|
75-EL-KIYAME
SURESİ
Bu mübarek sûre, "El-Kâria"
sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Kendisine "La Uksimü"
sûresi de denir. Kıyametin hâllerinden yeminle bahsettiği için kendisine bu
isimler verilmiştir. Kırk âyet-i Kerîmeyi içermektedir.
Bundan evvelki sûrede de
kâfirlerin âhireti inkâr edip ondan korkmadıkları bildirilmiş i"i- Bu sûrede ise
kıyamet hakkında mükemmel deliller zikredilmiş ve kıyametin müthiş durumu
bildirilmiş olduğu cihetle aralarında güzel bir irtibat bulunmaktadır. Bu
mübarek sûrenin başlıca içeriği şunlardır:
1. Ölmüş, vücutları
darmadağın olmuş kimseleri Yüce Yaratıcı'nın tekrar hayata kavuşturacağını kat'î
bir surette beyan etmek.
2. Kıyamet kopacağı vakit
kâinatta ne gibi değişmelerin meydana geleceğini ihtar etmek.
3. Resûl-i Ekrem'in vakit
vakit vahy olunan Kur'an-ı Kerim'in âyetlerini ne kadar bir itina ile anlayıp
alacağını tâyin etmek.
4. Ahiret gününde
insanların nasıl muhtelif vaziyetlerde bulunacaklarını tasvîr etmek.
5. Kıyameti inkâr eden bir
şahsın durumunun kötülüğünü teşhîr etmek ve insanları birer damla sudan yaratmış
olan Hikmet Sahibi Yaratıcı'nın ölüleri tekrar hayata kavuşturmaya kaadir
olduğunu bildirmek.
1. Yok: Kıyamet gününe
yemîn ederim.
1. Bu mübarek âyetler,
kıyametin büyüklüğüne, kusurlarından dolayı kendini kınayan nefsin ehemmiyetine
işaret için Cenab-ı Hak'kın yemîn ettiğini gösteriyor. O Hikmet Sahibi
Yaratıcı'nın en harikulade şeyleri vücuda getirmeğe kaadir olduğunu bildiriyor.
Kıyametin kopma vaktini bir alay maksadîle soran şahsa da kıyametin üç nevî
alâmetini haber veriyor. Şöyle ki: (Yok) Ey inkarcılar!. Sizin kıyameti inkâr
hususundaki iddianız doğru değildir, (kıyamet gününe yemîn ederim.) Haşr ve
neşir, haktır ve kıyametin vuku bulacağı muhakkaktır.
2. Yok: Kendini kınayan
nefse de yemîn ederim.
2. (Yok) Ey kıyameti inkâr
edenler!. Sizin iddianız bâtıldır... (kendini kınayan nefise de yemîn ederim.)
Kıyamet, şüphe yok ki, meydana gelecektir.
"Lâ" kelimesi malûm olduğu
üzere bir olumsuzluk edatıdır, bu âyetlerdeki lâ, geçmiş bir sözü, bir iddiayı
olumsuz kılmak içindir ki: Ona göre izahat verilmiştir. Fakat bir görüşe göre de
bu Lâ edatı, yemini olumsuz kılmak içindir. O hâlde buyrulmuş oluyor ki: Kıyamet
gününe ve kendini kınayan nefise yemîn etmem, böyle yemîne hacet yok, kıyametin
vuku bulacağı, Allah'ın kudretine göre imkânsız görülemez. Onun meydana
geleceğini bütün Peygamberler, bütün semavi kitaplar haber vermiştir. Artık
nasıl olur da öyle bir hakikat inkâr edilebilir.
Yemîn olumsuz kılınmadığı
takdirde ise, Hikmet Sahibi Yaratıcı, kıyamet gününün büyüklük ve ehemmiyetine
işaret içindir ki: Onu tasdik etmek itikadî esaslardan bulunmaktadır. Kendini
kınayan nefise yemîn buyurulması da onun yüksek mertebesine işaret içindir.
Çünkü kendisini kınayan nefis, bir seçkin nefistir ki: Yaptığı bir serden dolayı
pişmanlık duyar, noksan yaptığı bir hayırdan dolayı üzülür, onu fazlaca yapmak
ister, dâima neticeye yönelik bulunur. Böyle bir nefis ise övgüye lâyıktır. İşte
onun bu mertebesine işaret içindir ki: Kendisine yemîn edilmiştir.
Nefisler: Mertebeleri
itibarîle nefis-i Emmare, Levvame, Mutmeinne, Mülheme, Zekiyye, Raziyye,
Merziyye namîle diye yedi kısma ayrılmıştır. Bunların kötü olan kısmı, nefis-i
Emmaredir. Bu nefis, kötüdür, dâima dînen caiz olmayan şeyleri emreder. İşte
kıyameti inkâr edenler de birer nefis-i emmare sahipleridir.
3. İnsan, sanır mı ki: Onun
kemiklerini her hâlde bir araya toplamayacağız?.
3. (İnsan) Adem oğulları,
yâni onların aralarındaki herhangi bir câhil (sanır mı ki, onun) öldükten sonra
(kemiklerini her hâlde bir araya toplamayacağız?.) O insan, kendisinin ölüp
bütün vücudu darmadağın oldukları sonra artık yeniden toplanarak hayata
kavuşturulmasını imkânsız mı görüyor?. Böyle bir insan, Allah'ın kudretini bilip
düşünemiyor demektir. Bu ne kadar cehalet!.
4. Evet.. Parmaklarının
uçlarını da düzeltmeğe kaadiriz.
4. Yüce Yaratıcı buyuruyor
ki: (Evet..) Kıyamet vuku bulacak, bütün insanlar yeniden hayata
kavuşturulacaklardır. Şüphe yok ki, o insanın (parmaklarının uçlarını da
düzeltmeğe kaadirleriz.) Evet.. Hikmet Sahibi Yaratıcı, kudret ve azametîle
bütün insanlığı yeniden asıl görünümüyle iade ederek hayata kavuşturmaya
fazlasıyla kaadirdir. Şüphesiz inanıyoruz. Bu nasıl imkânsız görülebilir?
"Bir rivayete göre bu
âyet-i kerîme Ebü Cehil veya Adiyibni Ebi Rebîa hakkında nazil olmuştur. Adiy
Resüllâh'a demiş ki: Kıyamete dair bana bilgi ver, ne vakit vuku bulacaktır.
Hakikati nasıldır?. Peygamber Efendimiz de bilgi vermiş, o inkarcı Adiy de demiş
ki: Ben o günü görecek olsam bile yine seni tasdîk etmem.
Allah, hiç bu kadar
kemikleri dağıtıldıktan, toz toprak oldukları sonra bir araya toplar mı?. İşte
bu âyet-i celîle, o gibi inkarcıları red için nazil olmuştur ve pek mühim fennen
hayret verici bir yaratılış eseri dikkatleri çekmektedir. Bilmektedir ki, parmak
uçları birer hârikadır, milyonlarca insanın parmak uçlarındaki pek lâtif
çizgiler, işaretler başka başka bulunmaktadır. Nitekim hırsızlık gibi bâzı
hâdiselerin kimler tarafından yapılmış olduğunu anlayabilmek için parmak
izlerine müracaat ediliyor. Artık böyle her türlü düşüncelerin üstünde
milyonlarca eserleri, hârikaları yaratmış olan bir Yüce Yaratıcı, o parmak
sahiplerini ve nice emsalini öldürdükten, darmadağın bir hâle getirdikten sonra
tekrar yüce kudretiyle eski hâline getiremez mi?. İnanıyoruz getirebilir. Kudret
eserlerini seyr eden herhangi bir akl sahibi, bunu inkâr edemez.
5. Fakat insan diler ki:
İlerisinde de isyana devam etsin.
5. (Fakat insan)
Umumiyeti itibarîle insan nev'i garîb bir ruh hâline sahiptir, (diler ki:
İlerisinde de) İstikbâlde de, gelecek vakitler de (isyana devam etsin.) günah ve
isyan ile vakit geçirsin. Bu hâlinden dolayı bir üzüntü duymaz. Hainliği ıslâha
çalışmaz. Tevbekâr olmak istemez. Diğer bir görüşe göre de insan, günahlarını
öne alır, tevbesini ise geri bırakır, ileride tevbe edeceğim, ibâdetlerde
bulunacağım der, öylece günahlara devam ederken kendisine ölüm gelmiş bulunur.
6. Sorar ki: Kıyamet günü
ne zamandır?.
6. Öyle günah ve isyana
devam eden bir şahıs, imkânsız görme ve alay etme maksadîle (sorar ki: Kıyamet
günü, ne zamandır?.) o nasıl vücuda gelecektir. Yüce Yaratıcı da o günün ortaya
çıkmasının gereği olan üç alâmeti haber veriyor.
7. Artık o zaman ki: Göz
kamaşmış bir halde bulunur.
7. Birinci alâmet: (Artık
o zaman ki: Göz kamaşmış bir hâlde bulunur.) Gözler, o günde görecekleri
şiddetli şeylerden dolayı şimşeğe tutulmuş gibi bir hâle gelir.
8. Ve ay tutulmuş olur.
8. (Ve) İkinci alâmette
(ay tutulmuş olur) ışığını kaybetmiş bulunur, parlaklık ve güzelliğinden eser
kalmamış bir hâle gelir.
9. Ve güneş ile ay
toplatılmış bulunur.
9. (Ve) Üçüncü alâmette
(güneş ile ay toplatılmış bulunur.) birbirine kavuşmuş ikisi de ışıktan mahrum
kalıp simsiyah kesilmiş bir hâlde batı tarafından doğarlar.
10. O gün insan der ki:
Kaçacak yer nerede?.
10. (O gün) O enteresan,
garîb hâdiseler meydana geldiği vakit, kıyameti inkâr etmiş olan (insan) hayret
ve dehşet içinde kalarak (der ki:) Cehennemden (kaçacak yer nerede?.) nereye
kaçıp da kurtulabilirim?. Heyhat.. Ne boş temenni, kaçıp kurtulmak ne mümkün.
Kâfirler, cehenneme sevk
edileceklerini anlamış olacakları için böyle bir imkânsız temennide
bulunacaklardır. Müminler de kıyamet günün pek dehşetli hâdiseleri görecekleri
için böyle bir söz söyleyecek olabilirler. Fakat mü'minler, Cenab-ı Hak'kın
müjdelerine nail olacakları için böyle bir heyecanda bulunacak olsalar da bu
muvakkattir, onların hepsi de nihayet cennetlere kavuşacaklardır.
11. Hayır.. Hiç bir
sığınacak yer yoktur.
11. Bu mübarek âyetler,
kıyamette kaçıp kurtulacak yer arayacaklara cevap veriyor. İnsanların kıyamet
günündeki heyecan dolu vaziyetlerini ihtar ediyor. Kur'an-ı Kerim'in vahy
edilmesi esnasında onu güzelce ezberlemek ve düşünmek için Resül-i Ekrem'in
nasıl bir durumda bulunmasını ve o ilâhi kitabın beyanlarına tâbi olacağını ve
yüce kitabın mânâsını, Cenab'ı Hak'kın ilham ve izah buyuracağını beyan
buyurmaktadır. Şöyle ki: (Hayır) Kaçacak yer arama (hiç bir sığınacak yer
yoktur.) Allah'ın emrinden kaçıp da kendisine sığınılacak bir yer bulamazsın,
kendini koruyabilecek bir vasıta yoktur.
"Vezer" kelimesi; Hisar,
Kal'a, Sağlam Dağ, sığınacak mahal manasınadır. Çoğulu "Evzâr"dır.
12. O günde durulacak
makam, Rab'binin tarafından tâyin edilecektir.
12. (O günde durulacak
makam) Varılacak yer (Rab'binin tarafından tâyin edilecektir.) yâni: Kıyamette
gidilecek yer, Allah'ın dilediğine bırakılmıştır. Dilediği kulları Cennetlere ve
dilediği kulları Cehennemlere sevk edilirler, lâyık oldukları yerlerde
bulunurlar.
13. O gün insana ileri
götürmüş olduğu şeyler ile geriye bırakmış olduğu şeyler haber verilecektir.
13. (O gün) O kıyamet
koptuğu zaman, amellerin teraziye vurulup tâyin edildiği hesab ve ceza vakti
(insana) hayır ve şer adına (ileri götürmüş olduğu şeyler ile geri bırakmış
olduğu şeyler haber verilecektir.) Artık insan, hayırlı amellerine göre mükâfata
erer. Şerli amellerinden dolayı da cezaya uğrar, yahut öldüğü zaman.
ikâmetgâhının Cennet mi yoksa cehennem mi olacağı kendisine bildirilir.
14. Doğrusu insan kendi
şahsı aleyhine bir delildir.
14. (Doğrusu insan)
hakkında başkalarının şahitliklerine ihtiyaç, yoktur. İnsan (kendi şahsı
aleyhine bir delildir.) dünyadaki yaptıkları şeylere yarın âhirette bütün beden
organları şahitlik edecektir.
15. İsterse, mazeretlerini
ortaya atmış bulunsun.
15. (İsterse) O insan,
kendisini kurtarmak için (mazeretlerini ortaya atmış bulunsun.) bununla
kendisini sorumluluktan kurtaramaz, o boş mazeretleri kabul edilmez. Diğer bir
görüşe göre de: İsterse, bütün elbiselerinden soyulmuş, yâni: Bağırıp çağırmaya
başlamış; zelilce bir vaz'iyet almış olsun, artık pişmanlık zamanı geçmiş
bulunur.
"Meâzir" mazeret lâfzının
çoğul ismidir. Bir de örtü, perde mânâsındaki "mizarın" çoğuludur.
16. Onu -Kur'an'ı- acele
alasın diye onunla dilini kımıldatma.
16. Sen de ey Yüce
Peygamber!. (Onu) O sana vahy olunan Kur'an-ı (acele alasın diye) acele etme,
(onunla) o henüz vahy edilmekte olan Kur'an âyetlerîle (dilini kımıldatma) daha
vahy olunması, tamam olmadan onları hemen okumaya başlama, Cibrîl-i Emîn, onları
okuyunca tam bir huzur ile dinle, o vahy olunacak âyetler, senin kalbinde
yerleşecek, hafızası nürlandıracaktır, bu hususta acele etmeğe gerek yok.
Rivayet olunuyor ki:
Cibrîl-i Emîn, ilâhî vahyi tebliğ edince Resül-i Ekrem Hazretleri, hemen okumak
için mübarek lisânını harekete getirirdi, bu suretle de, Kur'an-ı Kerimin derhal
ezberlenmesine itinada bulunurdu, Cenab-ı Hak ise, o Kur'an-ı Kerimin
korunacağını müjdelemek için Resûl-i Ekrem'ine böyle emr buyurmuştur.
17. Şüphe yok ki: Onu
toplamak da, onu okutmak da bize aittir.
17. İşte Hak Teâlâ
Hazretleri bu hususa işaret için şöyle de buyuruyor: (Şüphe yok ki: Onu) O
Kur'an-ı Kerim'in âyetlerini (toplamak ta) Peygamberin hafızasında toplamak ve
tesbit etmek de (onu okutmak ta) senin lisânını onu okumaya uygun hâle getirmek
de (bize aittir.) Yüce zatını, seni öyle bir muvaffakiyete nail kılacaktır.
Nitekim O Yüce Peygamberin ümmetinden nice bir nice zâtı da, Kur'an-ı
ezberlemeye, güzelce okumaya muvaffak buyurmaktadır. Kur'an-ı Kerîm'deki bu
ilâhî beyanda, bir Kur'an-ı mucize demektir ki: Bin üçyüz seksen dört seneden
beri dâima gerçekleşip durmaktadır.
18. İmdi onu biz okuyunca
artık sen onun okumasına tâbi ol.
18. (İmdi onu biz
okuyunca) Yâni: Kur'an-ı Kerîm'in âyetlerini Cibrîl-i Emîn vasıtasîle inzal
ederek sana tebliğ eyleyince, okumasını o vasıta ile tamamlamış olunca (artık
sen onun okumasına tâbi ol.) sen de Cibrîl-i Emîn'in okuduğu şekilde oku, o
ilâhî kitabın hükümleri ile amel eyle gereğine göre hareketini tanzim buyur.
19. Sonra şüphe yok ki:
Onun açıklanması da bize aittir.
19. (Sonra şüphe yok
ki: Onun) O Kur'an-ı Kerim'in (açıklanması da) onun ezberlenmesinden yüksek
mânâlarının, ibaretlerinin, hükümlerinin izah edilmesi de, peygamberin kalbine
ilham buyurulması da (bize aittir.) o kudsî kitabı, inzal eden Yüce Mabuda
mahsustur. Artık akla gelen her şeyi, muvaffakiyeti Hak Teâlâ Hazretlerinden
beklemelidir, niyaz etmelidir.
20. Yok, yok.. Siz acele
olanı seversiniz.
20. Bu mübarek âyetler
de bâzı kimselerin dünyaya düşkün olup kıymeti inkâr, âhireti terketmelerinin
sebebini bildiriyor. O kıyamet gününde mü'mînlerin saadete erişeceklerini
müjdeliyor, inkarcıların da felâketlere uğrayacaklarını ihtar ediyor. Dünyanın
geçici olduğunu, nihayet Cenab-ı Hak'kın tâyin buyuracağı yerlere insanların
sevk edileceklerini ve vefat hâlinde ruhların cesetlerden nasıl ayrılacaklarını
tasvîr ve beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Yok yok) Ey Âdem Oğulları... Ey
kıyameti inkâr eden taifeler!, iş sizin zannettiğiniz gibi değildir. Bu
ihtirasla istediğiniz dünya, geçicidir. Ahiret hayatı ise muhakkaktır, (siz) ise
(acele olanı seversiniz) bugün mevcut olan dünyaya pek düşkünsünüz, istikbâle
ait olan âhireti, onun ebedî nimetlerini düşünmez, itiraf etmezsiniz.
21. Ve âhireti
bırakıverirsiniz.
21. (Ve âhireti
bırakıverirsiniz) O ebedî âlemde için hiç çalışmazsınız, bilakis o âlemi inkâra
bile cür'et ediyorsunuz, o âlemdeki mükâfatı ve cezayı hiç nazar-ı dikkate
almıyorsunuz, bu ne gaflet ve cehalet!.
22. O gün de bir takım
yüzler parıl d ayacaktır.
22. (O günde) O
kıyamet meydana geldiği zaman (bir takım yüzler parıl d ayacaktır) parlak, ışık
dolu bir hâlde bulunacaktır. Bunlar samimi mü'mînlerden ibarettir. Kavuştukları
nimetlerden, tecellîlerden dolayı büyük bir güzelliğe, bir parlaklığa
erişmiştirler.
23. Rab'lerine
bakacaklardır.
23. O mes'ut kullar
(Rab'lerine bakıcıdır) lar. O Kerem Sahibi Mabutlarını mahiyeti ve yönü belli
olmaksızın görmek şerefine nail olacaklardır. Böyle bir tecelliye kavuşmak ise
bütün manevî zevklerin üstünde bulunacaktır.
24. Bir kısım yüzler de o
gün pek ekşi bir haldedir.
24. Bilakis (Bir kısım
yüzlerde o gün) o kıyamet zamanında (pek ekşi) dökük, katı, kararmış (bir
hâldedir) ki: Bu da kâfirlerin pek çirkin bir tarzda bulunacak olan yüzleridir.
Bütün İslâm büyüklerini,
müslümanların çoğunluğunun ittifakları vardır ki: Mü'minler âhirette Rabbül-âlemin
Hazretlerine nazar edeceklerdir. Güneşe ve ayın on dördüncü gecesinde aya
baktıktan gibi, bu hususta birçok sahih hadisler vardır.
25. Sanır ki: Ona bel
kemiklerini kıracak bir muamele yapılacaktır.
25. Öyle fena bir yüz
sahibi (sanır ki, ona) o yüz sahibine (bel kemiklerini kıracak bir muamele
yapılacaktır. Pek büyük bir musibete, bir belâya uğratılacaktır. "Fakire"
zahmet, meşakkat, bel kemiğini kıracak şev demektir. "Basire" ekşi yüzlü. Katı
yürekli demektir. "Terakfde Terkuve'nin çoğuludur ki:
Boyun halkasının kemiği
manasınadır.
26. Hayır hayır.. Vaktâ ki,
-can- köprücük kemiğine dayanır.
26. (Hayır, hayır)
Öyle değil, dünyayı âhirete tercih edip acele etmeniz uygun olamaz. (Vakta ki,)
Can (boyun halkasının kemiklerine kavuşur.) yahut: Ruh göksün en yukarılarına
ulaşır, insan nefisi ölüme yüz tutar.
27. Ve denilmiş olur ki:
Tedavi edebilecek kim var!.
27. (Ve) Etrafında
bulunan ilgili kimseler tarafından (denilmiş olur ki: Tedavi edebilecek kim
var?.) onu da ölümden kurtarabilecek mütehassıs bir doktor mevcut mudur?. Yahut:
Ölüm meleği, der ki: Bunun ruhunu rahmet melekleri mi, yoksa azap melekleri mi
alıp kaldıracaktır?.
"Rak" kelimesi, Rukyede
yâni: Dua ve efsunda bulunan, sözle veya fiille şifâya vesîle olan doktor
demektir. Yukarıya çıkan, yükselen kimse mânâsını da ifade eder.
28. Ve onun şüphesiz bir
ayrılış olduğunu sanmış bulunacaktır.
28. (Ve) O bekleme
hâlinde bulunan şahıs (onun) o kendisine yönelen hâlin dünyadan (şüphesiz bir
ayrılış olduğunu sanmış bulunacaktır.) artık mallarından, çoluk çocuğundan
ayrılacağı hakkında kendisine bir kanaat gelmiş olacaktır.
Bu ilâhî beyan gösteriyor
ki: Bir kimse ruhu bedeninde bulundukça öleceğine kat'î surette hükmedemez, daha
bir müddet yaşayabileceğini ümit eder, ölümü hakkındaki fikri, bir zan
mesabesinde bulunur. Gerçekten de nice hastalar vardır ki: Yaşamalarından ümit
kesilmiş bir tarzda oldukları hâlde daha sonra yine şifâ bulmuşlardır. Nitekim
manevî hayattan mahrum kalacakları kuvvetle zannedilen bâzı kimseler de daha
sonra durumlarını düzelterek manevî hayata nail olmuşlardır, işte asıl en
felâketli bir ölüme mahkûm olanlar da manevî hayattan mahrum kalanlardır.
29. Ve bacak da bacağa
dolaşmış olacaktır.
29. (Ve) Ecel gelip
çattığı bir vakitte ise (bacak da bacağa dolaşmış olacaktır.) bunların sahibi,
âciz ve miskinlik içinde kalacağı cihetle bunları hareket ettirmeğe güç
yetiremeyecektir.
"İltifat" fazla
sıkılığından dolayı birbirine dolaşmak ve çok olmak manasınadır.
30. ö günde sekv olunmak,
yalnız Rab'binedir.
30. (Artık o günde) ölüm
vaktinde (sevkolunmak, yalnız Rab'binedir.) ölmüş kimsenin dünyadan alâkası
kesilmiş, kendisi âhiret âlemine yönelmiştir. Onun hakkında hükm verecek olan,
ancak Rabbül'âlemîn'idir. Eğer o, bir mü'mîn ise gideceği yer nihayet Cennettir.
Bilakis kâfir bir kimse ise ebedî surette sevk edileceği yer Cehennemden başka
birşey değildir.
31. Fakat ne tasdîk etti ve
ne de namaz kıldı.
31. Bu mübarek âyetler
de kâfirlerin dünyadaki isyankârca ve kibirlice hâllerini tasvîr ediyor. Onların
helake lâyık olduklarını gösteriyor. İnsanların başıboş bırakılmayacaklarını ve
onların öldükten sonra Allah'ın Kudretiyle yeniden hayata kavuşacaklarını açık
bir delil ile isbat etmektedir. Şöyle ki, inkarcı insan, dünyada iken pek aşırı
bir hâlde yaşadı, Cenab-ı Hak'kın bir nice nîmetlerine nail oldu. (Fakat ne
tasdik etti) Kendisini yaratmış, rızkılandırmış olan Kerem Sahibi Yaratıcının
birliğini tasdikte bulunmadı. Ona ortak koşmaktan sıkılmadı (ve ne de namaz
kıldı) üzerine düşen öyle büyük bir kulluk vazifesini de yerine getirmiş olmadı.
32. Velâkin yalanladı ve
yüz çevirdi.
32. (Velâkin
yalanladı) Resül-i Ekrem'in beyanlarını, Kur'an-ı Kerim'in hükümlerini inkâr
eyledi (ve yüz çevirdi.) İbâdet ve itaatten kaçındı, kulluk vazifelerini yerine
getirmedi.
33. Sonra da ailesinin
yanına böbürlene böbürlene gitti.
33. (Sonra da) Bu kadar
isyanca hareketile beraber (ailesinin yanına böbürlene böbürlene gitti.) Yaptığı
kâfirce hareketlerini bir hüner imiş gibi sanarak onlar ile iftiharda bulundu.
Nitekim bir nice inkarcı, kulluk vazifelerinden nefret eden kimseler vardır ki:
Kendilerinin bir nice câhilce asice hâllerini birer marifet, birer medeniyet
eseri gibi görür, o hâilenle gururlanırlar. Başkalarına karşı çalım satarak
kendilerini aydın ve yüksek kesimden sanırlar, bu biçareler ne kadar karanlıklar
içinde kalmış olduklarının farkına varamazlar.
"Tematti" iftihar ederek
sallanmak, sallana sallana yürümek demektir.
34. Vay sana!. Vay sana!.
34. Artık ey gafil insan!
(Vay sana, vay sana) Yazıklar olsun sana... Allah seni helak etsin, senin için
lâyık olan Cehennem ötesidir.
35. Sonra yine vay sana!.
Vay sana.
35. Evet.. (Sonra yine
vay sana!. Vay sana.) Sen ancak helake lâyıksın Allâh-ü Teâlâ seni yakın bir
helake uğratsın, diğer bir görüşe göre de: Senin hakkında ateş daha yakın, daha
uygundur.
"Evlâ" daha münâsip, daha
yakın demektir.
36. İnsan sanır mı ki:
Başı boş bırakılacaktır.?
36. Nedir bu cehalet!. Öyle
inkarcı bir (insan sanır mı ki:) dünyada (başıboş bırakılacaktır.) hiç bir şey
ile mükellef bulunmayacaktır. Yahut kabrinde terk edilecek, bir daha hayata
kavuşturul m ayacaktır. O gafil insan, hiç yaratılışın başlangıcını, hayatın
gayesini düşünmez mi?. Allah'ın kudreti ile öldükten sonra sonra tekrar hayata
kavuşacağını hiç aklına getirmez mi?.
37. O dökülen meniden bir
damla su değil mi idi?.
37. (O) insan, vaktîle
babasının sulbünden ana rahmine (dökülen meniden bir damla su değil mi idi?.)
Öyle pek cüz'î, pek ehemmiyetsiz görülen asli bir maddeden ibaret bulunmuyor mu
idi?. Elbette ki o, vaktîle öyle bir damla su durumunda idi.
38. Sonra bir kan pıhtısı
oldu, artık -Allah onu- yarattı, sonra da -azasını- düzeltti.
38. (Sonra) da o bir
damla hâlinde bulunan şahıs, Allah'ın kudreti ile (bir kan pıhtısı oldu) başka
bir mahiyet aldı. (Artık) Allah-ü Teâlâ, onu (yarattı) bir insan olmak üzere
dünyaya gelmesini takdîr buyurdu, etten ve kemikten oluşmuş bir hâle getirdi.
(Sonra da) Bütün azasını (düzeltti.) onu mükemmel bir surete soktu. Onu işitir,
görür, konuşur bir kabiliyete muvaffak buyurdu.
39. Sonra ondan erkek ve
dişi iki sınıfı -var- kıldı.
39. (Sonra ondan) O esasen
bir damla sudan ibaret olan insan nev'inden (erkek ve dişi iki sınıfı) var
(kıldı.) varlık alanına getirdi, bütün insan silsilesi, Allah'ın kudreti ile
birer erkek ve dişi çocuk ve torundan ibaret olmak üzere yayılmaya başlamış
bulundu. Bunlar, ne kadar büyük birer ilâhî kudret eseri!.
40. Artık o -Yüce Yaratıcı-
ölüleri diriltmeye kaadir değil midir? -elbette kaadirdi, İnandık..-
40. (Artık O) Yüce Yaratıcı
(ölüleri diriltmeye kaadir değil midir?) Bir damla sudan bu kadar yaratılış
eserlerini var etmiş bir Yüce Yaratıcı, artık insanları öldürdükten sonra tekrar
hayata kavuşturmaya kaadir olmaz mı?. Elbette ki, fazlasıyla bir kaadirdir.
Yeniden yaratma ise ilk yaratmadan daha kolaydır. Elbette ki: İnsanlığı ilk
olarak yaratan, yoktan var eden bir Hikmetli Yaratıcı, onları iadeye de, tekrar
hayata kavuşturmaya da her şekilde kaadirdir. Buna imânımız tamdır. Hak Teâlâ
Hazretleri cümlemizi güzel itikattan ayırmasın Amin.. Hamd âlemlerin
Rabbinedir...
Sonraki Sayfa

|