|
87-EL-A'LA
SURESİ
Bu mübarek sûre, "Tehvir"
sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. On dokuz âyet-i Kerîme'yi
içermektedir. Medine-i Münevvere'de nazil olduğuna kail olanlar da vardır.
Birinci âyetinde Cenab-ı Hak'kın en yüce olan ismi şerifi zikredilmiş olduğu
için kendisine böyle "Ala sûresi" adı verilmiştir. Maamafih tesbîh emriyle
başladığı için kendisine, "Sebbih" sûresi ismi de verilmiştir.
Tank sûresinde Cenab-ı
Hak'kın bir kısım kudret eserlerine yemîn edilerek kâfirlerin bir müddet sonra
helâk'a mâruz kalacaklarına işaret olunmuş, Resûl-i Ekrem'e teselli verilmiş
idi, bu Sûre-i Celîle'de de yine bir takım kudret eserlerine işaret edilerek,
Resûl-i Ekrem'in kolaylıklara ve mü'minlerin kurtuluş ve selâmete erişecekleri,
kâfirlerin de müthiş azaplara yakalanacakları bildirilmiş olduğundan aralarında
büyük bir irtibat vardır.
1. Rab'binin pek yüce olan
ismini teşbih et.
1. Bu mübarek sûre,
Kâinatın Yaratıcısının mukaddes isminin tenzih edilmesini ve yüceltilmesini
emrediyor. Kâinatın bütün hâllerini bilen o Kerem Sahibi Mabudun Yüce
Peygamberine dini hakikatleri telkin edeceğini ve o yüce nebisini
muvaffakiyetlere eriştireceğini müjdeliyor. O Yüce Peygamber'in vereceği
öğütlerden kimlerin yararlanıp kurtuluşa ulaşacağını ve kimlerin yararlanmayıp,
azap göreceklerini bildiriyor. Ve Son Peygambere vahy olunan dini esasların
evvelki Peygamberlerin sahifelerinde zikrolunduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle
ki: Ey Peygamber Rabbin imini tesbîhe devam eyle, Allah'ın isimin tesbîh, onun
kudsiyetini itiraf, onu tam bir saygı ile zikretmek; Allah'ın zatını kutsamayı
ve tenzih etmeyi gerektirmektedir. Allah'ın zatını tesbîh ise o Yüce Yaratıcının
zâtına, sıfatlarına, mübarek isimlerine, fiillerine, hükümlerine lâyık olmayan
şeylerden kutsal zatını şu şekilde tenzih etmekten ibarettir.
1. Allah'ın zatını tenzih,
o muazzam Yaratıcımızın cevherlerden, arazlardan münezzeh olduğuna itikatten
ibarettir.
2. Allah'ın sıfatlarını
tenzih, o kutsal sıfatların yaratılmış, sonlu olmaktan ve noksan bulunmaktan
münezzeh olduklarına itikattan ibarettir.
3. Allah'ın isimlerini
tenzih, Hak T e âlâ Hazretlerini Yüce zâtı hakkında nakledilmiş olan mübarek
isimler ile zikretmekten, i I âh lığın şanına lâyık olmayan, noksanlığı ifade
eden isimler ile anmamaktan ve onun kutsal isimlerini hürmetle yadedip, hürmete
aykırı vaziyetler hâlinde lisâna almamaktan ibarettir.
4. Allah'ın fiilerini
tenzih: Yüce Yaratıcı'nın mutlak sahip olup hiç bir fiiline bir kimsenin itiraza
hak ve selâhiyeti olmadığına itikatten ibarettir.
5. Allah'ın hükümlerini
tenzih, o hikmet sahibi Mabudun her hükmünü, tasvip ve tasdik edip bunun sahip
olmanın gereği olduğunu ve birer hikmetin icabı bulunduğunu tasdik ve itirafta
bulunmaktan ibarettir. Kısacası Hak Teâlâ Hazretlerini dâima tesbîh etmek ve
kutsamak, onun kulları için en kutsal bir vazifedir. Onun içindir ki:
Müslümanlar, namaz kılarlarken Peygamberimizin yüce emirlerinden dolayı rükû
hâlinde "Süphane Rabbiyel'azîm" ve secde hâlinde de "Süphane Rabbiyel'âlâ"
demektedirler.
2. O -Rab- ki, yarattı da
düzeltti.
2. (O) Rabbül'âlemiyn
(ki:) Bütün mahlûkatı (yarattı da) hepsini kendilerine lâyık birer şekilde
(düzeltti.) Meselâ: insanları pek güzel bir surette yarattı şâir hayat
sahiplerine de muhtaç oldukları uzuvları verdi, âlemin bütün tabakalarını birer
mükemmel tarzda tanzim buyurdu.
3. Ve O ki: Takdir etti de
doğru yolu gösterdi.
3. (Ve O ki:) O Kâinatın
Rabbi ki: Bütün yarattıklarını cinslerini, nevilerini, vasıflarını, devam
müddetlerini (takdir) tâyin (etti de) sonra kendilerine (doğru yolu gösterdi.)
Hepsine de birer kabiliyet verdi, hepsini de geçimlerini temin için çalışmaya
kabiliyetli kıldı ve özellikle mükellef olan kullarına hayır ve şer yolunu
gösterdi, onları selâmet ve saadete erdirecek yolu tâyin buyurdu.
4. Ve O ki: O yeşillikleri
çıkardı.
4. (Ve O ki:) O Kerîm olan
âlemlerin Rabbi ki: (O yeşillikleri) varlık alanına (çıkardı) hayvanların
yaşamaları için geniş çayırları, otlak mahallerini yaratmış oldu.
5. Sonra onu kapkara,
kuruca bir ota çevirdi.
5. (Sonra onu) O
yeşilliklerden her birini (kapkara kuruca bir ota çevirdi.) O güzel
manzaralardan eser kalmadı, işte dünya varlığı başlangıçta ne kadar güzel, ne
kadar dikkat çekici bulunsa da nihayeti böyle bir değişimden ibaret
bulunacaktır. Bir değişikliğe uğrayacaktır. Bu hususta ki ilâhî beyan, gaflet
sahiplerini uyandırmak için bir darb-ı mesel mesabesindedir.
"Guşa" Selin getirdiği kuru
çor çöp demektir. "Evha" da kararmış, rengi siyaha dönüşmüş olan şeyden
ibarettir.
6. Sana okutacağız, artık
unutmayacaksın.
6. Cenab-ı Hak, Yüce
Peygamberini müjdelemek için buyuruyor ki: Habibim!. (Sana okutacağız) Seni
Cibrîl-i Emîn vasıtasiyle ilâhî vahyi almaya kabiliyetli kılacağız. Kur'an-ı
Kerim'i ezberlemeyi başaracaksın (artık unutmayacaksın.) Büyük bir hafıza
kuvvetine kavuşacaksın. Bu, Resûl-i Ekrem hakkında bir ilâhî hidayettir, bir
ilâhî te'sirdir, bir mucize numunesidir, çünkü Yüce Peygamber hiç bir şey
okumuş, yazmış değildi, Ümmi idi, o öyle olduğu hâlde böyle bir Kur'an-ı Kerime
nail ve onu derhal ezberlemeye kadîr oldu. Sonra bu Sûre - i celîle, Mekke-i
Mükerreme'de ilk nazil olanlardandır. Fevkalâde bir emrin vuku bulacağını haber
verdi, ve o emir bilâhare tahakkuk etti ki: O da Resûl-i Ekrem'in bir hârika
olmak üzere bütün Kur'an-ı ezberlemesinden diğer kurtuluş eserlerinin yüz
göstermesinden vesâireden ibarettir.
7. Allah'ın dilediği
müstesna, şüphe yok ki: O, aşikâr olanı da bilir, gizliyi de.
7. (Allah'ın dilediği
müstesna) Evet.. Ey Yüce Peygamber bütün Kur'an âyetlerini, ezberlemeye okumaya
muvaffak olacaksındır. Ancak Cenab-ı Hak'kın hikmet gereği neshettiği veya
hafızandan geçici olarak giderildiği bâzı âyetleri unutacaksındır. Bunların
dışında bütün Kuran âyetleri hafızanı aydınlatacak ve süsleyip duracaktır.
(Şüphe yok ki. O) Kerem Sahibi Mâbud (aşikâr olanı da bilir, gizliyi de) bilir.
Kullarının bütün sözlerini işlerini kalple rinde kî düşüncelerini bilmektedir.
Bu cümleden olmak üzere Yüce Peygamberine vahyettiği şeylerde ve onlardan
bâzılarının neshedilmiş olduğu da Allah katında bilmektedir.
8. Ve seni en kolayına
muvaffak ederiz.
8. (Ve) Ey Yüce
Peygamber!. (Seni en kolayına muvaffak ederiz.) Yâni: Seni tam bir kolaylığa
Kur'an-ı Kerim'i ezberlemeye muvaffak kılarız, seni en kolay bir şeriate, takibi
pek kolay bir saadet yoluna eriştiririz, sen müsterih ol...
9. Artık öğüt ver, eğer,
öğüt fâide verirse.
9. (Artık) Ey Yüce
Peygamber!. Sen insanlara (öğüt ver) sana vahyedilen Kuran âyetleriyle halkı
irşada çalış. (Eğer öğüt fâide verirse,) Kendilerinde kabiliyet bulunur da
verilen nasihatleri kabul ederse ne güzel, kendileri fâidelenirler, selâmet
yolunu takibe muvaffak olurlar. İnat edip de verilen öğütleri kabul etmeyenler
de lâyık oldukları kötü bir âkibete uğrarlar, sen ey merhametli Peygamber!.
Mahzun olma.
10. Korkan kimse, öğüdü
dinleyecektir.
10. Evet.. (Korkan
kimse) Allah-ü Teâlâ'nın azabından korkan herhangi bir takva sahibi zât, (öğüdü
dinleyecektir.) Öyle bir kimseye verilen nasihat, her hâlde kendisine fâide
verecektir. Binaenaleyh insanlara karşı güzelce nasihatte bulunmak, haddi
zâtında bir iyilik severlik vazifesidir. Nasihat veren, sevaba nail olur.
Nasihat dinleyenler de iki kısma ayrılır, bir kısmı o nasihati
dinleyerek istifâde eder, bir kısmı da kabul etmeyerek sapıklık içinde kalır,
yarın âhirette bir mazeret ileri sürmeğe selâhiyeti kalmamış bulunur.
11. En kötü olan ise ondan
kaçınır.
11. Evet.. (En kötü olan)
Hakkı kabulden kaçınan, katı kalpli olan kimse (ise ondan kaçınır) öğüt
dinlemez, kendi aleyhinde hareket etmiş bulunur, nihayet o hareketin cezasına
kavuşur.
12. O kimsedir ki: En
büyük ateşe yaşlanacaktır.
12. İşte (O kimsedir ki:)
Öyle pek mutsuz, inkarcı olan şahıstır ki: (En büyük ateşe yaşlanacaktır.)
Âhirette cehenneme atılacaktır. Orada yanıp yakılacaktır.
13. Sonra orada ne ölür ve
ne dirilir.
13. (Sonra orada) o
cehennemde öyle bir şahıs ebediyyen azap görecektir. (Ne ölür ve ne dirilir.)
Yâni: Ne ölür ki, azaptan kurtul ab i l s in, ne de fâideli bir hayata nail
bulunur ki: Bir istirahata kavuşabilsin.
14. Muhakkak o kimse
felaha ermiştir ki: Temizlenmiştir.
14. (Muhakkak o kimse
felaha) kurtuluşa, muradına (ermiştir ki, temizlenmiştir.) İmânı sayesinde küfür
pisliğinden kurtularak manevî bir temizliğe kavuşmuştur. Veya zekâtını
vermiştir. Veyahut namaz için abdest alıp tertemiz bir hâlde yaşamıştır.
15. Ve Rabbi'nin ismini
zikredip de namaz kılmıştır.
15. (Ve) O zât (Rab'binin)
mukaddes (ismini) kalbiyle ve I i s ân iyi e (zikredip de namaz kılmıştır.) Beş
vakit namazını kılmaya devam etmiştir. İşte kurtuluşa eren bu gibi samimi mü'mîn
kullardır. Bir görüşe göre bu ilâhî beyandan maksat, fitir sadakasını verip
bayram gününde Allah'ın ismini zikrederek tekbirde ve bayram namazını edada
bulunmaktadır. Bu dinî vazifeyi yerine getiren bir mümin kurtuluşa erecektir.
Aslında bu âyeti kerîme, bu sadaka-i fitrin ve bayram namazının vücubundan evvel
nazil olmuş ise de inmesinin, hükmün icra edilmesinden bir müddet önce bulunması
caizdir.
16. Belki siz, dünya
hayatını tercih edersiniz.
16. (Belki siz) Ey
insanlar!. Çoğunluk itibariyle (dünya hayatını) âh i ret hayatı üzerine (tercih
edersiniz) her hangi bir fânî varlığı, bir zevk ve s af ayı tercih ederek o
gelecekteki bakî hayatı düşünmezsiniz, onun için çalışmazsınız.
17. Halbuki, âh i ret daha
hayırlıdır ve daha bakîdir.
17. (Halbuki âhiret)
Dünyadan (daha hayırlıdır ve daha bakidir.) Çünkü: Âhire t hayatı ebedîdir,
müminler hakkında cismanî ve ruhanî saadetleri içermektedir, dünya hayatı ise
fânidir, elem ve kederlerden uzak değildir. Artık öyle saadete dayalı olan bir
âhiret hayatını, bu fâni ve elem verici dünya hayatına tercih etmek lâzım değil
midir?. O ebedî hayat için
selâmet ve saadete vesîle
olan güzel amellerde bulunmak icâbetmez mi?
18. Şüphe yok ki: Bu,
elbette evvelki sahifelerde -bildirilmiştir.
18. (Şüphe yok ki, bu)
Temizlenenlerin, namaz ile, zikrile uğraşanların ebedî bir amelde kurtuluşa
erecekleri (elbette evvelki sahifelerde) bildirilmiş (tir.) Kur'an-ı Kerim'den
evvel nazil olmuş olan semavî kitaplar da bu hakikati haber vermiştir.
"Suhuf" sahifenin
çoğuludur. Esasen hitap mânâsına ise de Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an-ı
Kerim'den ibaret olan dört büyük semavî kitaptan başka bâzı Peygamberlere
verilmiş olan risalelerden her birine "sahife" denilmiştir.
19. İbrahim'in ve Musa'nın
sahifelerinde.
19. Evet.. Kimlerin
kurtuluşa erişecekleri, kısaca (İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde...) de
bildirilmiştir. İbrahim Aleyhisselâm'a on sahife verilmiş olduğu gibi Musa
Aleyhisselâm'a da Tevrat'tan önce on sahife verilmiştir. Bütün bu mukaddes
kitaplar, insanlık için kurtuluş ve selâmet vesîle olacak vazifeleri,
muameleleri insanlara bildirmiş, telkin etmişlerdir. Artık her akıl sahibi,
düşünen insan için lâzımdır ki: Bütün ilâhî kitapların, risalelerin haber
verdikleri akıbetleri dikkate alsın, ona göre çalışsın, ebedî bir selâmet ve
saadete aday bulunsun, Kerem Sahibi Yaratıcı cümlemize uyanmalar, güzel ameller
nasîb buyursun, Hamd, âlemlerin Rabbî Allah'adır.
Sonraki Sayfa

|