|
86-EL-TARIK SURESİ
Bu mübarek sûre, "Beled
Sûresi"nden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. On yedi âyet-i kerîmeyi
içermektedir. Târik denilen yıldıza yemîn ile başladığı için kendisine bu Târik
adı verilmiştir. Ve bu iki sûre de Kur'an-ı Kerim'i yalanlayanları bildirmiştir.
Ve Kur'an-ı Kerîm'in yüksek vasfım ve o yalanlayanların reddini içermektedir.
Binaenaleyh aralarında büyük bir münâsebet vardır.
1. Andolsun göğe ve târık'a.
1. Bu mübarek sûre,
insanların boş yere olmaksızın nasıl bir tarzda yaratılmış olduklarını ihtar
ediyor. Hepsinin de durumları korunmuş olup, bilâhare tekrar hayata
erdirileceklerini birer muazzam, parlak kudret eserine yemîn suretiyle haber
veriyor. İnkarcıların eza ve cefasına uğramış olan Resûl-i Ekrem ile Ashab-ı
Kirâmi'na teselli verici bir mahiyette bulunmaktadır.
Şöyle ki: (Andolsun göğe ve
tank'a.) O muazzam gök kubbesine ve tank denilen kudret eserine. Bunların
hâlleri, şekilleri, doğuş ve batışları pek enteresan ve hoş olup bunları güzelce
seyreden ve düşünenler için bunlar, birer kudret delili olduğundan Kur'an-ı
Kerim'de bunlara çokça yemîn edilmiş, bunlara dikkatler çekilmek istenilmiştir.
2. Tarık'ın ne olduğunu
bildin mi?
2. (Tarık'ın ne olduğunu
bildin mi?.) Ey Yaratıkların en şereflisi!. O Tank ne kadar muazzam bir kudret
eseridir. Bu gibi istifham yoluyla hitap bildirilecek şeyin azamet ve yüceliğine
işaret eden bir konuşma üslûbudur.
3. O -karanlığı- delen
yıldızdır.
3. (O) Târik, gecenin
karanlığını (delen bir yıldızdır.) Işığıyla etrafı aydınlatır, bu yıldızlardan
maksat, ya Süreyya'dır veya Cedi veya Zühre yıldızıdır. Veyahut mutlaka yıldız
cinsidir. Çünkü her yıldızın kendisine mahsus bir ışığı vardır, onunla karanlığı
deler yok eder.
"Tank" Lügatte geceleyin
gelen her şeye deniliyor. "Tunik" da geceleyin eve gelmek demektir. Kapıyı
vurmak mânâsına olan "Târk" kelimesinden türemiştir. Geceleyin gelen bir kimsede
kapıyı vurarak içeri gireceği için kendisine Târik denilmiştir Sonra parlayan,
karanlığı açan yıldıza da bu Târik adı verilmiştir.
4. Hiç bir nefs yoktur ki:
İllâ onun üzerinde bir gözetici vardır.
4. Evet.. Yemîn olsun ki:
(Hiç bir nefis yoktur ki:) Özellikle insan nefislerinden hiç biri müstesna
değildir ki, (illâ onun üzerinde bir gözetici vardır.) Yâni: Onu koruyan, onun
hareket ve davranıştan gözeten, bilen bir zât vardır ki: O da Cenab-ı Hak'tır
veya hafaza meleğidir ki: O kendisinin bütün amellerini, hayatî işlerini yazar,
tespit eder. Bu âyet-i kerîme yukarıdaki yeminin cevabıdır.
5. Artık insan neden
yaratılmış bir baksın.
5. (Artık insan)
yaratılışının başlangıcını düşünsün, (neden yaratılmış) olduğuna (bir baksın.)
İlâhî kudretin ne kadar muazzam olduğunu düşünmeye dalsın, onu öyle yarat m ı;
olan bir Yüce Yaratıcı onu öldürdükten sonra tekrar iade edemez mi?
6. Bir atılan sudan
yaratılmıştır ki:
6. Evet.. İnsan,
başlangıçta Allah'ın kudreti ile (bir atılgan sudan yaratılmıştır.) Ki: O,
süratle akan, ana rahmine düşen bir nutfeden ibarettir. "Dafik" bırakılmış,
atılmış,, serpilmiş demektir. "Difk" de atmak ve dökmek manasınadır.
7. Arka kemiği ile göğüs
kemikleri arasından çıkıverir.
7. İşte o su, erkeğin
(Arka kemiği ile) kadının (göğüs kemikleri arasından çıkıversin.) Böyle ince,
garip bir damladan ibarettir. Böyle olduğu hâlde Allah'ın kudreti ile büyüyüp ve
gelişip mükemmel bir insan olarak varlık alanına çıkıyor.
"Sulb" Erkeğin arka kemiği
demektir. "Terâib" de kadının göğüs kemikleri manasınadır.
8. Şüphe yok ki: O -Yüce
Yaratıcı- bunu döndürmeğe de elbette kaadirdir.
8. Artık (Şüphe yok ki:
O) öyle bir damla sudan o kadar mükemmel bir suret ve mahiyette bulunan insanı
yaratan Yüce Yaratıcı (bunu) bu insanı, öldürdükten sonra da tekrar hayat
sahasına (döndürmeğe de elbette kaadirdir.) Evet.. O Kerem Sahibi Yaratıcı,
insanı yaratıyor, besliyor, bir çoklarını ihtiyarlık çağına kavuşturuyor, artık
onu öldürdükten sonra tekrar hayata erdiremez mi? Bunu hangi akıllı bir kimse,
imkânsız görebilir? Elbette ki: O Yüce Yaratıcının sonsuz kudreti, yeniden
yaratmaya da fazlasıyla kâfidir.
9. Gizli şeylerin
açıklanacağı gün.
9. Evet.. O Hikmet
Sahibi Yaratıcı o insanları öldürdükten sonra yeni bir hayata kavuşturacaktır.
(Gizli şeylerin) bütün inanç, amel ve fiillere dair amel sahifelerinde yazılmış
muamelelerin (açıklanacağı gün.) Ortaya çıkacağı zaman ki, o da, kıyamet
gününden ibarettir.
10. Artık onun için bir
kuvvet ve bir yardımcı yoktur.
10. (Artık onun için)
Öyle bir kıyamet âlemini inkâr eden her hangi bir şahıs için o günde (bir
kuvvet) yoktur ki, kendisine yönelecek cezayı bertaraf edebilsin, (ve bir
yardımcı) da (yoktur) ki: Onu himayeye çalışsın, onu yüz gösteren azaplardan
kurtarabilsin.
11. Andolsun o dönüş sahibi
olan semaya.
11. (Andolsun o dönüş
sahibi olan semâya.) Hareket edip dolaşan o Yüce manzaraya.
"Reci" kelimesi rucu ve
icra, yâni: Dönmek ve döndürülmek manasınadır. Burada bundan maksat ya gök
kubbesinin hareket edip dönmesidir. Eski astronomi âlimleri buna inanmışlardır.
Veya tek olarak, güneşin, ayın ve yıldızların dönüp dolaşmalarıdır ki, bunlar
semâda görüldükleri için bunların bu dolaşması semâya nispet edilmiştir.
Veyahut burcundan maksat: Yağmurların yağmasıdır ki, hareket eden
bulutlardan çıkarak yeryüzüne serpilmekte ve rüzgârlar ile her tarafa dönüp
gitmektedirler.
12. Ve patlayıp yarılan yer
yüzüne.
12. (Ve) Andolsun
(çatlayıp) ağaçlar ile, meyveler ile, bitkiler ile (yayılan yeryüzüne.) O garip,
acaib manzaraları gösteren yer sahasına.
13. Şüphe yok ki: O elbette
bir ayırt eden kelâmdır.
13. (Şüphe yok ki:
O) Kur'an-ı Kerim, yahut ölülerin yeniden hayata erdirileceğine dair olan ilâhî
beyan (elbette bir ayırt eden) hak ile bâtılın arasını ayıran bir (kelâmdır.)
Bir hakikati beyan eden sözdür.
14. Ve O, bir şaka
değildir.
14 (Ve o) Hakikati beyan
eden söz (bir şaka değildir.) Lâtife tarzında bir söz olmaktan uzaktır.
15. Muhakkak ki: Onlar,
bir tuzak ile hilede bulunurlar.
15. (Muhakkak ki, onlar)
İslâm dininin düşmanları olan inkarcılar, (Bir hile ile hilede bulunurlar.)
İnsanların İslâm dinini kabulüne mâni olmak için hilelerde, iftiralarda
bulunmaya cür'et ederler. Kur'an-ı Kerim'e sihir ve Resül-i Ekrem'e sihirbaz
veya şair demekten sıkılmazlar. Allah'ın nurunu söndürmeğe çalışırlar.
16. Ben de bir tuzak ile
hilede bulunurum.
16. Hak T e âlâ da
buyuruyor ki: (Ben de) İlâhî zatını da o hain kimselere karşı, (bir hile ile
hilede bulunurum.) Yâni: Onların hilelerini iptal ederim, onların hilelerine
karşı Yüce Peygamberime zafer veririm, onun neşrettiği din'i yükseltirim veya
onları hilelerinin cezasiyle cezalandırırım, nitekim Bedr Gazvesindeki
katledilmeleri, esir alınmaları bu ceza cümlesindendir. Ahiretteki cezaları ise
Elbette ki, daha müthiştir.
17. Artık kâfirlere mühlet
ver, onları biraz bırak.
17. (Artık) Ey peygamber!.
Sen üzülme, o (kâfirlere mühlet ver) onlardan hemen intikam almaya kalkışma,
onların derhal helak olmalarına dua etme, onların mahv ve perişan olmalarını
acele isteme. Evet.. (Onları biraz bırak.) Onların akıbetlerine bak.. Onların
başlarına gelecek cezayı yakında göreceksindir.
"Ruveyd" kelimesi, yakın,
az, ağır ağır acelesiz manasınadır. Böyle az bir müddet beklemekle emredilmesi,
Resül-i Ekrem için bir teselliyi içermektedir, kâfirlerin hilelerinden,
saldırılarından endişede bulunan müminlerin haklarında da birteskin ve tahmin
vesilesidir. Çünkü: O hilekâr düşmanların hileleri sönerek kendilerinin zarar ve
ziyana uğrayacaklarına İslâm dininin ise tam bir muvaffakiyetle yayılmaya devam
edeceğine işarette bulunmaktadır. Elbette ki, Cenab-ı Hak, İslâm dinini her
zaman koruyacak ve yüceltecektir. Amenna..
Sonraki Sayfa

|