|
55-ER-RAHMAN SURESİ
Bu mübarek sûre, Rad
sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur. Yetmiş sekiz âyet-i
kerîmeyi içermektedir. Allah'ın isimlerinden olan Yüce "Rahman" ismi ile
başladığı için kendisine "Errahmân sûresi" adı verilmiştir. Bir hadis-i şerife
göre bu mübarek sûreye "Arusül-Kur'an" ünvânı da verilmiştir.
Rahman Sûresi, Kamer
sûresinde beyân olunan suçluların ve takva sahiplerinin ahvalini daha genişçe
beyân buyurmaktadır.
Evet bu mübarek Rahman
sûresi. Yüce Yaratıcı Hazretlerinin kulları hakkında dinî, dünyevî kişinin
kendinde ve dış âleminde nîmetler ihsan buyurmuş olduğunu geniş olarak
bildiriyor. Bunların kadrini bilip o kerem Sahibi merhametli mabudumuza ibâdet
ve itaatte bulunmanın lüzumuna ve böyle kulluk vazifesine devamın selâmet
vesilesi ve saadet olacağına işaret buyuruyor.
Kerem Sahibi Yaratıcımızın
o kadar muazzam nimetlerini takdir edemeyip onları tekzibe, inkâr ederek
nankörlükte bulunmaya cür'et edenlerin de ne kadar câhilce hareket ettiklerini
kınamakta ve onlara ilâhî ihtar buyurmaktadır.
1. O rahmet olan Yüce Mabûd.
1. Bu mübarek âyetler,
Allah Teâlâ'nın mahlûkatı hakkında ne kadar geniş rahmet ve hikmet sahibi
olduğunu bildiriyor. Kur'an-ı Kerim'in insanlık hakkında ne büyük bir ilâhî
lütuf olduğuna işaret ediyor. Yeryüzündeki ve semâlardaki kudret eserlerine
dikkatleri çekiyor. Gök cisimlerinin ne kadar güzel, hârika bir vaziyetlerde
bulunduklarını gösteriyor. Kâinatta bir adalet dengesinin bulunduğunu haber
veriyor. O Yüce Yaratıcımızın muazzam nimetlerini insan ve cinnin inkâr
edemeyeceklerini ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (O Rahman) Mahlûkatı hakkında
lütuf ve ihsanı sonsuz olan Yüce Yaratıcı Hazretleri o Kerem Sahibi mâbuddur ki:
2. Kur'an-ı
-Peygamberlerine- öğretti.
2. İnsanlık hakkında en
büyük lutfu olmak üzere Son Peygamber'e (Kur'an-ı) Cibril Emîn vasıtasiyle
(öğretti.) o Kadri Yüce Peygamber vasıtasiyle de bütün insanlık âlemine o kutsal
kitabın hükümleri yayılmış ve tebliğ edilmiş oldu. Diğer bir yoruma göre de "Kur'an-ı
bir alâmet, bir delil bir mucize kıldı."
Evet.. Kur'an-ı Kerim, en
yüce bir nimettir, dünyevî ve uhrevî saadetin vesilesidir. Bütün hükümleri,
insanlığı yüksek bir medeniyete, bir ahlâki terbiyeye kavuşturmaya kâfidir.
Elverir ki, ona hakkıyla riâyet edilsin.
Bu âyet-i kerime, bir takım
inkarcılara da bir cevap teşkil etmektedir. Rivayete göre "Rahmana secde edin"
mealindeki bir âyet-i kerime inince müşrikler demişlerdi ki: "Rahman" nedir?.
Biz onu bilmiyoruz. Sonra diyorlardı ki: Kur'an-ı Muhammed'e -Aleyhisselâm- bir
insan öğretiyor. Bu âyet-i Kerime ise onları red için buyuruyor ki:
Kur'an-ı insanlar değil, kerem ve merhamet sahibi Yüce Rahman ismine de
sahip olan Allah Teâlâ öğretmiştir. O ilâhî kitap bir ilâhî vahye dayanmış
bulunmaktadır.
3. İnsanı yarattı.
3. O rahim ve rahman olan
Hikmet Sahibi Yaratıcı (insanı yarattı) bu cins mahlûkatı da yok iken var etti,
vücuda getirdi, onu da kabiliyetli, seçkin bir zümre kıldı.
4. Ona beyanı -maksadını
anlatmayı- öğretti.
4. (Ona) O insanlık
zümresine (beyânı) maksadı ifâde etmesini (öğretti) Evet.. O Hikmet Sahibi
Yaratıcıdır ki: İnsanları zahirî ve bâtınî kuvvetler ile donattı, onları
maksatlarını anlatbilecek bir kabiliyete nail buyurdu. Kullarına bu gibi
kabiliyetleri, varlıkları ihsan buyuran bir Yüce Yaratıcı, elbette ki, onları
irşâd için de ayrıca bir nîmet olmak üzere Yüce Peygamberine Kur'an-ı Kerim'i
indirmiş ve öğretmiştir. Bu nasıl uzak görülebilir?.
5. Güne; ve ay, -muntazam-
bir hisâb ile cereyan etmektedir.
5. Bir kere o Yüce
Yaratıcının büyük kudretini düşününüz ki: (Güneş ve ay) takdir edilmiş muntazam
(bir hesab iledir.) onlar, gök cisimlerinin en büyüklerindendir. Kendi
burçlarında, menzillerinde belli vakitlerde, muntazam birer şekilde deveran edip
durmaktadırlar. Bununla yer yüzünde muhtelif mevsimler, vakitler zuhura geliyor,
bu sayede insanlığın da hayat faaliyeti tanzim edilmiş oluyor, bir nice faydalı
mahsulat gelebiliyor.
6. Ve çimen ve ağaç secde
ederler.
6. (Ve çimen) Buğday ve
arpa gibi sapı bulunan bitkiler (ve ağaç) hurma ve portakal ağaçları gibi
sakları = sapları bulunan şeyler merhametli mâbud Hazretlerine (secde ederler)
yaratılışları itibariyle ilâhî irâde ne ise ona itaatta bulunurlar. Onların öyle
muhtelif şekillerde, özelliklerde olarak varlık alanına gelmeleri, ilâhî irâdeye
boyun eğmelerinin bir neticesidir. Ve onlar kendilerine mahsus bir kulluk
secdesi vaziyetinde bulunmuş olurlar. Fakat biz onun farkında olamayız.
7. Semayı yükseltti ve
mizanı koydu.
7. Ve o merhamet ve hikmet
sahibi olan Yüce Yaratıcı (Semâyı yükseltti) gök kubbelerini yüksek yarattı,
onları meleklerin birer ikâmetgâhı kıldı, dinî hükümlerin o taraftan
Peygamberlerine inmesini takdir etti. (ve dengeyi koydu.) yâni: Bu âlemin nizam
ve intizamını temin buyurdu. Bütün ilâhî hükümleri, birer adalet ve hikmete
dayanmış bulundu ve her şeyde bir intizamın, bir adaletin cereyanını emretmiş
oldu, adaleti ve dengeyi temine vesîle olacak kabiliyeti de o Yüce Yaratıcı,
kullarınca yaratmıştır. Elverir ki, bu kabiliyetler kötüye kullanılmasın.
8. Tâ ki, mizanda hadd-ı
tecavüz etmeyesiniz.
8. Evet.. Hikmet Sahibi
Yaratıcı, dengeyi koydu. (Tâ ki,) ey insanlar!. Siz (mizanda hadd-i tecâvüz
etmeyesiniz.) adaletten, doğruluktan ayrılmayasınız, toplumsal hayatınız bir
intizam içinde, güzelce ahlâk düsturlarına riâyet dairesinde devam edip dursun.
9. Ve mizanı adaletle
yerine getiriniz ve tartıyı noksan etmeyiniz.
9. (Ve mizanı adaletle
yerine getiriniz) Onu doğru tutunuz, dikkatle hareket ediniz (ve tartıyı noksan
etmeyiniz) adalet ve insafa aykırı bir vaziyette bulunmayınız, doğruluktan asla
ayrılmayınız, bu mühim bir vazifedir, buna dikkat edilmesi icap eder.
10. Yeryüzünü de her hayat
sahibi için döşedi.
10. Ve Kâinatın
Yaratıcısı Hazretleri (Yeryüzünü de her hayat sahibi için döşedi.) yer sahası,
üzerinde yaşayan bir nice çeşitli hayat sahipleri için ve bilhassa insan nev-i
için yaşayışa elverişli bir vaziyette yaratılmıştır.
11. Orada çeşitli meyveler
ve tomurcuklar sahibi olan hurma ağaçları vardır.
11. (Orada) Yer
yüzünde (çeşitli meyveler) şekilleri, lezzetleri, fâideleri muhtelif yemişler
(ve tomurcuklar sahibi olan hurma ağaçtan vardır) hurmaların büyüyüp gelişmesini
sağlamaya zâ'y olmalarını men'e vesîle olan bir takım çiçek g 11 af lan
mevcuttur.
12. Yaprak sahibi daneler
ve iyi kokulu nebat -vardır-,
12. (Ve) Yeryüzünde
(yaprak sahibi dane) ler (vardır) buğday, ve arpa gibi geçim sebebi olan toprak
ürünleri mevcuttur (ve iyi kokulu bitki) de (vardır) insanın dimağını
kuvvetlendiren, içerisine neşe veren güzel kokulu nice çiçekler ve şâire de
yaratılmıştır.
"Reyhan fesleğen denilen
güzel kokulu bitkidir. Cenab-ı Hak'kın rahmetine ve ihsan buyurduğu rızka da "Reyhanullâh"
denilmektedir.
13. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz.?.
13. (Artık) Ey insan
ve cin tâifleri (Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) o kerem
sahibi, lütuf edici olan Yaratıcımızın öyle sonsuz olan nimetlerinden hangisini
inkâr ederek nankörlükte bulunursunuz?. Böyle bir inkâr, pek büyük bir nankörlük
değil midir?. Bunu takdir edemez misiniz?.
Bu âyet-i Kerîme,
inkarcılara karşı büyük bir kınamayı içermektedir, ilâhî nîmetleri inkârın pek
büyük bir rezalet olduğuna işaret için ve insanların dikkatlerini Allah'ın
nîmetine çekerek onları gafletten kurtarmak için otuz bir kere tekrar
buyurulmuştur. Böyle bir tekrara edebiyatımızda "tefti-i bend" deniliyor. Mühim
bulunan mevzular, tekrar edilerek onunla enzar-ı dikkat çekilmiş bulunur.
"İlâ" ve "Elâ": Nîmet,
lütuf ve ihsan demektir. Çoğulu: "lâ"dır. Zahirî ve bât mî nimetlerin hepsini de
kapsamaktadır. "Nâ, mâ" lâfzı da böyledir.
14. İnsanı pişmiş çamurdan
yapılmış çanak gibi bir kurumuş, ses ve bir balçıktan yarattı.
14. Bu mübarek âyetler de
ilâhî nimetlerin bir kısmına dâir açıklamalarda bulunuyor, insanların ve
cinlerin nelerden yaratılmış olduklarını bildiriyor. Doğu ve batı taraflarının
birer ilâhî eser olduğunu haber veriyor, birçok kıymetli şeyleri sinesinde
saklayan denizlerin ve onlarda akıp giden muazzam, gemilerin birer ilâhî nîmet
olduğuna işaret ediyor ve bütün bu nimetlerin inkâr edilemeyeceğini ihtar
buyuruyor. Şöyle ki: O Yüce Yaratıcı (İnsanı) Adem Aleyhisselâm'ı (pişmiş
çamurdan yapılmış çanak gibi bir kurumuş, ses verir balçıktan yarattı.) öyle
hayattan mahrum bir şeye insaniyet vererek onu hayat nimetine nail buyurdu, öyle
bir yaratılış hârikası vasıtasiyle insanlık silsilesini vücuda getirmekte
bulundu. "Selsal" kuru balçıkdır ki, kumla karışıp kurumuş olur ve kendisine el
dokundukça ses verir. "Fehhar" da balçıktan yapılan çanak ve bardak demektir.
15. Cini de dumanı almayan
hâlis bir âteş alevinden yarattı.
15. (Cini de) O garip
mahiyetteki taifeyi de veya onların ilk babalarını da (dumanı olmayan sade bir
âteş alevinden yarattı.) o suretle vücuda getirdi. "Mâric" dumansız, ışınlı sade
âteş.
16. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
16. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Hiç. gözlerinizin önünde parlayıp duran bu
kadar ilâhî nimetleri nasıl inkâra cür'et edebilirsiniz?. Siz bu nimetleri hiç
görmüyor musunuz?. Kendi varlığınızı da mı inkâr ediyorsunuz?.
17. İki doğunun Rab'bi ve
iki batının Rab'bidir.
17. O Yüce Yaratıcı, (İki
doğunun Rab'bi ve iki bâtının Rab'bidir.) yaz ve kısa âid doğuları ve batıları
yaratmakta olan ancak o âlemlerin Rabbi'dir ki, o sayede dört mevsim meydana
geliyor, havalarda, mahsulatta ve diğer şeylerde değişiklikler ve çeşitlilikler
meydana geliyor, yer yüzünde hayatı devam ettirmek mümkün oluyor.
18. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
18. (Artık
Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz) Bütün bu varlık alemindeki
değişiklikler, birer nimettir, birer hikmet gereğidir. Bunların ehemmiyetleri,
fâideleri de nasıl inkâr edilebilir?.
19. -O- iki denizi
salıvermiştir, birbirine kavuşurlar.
19. O Hikmet Sahibi
Yaratıcı, (iki denizi) birbirine bitişik olan tatlı ve acı iki büyük denizi
(salıvermiştir) onlar cereyan eder giderler (birbirine kavuşurlar) yeryüzünde
birbirine temas ediverirler, görünüşe göre aralarında bir ayrılık yoktur. "Merc"
göndermek ve karıştırmak demektir.
20. Aralarında bir engel
vardır, birbirine tecavüz etmezler.
20. Fakat o iki denizin
(Aralarında bir engel vardır) bir haciz, bir mâni bulunmaktadır, (birbirine
tecâvüz etmezler.) Her biri kendi yolunu tâkibeder, gideceği yere muntazaman
akar gider. Bu da ne büyük bir ilâhî kudret eseridir, ve bunların böyle
yaradılışında ne kadar fâideler vardır. Meselâ: Faris Denizi ile Rûm Denizi bu
kabildendir. Nil nehri de Habeşistan dağlarından çıkarak kuzeye doğru akar,
Akdeniz'e gidip dökülünceye kadar birbirine tecâvüzde bulunmaz.
"Berzah" iki şey arasındaki
fasıla, iki denizi birbirinden ayıran dar yer manasınadır. Cehennem ve sıkıntılı
yer mânasında da kullanılmıştır.
21. Artık Rab'binizin hangi
nimetlerini tekzîb edersiniz?.
21. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) O kadar büyük denizlerin, ırmakların
mevcudiyeti bir nice fâideleri, menfaatleri içermiş bulunmaktadır. Bunların bu
pek mühim, faydalı varlıkları da nasıl inkâr edilebilir?. Bunları bir kere
düşünmez misiniz?.
22. O ikisinden inci ile
mercan çıkar.
22. (O ikisinden) O
tatlı ve acı denizlerden (inci ile mercan çıkar.) o iki kıymetli cevher, her ne
kadar acı denizden çıkmakta ise de tatlı denizlerden de çıkarılmaktadırlar.
Özellikle bu iki deniz neticede biribirine kavuştuğu için birinde bulunan
fâideli şeyler, diğerlerinde de bulunmuş demektir.
23. Artık Rab'binizin hangi
nimetlerini tekzîb edersiniz
23. (Artık Rab'binizin
hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.) Bu denizlerin böyle birer cevahir merkezi,
birer menfaat kaynağı olmaları ne büyük birer nimettir, şimdi bunları da inkâr
mümkün müdür?.
24. Denizde dağlar gibi
yapılmış olan büyük gemiler de onun içindir.
24. (Ve onun içindir) O
Yaratıcımızın irâdesine, yaratma ve icadına dayanmaktadır (denizde dağlar gibi
yapılmış) mesnu bulunmuş (olan büyük gemiler) ki, istenilen tarafa akıp
giderler. Onların varlıkları da birer ilâhî nîmettir ki, o vasıtalarla, şehirler
arasında seyahatler, ticaretler mümkün oluyor, birçok istifâdeler temin
ediliyor.
25. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
25. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bütün o gemilerde ilâhî kudretin birer
muntazam eseridir, bir çok menfaatleri temine vesiledir, o hâlde bu nimetleri
nasıl inkâr edebilirsiniz?. Ey inkarcılar!. Hiç bu inkârların tehlikeli
akıbetini düşünmez misiniz?.
26. Onun üzerinde bulunan
herkes fânidir.
26. Bu mübarek âyetler
de Yüce Yaratıcıdan başka bütün varlıkların yok olmaya mâruz bulunduklarını
bildiriyor. Bütün mahlûkatın muhtaç oldukları şeyleri o Yüce Yaratıcıdan taleb
eder olduklarını haber veriyor. Ve bütün insan ve cin'in yakında bir muhasebeye
tâbi tutulacaklarını ihtar ediyor. Afv ve keremine iltica edilecek olan o Kerem
Sahibi Rab'binizin nîmetlerini inkâra imkân bulunmadığına işaret buyurmaktadır.
Şöyle ki: (Onun üzerinde bulunan) Yeryüzünde yaşayan (herkes fânidir) hiçbir
mahlûk bu dünyada ebedî bir biçimde yaşayacak değildir. İnsanlar da, cinler de
tamamen öleceklerdir. Bilâhare Allah'ın kudreti ile yeniden hayata kavuşup
âhiret âlemine sevk edileceklerdir, orada hak ettikleri akıbete kavuşacaklardır.
27. Celâl ve ikram sahibi
olan Rab'binin zâtı ise baki kalacaktır.
27. (Celâl ve ikram
sahibi olan) Tasavvurların üstünde büyüklük ve ululuk sahibi ve lûtf ile, ihsan
ile vasıflanmış bulunan (Rab'binin zâtı ise baki kalacaktır.) onun mukaddes
zâtı, ezelidir ve ebedîdir, fânilikten yücedir. Yerde ve gökte bulunan her hayat
sahibi ise bir gün yok olmaya mâruz kalacaktır. Tekrar vücuda gelmesi de yine
ilâhî takdir ile vuk'u bulacaktır.
28. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
28. (Artık Rab'binizin
hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.) Bütün bu kâinattaki ilâhî tasarruflar
birer hikmete ve kullarına âid birer menfaate, birer mühim gayeye dayanmaktadır.
Bir kere hayat büyük bir nimettir, bundan istifâde edenler, dünyalarını da,
âhiretlerini de temin etmiş olurlar, ölüm de, mü'minler hakkında büyük bir
nimettir. Ölümü göz önüne alan mütefekkir insanlar, daha hayatta iken ebedi
geleceklerini düşünüp temine çalışırlar ve özellikle İman ile, sâlih ameller ile
ölüp âhirete gidenler dünyanın fâni varlığından kurtularak ebedi bir hayata, bir
saadete nail bulunurlar. Artık bu ölüm, o gibi zâtlar hakkında pek büyük bir
ilâhi nimetten ibarettir. Evet..
"Halk ölüm sandığını sanma
ölüm ey Hakkı"
"Iyd'i Ekber'dir o kim
sanma mematım geldi"
Velhâsıl: Kerem Sahibi
Rab'bimizin hiçbir nimetini inkâr caiz olamaz.
29. Göklerde ve yerde her
kim var ise O'ndan dilerler. O, hergün bir işdedir.
29. (göklerde ve
yerde her kim var ise) Bütün melekler, insanlar, cinler (O'ndan) o Yüce
Yaratıcıdan muhtaç oldukları, arzu ettikleri şeyleri (dilerler) talebte
bulunurlar. Evet.. Bütün mahlûkat o Yüce Yaratıcıdan birer lisân-ı hâl ile veya
söz ile veya her ikisi ile de birçok şeyler niyaz eder dururlar. Kısaca bir nice
insanlar, cinler, afv ve mağrifet talebinde bulunurlar, melekler de mü'minler
hakkında ilâhi mağrifetin tecellisini niyaz ederler. (O) Yüce Yaratıcı ise (her
gün bir iştedir.) Bir emrdedir. Şöyle ki: O âlemlerin Rabbi, mahlûkatını
diriltir, öldürür, rızıklandırır, izzete veya zillete uğratır, sıhhatle veya
hastalığa mâruz bırakır, servete veya ihtiyaca düşürür. Göklerde ve yerlerde
bulunanların birçok taleblerini karşılar. Bütün bunlar, birer hikmeti kapsamakta
ve Allah'ın işlerinden sayılmaktadırlar.
30. Artık Rab'binizin hangi
nimetlerini tekzib edersiniz?.
30. (Artık Rab'binizin
hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.) O Yüce mâbud ki, kendi kullarına öyle
niyazda bulunmalarına müsaade etmiştir, onların hikmet ve faydaya muvafık olan
dualarını, istirhamlarını kabul buyurmaktadır. O hâlde o kerem, merhamet sahibi
olan Yaratıcımızın hangi bir lutf ve ihsanı inkâr edilebilir?.
31. Ey insan ve cin!.
Yakında sizin için teveccüh edeceğiz.
31. (Ey ins ve cin!.
Yakında) Yâni kıyamet gününde (sizin için teveccüh edeceğiz.) yâni: Mahşer
gününde hesabınızı görmek için sizlere yöneleceğiz, sizleri lâyık olduğunuz
mükâfatlara ve cezalara kavuşturacağız, bu ilâhi ihtar da sizlerin hakkında bir
ilâhi nimettir ki, bunu düşünesiniz, uyanıp fiil ve davranışlarınızı tanzime
muvaffak olasınız.
"Sekaleyn" insanlar ile,
cinlere verilmiş bir addır. Bunlar yeryüzünde bulunan diğer mahlûkata göre
mükellefiyetleri itibariyle daha büyük bir varlığa sahip oldukları için bu
ünvânı almışlardır, veyahut bunlar, yeryüzüne hayatlarıyle ve ölümleriyle bir
ağırlık vermekte oldukları için kendilerine böyle sekaleyn denilmiştir.
32. Artık Rab'binizin hangi
nimetlerini tekzib edersiniz?.
32. (Artık) Ey
insanlar ve cinler!. (Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.) O Kerem
Sahibi Rab'binizin sizleri mükellef tutması, sizleri hesaba tâbi bulundurması da
hakkınızda birer nimettir, birer uyanma vesilesidir, bunu takdir etmeyip de
inkârda bulunmanız nasıl uygun olabilir?.
33. Ey cin ve insan
cemaati!. Eğer göklerin ve yerin çevrelerinden çıkıp gitmeğe gücünüz yeterse
hemen çıkıp gidiniz. Halbuki, bir kuvvet olmadıkça siz çıkıp gidemezsiniz.
33. Bu mübarek âyetler
de kıyamet gününde hiçbir kimsenin kaçıp kendisini mesuliyetten
kurtaramayacağını ve ehl-i Cehenneme gelecek âteşin ne kadar müthiş bulunduğunu
ihtar ediyor. O günde semâ tabakalarının nasıl parçalanarak bir vaziyet
alacağını bildiriyor. İnsanların ve cinlerin o gün bir müddet soruya tâbi
tutulmayıp hayretler, dehşetler içinde kalacaklarına işarette bulunuyor. İşte
kullarına bu gibi hakikatları lütfen haber veren âlemlerin Rabbi'nin nimetlerini
inkâr imkânı bulunmadığını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Yüce Yaratıcı
Hazretleri şunu da ihtar buyuruyor: (Ey cin ve insan cemaati!. Eğer göklerin ve
yerin çevrelerinden çıkıp gitmeğe) Kaçıp kurtulmaya (gücünüz yeterse) hiç
durmayınız (hemen çıkıp gidiniz) kendinizi Allah'ın azabından kurtarınız. Heyhat
ki, bu ne mümkün!, (halbuki siz bir kuvvet olmadıkça) bir güç ve üstünlüğe sahip
bulunmadıkça (çıkıp gidemezsiniz) öyle bir kuvvet ve galibiyet ise sizin için ne
arar!. Sizler böyle âciz olduğunuz hâlde o Yüce Yaratıcı, sizleri yine
kusurlarınızdan dolayı hemen cezalandırmıyor, durumlarınızı ıslâha davet
buyuruyor.
34. Artık Rab'binizin hangi
nimetlerini tekzib edersiniz?.
34. (Artık Rab'binizin
hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.) Cenab-ı Hak'kın size böyle bir mühlet
vermesi, sizi tevbe ve istiğfar ettiğiniz takdirde afv ve mağfiret buyuracağını
vâ'd etmesi, ne mühim birer nimettir. Bunların ne büyük bir ilâhî lütuf olduğu
da nasıl inkâr edilebilir?.
35. Sizin üzerinize âteşten
dumansız bir alev ve alevsiz bir duman gönderilir, artık
yardımlaşamayacaksınızdır.
35. Bir kere
düşünmelisiniz ki, eğer o Yüce mabudunuza İman ve itaatta bulunmaz da inatçı bir
vaziyet alır, küfr ve isyanda devam eder iseniz (Sizin üzerinize âteşten
dumansız bir alev ve alevsiz bir duman gönderilir) kabirlerinizden çıkıp mahşere
gönderildiğiniz zaman öyle çeşitli âteşin azaplara uğrarsınız (artık
yardımlaşamazsınız) bâzınız bâzınıza yardım ederek o başınıza, gelen azapları
ortadan kaldıramazsınız.
36. Artık Rab'binizin hangi
nimetlerini tekzib edersiniz?.
36. (Artık Rab'binizin
hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.) Size akıl vermiştir, size uyanasınız diye
o müthiş akıbetleri haber veriyor, size verilen bu nasihatları kabul edebilecek
bir yetenek de ihsan buyurmuştur. Bunları inkâr, hiç mümkün müdür?. Binaenaleyh
bunları güzelce düşünmelidir ki, o gelecek azaptan kurtarılabilsin.
37. İşte o zaman ki: gök
parçalanır da hemen kızıl deri gibi bir kül olmuş olur.
37. (İşte o zaman ki, gök
parçalanır da hemen kızıl gibi bir kül olur.) Böyle garip bir vaziyet alır.
Yahut gök eriyerek yağlar gibi akıcı bir hâle gelir. O zaman ne kadar müthiş
hâdiseler vücuda gelmiş olacaktır. "Dıhan" kızıl deri ve zayıf yağmur ve
çiçekten, verilişten vesâireden çıkarılan yağ mânasına olan "Dühn" kelimesinin
çoğuludur. 38. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
38. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Geleceğe âid olan bu pek mühim hâdiseleri
haber vermek, yetenekli olanları fenalıklardan, sorumluluktan getirecek
muamelelerden men ve engellemeye vesîle olacağı için böyle haberlerde birer
ilâhî nimettir ki, bunları da inkâr asla caiz olamaz.
39. İşte o gün ne bir
insan ve ne de bir cin günâhından sorulmayacaktır.
39. (İşte o gün) O
kabirlerinden çıkarılarak mahşere sevk edilecekleri zaman (ne bir insan ve ne de
bir cin günâhından sorulmayacaktır) daha sonra mahşere, hesap yerine sevk
edilince orada soruya mâruz kalmayacaklardır. Yahut onların haklarındaki soru
sorulmamasından maksat, hâlleri hakkıyla bilgi edinmek maksadiyle olan sorudur.
Böyle bir soruya ihtiyaç yoktur. Onların simaları, hâllerini göstermeğe kâfidir.
Fakat kınamak, azarlamak için bir soruya tâbi olacaklardır.
40. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
40. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) O Hikmet Sahibi Yaratıcının kullarını bir
muhasebeye tâbi tutup tutmaması da ve bunları kullarına haber vermesi de bir
nevî nîmettir, bir uyanmak vesilesidir, bir irşâd ve uyarma hikmetine
dayanmaktadır. Artık bu gibi nimetler de nasıl inkâr edilebilir?.
41. Günahkârlar,
simalariyle tanınırlar. Artık alınlariyle ve ayaklariyle yakalanırlar.
41. Kabirlerinden
çıkarılacak olan (Günahkârlar, simalariyle tanınırlar) yüzlerinde ortaya çıkan
bir siyahlık, bir uğursuzluk ve isyan alâmeti onların nasıl suçlu kimseler
olduğunu gösterir, (artık alınlarıyla ve ayaklarıyla yakalanırlar.) Onlar
kendilerine mahsus, uğursuz alâmetleriyle başkalarında temayüz etmiş bulunurlar.
O vakit melekler tarafından soruya ihtiyaç kalmaksızın o suçlular mahşere, sonra
da cehenneme sevk edilirler. Nitekim dünyada da bâzı kimseler, yüzlerindeki bâzı
alâmetlere bakılınca kendilerinin sevinçli mi, üzüntülü mü, güzel ahlâklı mı,
değil mi olduğu anlaşılır. Parmaklarındaki çizgiler ile de bir takım hırsızlık
vesaire fiillerinin kimler tarafından yapılmış olduğu tâyin edilebilmektedir.
Bütün bunlar, Allah'ın mahlûkatı hakkında birer gayeye, birer fayda ve menfaate
dayanmaktadır.
42. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
42. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Görülüyor ki: O Hikmet Sahibi Yaratıcı
hiçbir şeyi abes yere yaratmamıştır. Her yaradılışı bir nice gayeleri, fâideleri
içermektedir. Binaenaleyh bunları inkâra, elbette ki, hiçbir kimsenin selâhiyeti
olamaz.
43. İşte bu, o cehennemdir
ki, bunu o günahkârlar tekzîb ederler.
43. Bu mübarek âyetler de
inkarcıları kınamak için cehennemin müthiş vaziyetini ihtar ediyor. Takva sahibi
olan zâtlar için de çeşitli ağaçları meyveleri, çeşmeleri içeren iki nevî
cennetin takdir edilmiş olduğunu müjdelemektedir. Şöyle ki: Cehenneme sevk
edilecek olan inkarcılara bir kınamak ve azarlamak yoluyla denilecektir ki:
(İşte bu, o cehennemdir ki, bunu o günahkârlar tekzîb ederler.) Yâni: Ey
dinsizler, siz, dünyada iken bu cehennemi inkâr eder dururdunuz, şimdi gördünüz
mü?. Ne kadar kâfirce kanaatte bulunmuş olduğunuzu anladınız mı?.
44. O cehennemin arasiyle
son derece sıcak bir su arasında dolaşacaklardır.
44. Artık o inkarcılar
(O cehennemin) o âteşin azabın (arasiyle son derece sıcak bir su arasında
dolaşacaklardır.) cehennemin âteşlerinden içerileri yanıp tutuştukça güya
kendilerini kurtarabilmek için bir suya koşacaklardır, fakat pek âteşin bir
sudan başkasını bulamayacaklardır. İçecekleri su da kendilerini ayrıca yakıp
yandıracaktır. İşte kâfirler için takdir edilmiş bu felâketleri düşünüp de
uyanık bulununuz.
45. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
45. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Ey insan ve cin taifeleri!. Kerem Sahibi
mabudunuz, o geleceğe âid hâdiseleri, belâları haber veriyor ki: imân ile takva
ile nitelenmiş olasınız da öyle müthiş azaplara tutulmayasınız, bu gibi ihtarlar
ve irşatlar da ne büyük birer nimettir. Bunları da inkâr elbette ki, caiz
değildir.
46. Ve Rab'binin makamından
korkan kimse için iki cennet vardır?.
46. Fakat îman ile
nitelenmiş (Ve Rab'binin makamından korkan kimse için) yâni: O Yüce Yaratıcının
kıyamette tâyin edeceği hesap yerinden, onun manevî huzurunda hesaba tâbi
olmaktan korku ve endişede bulunan her bir takva sahibi için (iki cennet vardır)
biri Adin cenneti diğeri de Naîm Cennetidir, veya biri ruhanî Cennettir ki,
orada mukaddes tecellilere mazhar olur, Yüce Allah'ın cemalini seyretme
saadetine nail bulunur. Diğeri de cismâni cennettir ki orada da çeşitli
nimetlerden istifâde eder durur.
47. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
47. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Böyle mü'min takva sahibi kullarını
çeşitli cennetlere, nîmetlere mazhar edecek olan bir Rab'bi Kerîm'in nimetleri
nasıl inkâr edilebilir?. Buna hangi akıllı bir şahıs inanabilir?.
48. -O iki cennet- çeşitli
ağaçlara, meyvelere sahiptirler.
48. O iki cennetin ikisi
de (Çeşitli ağaçlara ve meyvelere sahiptirler.) onlarda öyle fâideli, iç açıcı
şeyler mevcuttur. "Efnan" Çeşitli manasınadır. Tekili "Fen" dir.
49. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
49. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini inkâr edersiniz.) O Yüce Yaratıcı; mümin kullarını ebediyet
âleminde o kadar çeşitli nîmetlere nail buyuracaktır, bunları kim inkâra cür'et
edebilir.
50. İkisinde iki pınar
vardır ki, akar giderler.
50. O iki cennetin
ikisinde de (İki pınar vardır ki, cereyan ederler) bu iki pınardan birine "Tesnim"
diğerine de "Selsebil" adı verilmiştir. Bunlar fevkalâde güzel, leziz
bulunmaktadırlar. Bunlardan cennetlerdeki ağaçlar da, bitkiler de faydalanırlar.
51. Artık Rab'binizin hangi
nimetlerini tekzîb edersiniz.
51. (Artık Rab'binizin
hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.) Böyle birer hayat suyu olan ve kıymetleri,
ehemmiyetleri tasavvurların üstünde bulunan ilâhî nimetler inkâra nasıl cür'et
gösterilebilir?. Bunlar birer muazzam nimettir ki, bunlardan ancak o inkarcı
olanlar mahrum bulunacaklardır.
52. İkisinde de hertürlü
yemişten iki çift vardır.
52. O iki cennetin
(İkisinde de hertürlü yemişten iki çift vardır) Her meyve iki sınıfa
ayrılmıştır. Birisi yaş, diğeri de kurudur, bununla beraber biri lezzet ve
güzellik itibariyle diğerinden noksan değildir, dünya meyvelerine benzemezler.
53. Artık Rab'binizin hangi
nimetlerini tekzib edersiniz?.
53. (Artık Rab'binizin
hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.) Bu nimetlerin hepsi de güzel, zevkli
bulunmaktadır. Onlar nasıl inkâr edilebilir?.
54. -Onlar- astarları
kalın ipek kumaştan olan döşekler üzerine dayanmış bir hâlde olacaklardır ve iki
cennetin meyvelerinin toplanışı da yakındır.
54. Bu mübarek
âyetler de cennetlere nail olacak zâtların nasıl mutlu bir vaziyette
bulunacaklarını bildiriyor. Onlar için nasıl seçkin eşler tahsis buyurulacağını
müjdeliyor. İyiliğin karşılığı iyilikten başka olmayacağını ve ilâhi nimetlerin
inkârı mümkün bulunmadığını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: O Yüce Yaratıcıdan
korkan takva sahibi zâtlar o cennetlerde (astarları kalın ipek kumaştan olan
döşekler üzerine dayanmış bir hâlde olacaklardır.) o döşeklerin astarları böyle
kıymetli olunca yüzleri daha ne kadar süslü, kıymetli bulunacaktır. O takva
sahipleri işte böyle pek nefs, pek temiz, eşsiz cennet eşyasına sahip
olacaklardır, (ve o iki cennetin meyvelerinin toplanışı da yakındır.) O
meyveler, zahmetsizce elde edilebilir bir hâlde bulunurlar. Rivayet olunduğu
üzere meyve ağaçları, meyvelerini almak isteyene ehl-i Cennet'e karşı eğilirler,
onların meyvelerini kolaylıkla almak mümkün olur.
55. Artık Rab'binizin hangi
nimetlerini tekzib edersiniz?.
55. (Artık Rab'binizin
hangi nimetlerini tekzib edersiniz?.) O cennet alemindeki şu kadar çeşitli
nimetler de ne kadar güzeldir, lezizdir, müminler için birer ilâhi lütuftur.
Binaenaleyh onları da inkâr asla doğru olamaz.
56. O cennetlerde
gözlerini -yalnız kendi kocalarına- hasretmiş kadınlar vardır ki, kendilerine
onlardan önce ne bir insan ve ne de bir cin dokunmam ıştır.
56. (Onlarda) O
cennetlerde (gözlerini) yalnız kendi kocalarına (hasretmiş kadınlar vardır ki,
kendilerine) o kadınlara (onlardan önce) o cennetlerdeki kocalarından evvel (ne
bir insan ve ne de bir cin d okunmamıştır.) onlar bakire bir hâlde
bulunmuşlardır. 57. Artık Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
57. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) O âlemlerin Rabbi, takva sahibi kullarına
cennetlerde öyle fevkalâde güzel, temiz eşler de ihsan buyuracaktır ki, bu
husustaki vâ'd-i ilâhîde kesindir, bunları da inkâr nasıl uygun olabilir?.
58. Sanki, onlar, yakut ve
mercandır.
58. Evet.. O eşler
pek güzel ve müstesnadırlar (Sanki onlar yakut ve mercandır) onlar, yahut
nefîsler, bu berraklığa sahiptirler, ufak dâneli inciler gibi de beyaz ve
parlakdırlar.
59. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
59. (Artık Rab'binizin
hangi bir nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bu pek seçkin eşler de ne kadar büyük
birer nimettirler. Bunları da inkâr nasıl caiz görülebilirler?.
60. İyiliğin mükâfatı,
iyilikten başka mıdır?, -elbette değildir-.
60. (İyiliğin mükâfatı
iyilikten başka mıdır?.) Elbette ki değildir. Güzel amellerin, takva ile yapılan
hareketlerin karşılığı, sevaptır, ilâhî ihsana kavuşmaktır.
61. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
61. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Öyle inkarcı, ilâhî lütuflardan habersizce
yaşamak, kulluk sânına lâyık olur mu?.
62. O iki cennetin
ötelerinde de iki cennet vardır.
62. Bu mübarek âyetler de
mü'minlerin nail olacakları çeşitli cennetlerin ne gibi güzel nimetleri
içerdiğini bildiriyor. O cennetlerde ne kadar temizlik ve güzelliğe sahip
hurilerin bulunacağını haber veriyor, ehl-i Cennet'in de ne kadar muhteşemce bir
vaziyette bulunacaklarını müjdeliyor. Bu gibi ilâhî nimetlerin inkâr
edilemeyeceğini ihtar buyuruyor. Büyüklük ve ululuğunun, ikram ve ihsanının sonu
bulunmayan Allah Teâlâ Hazretlerinin de yüceliğini ve kutsiyetini beyân
buyurmaktadır. Şöyle ki: (o iki cennetin ötelerinden de) Kendilerine yakın bir
tarafta da (iki cennet vardır) bu iki cennet de ehl-i yemîn denilen mü'minlere
mahsustur. Bunlarda bitkiler ve yeşil reyhanlar yetişir ve gelişir, bunlar da
güzel bir manzara teşkil eder.
Mukatilden rivayet
edildiğine göre evvelki iki cennetten maksat Adn Cenneti ile Naîm cennetidir.
Sonraki iki cennetten maksat da Firdevs cenneti ile Me'va Cennetidir.
Ruhülbeyanda anlatılmış
olduğu üzere müttakiler = Allah'tan korkanlar, iki kısımdır. Birisi Allah'a
yakın olanlardır. Diğeri de sağdakilerdir. Bu ikinci kısım, yüksek faziletler
ve ameller bakımından birinci kısımdan aşağı derecededir. Binaenaleyh birinci
kısma âid cennetler de ikinci kısma âid cennetlerden üstündür. Allah'a yakın
olanların iyilerden üstünlüğü gibi. Allah doğruyu daha iyi bilir. 63. Artık
Rab'binizin hangi nîmetlerinî tekzîb edersiniz?.
63. (Artık Rab'binizin
hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.) Bu pek yüce, mutluluk veren cennetler de
ne muazzam birer ilâhî nimettir. Bunları da inkâr etmek, ne kadar cehalet ve
nankörlük eseri değil midir?.
64. -O iki cennet- koyu
yeşil renktedirler.
64. O iki cennet (iki koyu
yeşil renktedirler.) fazla yeşil oldukları için siyahımsı bir renkte görünür
gibi bulunurlar.
"Müdhamme" kelimesi karalık
mânasına olan dühme kelimesinden türemiştir ki, çok yeşil renkte bulunduğundan
dolayı siyah renkte görünen şey demektir.
65. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
65. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bütün bu cennetler birer nimettir, bunları
inkâr etmek nasıl uygun olabilir?.
66. O ikisinde iki
fışkıran pınar vardır.
66. (O ikisinde) Her
mü'min'in nail olacağı iki cennetin ikisinde de (iki fışkıran pınar vardır.)
lezîz lezîz suları feveran eder durur.
67. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
67. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bu gibi birer hayat suyu kaynağı olan
çeşmelerde birer mühim ilâhî nimettir. Bunlar da elbette ki, inkâr edilemez.
68. O ikisinde her nevî
meyve ve hurma ve nar -ağaçları- vardır.
68. (O ikisinde de) O
ikişer cennetin her birinde pek fâideli olan (her nevî meyve) ve özellikle kış
ve yaz bulunan ve birer gıda teşkil eden (hurma ve nar) ağaçları (vardır.)
bunlardan da ehl-i cennet, faydalanarak zevk-u sefa içinde yaşarlar.
69. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
69. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bütün bunlar birer ilâhî nimettir, birer
ilâhî lütuftur, bunları da inkâra kimsenin selâhiyeti yoktur.
70. O cennetlerde iyi
huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.
70. (Onlarda) O
cennetlerde (iyi huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.) her biri pek güzel ahlâk
ile, pek güzel sima ile vasıflanmış bulunmaktadırlar. Yüce Yaratıcı, onları öyle
temiz, seçkin bir surette yaratmıştır.
71. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
71. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?) Bütün bunlar birer ilâhî nimettir, birer
ilâhî lütuftur, bunları da inkâra kimsenin selâhiyeti yoktur.
72. -Onlar- çadırlarda
ikamete devam eden hurilerdir.
72. Evet.. O güzel,
hayırlı kadınlar (çadırlarda) cennetlerde kendilerine mahsus, pek kıymetli,
ferahlık veren ikâmetgâhlarda (ikâmete devam eden) örtülü, ötede beride dolaşıp
durmaktan sakınan (hurilerdir.) ehl-i cennete vâ'dedilmiş olan pek güzel yüzlü,
siyah gözlü kızlardır ki, gözlerini yalnız kocalarına tahsis ederek pek temiz
bir hâlde yaşarlar. Pek seçkin örtülü hanımlardan bulunurlar. Bunlarda ne büyük
birer nimet!.
73. Artık Rab'binizin hangi
nîmetlerini tekzîb edersiniz?.
73. (Artık Rab'binizin
hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Böyle temiz eşlere kavuşmak da birer ilâhî
nimettir, elbette ki, bunları inkârda asla uygun olamaz.
74. Onlara kocalarından
evvel ne bir insan ve ne de bir cin dokunmamıştır.
74. (Onlara) O güzel
hurilere (kocalarından evvel) o ikişer cennetlere nail olan zâtlardan önce (ne
bir insan ve ne de bir cin dokunmamıştır.) onlar, bakire olarak kocalarına
mahsus birer seçkin nimetlerdir.
75. Artık Rab'binizin hangi
nimetlerini tekzîb edersiniz?.
75. (Artık
Rab'binizin hangi nimetlerini tekzîb edersiniz?.) Bu kadar güzel, çeşitli
nimetlerden hangi birini inkâra cür'et edilebilir?. Böyle bir inkâr, büyük bir
nankörlük eseri değil midir?.
76. -O cennet ehli- yeşil
yastıklara pek güzel, nâdir döşemelere yaslanmış -bir hâlde bulunacaklardır.
76. O cennet ehli
(Yeşil yastıklara ve pek güzel, nâdir) hoş, güzel (döşemelere yaslanmış) bir
hâlde bulunacak dardır) böyle çeşitli, istirahat sağlayan nimetlere nail
olacaklardır.
77. Artık Rab'binizin hangi
nimetlerini tekzîb edersiniz?.
77. (Artık) Ey insan ve cin
zümreleri!. (Rab'binizin hangi nîmetlerini tekzîb edersiniz?.) Bütün bu sonsuz
nimetler, birer ilâhî lütuftur. Mü'minler, bu nimetlere nail olacaklardır.
Bunları inkâr edenler de kendi kötü inançlarının cezasına kavuşacaklar, bu
nimetlerden ebediyyen mahrum kalacaklardır. Çünkü âlemlerin Rabbi Hazretlerinin
nimetlerini bilip ona şükredenlerin hakkında o nimetler artar, o inkâr etmek ise
o nimetlerden mahrumiyete sebep olur. Artık inkarcılar, nankörler bu akıbeti bir
düşünmeli değil midirler?
78. Celâl ve ikram sahibi
olan Rab'binin ismi, mübarek -yüce mukaddes- olmuştur.
78. (Celâl ve ikram sahibi
olan) Kudret ve azametle, lütuf ve ihsan ile vasıflanmış bulunan (Rab'binin
ismi) zât ve sıfatı (mübarek) yüce ve mukaddes (olmuştur) bütün âlemleri ve
nimetleri kudretiyle yaratan inkarcıları azamet ve celâl iyi e azaba çarptıran,
itaatli kullarını da lütuf ve keremiyle nice nimetlere nail buyuran, ancak yüce
yaratıcıdır. İşte o âlemlerin rabbi hazretlerinin varlığını, kudret ve
yüceliğini, bütün ilâhi beyânlarını tasdik etmek ve yüceltmek, onun kulları için
en mühim, en kesin bir kulluk vazifesidir. Bütün kulların selâmet ve saadeti,
ebedi nimetlere nailiyetleri ancak bu kulluk vazifesini ifâ etmelerine bağlıdır.
Bu pek lüzumlu kulluk vazifesini ifâya muvaffakiyetimizi kerem ve merhamet
sahibi Rab'bimizden niyaz eyleriz. Başarı Allah'tandır.
Sonraki Sayfa

|