bulundu.
9. Artık yetime sakın kötü
bir muamelede bulunma.
9. (Artık) Yüce
Yaratıcı, o şefkat timsali Nebisine emrediyor ki: sen (sen yetime sakın kötü bir
muamelede bulunma.) onun bir malını elde etmek isteme, ona bir hakaret gözüyle
bakma, onun yetim hâline merhamet et, kendisine şefkatle muamelede bulun,
nitekim o merhamet deryası Peygamber de, yetimlere karşı büyük bir merhamet
göstermiştir, bir hadîs-i şerifi şu mealdedir. "Müslümanların arasında en
hayırlı ev, içindeki yetime güzel muamele yapılan evdir ve müslümanlarca en
şerli ev de içindeki yetime kötü muamele yapılan evdir."
10. Ve bir şey dileneni de
sakın kovma.
10. Hak T e âlâ
Hazretleri, o Yüce Peygamberine şöyle de bir ahlâkî fazilet telkin buyuruyor,
(ve bir şey dileneni de) veya bir şey sual edeni de, (kovma) huzurundan
reddetme, hakkında şefkatle muamelede bulun, bütün bu ilâhî beyanlar,
müslümanlar için ahlâk dersi vermektedir. Dilenen bir kimseye bir şey verilmesi
uygun görülürse verilmelidir. Verilmediği takdirde şefkatle, nezâketle
reddedilmelidir. Sertlik, hakaret göstermemelidir. Öyle bir muamele, insanîyete
yakışmaz.
11. Fakat Rab'bin nimetini
de yâdet.
11. (Fakat..) Ey Yüce
Peygamber!. (Rab'bin nimetini de an.) Bir şükür lisânı ile söyle, o nimetten
başkalarını yararlandır, nitekim o âlemler için rahmet olan Yüce Peygamber maddî
ve manevî nimetlere nail bulunmuş bunlardan ümmetlerini yararlandırmaya son
derece çalışmıştır. Allah'ın salât ve selâmı üzerine olsun.
Bu sûreden itibaren Kur'an-ı
Kerim'in son sûresine kadar olan sûrelerin okunmaları nihâyetinde '"Allâh-ü
Ekber" denilmesi, öteden beri yapılan bir sünnettir. Bu tekbir, Cenab-ı Hakkın
Yüce şanına saygı ve Peygamber Efendimiz hakkında ilâhî iltifatlara bir teşekkür
vazifesi demektir. Kerim Mabudumuz, cümlemizi ilâhî feyizlerine nail buyursun.
Peygamberlerin Efendisi hürmetine âmin.
Sonraki Sayfa

|