|
37. Ve kime ki, Allah
hidayet ederse artık onun için bir sapıtıcı yoktur. Allah, herşeye galip,
intikam sahibi değil midir?.
37. (Ve kime ki, Allah
hidayet ederse) Yani: Temiz yaratılışını koruyarak nefsini tezkiyeye ve
fiillerini tanzime çalışmak isteyen herhangi bir kulunu da selâmet ve saadete
muvaffak buyurursa (artık onun için) o hidayete eren kul için (bir sapıtıcı
yoktur.) onu o tâkibettiği doğru yoldan kimse men'e kadir olamaz. Çünkü Cenab-ı
Hak'kın iradesine, takdirine hiçbir kimse muhalif olamaz, karşı gelemez.
Binaenaleyh daima Allah Tealâ'ya sığınıl mal id ı r. (Allah herşeye galip) Her
irade buyurduğu şeyi
vücude getirmeğe kadir ve
(intikam sahibi değil midir?) Mü'minlere karşı yanlış telkinlerde, hareketlerde
bulunan din düşmanlarını lâyık oldukları cezalara kavuşturmak hakkına sahip
değil midir?. Elbette ki, sahiptir, herşeye kadirdir. Elbette ki, birgün o
düşmanları kendi kötü hareketlerinin cezasına kavuşturacaktır.
38. Andolsun ki, onlara
soracak olsan ki, gökleri ve yeri kim yarattı?. Elbette diyeceklerdir ki: Allah.
Deki: 0 hâlde gördünüz mü?. -Bana haber veriniz- Allah'tan başka kendilerine
ibadet ettiğiniz şeyleri, eğer Allah bana bir zarar verirse onlar, onun zararını
açabilecek kimseler midir?. Veya bana bir rahmet dilese onlar onun rahmetini
tutabilir kimseler midir?. De ki: Allah buna kâfidir. Tevekkül edenler, ona
tevekkülde bulunurlar.
38. Evet.. 0 müşrikler, o
dinsizler, gaflet içinde, cehalet içinde yaşıyorlar, sözleriyle fiilleri
birbirine uymamaktadır. (Andolsun ki) Muhakkak bir keyfiyettir ki, (onlardan
soracak olsan ki, gökleri ve yeri kim yarattı?.) bunların yaratıcısı kimdir?,
(elbette diyeceklerdir ki, Allah) Yarattı. Çünkü bütün bu yaratılış eserleri,
bir hikmet sahibi Yaratıcının varlığına açıkça şahitlik etmektedir. Bunu o
müşrikler de itirafa mecbur olmaktadırlar. Buna rağmen o kudret sahibi
Yaratıcının birer yaratılış eseri olan putlara da mabutluk sıfatını isnat
etmekte, onlara da ibadette bulunmaktadırlar. Bu suretle de tenakuza düşmüş
oluyorlar, aklın gereğine muhalif hareketlerde buunuyorlar, o âciz şeylerden bir
fâide bekliyorlar. Ne kadar akla, irfana muhalif bir hareketi. İşte Cenab-ı Hak
da buyuruyor ki: Ey Resulüm!. 0 müşriklere (de ki: 0 halde gördünüz mü?)
hatalarınızı anladınız mı?, (bana haber veriniz: Allah'tan başka kendilerine
ibadet ettiğiniz şeyleri, eğer Allah bana bir zarar verirse onlar) 0 putlar
(onun zararını açabilecek kimseler midir?.) siz böyle bir iddiada bulunabilir
misiniz?. Hiç onlar, böyle birşeye kadir olabilirler mi?, (veya) Allah Teâlâ
(bana bir rahmet dilese) hakkımda bir hayri takdir buyurmuş olsa (onlar O'nun
rahmetini tutabilir kimseler midir?.) o putlar, o rahmetin ortaya çıkmasına mâni
olabilecek bir kuvvete bir selâhiyete sahip midirler?. Elbette ki, değildirler.
Artık öyle âciz şeylere nasıl mâbudluk isnat edilerek kendilerine tapınmak,
kendilerinden bir fâide beklemek uygun olabilir?. Ey Yüce Peygamber!. Sana cevap
vermekten âciz olan o müşriklere (de ki: Allah bana kâfidir.) ben öyle âciz
putlardan bir fâide, bir şefaat beklemek cehaletinde bulunamam, (tevekkül
edenler) yalnız (O'na) 0 Eşsiz Yaratıcıya (tevekkülde bulunurlar.) O'ndan başka
olan mahlûklar, haddizatında âciz, kendileri muhtaç şeylerdir. Onlara itimat
olunamaz. Çünkü onların hepsi de Cenab-ı Hak'kın kudret ve saltanatı altında
bulunmaktadırlar.
"Allah'a tevekkül edenin
yaveri haktır"
"llâşad gönül, birgün olur
şâd olacaktır"
39. De ki: Ey kavmim!. Siz
kendi iktidarınız üzerine çalışınız, şüphe yok ki, ben de çalışıcıyım. Elbette
yakında bileceksiniz.
39. Ey Peygamberlerin
Sonuncusu!. (De ki: Ey kavinim!.) Ey benim tebliğlerimi kabul etmeyen
inkarcılar!. (Siz kendi iktidarınız üzerine çalışınız) bulunduğunuz cahilce
halde devam ediniz. Siz kendinizi büyük bir kuvvete, şiddete sahip sanıyorsunuz.
Bunun nasıl bir hayal olduğunu bilâhara anlayacaksınızdır. Ne büyük bir ilâhi
tehdidi. (Şüphe yok ki, ben de çalışıcıyım.) İslâm dinini yaymaya, insanlığı
uyandırmaya gayret edip durmaktayım, (elbette yakında bilirsiniz.) hakikat
tecelli etmiş olacaktır.
40. Kim imiş o kimse ki,
ona kendisini rezil edecek bir azap gelecek ve üzerine devamlı bir azap inecek.
40. Artık tamamen anlamış
olacaksınızdır ki: (kim imiş o kimse ki, ona kendisini rezil edecek bir azap
gelecek) Bir mağlûbiyete, bir kahra uğrayacak (ve üzerine devamlı bir azap
inecek) fakat artık ona o zaman yapacağı pişmanlık bir fâide vermeyecektir.
Evet.. Bu ilâhi tehdit de tahakkuk etmiştir. O müşrikler, Bedr gazvesinde büyük
bir mağlûbiyete uğramışlardı. Bilâhara ölüp ebedî bir azaba da mâruz
kalmışlardır. İşte küfrün ebedî cezası!.
41. Şüphe yok ki, biz,
senin üzerine insanlar için kitabı hak ile indirdik. Artık kim hidayete ererse
kendi nefsi içindir ve kini sapıklığa düşerse artık şüphesiz ki, kendi nefsi
aleyhine dalâlete düşmüş olur. Ve sen onların üzerine bir vekil değilsin.
41. Bu mübarek âyetler,
Kur'an-ı Kerim'in Resûl-i Ekrem'e indirilmiş bir ilâhi kitab olduğunu, artık onu
kabul edip hidayete erenlerin kendi nefisleri lehine ve bilâkis kabul etmeyip
sapıklığa düşenlerinde kendi nefisleri aleyhine hareket etmiş olacaklarını
bildiriyor. Cenab-ı Hak'kın ruhları kat'iyyen veya uyku halinde geçici olarak
tutmakta olduğunu bunda ise düşünen kimseler için alâmetler bulunduğunu ihtar
buyuruyor. Putlardan şefaat umanları utandırıp Allah'ın izni olmadıkça kimsenin
şefaat edemiyeceğini ve bütün insanların kâinlata sahip olan Allah Teâlâ'nın
huzuruna kıyamet gününde çıkarılacağını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey
Peygamberlerin en şereflisi (şüphe yok ki, biz senin üzerine insanlar için)
Onlara dünyevî ve uhrevî vazifelerini bildirmek faydasından dolayı (kitabı)
Hikmet beyan eden Kur'an'ı (hak ile) bir hakikatlerin mucizesi beyan olmak üzere
(indirdik) kendilerini böyle bir kurtuluş rehberine, bir hidayet vesilesine nail
kıldık (artık kim) o kutsî kitabın beyanatı doğrultusunda amel ederek (hidayete
ererse kendi nefsi içindir) kendisinin ebedî menfaatine hizmet etmiş olur (ve)
bilâkis (kim) o ilâhi kitabın gereği ile amelde bulunmazda (sapıklığa düşerse
artık şüphe yok ki, kendi nefsi aleyhine sapıklığa düşmüş olur.) bütün
mes'uliyet kendisine ait bulunur, (ve sen) Ey Yüce Peygamberi, (onların üzerine
bir vekil değilsin) Onların bütün hareketlerini gözetmekle, kendilerini hidayete
zorla sevk etmekle emrolunmuş değilsin. Senin vazifen dinî hükümleri tebliğden
ibarettir. Bunu kabul etmeyenlerin artık başlarına gelecek felâketi, ilâhi azabı
kendileri düşünsünler!.
42. Allah, nefisleri
öldükleri zaman ve ölmeyenleri de uykularında öldürüverir. Artık üzerine ölüm
ile hükmettiğini tutuverir ve diğerini de tâyin edilmiş vakte kadar salıverir.
Şüphe yok ki, bunda elbette alâmetler vardır, iyi düşünecek bir kavim için.
42. Bir kere Allah
Teâlâ'nın bu âlemde tecelli edip duran kudret eserleri dikkate alınmalı değil
midir?. Kısacası (Allah) 0 Hikmet sahibi Yaratıcıdır ki, (nefisleri öldükleri
zaman) ecelleri nihayet bulduğu zaman ruhlarını alır onların cesetlerle olan
alâkalarını kesmiş olur. (ve ölmeyenlerin de) henüz ecelleri tamam olmamış
bulunanları da (uykularında) geçici olarak bir nevi (öldürüverir) onların
ruhlarını cesetlerinde tasarruftan alıkor (artık üzerine ölüm ile hükmettiğini
tutuverir) onun ruhunu cesedine reddetmez, (ve diğerini de) uykuya dalmış olan
kimsenin ruhunu da (tâyin edilmiş vakte kadar) takdir edilen ölüm zamanına değin
(salıverir) sahibinin cesedine uyandıkça tekrar faaliyete kavuşturmuş olur.
(şüphe yok ki, bunda) Ruhların cesetler ile geçici alâkalarında (elbette
alâmetler vardır) Allah Teâlâ'nın kudretinin mükemmelliğine, rahmetinin
genişliğine işaret eden enteresan ibretler vardır. Bu hal, batmaya başlamış olan
güneşin tekrar doğacağı gibi bir örneğe sahiptir. Ahiret hayatının vuk'u
bulacağına dair bir misâl teşkil etmektedir (düşünen bir kavim için) evet..
Mütefekkir zatlar, bütün bu nevi hadiselerden birer ibret dersi alırlar,
Allah'ın kudreti ile ahiret hayatının da meydana geleceğine inanmış bulunurlar.
43 i- !• sa Allah'tan
başkasını şefaatçiler mı edindiler?. De ki: Eğer hiçbir şeve sahip olmamış ve
akıl erdiremez bulunmuş iseler de mı?.
43. (Yoksa) 0 putperest
müşrikler (Allah'tan başkasını şefaatçiler mi edindiler?.) Evet.. Onlar, o
putlardan şefaat bekliyorlar. Bu ne kadar cehaleti. Putlardan nasıl şefaat
umulabilir?. Resulüm!. 0 gafillere (de ki:) öyle taptıklarınız şeyler (eğer
hiçbir şeye sahip olmamış) bir fayda ve zarara güç yetirememiş (ve akıl
erdiremez bulunmuş) sizin kendilerine taptıklarınızdan bihaber olup durmuş
(iseler de mi?) onlara öyle tapar durursunuz?. Halbuki, onların öyle bilgiden,
fâideden mahrum şeyler oldukları açık, artık ne diye onlara tapıyor, onlardan
bir fâide bekliyorsunuz? Bu ne kadar ahmaklık!.
44. De ki: Bütün şefaat.
Allah içindir. Göklerin ve yerin mülkü O'nun içindir. Sonra O'na
döndürüleceksinizdir.
44. Yüce Resulüm!. 0
cahilleri uyandırmak için (De ki: Bütün şefaat Allah içindir) Cenab-ı Hak'kın
müsaadesi, hâkimiyeti altındadır. 0 Kerem Sahibi Yaratıcı razı olmadıkça hiçbir
kimse başkasına şefaat edemez (göklerin ve yerin mülkü O'nun içindir) bütün
mahlûkat, o âlemin Yaratıcısının sahipliği, tasarrufu, hâkimiyeti altında
bulunmaktadır. 0 putlar da o Yüce Yaratıcının birer mahlûkudur, onlar şefaat
kabiliyetinden mahrum şeylerdir. Artık yalnız o kâinatın sahibi olan eşsiz
Yaratıcı'ya ibadeti tahsis etmek icabetmez mi? Nedir o âciz, mahlûklara,
yaratıklara öyle bir tapınmada bulunmak? (sonra) Düşününüz ki, Ey insanlar!.
Hepiniz de (O'na) o Yüce Yaratıcının manevî huzuruna kıyamet gününde
(döndürüleceksinizdir) bir muhasebe ve muhakemeye tâbi tutulacaksınızdır. Ne
büyük bir ilâhi tehdit! Binaenaleyh o günü
düşünün, ona göre
hayatınızı tanzim ediniz, öyle âciz, fâni mahlûklara değil, bütün kâinata hâkim
olan, ezeli ve ebedî bulunan Yüce Yaratıcıya ibadetinizi tahsis eyleyiniz. Sizin
için kulluk vazifesi bundan ibarettir. Sizin için bundan başka kurtuluş çaresi,
düşünülmüş değildir.
45. Ve Allah tek olarak
anıldığı vakit ahirete imân etmeyenlerin kalbleri ürker -nefret duyar-. Ve
Allah'tan başkası anıldığı zaman ise onlar o vakit ferahlanırlar, yüzleri güler.
45. Bu mübarek âyetler,
Allah'ın birliğini tasdikten kaçınan müşriklerin ne kadar ahmaklık içinde
yaşadıklarını teşhir ediyor. Resûl-i Ekrem'in kâinatın Yaratıcısı'nı anmak,
birlemek ve kutsamakla mükellef bulunduğunu beyan buyuruyor. 0 Yüce Yaratıcının
birliğini inkâr edenlerin de ne büyük bir azaba tutulacaklarını, kendilerini
kurtarabilmeleri için bir çare bulamayacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki:
(Ve Allah bir olarak anıldığı vakit) Cenab-ı Hak'tan başka bir Yaratıcı, bir
mâbud bulunmadığı zikredildiği zaman (ahirete imân etmeyenlerin kalpleri ürker)
nefret duyar, üzüntüler içinde kalır (ve Allah'tan başkaları anıldığı zaman ise)
bir takım putlar, kendi heveslerine hizmet eden şeytan tabiatlı, aldatıcı
kimseler anıldıkları vakit ise o cahil, zâlim şahıslar (ferahlanırlar) yüzleri
güler, içerileri bir ferahlık içinde kalır. İşte o gibi kimseler nur'dan değil
karanlıktan, ilmden değil, cehaletten, güzel ahlaktan değil, çirkin ahlâktan
zevk alırlar. Onların ruhi halleri böyledir. Öyle kimselere karşı hak ve hakikat
söylenince, hürmete lâyık zatlar anılınca ondan üzüntü duyarlar, yüz çevirirler.
Fakat bâtıl şehvani ahlâksız şeyler, aldatıcı kimseler söylenildiği zaman ise
çok neşeli olurlar, yüzlerinde bir sevinç eseri parlamaya başlar. Ne zaman temiz
yaratılışa aykırı bir hareketi.
Ibni Abbas Hazretleri
demiştir ki: Ebu Cehl Bin Hişam, Velid Bin Utbe, Safvan ve Übey Bini Helf
nâmında dört şahıs bu cümledendir.
§ Işmi'zaz; Böbürlenmek,
kalbin gam ile, nefret ile, kin ile dolup ile sıkılmış olması demektir.
§ Istibşar; da kalbin
sevinç ile dolması, ferahlık eserinin yüzde parlamaya başlaması demektir.
46. De ki: Ey gökleri ve
yeri yaratan ve gizli ve aşikâre olanı bilen Allah'ım!. Sen kullarının arasında
kendisine ihtilâf ettikleri şeyler hakkında hükmedersin.
46. Allah Teâlâ,
Resûl-i Ekrem'ine emrediyor ki: Ey Yüce Peygamber! 0 kâfirlerin, o cahillerin
hâllerinden dolayı üzüntü ve keder içinde kalma, sen yüce mabuda sığın, O'nu
birlemeye ve kutsamaya devam eyle (De ki: Ey gökleri ve yer yaratan) bunları
yokluktan varlığa getirmiş olan (ve gizli ve aşikâre olanı bilen Allah'ım!) sana
sığınırım, seni birleme ve yüceltmeyi en mukaddes bir vazife bilirim. (Sen
kullarının arasında kendisinde ihtilâf ettikleri şeyler) dinî emrler ve konular
(hakkıda hükmedersin) o inkarcılara da kendi cehaletlerini, kendilerinin pek
büyük bir felâkete aday bulunmuş olduklarını anlayacaklardır.
47. Eğer zulm etmiş
olanlar için yerde olanların hepsi ve onunla beraber onun bir misli de olacak
olsa elbette ki, kıyamet gününde azabın fenalığından dolayı -kurtuluş için- onu
mutlaka feda ederlerdi ve onlar için Allah tarafından hiç de hesaba kalmamış
oldukları şeyler meydana gelmiş olacaktır.
47. Evet.. 0
inkarcılar, müşrikler pek korkunç bir vaziyette bulunacaklardır. (Eğer) öyle
dinsizlikleri yüzünden kendi nefislerine (zulm etmiş olanlar için) ahiret günü
faraza (yerde olanların) bütün dünyevî servetlerin, varlıkların (hepsi) olacak
olsa (ve onunla beraber onun) o varlıkların (bir misli de olacak olsa elbette
ki, kıyamet gününde azabın fenalığından dolayı) kurtulmak için (onu) o
varlıkları kabul edecek bulunsa (mutlaka feda ederlerdi) Heyhat ki, bu ne
mümkün!, (ve onlar için Allah tarafından hiç de hesaba katmamış) düşünmemiş
(oldukları şeyler) çeşitli azaplar da (ortaya çıkmış olacaktır) ve bu yüzden
çeşit çeşit azaplara mâruz kalacaklardır. İşte küfrün pek korkunç âkibetü.
48. Ve onlar için kazanmış
oldukları şeylerin kötülükleri açığa çıkmış -olacaktır- ve kendisiyle alay etmiş
oldukları şey, kendilerine kavuşmuş -bulunacaktır-.
48. (Ve onlar için) 0
inkarcılar, müşrikler hakkında (kazanmış oldukları şeylerin fenalıkları)
dünyadaki bâtıl inançlarının, gayrımeşru hareketlerinin cezaları (ortaya
çıkmış) tamamen görünmüş
(olacaktır) dünyada iken sevap, doğru gördükleri şeylerin ne kadar yanlış, ne
kadar bâtıl ve felâkete sebep olduğunu anlayacaklardır, (ve kendisiyle alay
ettikleri şey) vaktiyle kendisiyle alay ettikleri, bir geri kalma eseri
sandıkları, medeniyete muhalif gördükleri şeyin cezası, o yanlış kanaatlerinin
mes'uliyeti (kendilerine kavuşmuş bulunacaktır.) Artık o bâtıl itikatlarının
ebedî cezası kendilerini yakalamış olacaktır. İşte müminlere karşı yapılan, kötü
muamelerin müthiş karşılığı!.
49. Fakat insana bir zarar
dokunduğu vakit bize dua eder. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit
de: Bana o, şüphe yok ki, bir bilgi üzerine verilmiştir, der. Belki o, bir
imtihandır. Fakat onların birçokları bilmezler.
49. Bu mübarek âyetler
de müşriklerin diğer bir bozuk iddialarını teşhir ediyor. Onların kendilerine
yanlış yere güvenir olmalarının fenalığına uğrayacaklarını, elde ettikleri
şeylerin bir imtihan vesilesi olup kendilerini ihtiyaçtan kurtaramıyacağını
ihtar ediyor. Bir takım kimselerin zengin veya fakir olmalarının bir ilâhi
takdir, eseri olduğunu, bu halin müminler için bir ibret teşkil ettiğini beyân
buyurmaktadır. Şöyle ki: Allah Teâlâ şirk ve gaflet içinde yaşayan insanların
hâllerini kınıyor, onların Allah'ı zikrinden kaçındıkları hâlde putları
anıldıkça sevindiklerini bildiriyor ve buyuruyor ki: (fakat) öyle bir (insana
bir zarar dokunduğu) meselâ: Fakir veya hasta olduğu (vakit) putlarını unutur,
onlardan bir fâide göremeyeceğini anlar, yalnız (bize dua eder) o arızanın
bertaraf edilmesi için yalnız Allah Tealâ'ya duada, niyazda bulunmaya başlar.
(Sonra ona) 0 insana (tarafımızdan) ihsan olarak (bir nimet verdiğimiz vakit de)
onu o arızadan kurtadığımız, o korkunç hâlini değiştirdiğimiz zamanda yaptığı
duayı unutur, kendisini o belâdan kurtaran Kerem Sahibi Yaratıcısına teşekkürde
bulunmaz. Bilâkis (bana o) nimet (şüphe yok ki, bir bilgi üzerine verilmiştir,
der) kendisinin bilgisine ve bir takım âdi sebeplere, ilâçlara teşebbüsünden
dolayı o nimete nail olduğunu iddiaya başlar, o nimete bir ilâhi lütuf olarak
kavuştuğunu düşünmez. Bu hususta teşebbüs ettiği şeylerin de birer ilâhi ihsan
olduğunu hesaba katmaz. Zavallı bilmez ki, (belki o,) kendisine verilen nimet,
sıhhat ve servet gibi bir varlık (bir imtihandır) bir denemedir. 0 nimeti
kendisine veren Kerem Sahibi Yaratıcı kullukta, şükürde bulunup bulunmamasının
meydana çıkması için bir vesiledir, (fakat onların) 0 insanların (birçokları
bilmezler.) bunun bir imtihan ve yavaş yavaş azaba yaklaştırmak için olduğunu
takdir edemezler, yanlış kanaatler içinde ya ş a r I a r.
50. Muhakkak ki, onu,
bunlardan evvelkiler de söylemiştir. Fakat kazandıkları şey, onları ihtiyaçtan
kurtaramamıştır.
50. (Muhakkak ki, onu)
Bu insanların öyle kendi bilgilerine, kendi çalışmalarına güvenerek nail
oldukları nimetlerin kendi bilgileri eseri olduğunu (bunlardan evvelkiler de
söylemiştir) eski müşrik kavimler de böyle bir iddiada bulunmuşlardır. Karun
gibi büyük bir servet sahibi olan kâfirler de böyle bir iddiada bulunmnuşlardı.
(fakat kazandıkları şey) Dünyevi varlıklar, maddî servetler vesaire (onları
ihtiyaçtan kurtaramamıştır.) onlar, kendilerine küfrlerinin cezası yönelince her
varlıktan mahrum kalmışlar, Allah'ın kahrına uğramışlardır. O güvendikleri
varlıkları kendilerini o lâyık oldukları elem verici azaptan kurtaramamıştır.
51. Bunun için yaptıkları
kötülüklerin vebali onları yakaladı. Ve bunlardan o kimseler ki, zulm
etmişlerdir, yakında kendilerine kazanmış oldukları şeylerin kötülükleri
yetişecektir ve bunlar da -Allah'ı- âciz bırakıcı değildirler.
51. (ve bunlardan)
Yani: Peygamber zamanındaki insanlardan (o kimseler ki, zulm etmişlerdir) küfre
düşmüş, kendi nefislerine azabı hak ettirmişlerdir (yakında kendilerine kazanmış
oldukları şeylerin) günâhların, kâfirce iddiaları (kötülükleri yetişecektir)
günâhların cezalarına kavuşacaklardır, (ve bunlar da) Böyle kötü hareketlerde,
kanaatlerde bulunan bu insanlar da kendilerine yönelecek olan azabı (bertaraf
ediciler değildirler.) kendilerine o kötü durumlarının cezası birgün dünyada da
gelir kavuşur, dünyada gelmese de ahirette herhalde gelip kendilerini
yakalayacaktır.
52. Bilmediler mi ki,
muhakkak Allah; rızkı dilediğine bol bol verir ve darlaştırır. Şüphe yok ki,
bunda imân edecek bir kavim için elbette ibretler vardır.
52. Evet..
Kendilerine güvenen gafil, inkarcı insanlar (Bitmediler mi ki, muhakkak Allah
rızkı dilediğine bol verir) dilediğine (darlaştırır) bir kulunu dilerse zengin
ve dilerse fakir eder. Ve bir kulunu bir zaman zengin eder, bir zaman da fakir
düşürür ve nice kimseleri büyük varlıklar içinde zevk ile yaşatır, nice
kimseleri de yokluklar, üzüntüler içinde bırakır. Bütün bunlar bir hikmet ve
menfaat gereğidir, ilâhi takdirin birer tecellisidir. Artık insan, kendi
bilgisine, varlığına güvenmemelidir, elinden gelen uygun işleri yapmalıdır,
sonra muvaffakiyeti Cenab-ı Hak'tan beklemelidir. 0 mesaiye kabiliyeti yine bir
ilâhi lütuf bilmelidir. İnsan, bir nimete kavuşunca şükrünü yerine getirmeye
çalışmalıdır. Bir yokluğa uğrarsa sabretmelidir, onun bir hikmet gereği olduğunu
düşünüp teselli bulmalıdır. Cenab-ı Hak'kın nimetinden ümidini yine kesmeyip
elinden gelen sebeplere sarılmalıdır, muvaffakiyyeti Allah Teâlâ'dan niyaz
etmelidir. İnsanlara lâyık olan hareket, bundan ibarettir, (şüphe yok ki, bunda)
Cenab-ı Hak'kın bu ilâhi beyanında (îman edecek) îman etme şerefini elde etmeye
kabiliyetli ohan (bir kavim için elbette ibretler vardır.) îman nuruna ulaşan
her insan bilir, takdir eder ki, bütün insanları yaratan, yaşatan, onları
nimetlere kavuşturan, onların üzerinde dilediği tasarrufatta bulunan ancak Allah
Teâlâ'dır. Binaenaleyh kabiliyetli olan insanları, uyandırmaya, aydınlatmaya,
hidayet yoluna sevk eylemeye ilâhi beyanlar kâfidir. Buna inancımız tamdır.
53. De ki: Ey nefisleri
aleyhine haddi aşan kullarım!. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyiniz. Şüphe yok
ki, Allah bütün günâhları bağışlar. Muhakkak ki, 0 -evet..- 0, çok
bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir.
53. Bu mübarek âyetler de
Allah Teâlâ'nın müminler hakkındaki rahmetinin genişliğini, ilâhi mağfiretinin
büyüklüğünü bildiriyor. İnsanları daha fırsat elde iken hak'ka dönerek
hayatlarını tanzime ve teslimiyete teşvik buyuruyor. Azaba lâyık olanlara
bilâhara yapacakları pişmanlıkların, temennilerin bir faide veremiyeceğini ihtar
buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Yüce Peygamber!. Mümin kullara (De ki:) Allah Teâlâ
sizi müjdelemek için buyuruyor ki: (ey nefisleri üzerine israfta bulunmuş) Bir
takım günahları işlemiş olan (kullarım!. Allah'ın rahmetinden) sizi mağfiretine
kavuşturmasından (ümitsizliğe düşmeyin) ümidinizi kesmeyiniz (şüphe yok ki,
Allah) şirkten kaçınan kullarına âit (günahları) dilerse (hepsini bağışlar)
onları örter, onlar ile hesaba çekmez. (Muhakkak ki, 0) Evet.. (0) Kerem Sahibi
Yaratıcı, şirkten başkasını (çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir) sizleri de
af eder, rahmetine ulaştırır O'nun sonsuz olan rahmetinden ümidini kesmek, doğru
değildir. Elverir ki, tevbe edip, af dileyip o Kerem Sahibi Mabudun af ve
bağışına sığınsın.
"Ibni Cerir, Ibni Abbas
Hazretlerinden şöyle rivayet etmektedir: "Mekke-i Mükerreme'deki müşrikler
demişler ki: "Muhammed -Aleyhisselâm- zannediyor ki: Putlara tapanlar ve Allah
ile beraber başka tanrıların da bulunduğunu iddia edenler ve Allah'ın haram
kıldığı bir nefsi öldürenler için af yoktur. Artık biz nasıl hicret edip,
müslüman olabiliriz ki, bir takım putlara ibadet etmekte ve nefisleri öldürmüş
ve şirke düşmüş bulunmaktayız. Bunun üzerine bu âyeti kerime nazil olmuş, Cenab-ı
Hak'kın rahmetinden ümidi keserek şirk içinde yaşamaya devam etmenin doğru
olamayacağını bildirmiştir. Binaenaleyh kendi kusurunu bilip de tevbe eden ve af
dileyen herhangi bir kulunu, Allah Teâlâ dilerse af eder vaktiyle olan küfr ve
isyanından dolayı azap etmez. Evet.. Yüce zatına sığınan herhangi bir kulunu
dilerse af ve mağfiret buyurur. İsterse, vaktiyle olan günahları denizin köpüğü
kadar çok olsun.
54. Ve Rab'binize dönün ve
O'na teslim olun, size azap gelmeden evvel. Sonra yardım olunmazsınız.
54. Velhâsıl: Ey Kullar!.
Allah'ın azabından kurtulup ilâhi mağfirete kavuşmak istiyoriseniz hemen tevbe
edin ve af isteyin (Ve Rab'binize dönün) O'na sığınarak ibadet ve itaatte
bulunur (ve O'na teslim olun) Tam bir samimiyetle O'nun takdirine râzi bulunun,
O'nun dâvetine icabet ederek itaatten ayrılmayınız, (size azap gelmeden evvel)
öyle güzelce, uyanıkça harekete koşunuz. Bunun hilâfına harekette bulunur iseniz
(sonra yardım olunmazsınız) sizi Allah'ın azabından kurtaracak bir yardımcı
bulamazsınız.
Bu âyeti kerime ve
benzerleri gösteriyor ki: Cenab-ı Hak'kın bütün günahları af etmesi bir takım
şartlara bağlıdır. Kısacası evvelâ küfr ve şirkten tövbe edilmiş olmalıdır.
Sonra güzel bir itikat ile Allah Teâla'ya sığınıl mal id ı r, kulluk
vazifelerine de riayetten kaçınmamalıdır. Bununla beraber insanlık icabı bazı
günahlar işlenilmiş olursa
onlardan dolayı ümitsizliğe
düşmemelidir, yine tövbe edip Hak Teâlâ'nın af ve mağfiretinden ümidi
kesmemelidir.
55. Ve Rab'binizden sizin
için indirilmiş olanın en güzeline tâbi olunuz, size, siz farkında olmadığınız
hâlde ansızın azap gelmeden evvel.
55. (Ve) Ey insanlar!.
(Rab'binizden sizin için indirilmiş olanın) Kur'an-ı Kerim'deki beyanların (en
güzeline tâbi olunuz) yani o mübarek kitapta beyan olunan haramlardan kaçının,
helâl olan şeyleri tercih edin ve ruhsatların üstünde olan azimetleri tercih
eyleyin, meselâ: Bir din kardeşinizin bir kusurunu af etmekle beraber ona mümkün
ise iyilikte de bulunun, nafile ibadetlere de devam eyleyin ve şahsi
kusurlarınızdan dolayı Allah'ın affını da niyaz eyleyin (size siz farkında
olmadığınız hâlde ansızın azap gelmeden evvel.) öyle güzelce hareketlere devam
etmiş bulunun. Aksi takdirde ise elden gideni telafi etmek mümkün olamaz.
56. Her nefsin:
"Allah'a karşı yaptığım kusurlardan dolayı eyvah bana yazıklar olsun" ve ben
alay edenlerden olmuş idim" demesinden evvel. -İnsan hâlini ıslâh etmelidir.-
56. Evet.. İnsan daha
fırsat elde iken kaybettiği şeyleri telâfiye çalışmalıdır (Her nefsin) kendisine
azap gelip de pişmanlık göstererek (Allah'a karşı) O'na borçlu olduğum ibadet ve
itaat hususunda (yaptığım kusurlardan dolayı eyvah bana yazıklar olsun) diye
çırpınmasından (ve ben) zaten (alay edenlerden olmuş idim) kibir ve gurura
mübtela bulunmuştum (demesinden evvel) insan hâlini ıslah etmelidir, daha fırsat
var iken tevbe etmeli ve af dilemelidir.
5 Tefrit; Taksir, fazlaca
kusur etmek demektir.
57. Veya -her nefsin-:
Şüphe yok ki, eğer Allah bana hidayet etse idi elbette ben sakınanlardan
olurdum. Demesinden evvel -uyan- ması lâzımdır-,
57. Evet.. Fırsat fevt
olunca, artık bao mazeretler, temenniler kabul edilmez (Veya) her nefsin, küfr
içinde ölüp giden herhangi bir şahsın (şüphe yok ki, eğer Allah bana hidayet
etse idi elbette ben sakınanlardan) şirk ve isyanı terk etmiş olanlardan
(olurdum, demesinden evvel) uyanması lâzımdır.
58. Veyahut azabı gördüğü
zaman: keşke benim için bir kerre daha -dünyaya- dönmek olsa idi de iyi işler
işleyenlerden olsa idim. -demesinden evvel uyanmalıdır.
58. (Veyahut) Her
şahıs (azabı gördüğü zaman: Keşke benim için bir kere daha) dünyaya (dönmek olsa
idi de iyi işler işleyenlerden olsa idim) güzel âkide sahibi, güzel amellere
devam eden kimselerden bulunsa idim, demesinden evvel uyanmalıdır, sonra bu gibi
temennilerin kendisine bir fâidesi olamayacaktır.
59. Hayır.. Muhakkak sana
âyetlerini gelmişti de, sen onları yalanladın ve büyüklük tasladın ve
kâfirlerden oldun.
59. (Hayır..) Öyle bir
şahsın o gibi temennileri kendisine bir fâide veremiyecektir. Ona kınamak için
denilecektir ki: (muhakkak sana âyetlerim gelmişti) Peygamberim vasıtasiyle
Kur'an-ı Kerim'in âyetleri hükmleri sana tebliğ edilmişti, ilâhi dinin mahiyeti,
hükmleri medeniyet âleminde yayılıp durmuştu (da sen) Ey inkarcı (onları) 0
âyetleri, o tebliğ edilen hükmleri (yalanladın) onların Allah tarafından
olduğunu kabul etmedin (ve böbürlenenlerden oldun) kendini büyük gördün, nefsine
mağrur olup hak'kı kabulden kaçındın (ve kâfirlerden oldun.) onların izlerine
uydun, gözlerin önünde parlayan hidayet nurlarını görmek istemedin, verilen
nasihatları kabul etmedin, kendi kabiliyetini kötüye kullandın. Artık şimdi
lâyık olduğun azaba kavuşmuş oldun.
60. Ve kıyamet gününde
görürsün ki, Allah'a karşı o yalan söylemiş olanların yüzleri kapkara
kesilmiştir. Cehennemde kâfirler için bir ikametgâh yok mudur?.
60. Bu mübarek âyetler,
inkarcılar ile müminlerin ahiretteki muhtelif hâllerini tasvir ediyor.
İnkarcıların ne kadar çirkin bir manzara teşkil edeceklerini, mü'minlerin de
nasıl bir kurtuluş ve selâmete kavuşacaklarını bildiriyor. Cenab-ı Hak'kın
Hanlığına, birliğine ait delillere işaret buyuruyor. Allah Teâlâ'dan başkasına
ibadet edilmesini isteyenlerin cehaletlerini teşhir buyurmaktadır. Şöyle
ki: Ey Yüce Peygamber!. (Ve kıyamet gününde görürsün ki, Allah'a karşı) Yüce
zât hakkında (o yalan söylemiş
olanların) 0 Yüce
Yaratıcıya ortak koşanların, O'na evlât isnat edenlerin, O'ndan başkasına
tapanların (yüzleri kapkara kesilmiştir.) uğradıkları şiddetli azaptan veya
kendilerindeki cehalet karanlığından dolayı yüzleri simsiyah, iğrenç bir hale
gelmiştir, (cehennemde kâfirler için bir ikametgâh yok mudur?.) Elbette ki,
vardır. Elbette ki, o inkarcı şahıslar da cehenneme atılacaklardır, orada azap
görüp duracaklardır.
61. Ve Allah, takva
sahiplerini başarılı amelleri sebebiyle kurtuluşa erdirir, onlara, kötülük
dokunmaz ve onlar mahzun da olmazlar.
61. (ve Allah) Teâlâ,
o inkarcıların hilafına olarak (sakınmış) şirk ve isyandan kaçınarak tevhid dinî
ile, güzel ameller ile şereflenmiş (olanları) onların (başarılı olan amelleri
sebebiyle) öyle eriştikleri bir kurutuluş ve zaferden dolayı (kurtuluşa erdirir)
onları cehennem azabından korur. Artık (onlara kötülük dokunmaz) bir eziyete,
hoş olmayan bir hale uğramazlar (ve onlar mahzun da olmazlar) onların
kalplerinde fevt edilmiş olan dünyevî bir varlıktan vesâireden dolayı bir hüzn
ve keder de arız olmayacaktır. Onlar daima bir gönül ferahlığı içinde
yaşayacaklardır.
"Mefaze" İstenilen şeyi
mükemmel bir şekilde elde etmektir. Zafer ve kurtuluş bulacak yer manasınadır.
Selâmet ve kurtuluşa vesile olan güzel amelden kinayedir.
62. Allah herşeyin
yaratıcısıdır ve 0 herşey üzerine vekildir.
62. Şüphe yok ki, (Allah
herşeyin yaratıcısıdır.) Cennetleri de, cehennemleri de yaratan O'dur. 0 Yüce
Yaratıcı herşeye kadirdir. Binaenaleyh cennet ehli cennetlerde nimetlere
kavuşturmaya da, cehennem ehlini de cehennemlerde azap etmeye de kadirdir.
İnanıyoruz. İmanı da, küfrü de, hayrı da, şerri de yaratan ancak Allah Teâlâ'dır.
Fakat bunlar mükelleflerin sebeplere girişmeleri üzerine meydana getirir. Bu
hususta bir zorlama cereyan etmez, (ve 0) Hikmet Sahibi Yaratıcı (herşey üzerine
vekildir^ herşey, O'nun koruması ve hâkimiyeti altında bulunlaktadır. Kendi
mülkünde dilediği şekilde tasarrufta bulunur, buna kimse mani olamaz.
63. Göklerin ve yerin
anahtarları O'na mahsustur ve o kimseler ki, Allah'ın âyetlerini inkâr ettiler.
İşte hüsrana uğrayanlar onlardır, onlar.
63. (Göklerin ve
yerin anahtarları O'na mahsustur) Yani: Herşey Allah Teâlâ'nın iradesi,
muhafazası dairesindedir. Bütün kâinat hazinelerine sahip, onları koruyan,
onlarda tasarruf eden, o âlemin yaratıcısının yüce zâtıdır, (ve o kimseler ki,
Allah'ın âyetlerini inkâr ettiler) O'nun birliğine, kudretine açık ve gizli
olarak şahitlik eden ilâhlık delillerini kabul etmediler (işte hüsrana
uğrayanlar) mahrumiyetler içinde kalanlar, uhrevî mükâfatlardan uzak bulunanlar
(onlardır) evet.. Şüphe yok ki, (onlar) dır, o inkarcı kimselerdir. İşte küfrün
ortaya koyduğu müthiş felâket!.
64. De ki: Allah'ın
başkasına mı ibadet edeyim diye bana emrediyorsunuz?. Ey câhiller!.
64. Ey Yüce Peygamber!
0 müşriklere (De ki:) bütün bu kâinat, bir Yüce Yaratıcının varlığına, birliğine
ve mabutluğuna, yüce zatına ait olduğuna şehadet edip dururken siz (Allah'tan
başkasına mı ibadet edeyim diye bana emr ediyorsunuz?.) Hiç O'ndan başka ibadete
lâyık olabilir mi?, (ey cahiller!.) Siz bunu neden anlamıyorsunuz?. Öyle pek
cahilce bir teklifte bulunmaya cür'et gösteriyorsunuz?.
"Ibni Abbas Hazretlerinden
rivayet olunduğuna göre Kureyş müşrikleri Resûl-i Ekrem'e müracaat etmişler,
"biz sana o kadar mal verelim, ki sen Mekkenin en zengin erkeği ol ve seni
istediğin kadınlar ile evlendirelim ve senin izinde yürüyelim, sen bizim
putlarımıza söğme, onları kötülükle anma" demişler, bunun üzerine bu âyeti
kerime ve benzerleri nazil olmuş, o müşriklerin bu pek cahilce teklifleri
kınanmıştır.
65. And olsun ki" sana
da senden öncekilere de şöyle vahyolunmuştur ki: Eğer "Allah'ın- ortağı vardır
dersen elbette amelin bâtıl olur ve elbette hüsrana uğramışlardan olursun.
65. Bu mübarek
âyetler, Allah Teâlâ'nın ortak ve benzerden uzak olduğunu Peygamberlere vahiy
yoluyla bildirilmiş olduğunu ve şirke düşenlerin ne kadar zarar ve
ziyanda olacaklarını
bildiriyor.
Bütün kâinatı kudret elinde
tutan ve her şekilde uzak ve yüce olan Yüce Yaratıcının kadrinin yüceliğini
birçok kimselerin takdir edemediklerini beyan buyuruyor. Ve Allah'ın kudretinin
mükemmelliğine şehadet eden ilk ve ikinci nefaya üfürmeye işaret ederek her
şahsın Allah katında tamamen malûm olan dünyadaki amellerine göre ahirette
mükâfata ve cezaya kavuşacağını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Peygamber!, (and
olsun ki, sana vahy olundu) Allah tarafından sana bildirildi (ve senden
evvelkileri de) öncekiler ki, Peygamberlerden herbirine de şöylece vahy ile
bildirilmiştir (ki,) faraza (eğer) şirke düşer, hâşâ Allah'ın (ortağı vardır
dersen elbette) evvelce yaptığın (amelin bâtıl olur) artık ondan bir fâide
göremezsin (ve elbette hüsrana uğramışlardan olursun.) dünyevî ve uhrevî
mahrumiyetlere mâruz kalmış kimselerden sayılırsın.
"Peygamberler, masumdurlar,
onlardan böyle birşey çıkmaz. Bu konudaki ilâhi beyan, misâl kabilinden bir
şartlı hükümdür. Şirkin ne kadar helak edici olduğunu bildirmek ve başkalarını
bundan sakındırmak gibi hikmetlere dayanmaktadır.
66. Hayır.. Yalnız Allah'a
ibadet et. Ve şükr edenlerden ol.
66. Cenab-ı Hak, Yüce
Peygamberine şöyle de emrediyor: (Hayır..) Ey Peygamber!. Sen o müşriklerin
sözlerine bakma, onlara putlarının mabutluğa sahip olmadığını söylemekten geri
durma. Sen (yalnız Allah'a ibadet et) bütün ümmetine bir uyulması gereken bir
örnek ol., (ve şükr edenlerden ol) Böyle bir risalete erişmiş, tevhid dinini
yaymakla emrolunmuş ve birnice ilâhi nimetlere mazhar olduğundan dolayı kerem
sahibi mabuduna teşekküre devam et.
67. Ve -müşrikler- Allah'ı
hakkıyla tanıyıp bilemediler. Ve kıyamet günü yeryüzü toptan
O'nun tasarruf undadır.
Gökler de O'nun sağ eliyle dürülmüşlerdir. 0 ortak koştukları şeylerden uzaktır,
ve yücedir.
67. (ve) Müşrikler
(Allah'ı yüceliği doğrultusunda) O'nu kudret ve azametine lâyık bir saygı ile
(takdir edemediler) O'nun yarattığı şeyleri O'na ortak kabul ettiler, bir takım
âciz, fâni şeylere mabutluk isnat ederek onlara tapındılar. Bir kere kâinatın
Yaratıcısının kudret ve azametini düşünmeli değil midirler?. Bütün âlemleri
yaratan O'dur. (ve kıyamet günü yeryüzü toptan) Bütün herşeyi ile (O'nun) 0 Yüce
Yaratıcının (bir kabzasındadır.) yani: Tamamen O'nun mülkü ve tasarrufu altında
bulunacaktır, (gökler de O'nun sağ eliyle dürülmüşlerdir.) Bükülmüşlerdir. Yani:
Bütün o yüksek âlemlerdeki varlıklar da o Yüce Yaratıcının kudret eliyle
kendilerine mahsus şekilleri almışlar, kitap sahifeleri gibi tertipli ve düzgün
bir hâlde bulunmuşlardır.
"Bu ilâhi beyan, pek edebî
bir temsil yoluyla anlatılmıştır. Cenab-ı Hak'kın kabzasından ve sağ elinden
maksat, bu kâinatta olan pek mükemmel tasarruflarını açıklamaktan ibarettir.
Yoksa Allah Teâlâ'nın öyle organdan uzak olduğu dinen bilinmektedir. Evet.. (0)
Hikmet Sahibi Yaratıcı, o müşriklerin (şerik koştukları şeylerden uzaktır ve
yücedir.) o mukaddes, mahlûkatına benzemekten uzak olan Yüce Yaratıcının birer
kudret eseri olan mahlûkat, hiç o ezeli mabudun ortağı, benzeri olabilirler mi?.
Hiç öyle âciz, yok olmaya mahkum şeyler, mâbudluk vasfına sahip bulunabilirler
mi?. Bunu nasıl oluyar da takdir edemiyorlar.
68. Ve Sûr üfürülmüştür.
Hemen göklerde kim var ise ve yerde kim var ise oluvermiştir. Allah'ın dilediği
kimse müstesna. Sonra Sûr tekrar üfürülmüştür. 0 anda onlar kalkarak bakışırlar.
68. Allah Teâlâ'nın
kudretini, bütün bu kâinattaki tasarruflarını düşünmeli ki, kıyamet vuk'u
bulunca da bu kâinat ne hale gelecektir. İşte o kıyamet hâdisesi, şu anda vuk'u
bulmuş gibi şöylece tasvir buyuruluyor: (ve sûr üfürülmüştür) Nefhai ula İlk
sûra Üfür m e denilen büyük hadise meydana gelmiştir, (hemen göklerde kim var
ise ve
yerde kim var ise
oluvermiştir) Melekler de, insanlar da, cinler de, hayattan mahrum kalmışlardır.
İşte bu, bir küçük kıyamet! (Allah'ın dilediği kimse müstesna) 0, hayattan
mahrum kalmamıştır. Bunun kimden ibaret olduğu kat'i şekilde malum değildir.
Bunu ancak Cenab-ı Hak bilir. Maamafih bu birinci nefha ile ölmeyecek zâtların
Cebrail, Mi kail, İsrafil
ve Azrail Aleyhimüsselâm'dan veya arşı taşıyanlar ve müslüman şehidlerden ibaret
bulunduğu tefsirlerde rivayet olunmuştur. "Maamafih daha sonra onlar da geçici
olarak vefat edeceklerdir." "Küllü nefsin zaikatülmevt.. Her canlı ölümü tadar
(Enbiya, 21/35)" ve "küllü şeyin halikün illâ vecheh... O'nun zâtından
başka herşey yok olacaktır.
(Ankebut, 28/88)" âyetleri bunu göstermektedir, (sonra sûr tekrar üfürülmüştür)
Bu da ikinci nefhadır ki, (o anda onlar) bütün ölmüş kimseler, yeniden hayat
bularak yattıkları yerlerden (kalkarak bakışırlar) gözlerini her tarafa
çevirerek bir hayretle, şaşkınlıkla etrafı seyre dalarlar. Bu iki sûr arasında
kırk sene geçmiş olur. Bu
müddetin kırk gün, kırk ay olduğunu söyleyenler de vardır.
69. Ve yer Rab'binin
nuruyla parlamaya başlamıştır ve kitap -meydana- konulmuştur. Ve Peygamberler ve
şahitler getirilmiştir ve onların aralarında hak ile hükmolunmuştur ve onlar hiç
zulme uğramazlar.
69. İşte Allah'ın
kudreti ile öyle bir ikinci sûra üfürülmüş (ve yer) mahşer sahası (Rab'binin
nuru ile) Cenab-ı Hak'kın adalet ve hakkaniyet ışığıyla (Parlamağa başlamıştır.)
tam artık muhasebe ve muhakeme neticesinde birnice hakikatler tecelli edip
meydana çıkmış bulunacaktır. Allah'ın yüceliği ve ilâhi adaleti her tarafı
nurlar içinde bırakacaktır, (ve kitap) Hesap için olan amel defterleri, herkesin
kendisine mahsus olan amel defteri, meydana (konulmuştur) herkes kendi
amellerinin neden ibaret olduğunu o kendisine mahsus kitapta görüp itirafa
mecbur olacaktır, (ve Peygamberler ve şahitler) de o mahşer alanına
(getirilmiştir) Peygamberler, kendi ümmetleri hakkında şahitlikte
bulunacaklardır. Şahitlerden maksat da insanların amellerine şahitlikte
bulunacak olan hafaza melekleridir. Veyahut Allah'ın dinî uğrunda şehit düşmüş
olan zâtlardır, (ve onların) 0 mahşerde toplanmış olan kulların (aralarında hak
ile hükm olunmuştur.) tam bir adalet ve doğruluk dairesinde Allah'ın hükmü
tecelli etmiş bulunacaktır, (ve onlar hiç zulme uğramazlar) onların sevapları
azaltılmaz, azapları da arttırılmış olmayacaktır.
70. Ve her nefs, ne yapmış
ise kendisine -karşılığı- ödenmiştir ve O -Hikmet Sahibi Yaratıcı- ne
yaptıklarını çok iyi bilendir.
70. (ve her nefs)
Herhangi mükellef bir insan dünyada iken (ne yapmış ise) ahiret âleminde
(kendisine) o yapmış olduğu şeyin karşılığı (ödenmiştir) tamamen lâyık olduğu
mükâfata veya cezaya kavuşmuş olacaktır, (ve O) Hikmetli Yaratıcı, kullarının
dünyada iken (ne yaptıklarını çok iyi bilendir) hiçbir kitaba, hesaba vesaireye
ihtiyaç bulunmaksızın bütün kullarının fiil ve sözleri Cenab-ı Hak'ça tamamen
malumdur. Ancak ilâhi adaletinin tecellisi için ve ilâhi delillerin tamamen
ortaya çıkmasıyla mazeretlerin kesilmesi içindir ki, öyle muhasebeye, muhakemeye
lüzum gösterilmektedir, bunun neticesinde herkes, lâyık olduğu mükâfata veya
cezaya kavuşmuş olacaktır. Şüphesiz inanıyoruz.
71. Ve kâfir olanlar,
bölük bölük cehenneme sürülmüşlerdir. Oraya geldikleri zaman, kapıları
açılıverdi ve onlara bekçileri dedi ki: Size içinizden Rabbinizin âyetlerini
okuyan ve size bugüne kavuşacağınızı ihtar eden Peygamberler gelmedi mi?.
Dediler ki: Evet. Fakat azap kelimesi, kâfirler üzerine hak oldu.
71. Bu mübarek âyetler,
cehenneme sevkedilecek olan kâfirlerin kınanmak için nasıl bir suâle maruz
kalacaklarını ve takım takım cehenneme atılacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle
ki: ahirette herkes lâyık olduğu muameleye tâbi tutulacaktır. (Ve kâfir olanlar
bölük bülük) Dünyadaki sapıklıklarının kötü hareketlerinin tabakalarına,
derecelerine göre takım takım birbirlerinin arkasından (cehenneme) bir sertlik
ve şiddetle (sevkedilmişlerdir.) yâni: "Cehennem hazenesi" denilen koruyucu
memurlar, bekçiler tarafından bir zorlama ve tehdid ile cehenneme sürülüp
yürütülmüş olacaklardır. (Ne zaman ki:) O kâfirler (Oraya) cehenneme (geldiler)
bir hakaret ve horluk içinde oraya sevkedilmiş bulundular, cehennemin yediden
ibaret olan (kapıları) hemen (açılıverdi ve onlara bekçileri) bir kınama ve bir
ihanet maksadiyle (dedi ki: Size içinizden) cinsinizden, sözlerini anlayacağınız
kimselerden (Rab'binizin âyetlerini okuyan) Kur'an-ı Kerim'deki ve diğer ilâhi
kitaplardaki hükmleri bildirir (ve sizi bu gününüze) bu kıyamet zamanına
(kavuşacağınızla korkutan Peygamberler gelmedi mi?.) size Allah'ın dinini tebliğ
etmediler mi. Sizlere bu âteşin neticeyi ihtar eylemediler mi? Onlara ne için
muhalefet edip küfr ve isyan içinde kaldınız da şimdi böyle ebedî bir azaba
tutulmuş bulunuyorsunuz?. O kâfirler de kendi cinayetlerini anlamış
oldukları için itirafa mecbur olarak (dediler ki: Evet..) Bize Peygamberler
geldiler. Icabeden telkinlerde bulundular, Allah'ın dinine dair malumat her
tarafa
yayılmaya başlamış
bulunuyordu (fakat) biz muhalefette bulunduk, Peygamberleri yalanladık, kendi
yaratılış kabiliyetimizi kötü kullandık, hak'ka karşı bâtılı tercih ettik. Artık
(azap kelimesi) Cenab-ı Hak'kın kâfirler hakkındaki ilahi ihtarı (kâfirler
üzerine hak oldu.) Vacip olup kararlaştırılmış oldu. Evet.. Allah Teâlâ,
cehennemi şeytan ile ve ona tâbi olanlar ile dolduracağını haber vermişti. Bu
kâfirler de şeytana tâbi olmuş, din yolundan ayrılmış oldukları için böyle
cehenneme aday bulunmuşlardır.
§ Sevk; Sürmek, yürütmek,
bir tarafa yürümeğe şiddetle veya yumuşaklıkla teşvik etmek manasınadır.
§ Züber; Cemaatler,
dereceleri başka başka, dağınık, azar azar guruplar demektir. Tekili "zümre"
dir.
72. Denildi ki: Cehennemin
kapılarına içinde ebediyyen kalmak üzere giriniz. Artık böbürlenenlerin yeri ne
kötü!.
72. Artık o cehenneme
atılan kâfirler için onlara azap etmekle emrolunmuş olan melekler tarafından
(Denildi ki:) Ey kâfirleri, (cehennemin kapılarına içinde ebediyyen kalmak üzere
giriniz) Artık sizin için de ebediyyen azap göreceğiniz yer, bu cehennemden
ibarettir, (böbürlenenlerin ikametgâhı ne kötü!..) İşte kibirlenip de hak
sözleri kabul etmeyen, Allah'ın dinine aykırı cephe almış bulunan kimselerin
içinde ebediyyen durup azap görecekleri yer, bu cehennemdan başka değildir. Buna
kendileri o kötü hareketleriyle sebebiyet vermişlerdir. İşte küfrün ebedî ve pek
müthiş cezası!.
73. Ve Rablerine karşı
gelmekten sakınanlar ise cennete bölük bölük sevkedildi. Oraya gelip kapılar
açıldığında bekçileri onlara dedi ki: Selâm size, tertemiz geldiniz. Artık
buraya ebediyyen kalıcılar olmak üzere giriniz.
73. Bu mübarek âyetler
de Allah'tan korkan müminlerin ahirette kavuşacakları yüce nimetleri bildiriyor.
Bir muntazaman tertip ile cennetlere sevk edileceklerini haber veriyor ve
meleklerin Allah'ın arşı etrafında teşbih ve hamd etmekle meşgul bulunduklarını
ve o cennetlere girecek müminlerin de âlemlerin Rabbine Hamd ve senada
bulunacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve Rab'lerinden korkmuş olanlar
da) Dünyada iken imân ile ve güzel ameller ile muttasıf bulunmuş olan (zâtlarda)
kâfirlerin hilâfına olarak (cennete bölük bölük) mertebelerine göre bir ikram ve
şeref ile (Sevkedildi) yani: Bir kısım meleklerin vasıtalariyle biran evvel o
rahat ve huzur âlemine götürülmüş bulunacaklardır, (vaktaki) 0 takva sahibi
kullar (ona) o cennete (geldiler ve kapıları açıldı) kendileri karşılandı (ve
onlara bekçileri) cennet muhafızları denilen melekler (selâmün aleyküm) bütün
elemlerden hoş olmnayan şeylerden selâmette bulunacaksınızdır, bundan sonra size
huzurunuzu bazacak birşey arız olmayacaktır, (tertemiz bulundunuz) temiz bir
ruha sahip oldunuz. Dünyada iken din nuruyla kalplerinizi aydınlatmış idiniz,
isyan kirlerinden uzak bulunmuş idiniz, (artık bunlara) bu cennetlere
(ebediyyen) içinde (kalıcılar olmak üzere giriniz) bundan sonra sizin için bir
yokluk, bir değişme bir üzüntü ve keder yoktur.
74. -Onlar- da- dediler
ki: Hamd Allah'a mahsustur ki, bizim için vâ'dini yerine getirdi ve bizi bu yere
vâris kıldı. Cennetten dilediğimiz yerde ikamet ediveririz. Artık ne güzeldir,
-güzel- amel edenlerin mükâfatı!.
74. Öyle cennetlere
sevkedilen müminler de nail oldukları nimetleri görünce (dediler ki: Hamd
Allah'a mahsustur ki,) Tam bir hamd ve senâ'ya lâyık olan Allah Teâlâ'dır ki,
(Bizim için vâ'dinî yerine getirdi) Peygamberleri vasıtasiyle bize bildirilen bu
ahiret âlemi, bu ebedî saadet makamı gerçekleşleşmiş oldu, bu husustaki
beyanların doğruluğu ortaya çıkmış bulundu (ve bizi bu yere varis kıldı) bize bu
cennetleri nasip buyurdu. Artık (cennetten dilediğimiz yerde ikamet ederiz.)
şimdi bunlarda bir mirasçının miras yoluyla kavuştuğu gibi tasarrufa selahiyetli
bulunacağız, istediğimiz yerlerde, geniş makamlarda ikamet edip zevk alacağız.
(Artık ne güzeldir) ne kadar hoştur, güzel (amel edenlerin mükâfatı) Cenab-ı Hak
da bunları bir mükâfat olarak bizlere nasip buyurdu. Binlerce şükr olsun.
75. Ve melekleri
görürsün ki, arşı etrafından kuşatmışlardır. Rablerine hamd ile tesbîhte
bulunurlar ve aralarında hak ile hükmolunmuştur. Alemlerin Rab'bi olan Allah'a
hamd olsun denilmiştir.
75. (ve) Ey o yüce âlemi
seyretmeye muvaffak olan zât!, (melekleri görürsün ki, arşı etrafından
kuşatmışlardır.) Yüce arşı her tarafından kendilerince mümkün olacak bir
mertebede kuşatmış bulunmaktadırlar. (Rab'lerine hamd ile teşbihte bulunurlar.)
Cenab-ı Hak'kın büyüklük ve kudretini, yüce zatını zikretmekle, kutsamakla pek
ruhani lezzetlere dalmış olurlar, (ve) 0 ahiret âleminde artık bütün yaratıklar
arasında veya bütün melekler arasında (hak ile hükm olunmuştur) ilâhi adalet
tecelli etmiş, müminler cennetlere, kâfirler de cehennemlere sevkedilmişlerdir.
Melekler de kendi mertebelerine göre yüksek makamlara ikamete erişmişlerdir ve
müminler ve melekler tarafından da (âlemlerin Rab'bi olan Allah'a hamd olsun
denilmiştir) o Kerem Sahibi Yaratıcının verdiği nimetlerden dolayı şükretmeye
devam edilmiş, o yüce mabudun zikrine, takdis ve tenzihine devam edilmesi, maddî
ve mânevi bütün zevklerin üstünde görülmekte bulunmuştur. Cenab-ı Hak, cümlemizi
böyle bir gayeye muvaffak buyursun Amin..
Bu mübarek surenin başında
da; sonunda da hamd beyan olunmuştur. Bu beyan, her işin başlangıcında da,
sonucunda da Cenab-ı Hak'ka hamd edilmesinin menfaate uygun olacağına işaret
etmektedir. Resûl-i Ekrem, Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimizin her gece Beni
İsrail süresiyle işbu Ez-Zümer sûresini okuduğunu Hz. Aişe Radiyallahü Anha
Validemizden muhaddis Imam-ı Tirmizi ile diğer zatlar rivayet etmişlerdir.
Başarı Allah'tandır.
Sonraki Sayfa

|