|
73-EL-MUZZEMMIL
SURESİ
Bu mübarek sûre, El-Kalem
sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme'de nâzîl olmuştur. Yirmi âyet-i Kerîmeyi
içermektedir. Bir rivayete göre yalnız yirminci âyeti Medine-i Münevvere'de
inmiştir. Birinci âyetinde Yüce' Peygamberimize "EI-MüzzemmM" diye, yâni:
Elbisesine bürünmüş, namaza hazırlanmış diye hitap buyrulduğu için bu mübarek
sûreye böyle "El- Müzzemmil" adı verilmiştir.
Bundan evvelki Cin
sûresinde Peygamberimizin kalkıp Cenab-ı Hak'ka dua etmekte olduğu bildirilmiş
ve o sûre, Peygamberlerin zikrîle sona ermişti. Bu sûrede Peygamberlerin
sonuncusu olan Resûl-i Ekrem'e hitap ile başlamış ve kendisine geceleri ibâdet
için kalkması emrolunmuş olduğu için bu iki sûre arasında güzel bir alâka
vardır.
Bu sûrenin içeriğinin özeti
şöyledir:
1. Peygamber Efendimize
geceleri kalkıp namaz kılmasını ve Kur'an-ı Kerîm'i okumasını emretmek.
2. Her hususta Cenab-ı
Hak'ka tevekkül edilmesini ve sığınılmasını ve inkarcıların sözlerine karşı sab
ı re d il i p güzelce bir durum alınmasını tavsiye ve inkarcıları tehdit etmek.
3. Bâzı mazeretlerden
dolayı bir ilâhî lütuf olarak namazlarda ve Kur'an-ı Kerim'i okuma hususunda
kolaylık gösterilmiş olduğunu beyan ve namaza, zekâta vesâir hayırlı işlere
teşvik etmek.
1. Ey örtüsüne bürünüp
örtünen!. -Yüce Peygamber!.-
1. Bu mübarek
âyetler: Allah - ü Teâlâ'nın Resûl-i Ekrem hakkındaki iltifatını içeren bir
hitabını kapsamaktadır. Gündüzleri bir çok şeyler ile meşgul olan O Yüce
Peygamberin kalp huzuruna daha elverişli olan geceleri belirli müddetlerde namaz
ile. Kuran okumakla meşgul olmasını emrediyor. Şöyle ki: İbn-i Abbas Radiyallâh-ü
Teâlâ Anh'tan rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz, kendisine Cibrîl-i
Emîn'in ilk görünüşü zamanında Hıra dağında bulunuyormuş, onun bir cin olması
zannîle titremeye başlamış, evine dönerek elbiselerine bürünmüş, heyecanından
kurtulmak, sükûna dalmak istemişti, işte bu sırada Cibril'i Emîn tekrar
görünerek şu ilâhî vahyi tebliğ etmiştir: (Ey örtüsüne bürünüp örtünen!.) Ey
peygamberlikle şereflenen Hz. Muhammed Aleyhisselâm!.
2. Geceleyin kalk, birazı
müstesna.
2. (Geceleyin kalk)
İbâdete, namaza devam et (birazı müstesna) geceleyin bir kısmında ise ibâdetle,
namaz kılmakla mükellef değilsin, o kısmında uyur, istirahata dalabilirsin.
3. Onun yarısı -kalk- veya
ondan biraz, eksilt -yarısından az kalk-
3. O kalkılacak miktar ise
(Onun) gecenin (yarısı) dır ki: O müddet içinde kalk, namaz kıl (veya) o miktarı
(ondan) gecenin yarısından (biraz eksilt) gecenin yarısından biraz daha az
zamanda kalk namaza, niyaza devam et.
4. Veya onun üzerine artır
ve Kur'an-ı güzelce tane tane oku
4. (Veya) Ey Yüce
Peygamber!, (onun üzerine artır) Gecenin yarısından fazla, üçte ikisi kadar bir
zamanda namaz kılmaya çalı;, sen bu hususta karar verebilirsin (ve Kur'an-ı
güzelce tertip ile açıkça oku) o namaz esnasında Kuran âyetlerini acele
etmeksizin harflerini belirtecek bir şekilde, harflerin çıkı; yerlerine riâyet
ederek kalp huzuru ile oku, nitekim bir hadîs-i şerifte "Kur'an-ı sesinizle
süsleyin" diye buyuru I muştur. Cezirede de şöyle denilmiştir.
: Kur'an'ı tecvide riâyetle
okumak, vâcibtir, lâzımdır. Kur'an-ı doğru bir şekilde okumayan kimse ise
günahkârdır.
"Tertil" tane tane okumak,
aşikâre kılmak, beyan etmek manasınadır. Böyle yavaşça okumak anlama ve
düşünemeye daha elverişlidir.
5. Şüphe yok ki: Biz sana
ağır bir söz vahy edeceğizdir.
5. Ey Yüce Peygamber!.
(Şüphe yok ki: Biz sana ağır bir kelâm vahyedeceğizdir.) sana Kur'an-ı Kerim
gibi bir nice mühim vazifeleri, teklifleri içeren bir mukaddes kitabın
âyetlerini Cibrîl-i Emîn vastasîle indirip vereceğiz. O âyetlerin aydınlık
ruhlar üzerindeki tesirleri ne kadar muazzamdır. Yüce Peygamber ise hem onlar
ile amel etmekle, hem de onları ümmetine teblîğ ve telkin buyurmakla
mükelleftir. Binaenaleyh onun üzerine düşen vazîfe, yalnız geceleri veya
gündüzleri namaz kılmaktan ibaret değildir. Onun daha nice kulluk ve
peygamberlik vazifeleri vardır.
6. Şüphe yok ki: Geceleyin
kalkış, o daha uygundur ve kıraatca da daha sağlamdır.
6. (Şüphe yok ki:
Geceleyin kalkış) gece vakitlerinde insanların kalkıp namaz ile, niyaz ile
vesâir ibâdetler ile meşgul olmaları (o daha uygundur.) Kalp huzurunu temîne,
ibâdet ve itaate devama daha elverişlidir, (ve kıraatca da daha sağlamdır.)
Kur'an-ı okumak için de, zekâyı toplamaya daha müsait bulunmaktadır. Binaenaleyh
geceleri ibâdete, okumaya devam edilmesine itinada bulunulmalıdır.
7. Muhakkak ki, senin için
gündüz de uzunca bir meşguliyet vardır.
7. Ve ey Yüce Peygamber
(Muhakkak ki: Senin için gündüz de uzunca bir meşguliyet vardır.) Bir çok işler
ile uğraşmak mecburiyetinde bulunmaktasın, gündüzleri fazla ibâdetle, meşgul
olmaya müsait zamanı bulmayabilirsin, binaenaleyh Teheccüt namazı gibi
ibâdetleri, tesbîh ve tehmîd gibi, Kur'an okumaya devam gibi güzel amelleri en
ziyade gece vakitlerine bırak, o müsait zamanları ibâdet ve itaatsiz, Cenab-ı
Hak'ka yalvarmaksızın geçirmemelidir.
8. Ve Rab'bin ismini zikret
ve bütün varlığınla ona yönel.
8. Bu mübarek âyetler de
Resül-i Ekrem'in Cenab-ı Hak'kı zikre devam ile ve o bütün kâinatın yaratıcısına
tevekkül ve işleri havale etmekle ve inkarcılara karşı da sabinle ve ne gibi
muamele ile mükellef bulunmuş olduğunu gösteriyor. Ve o inkarcıların müthiş
kıyamet gününde ne kadar ağır, korkunç azaplara tutulacaklarını ihtar
buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve) Ey Yüce Peygamber!. Dâima (Rab'bin ismini zîkret)
o Kerem Sahibi Mabudunu gece ve gündüz zikre, hamd ve tesbîh etmeye devam et,
namaz kıl, Kur'an-ı Kerim'i okumakla (ve bütün varlığınla ona yönel) günahlardan
alâkayı keserek olanca varlığınla dâima ibâdet ve itaatte bulunmaya (alı;. "Tebettül"
İnsanlardan ayrılıp köşeye çekilmek, inzivada bulunmak hakka dönmek manasınadır.
9. -O- Doğunun da, batının
da Rab'bidir, O'ndan başka ilâh yoktur. O halde O'nu vekîl edin.
9. Çünkü o Kâinatın
Yaratıcısı (Doğunun da batının da Rab'bidir.) bütün kâinata sahip, onlarda
tasarruf eden, O âlemlerin Rabbi'dir. Artık yalnız ona yönelmek ve feyz ve
saadeti yalnız ondan beklemek icâbetmez mi? Şüphe yok ki: (O'ndan başka ilâh
yoktur.) İbâdet ve itaate lâyık, rablık vasfına sahip başka bir zât mevcut
değildir. (O hâlde O'nu vekil edin.) Bütün işlerini O'na havale etmekle, her
hususta ona tevekkülde bulun, muvaffakiyetini ondan niyazda bulun.
10. Ve diyecekleri şey
üzerine sabret ve onları güzelce bir ayrılışla terk eyle.
10. (Ve) Ey Yüce
Peygamber!. Bir takım beyinsizlerin, inkarcıların (diyecekleri şey üzerine
sabret.) onlar, İslâm dinini inkâr ederler, Muhammed (s.a.v.)'in Peygamberliğini
yalanlamaya kalkışırlar, bir nice yüce âyetleri masal kabilinden sanırlar,
gözleri perdeler içinde bulunduğu için ufuklara ışıklar saçan o manevî güneşleri
göremezler, onların varlıklarını inkâra devam eder dururlar, (Ve) Ey ahlâkî
faziletlerin pek yüksek bir örneği bulunan Yüce Peygamber!, (onları) O
inkarcıları (güzelce bir ayrılışla terket) onların o câhilce, hareketlerine,
bâtıl lâkırdılarına bakıp ta üzülme, kendilerine şiddetli azarlamalarda
hitaplarda bulunma, onların işlerini Cenab-ı Hak'ka bırak, onlar nihayet lâyık
oldukları cezalara kavuşurlar.
11. Ve o nîmet sahipleri
olan yalancıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.
11. (Ve) Ey Resulüm!. (O
nîmet sahipleri o yalancıları) Nail oldukları nîmetlerin, dünyevî servetlerin
şükrünü yerine getirmeyen, Allah'ın birliğini, Hz. Muhammed'in peygamberliğini
tasdik eylemeyen Kureyş reisleri olan müşrikler gibi inkarcıları (bana bırak)
onların cezalarını bana havale et, ben onlardan senin intikamını alırım: Onları
lâyık oldukları cezalara kavuştururum. (Ve onlara biraz mühlet ver) biraz zaman
beklesinler, tâ ki: Haklarında takdir edilen zaman geliversin, o vakit
cezalarına çarpılmış olacaklardır.
Rivayete göre bu âyet-i
kerîme, Kureyş'in ileri gelenleri hakkında nazil olmuştur. Onlar Islâmiyetle
alay ediyorlardı, bu âyet-i celîlenin inişinden biraz sonra Bedr gazvesinde
lâyık oldukları dünyevî helake mâruz kalmışlardır. Uhrevî azapları ise elbette
ki, daha müthiştir. İşte Yüce Yaratıcı onlara da işaret buyuruyor.
12. Şüphe yok ki: Bizim
yanımızda ağır prangalar ve bir alevli ateş vardır.
12. (Şüphe yok ki:
Bizim yanımızda) O inkarcı, alaycı kâfirler için (ağır prangalar ve bir alevli
ateş vardır.) onlar, âhirette pek ağır bağlar ile bağlanacaklardır. Pek ateşli
bir mahal olan Cehenneme sevk edileceklerdir. Ve onlar bu dünyada nimete karşı
nankörlük etmelerinin böyle cezasına çarpılacaklardır.
"Enkâl" kayıdlar, demir
prangalar, ayaklara bağlanan ağır zincirler demektir.
13. Ve boğaza tıkanıp duran
bir yiyecek ve pek acıklı bir azap vardır.
13. (Ve) O inkarcılar
için âhirette (boğaza tıkanıp duran) zakkum ağacı gibi (bir yiyecek ve pek
acıklı) elem verici (bir azap vardır) ki: Pek müthiştir, onun mahiyetini. şiddet
derecesini ancak gaybı bilen Allâh-ü Teâlâ bilir.
"Cu'SS.e" keder, hasret,
diken boğazda duran şey demektir.
14. O gündeki: Yer ve
dağlar sarsılır ve dağlar bir d ağ il mı; kum yığını olmuş olur.
14. Evet.. O azap
(O günde) meydana gelecektir, (ki,) O günde (yer ve dağlar sarsılır) kıyamet
kopmaya başlar, bütün yer yüzünde hayat sahipleri hayatlarından mahrum kalırlar,
(ve dağlar bir dağılmış kum yığını olmuş olur) O inkarcı kimseler, o âhiret
gününde öyle müthiş felâketlere tutulacaklardır. Maamafih onlar, dünyada da nice
cezalara uğrayacaklardır. Onbeşinci âyet-i celîle, buna işaret etmektedir ve
kâfirleri tehdit etmektedir.
"Kesîb" toplanmış kumlar
demektir. "Mehîl" de dağılmış yumuşak, erimiş dökülmüş şey manasınadır.
15. Şüphe yok ki: Biz size
aleyhinize şahit olarak bir Peygamber gönderdik, nasıl ki: Fir'avun'a da bir
elçi göndermiştik.
15. Bu mübarek
âyetler de Cenab-ı Hak'kın vaktîle Fir'avun'a elçi göndermiş olduğu gibi
peygamber zamanındaki inkarcılara da elçi göndermiş olduğu ve Fir'avun'un
uğramış olduğu felâketi ihtar ile inkarcıları tehdîd ediyor, sonra kıyametteki
azaplara da tekrar işaret ile o günün ne müthiş bir hâlde meydana geleceğini
tasvir ediyor ve bu beyan olunan âyetlerin birer öğüt olduğunu açıklayarak
bunlara sarılanların hidâyete nail olacaklarını müjdeliyor. Şöyle ki: Ey Hz.
Muhammed'in zamanındaki ahali, ey küfür ve isyan içinde yaşayan inkarcılar!.
(Şüphe yok: Biz) Yâni: Yücelik ve büyüklük sahibi ilâhî Zâtım, (size aleyhinizde
şahitlik olarak Peygamber gönderdik) Muhammed Aleyhisselâm'ı size Peygamber
tâyin ettik, sizden çıkacak fiillere o Yüce Peygamber kıyamet gününde şahitlikte
bulunacaktır. Onun dâvetine icabet etmeyen inkarcıların da aleyhinde şahitlik
edecektir. Artık onun dâvetine icabet etmeli, kendinizi ilâhî azaptan kurtarmaya
çalışmalı değil misiniz. (Nasıl ki: Fir'avun'a da bir Resul göndermiştik.) Hz.
Musa'yı Resul tâyin etmiştik, Mısır hükümdarı olan o inkarcıyı Allah'ın dinine
davet etmiş, ona ilâhî azabı ihtar buyurmuştu.
16. Fir'avun ise o elçiye
isyan etti, artık O Fir'avun'u bir şiddetli yakalamakla yakaladık.
16. (Fir'avun ise)
Kendisini selâmet yoluna davet eden (o Resule) Musa Aleyhisselâm'a (isyan etti)
onun pek iyilik sever olan ihtarlarını dinlemedi, (artık o Firavun'u bir
şiddetli yakalamakla yakaladık) onu da ona tâbi olanları da sularda boğduk,
denizin dalgaları arasında helak olup gittiler. Bunların bu hayat tarihleri
bilinmektedir, meşhurdur, artık onlardan ibret alınız, siz de Peygamberinizi
yalanlamaya devam ederek Fir'avun gibi bir helake uğramayınız.
"Vebîl" ağır, kaba,
şiddetli manasınadır.
17. Artık siz küfrederseniz
kendinizi nasıl koruyabilirsiniz?. Bir günden ki: Çocuktan ak saçlı ihtiyarlara
çeviriverir.
17. (Artık) Ey İslâmiyet'e
davet edilenler!. Bir kere düşünün, eğer (siz küfrederseniz) Cenab-ı Hak'kın
birliğinin, onun Peygamberin risâletini tasdik etmez de inkârınızda devam eder
durursanız, yarın âhirette (kendinizi nasıl koruyabilirsiniz.) Ahiretin
azabından kendinizi nasıl korumaya, muhafazaya muvaffak olabilirsiniz?, (bir
günden ki:) O şiddetli âhiret anında ki: O gün (çocuktan ak saçlı ihtiyara
çeviriverir.) yâni: O günün şiddeti o kadar fazladır ki: Adetâ onun tesiriyle
genç bir kimse bile pek ihtiyar bir hâle gelmiş gibi olur. Bu ilâhî beyan; o
günün şiddetini bir mecaz, bir temsil yoluyla bildirmektedir. Araplar, bir darb-ı
mesel, bir kinaye kabilinden olmak üzere şiddetli bir vakit hakkında derler ki:
Bu bir gündür ki: Bunun korkusundan gençler ihtiyarla;ir, çocukların alın
saçları bembeyaz kesilir. Maamafih âhiretin şiddetîle bu ihtiyarlık hakikaten de
vâki olabilir. Allah'ın kudreti, her şeye fazlasıyla kâfidir.
18. Gök bile onunla
çatlamıştır. Allah'ın va'di, mutlaka yerine gelir.
18. Evet.. O kıyamet
günü, o kadar müthiştir, o günde (Gök bile onunla) o günün deh; et iyi e veya
Cenab-ı Hak'kın emrîle (çatlamıştır.) perişan bir hâle gelmiştir ve o günün
meydana geleceği hakkındaki (Allah'ın vâ'di, mutlaka yerine gelir.) Artık
kimsenin inkâra bir kudreti kalmamı; olacaktır.
19. Şüphe yok ki: Bu, bir
öğüttür, artık kim dilerse Rab'bine bir yol tutar.
19. (Şüphe yok ki:
Bu) Tehditleri içeren âyetler, bu kıyamete ait pek korkunç hâdiseler (bir
öğüttür.) o müthiş akıbetleri bir ihtardır, düşünecek kimseler için bir
ibrettir. (Artık kim dilerse) Bu âyetlerden, bu beyanattan bir ders alır, uyanır
(Rab'bine bir yol tutar) O Kerem Sahibi Mabudun rızâsına, rahmetine kavuşturacak
bir yol takip eder, selâmete ve saadete erer.
Kısacası: Kerîm, Rahîm,
Mabudumuz, kullarına lütfen bu kadar hikmeti beyan eden âyetleri, öğütleri ihsan
etmiş, onlara delilleri, kanıtları göstermiş, takîb edilecek dosdoğru yolu tâyin
buyurmuştur. Artık her kul için lâzımdır ki: Bunlardan istifâdeye çalışsın,
bunlara muhalefet ederek kendisini dünyevî ve uhrevî felâketlere, azaplara mâruz
bırakmasın. İslâm dininin, gösterdiği kolaylığı takdir ederek ve yücelterek
Kerem Sahibi Mâbud'a şükretmeye devam eylesin.
20. Muhakkak senin
Rab'bin biliyor ki: Şüphe yok sen gecenin üçte ikisinden biraz eksik ve yarısı
ve üçte biri kadar kalkıyorsun ve seninle beraber olanlardan bir gurup da ve
Allah geceyi ve gündüzü takdir eder, bildiği siz bunu sayıp başaramayacaksınız.
Artık sizi bağışladı, imdi Kur'an'dan kolay geleni okuyun. Bilmiştir ki: Sizden
hasta olanlar, olacaktır, başkaları da Allah'ın fazlından bir kâr aramak için
yeryüzünde yol tepeceklerdir ve başkaları da Allah yolunda cihadda
bulunacaklardır. Artık ondan kolay olanı okuyunuz ve namazı dosdoğru kılınız ve
zekâtı veriniz ve Allah için güzelce ödünç vermekle ödünç veriniz ve nefsiniz
için hayrdan ne takdîm eder iseniz onu Allah katında daha hayırlı ve mükâfatça
daha büyük olarak bulursunuz ve Allah'tan mağfiret isteyin, şüphe yok ki: Allah;
Gafurdur, Rahîmdir.
20. Bu mübarek âyet; Resül-i
Ekrem'in ve onun Ashab-ı kirâmından bir zümrenin geceleri ne kadar müddet
ibâdetle meşgul olduklarını gösteriyor. Onlara hastalık gibi, seyahat gibi,
cihada atılmak gibi bâzı mazeretlerinden dolayı kolaylık ihsan buyrulduğunu
bildiriyor. Artık geceleri güç yetirdikleri miktar teheccüt namazında
bulunmalarını ve Kur'an-ı Kerimden kolaylarına gelen âyetleri okumalarını ve
farz namazlarını kılmayı ve zekâtlarını vermeyi ve Allah'ın rızâsı için
sadakalar vermelerini ve istiğfarda bulunmalarını emrediyor ve yapacakları
hayrların daha büyüklerine Allah tarafından nail olacaklarını müjdeliyor. Şöyle
ki: Ey Peygamber!. (Muhakkak senin Rab'bin) İlim ve Hikmet Sahibi Yüce Yaratıcın
(biliyor ki: Şüphe yok sen) namaz kılmak için (gecenin üçte ikisinden biraz
eksik) zamanda (ve) gecenin (yarısı ve üçte biri kadar) bir müddette
(kalkıyorsun) namaza, niyaza devam ediyorsun (ve seninle beraber olanlardan)
İslâm şerefine nail bulunan Ashab-ı kirâm'dan (bir gurup da) geceleri namaza
kalkıyorlar, ibâdet ediyorlar, Kuran okuyorlar. (Ve Allah geceyi ve gündüzü
takdir eder) onların miktarlarını Allah-ü Teâlâ'dan başkası tamamen bilemez.
Geceleyin ve gündüzlerin vakitleri, aylara ve muhitlere göre değişir ve
özellikle birçok işler ile uğraşan ve geceleri uykuya dalıp kalan kimseler, o
vakitleri güzelce tâyin edemezler. Binaenaleyh Allah-u Teâlâ ezeli ilmi ile
(bildiği siz bunu sayıp başaramayacaksınız) Gecelerin bütün vakitlerini takdir
edip, saatlerini sayıp zaptetmeye güç yetiremeyeceksiniz, öyle tâyin
edeceğiniz vakitlerde uyanıp namaz kılmanızı kolaylıkla temin
edemeyeceksinizdir. (Artık sizi bağışladı» kalkıp muayyen saatlerde teheccüt
namazı kılmayı size bir vazife kılmadı, hakkınızda afv ve keremi tecellî etti,
size kolaylık gösterdi. (İmdi Kurandan kolay geleni okuyun) yâni; Geceleri
kolayınıza gelen miktarda teheccüt namazı kılın, Kur'an âyetlerini okuyun, siz
bu hususta serbestsiniz, maamafih bu, bir vazife değildir. Be; vakit namaz,
bunun yerine geçmiştir. Allah - ü Teâlâ »bilmiştir ki:) Ey mükellef insanlar!.
(Sizden) İslâm ümmetinden (hasta olanlar, olacaktır.) geceleri kalkıp teheccüt
namazı kılmayacaklardır, onun içindir ki: Bu ruhsat verilmiştir, (başkaları
Allah'ın fazlından bir kâr aramak için yer yüzünde yol tepeceklerdir.) ticaret
için seyahate çıkıp yolculuk zahmetine tutulacaklardır. Bunlar da teheccüt
namazına muntazam devam edemeyeceklerdir, (ve başkaları da Allah yolunda cihatta
bulunacaklardır.) Savaş sahalarına atılacaklardır. Bunlar da geceleri kalkıp
teheccüt namazı kolaylıkla kılamayacaklardır. (Artık) Bu gibi sebeplere,
hikmetlerden dolayı Allâh - îi Teâlâ size teheccüt namazı hakkında ruhsat
vermiştir. Şimdi siz (ondan kolay olanı okuyunuz) yâni: Kolayınıza gelen
miktarda geceleyin kalkıp teheccüt namazı kılınız, Kur'an âyetlerini okuyunuz,
bu sizin için mendup bir vazifedir, (ve) Siz ey mü'mîn kullar!, (namazı dosdoğru
kılınız) farz olan namazı rükün ve şartları dairesinde yerine getirmeye çalışın
(ve zekâtınızı veriniz.) İçinizden şartlarını taşıyanlar, zekât farizasını da
yerine getiriversin veya fitır sadakası versin (ve Allah için güzelce ödünç
vermekle ödünç veriniz.) yâni: Allah rızâsı için hayır ve iyilikte bulunun,
fakirlere sadaka verin yoksullar hakkında şefkat ve yardım gösterin (ve nefsiniz
için) kendi şahsî menfaatiniz hakkında (hayırdan ne yaparsanız) şu beyan olunan
vazifeler ve benzerleri adına dünyada iken her ne şey yapar iseniz, hangi bir
iyilikte bulunur iseniz zayi olmaz, (onun Allah katında) yarın âhirette (daha
hayırlı ve mükâfatça daha büyük olarak bulursunuz) onların kat kat sevaplarına
nail olursunuz. (Ve) Ey Allah'ın kulları!. (Allah'tan mağfiret isteyiniz)
İnsanlar, bir takım kusurlardan uzak olamazlar, o kusurların affını ve
bağışlanmasını ve kerîm olan Mabudunuzdan niyaz etmelisiniz (şüphe yok ki,
Allah) o Yüce Yaratıcı (gafurdur) kullarının bir nice günahlarını affeder ve
bağışlar ve (rahimdir) ilâhî rahmeti pek çoktur, dilediği kullarını sonsuz
rahmetine ulaştırır, binaenaleyh kulların vazifeleri de O Kerîm, rahîm
Mabudumuzun emirlerine, yasaklarına riâyete çalışmak, onun affını ve
bağışlamasını niyaz etmek, onun sonsuz olan ilâhî rahmetini istirhamda
bulunmaktır.
Ey Kerem ve merhamet Sahibi
Mabudumuz!. Bizleri afv ve keremine mazhar buyur. Yüce Kur'an hürmetine âmin.
Sonraki Sayfa

|