|
42. Ve onlar için bunun
gibi binecekleri şeyleri de yarattık.
42. (Ve onlar için) İnsan
nev'ine mahsus almak üzere (bunun gibi) gemi gibi nakil vasıtası olacak
şeylerden insanların (binecekleri şeyleri de, yarattık) karalarda yürümek için
develer, atlar mandalar gibi şeyleri de meydana getirdik. Ve Hz. Nuh'un gemisi
gibi bilâhare nice gemiler de Cenab-ı Hak'kın verdiği bir kuvvet, bir kabiliyet
ile meydana getirilmiştir.
"Bu âyeti kerime,
yeryüzünde ve havalarda gidiş-gelişi temin eden otomobilleri, trenleri, uçakları
da kapsamaktadır. Çünki bunların asıl maddelerini yaratan, bunlara o hareket ve
sür'ati veren, onları muhafaza eden de yine Alemlerin Yaratıcı s ı 'd ı r.
Bunları meydana getirmeğe çalışan, muvaffak olan insanları da yaratan, onlara o
kabiliyeti veren de yine o Yüce Yaratıcı'dır. Eğer O'nun yaratması kabiliyet
vermesi olmasa idi hiçbir şey ne meydana gelebilirdi ve ne de başka birşeyi
meydana getirebilirdi.
43. Ve eğer dilersek
onları boğarız, artık onlar için ne bir imdada koşan vardır ve ne de onlar
kurtarılabilirler.
43. İşte Cenab-ı Hak
buyuruyor ki: (Ve eğer dilesek onları boğarız) Onları içinde bulundukları nakil
vasıtaları muhafaza etmiş olamaz, (artık onlar için) 0 boğulmaları takdir edilen
yolcular için (ne bir imdada koşan vardır) onların imdadına koşup onlara yardım
edecek bir kimse bulunabilir (ve ne de onlar kurtarılabilir) onları içine
düştükleri suların içinden dışarıya çıkarıp kurtaracak bir kimse de bulunamaz.
Nitekim vakit vakit öyle fecî hâdiseler vuk'u buluyor. Gemiler batıyor, uçaklar
düşüyor, ecelleri tamam olmuş olanlar ölüp gidiyorlar, imdatlarına koşacak bir
kimse bulunmuyor. Böyle bir felâketin meydana gelmesinde insanları Cenab-ı
Hak'tan başkası
kurtaramaz.
44. Ancak bizden bir rahmet
olarak ve bir zamana kadar yararlandırmak için -dilersek onları kurtarırız-.
44. İşte o Kerim
Yaratıcı buyuruyor ki: (Ancak) Dilersek (bizden bir rahmet olarak) onları o
felâketten muhafaza ederiz (ve bir zamana kadar) ecelleri nihayet buluncaya
değin onları yaşatıp (yararlandırmak için) o felâketten kurtarırız. Evet..
Birçok kere gemiler denizlerde parçalanırlar, sular içinde kalırlar ve yine
birçok kere uçaklar vesâir nakil vasıtaları düşer, bir yere çarpar. Bununla
beraber içinde olanlar kısmen veya tamamen ölmeyip hayatta kalırlar. Bütün
bunlar birer ilâhi takdir eseridir. Herhalde Allah'ın korumasına sığınıl mal id
ı r, bu gibi hâdiselerden ibret alarak Hak Teâlâ'nın varlığına, kudretine
güzelce itikat edilmelidir.
45. Onlara belki merhamet
olunursunuz, önlerinizde olandan ve arkanızda olandan sakınınız, denildiği zaman
-onlar yüz çevirirler-
45. Maalesef öyle
insanlar da vardır ki, Cenab-ı Hak'kın yaratıcılığını, kudretini güzelce
düşünmezler, ona tam bir samimiyetle inanmazlar. (Onlara belki merhamet
olunursunuz) Cenab-ı Allah'ın korumasına, lütf ve yardımına erişmiş bulunursunuz
(önlerinizde ve arkalarınızda olandan sakınınız) dünya ve ahi ret azabın
düşününüz de onu gerektirecek şeylerde bulunmayınız, sizden evvelki kavimlerin
başlarına gelmiş olan belâlara ve gelecekte ortaya çıkması düşünülen felâketlere
düşmeğe sebebiyet vermeyiniz (denildiği zaman..) onlar yüz çevirirler,
arkalarını dönerler, böyle iyiliksever bir tenbihi güzelce karşılayarak ona
riâyette bulunmazlar.
46. Ve onlara Rablerinin
ayetlerinden bir âyet gelmez ki, illâ ondan yüz çevirmişlerdir.
46. Evet.. Onlar nasihat
kabul etmez, kendi âkibetlerini düşünmezler. (Ve onlara Rab'lerinin âyetlerinden
bir âyet gelmez ki) 0 müşriklere, inkarcılara Allah'ın birliğini bildiren bir
delil, bir ilâhi emir gelip tebliğ edildi mi, onu kabul etmezler, onlar (illâ
O'ndan yüz çevirmişlerdir.) onları öyle delilleri inkâr eder, hakkı kabulden yüz
çevirir dururlar. Onlar, Kur'an-ı Kerim'in yüce beyanlarını kabul edip de İslâm
şerefine nail olmak istemezler. Onlar aslî yaratılışlarını öyle zâyetmiş
kimselerdir.
47. Ve onlara "Allah'ın
size rızık olarak verdiklerinden hayra sarfediniz" denildiği vakit kâfir
olanlar, imân edenlere dediler ki: Biz mi doyuracağız, o kimseyi ki, eğer Allah
dilese idi onu doyururdu. Siz başka değil, ancak apaçık bir sapıklık
içindesiniz.
47. Bu mübarek âyetler
de o inkarcıların fakirlere şefkat göstermekten, insaniyete hizmetten mahrum
olduklarını bildiriyor, onların ne kadar cahilce, cimrice iddialarına ve bir
alay yoluyla kıyametin kopma vaktini sual eder olduklarını hikaye buyuruyor. Ve
onların nihayet nasıl korkunç bir ses ile Allah'ın kahrına uğrayarak her türlü
muameleden mahrum kalacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve onlara) 0
Cenab-ı Hak'kın ayetlerini inkâr eden müşriklere (Allah'ın size rızık olarak
verdiklerinden infak ediniz) Allah'ın bir lütfü olarak nail olduğunuz
mallarınızdan bir şükür vazifesi olarak fakirlere, zayıflara yardımda bulununuz
(denildiği vakit) o (kâfir olanlar) Mekke-i Mükerreme'de bulunup âlemlerin
Yaratıcısını inkâr eden zındıklar (imân edenlere) alay etme maksadiyle (dediler
ki: Biz mi doyuracağız) tavsiyeniz doğrultusunda yedirip içireceğiz (o kimseye
ki,) sizin iddianıza göre (eğer Allah dilese idi onu doyururdu.) onu yiyeceğe,
nimete kavuştururdu, bize muhtaç kılmazdı. (Siz başka değil, ancak apaçık bir
sapıklık içindesiniz) Ey bize infak ile emr edenleri. Bu emriniz doğru değildir.
Siz bir lüzumsuz teklifte bulunuyorsunuz, Allah'ın rızık vermediğine biz nasıl
verebiliriz?. Bu inkarcılar, kendi cimriliklerini göstermemek için böyle bir
ifadede bulunmuş oluyorlardı. Nitekim her asırdaki cimriler, böyle
söylemektedirler. Bunların maksatları pek yanlıştır. Evet.. Kerem Sahibi
Yaratıcı bazı kullarını fakirlik ve ihtiyaç içinde bırakır. Bu bir ilâhi
imtihandır, bilmediğimiz bir hikmet ve faydaya dayanmaktadır. Bu ilâhi takdire
kimse itiraz edemez. Fakat o gibi muhtaç kimselere hali, vakti yerinde olanların
yardım etmelerini de emr etmiştir. Bu da bir hikmet gereğidir. Bu emre uyanlar,
Cenab-ı Hak'ka olan itaatlerini göstermiş, sevaba, mükâfata aday olmuş olurlar.
Bu vesile ile de insanlar arasında dayanışma, şefkat ve merhamet duyguları
meydana gelmiş ve sosyal bir fazilet tecelli etmiş bulunur.
48. Ve derler ki: 0 tehdit
ne zaman?. Eğer siz sadıklar oldunuz iseniz.
48. (Ve) O inkarcılar,
alay etme yoluyla sual ederek (derler ki, o tehdit) o kıyamet saati (ne zaman?.)
dir, onu bize haber veriniz, (eğer gerçekten doğru söylüyorsanız) Eğer öyle bir
mükâfat ve ceza zamanı var ise o ne vakit meydana gelecektir?. Haydi ona dair
bize malûmat veriniz bakalım?.
49. Onlar, birbirleri ile
çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak olan korkunç bir sesten başkasını
gözetmezler.
49. Allah Teâlâ da o
alaycıları red etmek ve onların bu alçak durumlarını ilân etmek için buyuruyor
ki: (Onlar, birbirleriyle çekişip dururlarken) Onlar dünyevî muamelelerinde,
geçimliklerine ait işlerde birbiriyle çekişmede, düşmanlıkta bulunurlarken
(kendilerini yakalayacak korkunç bir sesten başkasını görmezler) onlar nefhai
ula ile yani İsrafil Aleyhisselâm'ın Sûra ilk üfürmesiyle hemen hayattan mahrum
kalırlar, kırk sene sonra da ikinci sûr vuku bularak hepsi de yeniden hayat
bulup mahşere sevkedilirler, lâyık oldukları cezalara kavuşurlar.
50. Artık ne bir vasiyet
yapmaya güç yetirebilirler ve ne de ailelerine, dönebilirler.
50. (Artık) Öyle bir
ilk sûra üfürüldü mü, bütün insanlar, hayatlarından mahrum kalırlar (ne bir
vasiyet yapmaya) malları ve canları hakkında bir vasiyette, bir tavsiyede
bulunmaya kadir olabilirler (ve ne de ailelerine dönebilirler) eğer evleri,
yurtları dışında bulunmuşlar ise hemen orada ölmüş olurlar, aileleriyle dünyada
bir daha görüşmeğe muvaffak alamazlar. Artık bu korkunç âkibeti bir düşünmeli
değil midirler?.
51. Ve Sûr'a üfürülmüş -olacakdır.
Artık onlar o zaman kabirlerinden -kalkıp- Rablerine doğru koşarak giderler.
51. Bu mübarek
âyetler, kıyametin ne sekide vuku bulacağını ve insanların kabirlerinden
kaldırılarak mahşere ne şekilde sevkedileceklerini bildiriyor. Artık ilâhi
va'din gerçekliğini ve Peygamberlerin sözlerinde sadık olduklarını inkarcıların
itiraf edeceklerini ve bütün insanların asla bir zulme uğramaksızın lâyık
oldukları âkibetlere kavuşacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve) Büyük
kıyamet vuk'u bulunca (Sûr'a üfürülmüş) olacak (dır) yani: İkinci sûra üfürülmüş
olacaktır. Bu hâdisenin vukuu, muhakkak olduğu için mazi sigasiyle "Nüfiha =
üfürülmüştür" diye beyan buyuruluyor. (Artık) öyle ikinci defa sûra üfrülünce
(onlar) o bütün ölmüş gitmiş olan kimseler (o zaman kabirlerinden)
defnedildikleri yerlerdeki bedenlerinin parçaları bir araya getirilip yeni bir
hayat bularak (kalkıp Rablerine doğru) Kerem Sahibi Yaratıcının tâyin buyurmuş
olduğu mevkie, ilâhi mahkemeye (koşarak giderler) öyle bir muhasebe, ve muhakeme
mevkiine ister istemez sevkedilmiş olurlar.
§ Ecdâs; Cedesin çoğulu
olup kabirler manasınadır. "Yensilûn" da mecbur tutularak sür'atle, kuvvetle
koşarlar demektir.
52. Demiş olurlar ki,
eyvah bize!. Bizi kim uyuduğumuz yerden kaldırdı? İşte bu Rahman'ın va'd
ettiğidir ve gönderilmiş olanlar, doğru söylemişler.
52. Azaba uğrayacak
şahıslar (Demiş olurlar ki) yani: Kıyamet günü muhakkak ki, diyeceklerdir,
(eyvah bize!.) Ey helak neredesin, gel imdadımıza yetiş!. (Bizi kim uyuduğumuz
yerden kaldırdı?.) Orada böyle bir azaba mâruz bulunmuyorduk, (işte bu) Bizim
böyle kabirlerimizden kaldırılmamız (rahmanın vâd ettiğidir) ki, gerçekleşmiş
oldu (ve gönderilmiş olanlar) Allah'ın Peygamberleri (doğru söylemişler. Bu
kıyamete dâir bizlere verdikleri bilgiler, doğru imiş. Eyvah ki, biz onları
tasdik etmemiştik de şimdi böyle bir felâkete uğramış bulunmaktayız.
Rivayete göre ilk sûra
üfürülme ile ikinci defa üfürülme arasındaki kırk sene içinde kabir azabı
kaldırılacak, ölüler uykuya dalmış gibi bir hâlde bulunacaklardır. Artık yeniden
hayata erip cehennem azabına mâruz kalacaklarını anlayınca öyle feryat ve
figanda bulunacaklardır. Bazı zatların beyanına göre de her ne kadar kâfirler ve
isyankârlar, kabirlerinde azap göreceklerse de bu azap, cehennem azabına nazaran
pek hafif görüleceği cihetle kabirdeki vaziyet, bir uyku vaziyeti gibi sayılarak
bundan ayrılıp da, öyle müthiş bir azaba tutulacaklar: Eyvah bize!. Diye feryat
ve figana başlayacaklardır.
53. Olan müthiş bir sesten
ibarettir, hemen onlar o anda huzurumuzda hazır bulunurlar.
53. O beyan olunan "nefhai
saniye", İsrafil Aleyhisselâm'ın ikinci defa Sûr'a üfürmesi ki onunla bütün
insanlar yeniden hayata ereceklerdir, (olan müthiş bir sesten ibaret)tir. Nasıl
ki, korkunç bir ses ile hepsi birden öleceklerdir, ikinci bir ses ile de hepsi
birden hayata kavuşacaklardır, (hemen onlar o anda) öyle yeniden hayata erince
(huzurumuzda hazır bulunurlar.) yani: Muhasebeye tâbi tutulmak üzere hepsi de
Cenab-ı Hak'kın tâyin buyurduğu mevkide hazır bulunacaklardır, hiçbiri geri
kalamıyacaktır.
54. Artık bugün hiçbir
şahıs birşey ile zulma uğratılmaz ve sizler de, yapmış olduğunuz şeylerden
başkasıyla cezalandırılmazsınız.
54. (Artık bu gün) Bu
kıyamet günü (hiçbir şahıs) gerek sâlih ve gerek günahkâr olsun (zulme
uğratılmaz) hiçbir şahıs hakkında hak etmediği bir ceza verilmez, (ve sizler de)
Ey mükellef insanlar!, (yapmış olduğunuz şeylerden başkasiyle
cezalandırılmazsınız) Kendi amelleriniz güzel ise güzel cezaya, mükâfata nail
olursunuz. Bilakis amelleriniz çirkin ise ona göre cezaya, azaba uğrarsınız.
Herkes dünyadaki amellerinin karşılığına kavuşmuş olur, ilâhi adalet daima
tecelli edip durmaktadır.
55. Şüphe yok ki, o gün
cennetlikler bir eğlence içinde safa sürerler.
55. Bu mübarek âyetler de
cennet ehli olan müminlerin orada ne kadar rahat edeceklerini ve çeşitli
nimetlere kavuşacaklarını bildiriyor ve onların özellikle Allah'ın selâmına
erişmekle en yüce bir ilâhi iltifata mazhar olacaklarını müjdelemektedir. Şöyle
ki: Kıyamet günü kâfirler öyle hasret ve pişmanlık içinde kalarak cehenneme
atılacaklardır. Fakat (Şüphe yok ki, o gün) o kıyamet ânında (cennet ashabı)
olan müminler ise (bir eğlence içinde) bir zevk ve sevinç ile meşgul olarak (zevkiyâb
olanlardır) o müminler, çeşitli, ve lezzetli nimetlere kavuşup duracaklardır.
Artık o kâfirler de müminlerin bu pek mutlu hâllerini görerek bundan dolayı da
ayrıca hasretler pişmanlıklar içinde çırpınıp kalacaklardır.
§ Şugul; Bir kimseyi
ehemmiyetinden dolayı başka birşey ile uğraşmaktan geri bırakan hal ve durum
demektir ki, onunla ya büyük bir sevinç veya mühim bir hüzn ve keder meydana
gelir.
§ Fahikûn; Varlık içinde ve
olan lezzet olan kimseler demektir, meyvelere de kendileriyle lezzet alındığı
için "fevâkıh" denilmiştir. Tekili Fâkihe'dir.
56. Onlar ve eşleri
gölgeler içinde tahtlar üzerine dayanıp durmuşlardır.
56. (Onlar) 0 cennete
erişen müminler (ve) kendileriyle beraber îman şerefine ulaşmış bulunan (eşleri)
o cennette son derece istirahatı temin eden (gölgeler içinde) yani: Kendilerini
rahatsız edecek ışıklara, sıcaklıklara maruz kalmaksızın (tahtlar üzerine
dayanıp durmuşlardır) evet.. 0 cennet ehli, öyle fevkalade rahati, huzuru, zevk
ve neş'eyi temin eden bir vazifeye kavuşmuş olacaklardır.
§ Erâik; Bir mahalde
bulunan süslü taht ve koltuk manâsına olan "Erike"nin çoğuludur.
§ Mütteki; Ittikâ eden,
yani: Bir kere dayanıp itimat eyleyen kimse demektir.
57. Onlar için orada taze
yemişler vardır ve onlar için ne isterlerse vardır.
57. (Onlar için) 0 cennet
ehline mahsus (orada) o cennette (taze yemişler vardır) hiç nihayet bulmaz bir
surette o leziz, hoş meyveler devameder onların yiyilmesi; büyük bir zevke
vesile olur. Gerçekten de cennet ehli için acımak, yemeğe ihtiyaç hissetmek
düşünülmüş değildir. Onların öyle meyyeler ile rızıklanmaları sırf lezzet almak
içindir, zevk almak içindir, (ve onlar için ne isterlerse vardır) Onlar her
temenni ettikleri şeye kavuşurlar, maddî ve mânevi zevkler içinde yaşar
dururlar.
58. Merhametli olan
Rab'bin söylediği bir selâm da vardır.
58. Özellikle o mes'ut
cennet ehli için (Rabim olan) Allah'ın rızasını kazanmaya çalışan kulları
hakkında lütf ve ihsanı sonsuz bulunan (Rab'den) o Kâinatın terbiyecisi olan
Yüce Yaratıcı tarafından (söz olarak bir selâm..) da vardır ki, bu cennetlerdeki
bütün nimetlerin, lütufların üstünde ilâhi bir ihsandır. Bu ilâhî selâm, ya
melekler vasıtasiyle olur veya fazladan bir ikram olmak için bizzat Cenab-ı Hak
tarafından vuk'u bulur. "Allah Teâlâ Hazretleri cennette kullarına ilâhi
cemalini kendi sânına lâyık bir şekilde göstermek lütfunda bulunacaktır ve
onlara hitaben selâm vererek onların değerini, mânevi zevkini kat kat arttırmış
olacaktır.
Hz. Câbir Radiallâhü
Anh'dan birçok zâtların rivayet ettikleri bir hadis-i Nebevi'de beyan
buyurulduğu üzere cennet ehli, nimetler içinde bulunurken kendilerine karşı bir
nur parlamaya başlayacak, başlarını yukarıya kaldırınca yukarılarından Allah'ın
cemalini görmeğe muvaffak olacaklar, Yüce Allah onlara "Esselâm-ü Aleyküm ya
ehlel cennet Selam üzerinize olsun ey cennet ehli" diye hitap buyuracak ve
onlara lütfuyla bakacak, onlar da Hak Teâlâ'ya bakıp durdukça başka hiçbir
nimete iltifatta bulunmayacaklar, sonra o tecelli onlardan ayrılınca onun nuru,
bereketi onların ikametgâhlarında baki kalacaktır. Ne büyük bir muvaffakiyeti.
Sirac-ül Münîr, Tefsir-i
Alûs'î."
§ Selâm; Her çirkin şeyden
emin olmaktır, her istenen şeye kavuşmaktır. Allah'ın Selâmı ise bütün ruhani ve
cismani nimetlerin üstünde yüce bir lütuftur. Cenab-ı Hak cümlemize nasip
buyursun. Amin..
59. Ve ey günahkârlar!.
Bugün siz ayrılıp yalnız kalınız.
59. Bu mübarek âyetler de
sâlih müminlerin kavuşacakları nimetlerin hilâfına olarak günahkârların yalnız
başlarına kalarak hem âteş, hem de yalnızlık azabına tutulacaklarını bildiriyor.
Yalnız Allah Teâlâ'ya ibadet edip şeytana tapmamaları emr edildiği halde aksine
hareket ettikleri için cehennem ateşi içinde kalacaklarını haber veriyor.
Kıyamet gününde o günahkârların ağızları mühürlenerek yaptıklarını ellerinin
söyleyeceğini ve onlara ayaklarının şahitlik edeceğini ihtar ediyor. Ve eğer
Cenab-ı Hak dilemiş olsaydı o günahkârları dünyada da görmekten, kuvvetten
mahrum ederek kendilerini pek müşkül bir durumda bırakmış olacağını ve onları
çokça da yaşatacak olsa idi yine doğru yolu takip edemeyip acz ve miskinlik
içinde kalmış olacaklarını beyan ile kendilerini akıllıca düşünmeye davet
buyurmaktadır. Şöyle ki: Kıyamet günü Allah tarafından kâfirler cehenneme
sevkedilir (ve) kendilerine hitaben denilir ki: (ey günahkârlar!.) Ey dünyada
iken imândan mahrum kalanlar!. (Bugün siz ayrılıp yalnız kalınız) Artık sizin
müminler ile beraber bulunmaya asla selâhiyetiniz kalmamıştır, siz dağdınız,
cehennemdeki yerlerinize gidiniz.
60. Ey Adem oğulları!,
size tavsiye etmedim mi ki, şeytana ibadet etmeyiniz. Şüphe yok ki, o sizin için
apaçık bir düşmandır.
60. Ve Allah tarafından
şöyle bir hitap da yönelecektir. (Ey Adem oğulları!. Size) Dünyada bulunduğunuz
zaman (tavsiye etmedik mi ki,) Peygamberler ve samavi kitaplar vasıtasiyle
bildirmiş olmadık mı ki, (şeytana ibadet etmeyiniz) onun vesveselerine
uymayınız, ona itaatte bulunmayınız, siz kendinize Allah tarafından gösterilen
selâmet ve saadet yolunu takibedin, ondan ayrılmayınız (Şüphe yok ki, o) şeytan
(sizin için apaçık bir düşmandır.) Soy kökünüz olan Hz. Adem hakkındaki
düşmanlığını bilmiyor musunuz?. Onun ne kadar aldatıcı, kötülük isteyen bir
mel'un olduğunu anlamış değil mi idiniz?. Hiç aklı başında olan kimse, öyle
hakka muhalif, ahlâka aykırı olan şeytani sözlere, propagandalara kıymet verir
mi?. Onların tesirleri altında kalmak ister mi. Bu şekilde olan bir hitap,
kınama ve susturmak içindir.
61. Ve bana ibadet ediniz.
İşte doğru yol budur.
61. (Ve) Ey insan
oğulları. Size emr etmedik mi ki: (bana ibadet ediniz) Benim emirlerime itaatte
bulunun ve yasakladığım şeylerden kaçının (işte doğru yol budur) işte sizi
selâmete, hidayete erdirecek yol, yalnız Allah Teâlâ'ya ibadet etmenizdir, onun
emirlerine ve yasaklarına riayette bulunmanızdır. Artık nasıl olur da şeytana
uyarsınız?. Onun aldatmalarına kıymet verirsiniz?.
62. Andolsun ki, sizden
birçok toplulukları sapıklığa düşürdü. Siz akıl erdiriyor olmadınız mı?.
62. Evet.. (Andolsun
ki,) Muhakkak bir gerçektir ki, ey insan oğulları!. 0 şeytan (sizden birçok
toplulukları sapıklığa düşürdü) doğru yoldan çıkardı. Küfre, isyana uğrattı.
Yeryüzünde nice kavimler, Allah'ın birliğine inanmıyorlar, bir takım mahlûkata
yaratıcılık, mâbutluk isnadına cür'et ediyorlar, akl ve mantığa muhalif
iddialarda bulunuyorlar. Bütün bunlar birer şeytani vesvesenin neticesidir.
Artık Ey gafilleri, (siz akıllıca düşünür olmadınız mı?.) 0 şeytanın size olan
düşmanlığını anlamadınız mı?. Nedir sizdeki bu gafleti.
§ Cibil; Büyük cemaat
demektir.
63. Bu sizin o vâd olunmuş
olduğunuz cehennemdir.
63. Artık o şeytana uyup
kâfirce bir hâlde ölüp gidenlere ahirette bir ihanet, bir hakaret için
denilecektir ki: (Bu) İçine atıldığınız ateşli mahal (o) dünyada iken
Peygamberler vasıtasiyle (vâd olunmuş olduğunuz cehennemdir) şimdi anladınız
mı?. Vaktiyle bunu inkâr ediyordunuz. Artık lâyık olduğunuz bu ebedî azaba
kavuşmuş oldunuz. Bu kendi kötü hareketlerinizin bir neticesidir.
64. 0 inkâr eder
olduğunuzdan dolayı bugün ona giriveriniz.
64. Ve o kâfirleri
kınamak için şöyle de denilecektir: (0) Dünyada iken (inkâr eder olduğunuzdan
dolayı) yapılan tenbihlere, ihtarlara rağmen bu ahiret âlemi, bu cehennem
azabını inkâr edip şeytana tâbi olduğunuz için şimdi (bugün onat o cehennemin
ateşi içine (giriveriniz) onun pek acıklı, yakıcı azabını tadınız, o ebedî azaba
yaslanarak yanıp yakılınız.
§ Isla; Ateşte kızdırmak,
âteşe yakmak, sıcaklığı arttırıp şiddetlendirmek manasınadır.
65. Bugün onların ağızları
üzerine mühür basarız ve bize elleri söyler ve neler kazanır olduklarına dâir
ayakları şahitlikte bulunur.
65. Hak Teâlâ
Hazretleri o kâfirlerin başlarına gelecek olan pek şiddetli azabı şöylece haber
veriyor: (Bugün) Bu kıyamet gününde (onların) o kâfirlerin (ağızları üzerine
mühr basarım) onları söz söyleyebilmekten âciz bırakırız (ve bize elleri söyler)
onlar dünyadaki küfrlerini inkâra cür'et gösterirler, fakat buna rağmen onların
elleri onların dünyada iken neler yapmış olduklarını söyler, haber verir (ve
neler yaptıklarına dair ayakları şahitlikte bulunur) ayakları dile gelerek
onların neler yapmış olduklarına şahitlik ederek aleyhlerinde konuşmakla onların
inkârlarını çürütmüş olur. Evet.. Yüce Yaratıcı, herşeye kadirdir. Bu dünyada
bile insanların sözleri bir alet vasıtasiyle zapt ediliyor, parmakların,
ayakların izleriyle onların yaptıkları şeyler anlaşılarak mahkemelere
gösteriliyor. Bunları böyle yaratan Cenab-ı Hak, yarın ahirette de onların bütün
uzuv ve organlarını konuşturabilir, onların dünyadaki amellerini o suretle
meydana çıkararak onları susturabilir. Allah'ın kudreti yanında bunlar pek kolay
şeylerdir. Şüphesiz inanıyoruz...
66. Ve eğer dilese idik
gözlerini büsbütün mahvederdik de yola koşar dururlardı. Artık nereden
görebilecekler?.
66. İşte Cenab-ı Hak,
kudretinin mükemmelliğini ve mahlûkatıi üzerindeki tasarruflarının pek geniş
olduğunu bildirmek için buyuruyor ki, (ve eğer dilese idik) o kâfirlerin daha
dünyada iken (gözlerini büsbütün mahvederdik de) onlar o boş gözleri ile de hiç
bir şey göremez olurlardı, şaşkın bir halde (yola koşar dururlardı) evvelce
gidip geldikleri bir yolu yine tâkibetmek isterlerdi. (Artık nereden
görebileceklerdi?.) Elbette göremeyecekler, zarar ve ziyana uğramış bir halde
kalacaklardı. Halbuki, Allah Teâlâ onları bu dünyada öyle bir körlüğe uğratmadı.
Onlar kudret eserlerini görüyor, yollarını takibedebiliyorlardı. Binaenaleyh
bunun şükrünü ifa etmeli, bu kuvveti kendilerine veren Kerem Sahibi Yaratıcıya
kullukta bulunup durmalı değil mi idiler?.
§ Tams; Ber eseri gidererek
mahvetmek demektir.
67. Ve eğer dilese idik
onları en kuvvetli bulundukları yerde mahvederdik. Artık ne geçip gitmeğe ve ne
de geri dönmeğe güç yetiremezlerdi.
67. Evet.. 0 Yüce
Yaratıcı, kulları hakkındaki lütf ve ihsanına işaret ve o gibi inkarcıları
tehdit için buyuruyor ki: (Ve eğer dilese idik onları) 0 inkarcıları (en
kuvvetli bulundukları yerde) en genç ve dinç bulundukları bir çağlarında
(mahvederdik) kendilerini âciz, miskin felç olmuş bir hale getirirdik (artık ne
geçip gitmeğe ve ne de geri dönmeğe güçleri yetmezdi) hiçbir tarafa kımıldanmaya
güçleri yetmezdi. Hattâ Cenab-ı Hak dilese idi onları maymunlara, domuzlara
çevirir veya onları taşlar gibi bir hale getirirdi. 0 Yüce Yaratıcının sonsuz
kudreti hepsine fazlasıyle kâfidir.
§ Mesh; Bir sureti başka
bir çirkin surete dönüştürmek manasınadır.
68. Ve her kimi de çokça
yaşatıyor isek onu yaratılışda baş aşağı ediyoruz. Daha akıllıca düşünemiyorlar
mı?.
68. Hikmet Sahibi
Yaratıcı, bir takım kâfirlerin: "Eğer biz dünyada daha çok yaşamış olsa idik
aklımızı başımıza toplar, Cenab-ı Hak'kı bilip tasdik ederdik" gibi bir şekilde
ahirette ileri sürecekleri mazaretlerine mahal bulunmadığına işaret için de
buyuruyor ki: (Ve her kimi de) Bu dünyada (çokça yaşatıyor isek) ihtiyarlık
çağına girmiş oluyor ve duygularına, kuvvetlerine zayıflık geliyor, artık geçici
olan dünya hayatının gereği olmak üzere (onu baş aşağı ediyoruz) eski
kuvvetinden, bilgisinden, kabiliyetinden eser kalmamaya başlamış oluyor.
Binaenaleyh o inkarcılar da dünyada öyle kendi iddiaları gibi daha ziyade
yaşamış olsalar idi, daha mı iyi düşünebilecek bir halde bulunacaklardı?. Ne
için onları daha ziyâde kuvvete, faaliyete, hayat kabiliyetine sahip
bulundukları sırada hâllerini düzeltmeye çalışmamış bulunuyorlar?. Onlar (daha
akıllıca düşünemiyorlar mı?) nedir o kadar gaflet!. 0 kadar yanlış düşüncel.
Onlar, kâfi miktar yaşadıklarını ve kendilerini irşada çalışan zâtların
kendilerine gönderilmiş olduğunu bir kere dikkate almalı değil midirler?.
§ Neks; Baş aşağı etmek,
birşeyi kuvvetini gidererek zayıflığa düşürmek demek
69. Ve biz ona şiiri
öğretmedik ve onun için lâyık da olmaz. 0, başka değil bir öğüttür ve apaçık bir
Kur'an'dır.
69. Bu mübarek âyetler,
şairliğin peygamberliğin sânına lâyık olmadığını Kur'an-ı Kerim'in ise ilâhi bir
öğüt olup ne gibi hikmetlerden dolayı indirilmiş bulunduğunu bildiriyor. Kerem
Sahibi Yaratıcının yaratmış olduğu birçok hayvanlardan vesâireden
yararlandıkları halde nankörlükte bulunan ve bir takım âciz, yardıma muhtaç
şeyleri o Yüce Yaratıcı'ya ortak tanıyan ve onlardan yardım bekleyen müşriklerin
o pek cahilce hâllerini kınıyor ve teşhir buyuruyor. 0 gibi inkarcıların bütün
açıkladıkları ve gizledikleri şeyleri o Yüce zâtın bilmekte olduğunu ve onların
lakırdılarından Resûl-i Ekrem'in üzülmemesini beyan ile o Yüce Peygamberi
teselli etmiş bulunmaktadır. Şöyle ki: (Ve biz O'na) Muhammed Aleyhisselâm'a
(şiiri öğretmedik) O'nun beyanları, O'nun tebliğ ettiği Kur'an âyetleri asla
şiir kabilinden değildir, (ve onun için) 0 Yüce Peygamber hakkında şiir ile
uğraşmak ve şairce sözler (lâyık olmaz) O'nun peygamberlik vazifesi, O'nun
değerinin yüceliği böyle bir uğraşıya mânidir. Bilindiği gibi şiir, vezinli,
kafiyeli ve çoğu kere zanna, hayâle dayanan zorluktan uzak olmayan bir beyan
şeklidir. Şâirlerin birçoklarıyla kendilerini veya başkalarını gerçeğe aykırı
olarak meth eden ve övenler veyahut başkalarını haksız yere veya aşırı bir
şekilde kötülemeye ve hicve cür'et gösterirler. Gerçekten de pek kıymetli,
hakikata tercüman olan şâirler de vardır, fakat bunlar bir müddet ilm ile,
edebiyat ile meşgul olmuş kimselerdir, yazdıkları manzumelerde bir düşünce ve
çalışma eseridir, birer gayretin neticesidir.
Resûl-i Ekrem'in mübarek
hayatı ise bilinmektedir. Kırk yaşına kadar asla ilm ile, edebiyat ile
uğraşmamıştır ve kendisinden ahlâksız, gerçeğe aykırı birşey çıkmamıştır. Kavmi
arasında "Muhammed-ül emin güvenilir" unvanına sahip bulunuyordu. Bilâhara ilâhi
vahye mazhar oldu, hiç çalışmadığı' halde bir nice dinî hakikatları öğrendi,
Kur'an-ı Kerim'in ayetlerini Cibril-i Emin vasıtasiyle vakit vakit alarak hemen
ashab-ı kiram'ına tebliğ etti. Kur'an-ı Kerim'in bütün ayetleri ise sırf
hakikattir, birer söz
mucizesidir, asla şiir
kabilinden sayılamaz.
Gerçekte bir kısa âyeti
celil veya bir hâdis-i şerif manzum gibi görülebilir, mesela: Peygamber
Efendimizin "Enen nebiyyû Lâkezib" "Ene Ibnû Abdilmuttalip" hadis-i şerifi
manzum görülmektedir. Fakat bu, bir şiir söylemek kasdıyla ilgili olmaksızın ani
bir doğuş kabilinden bulunduğu için asla şiir sayılamaz, bu ittifakla vâki olan
beyanat kabilindendir. Bununla beraber bu gibi Peygamberi beyanatları, pek
nadirdir. (0) Kur'an-ı Kerim ise (başka değil bir mevizedir) insanlığı irşada,
aydınlatmaya hidayet yoluna şevke vesile olan pek şerefli bir ilâhi öğüttür, (ve
apaçık bir Kur'an'dır.) bir semavi kitaptır, bir nice hikmetleri toplayıcıdır,
hak ile bâtılın arasını ayırıp tayin etmektedir, daima okunmasıyla sevap
kazanılmaktadır. Artık öyle yüce, mucize bir ilâhi kitap, nasıl şiir
sayılabilir?. Nitekim Resûl-i Ekrem'e karşı muhalif cephe alanlar, savaşları
bile göze aldıkları halde o Kur'an-ı Kerim'in bir sûresine bile nazire
yazmaktan, O'nun aleyhine bir delil, bir kanıt getirmekten âciz kalmışlardır.
Şuara sûresinin 224'üncü âyetinin izahına da bakınız.
"Dünyada bütün sühna
veranın"
'Yazdıkları en bedî'
eserler"
"hur'an-ı meali iktiranın"
"Bir sûresine nazire olmaz"
70. Hayat sahibi olan
kimseyi korkutması ve kâfirler üzerine de azabın gerçekleşmesi için -O Kur'an'ı
indirdik-.
70. Evet.. Kur'an-ı
Kerim, asla şiir kabilinden değildir, O bir ilâhi kitaptır, bir ilâhi öğüttür.
İşte Allah Teâlâ, bu hakikati beyan için buyuruyor ki: (Hayat sahibi olan
kimseyi korkutması) için Yani: Kalben hayatta olan akıllı, düşünen kimseyi ilâhi
azab ile korkutup hidayet yoluna sevk için o Kur'an-ı Kerim'i inzal ettik (ve
kâfirler üzerine de) manen ölü sayılan dinsizler hakkında da (azabın
gerçekleşmesi) vacip ve sabit olması (için) O Kur'an-ı Kerim'i indirdik. O'nun
nüzulü, bu gibi hikmetlere dayanmaktadır. O öyle hayallere, şahsi düşüncelere
dayanan bir şiirler mecmuası değildir. Buna inancımız tamdır..
71. Görmediler mi ki,
muhakkak biz onlar için -kudret- ellerimizin yaptıklarından dörder ayaklı
hayvanlar yarattık artık onlar bunlara sahiptirler.
71. O putlara tapınan,
Kur'an'ın ilâhi bir lütuf olduğunu takdir edemeyen müşrikler, inkarcılar
(Görmediler mi ki?.) görmüş gibi bilmediler mi ki, (Muhakkak biz onlar için)
kudret (ellerimizin yaptıklarından) yani: Kimsenin bir yardımı olmaksızın sırf
kendi kudretimizle varlık alanına getirdiklerimizden (dörder ayaklı hayvanlar
yarattık) develeri, sığırları, koyunları vücude getirdik. Artık (onları) o
insanlar (bunlara) bu çeşitli cinsteki hayvanlara (sahiptirler) bunları
disipline etmeye kadirdirler, bunlardan istedikleri gibi istifâde edip
duruyorlar.
72. Ve onlara bunları
musahhar -itaatkâr- kıldık. Artık bunlardan onların binecekleri -Hayvanlar-
vardır ve bunlardan yiyiverirler.
72. (Ve onlara) O
insanlara (bunları) bu çeşit çeşit hayvanları, (müsehhar) boyun eğici, itaatkar
(kıldık) onlardan diledikleri gibi tasarrufta bulunabiliyorlar (artık bunlardan)
bu hayvanlardan (onların) o insanların (binecekleri) hayvanlar (vardır) atlar
gibi, develer gibi hayvanlara binerler, onlara yüklerini yüklerler, onlar ile
istedikleri yerlere çıkar giderler, (ve) O insanlar (bunlardan) bu hayvanların
deve, sığır, koyun gibi bir kısmının etlerinden, yağlarından (yiyiverirler) bu
suretle de istifade ederler, geçimlerini temine muvaffak olurlar.
73. Ve onlar için bunlar
da menfaatler ve içilecekler vardı. Hâlâ şükretmiyecekler mi?.
73. (Ve) Maamafih (onlar
için) o insanlara mahsus olmak üzere (bunlarda) bu çeşitli hayvanlar da başkaca
da (menfaatler) vardır. Onların tüylerinden, yünlerinden, derilerinden ve
yavrularından da istifade ederler. (Ve) Bunlar da, insanlar için (içilecekler)
de (vardır) onların bir kısmının sütlerinden de içip yararlanırlar. Bütün
bunlar,
insanların hakkında birer
büyük ilâhi ihsandır. (Hâlâ) Bir kısım insanlar (şükretmiyecekler mi?.) bunları
kendilerine ihsan buyuran Kerem Sahibi Yaratıcının birliğini, yaratıcılığını
tasdik ederek kendisine ibadette, ve şükürde bulunmayacaklar mıdır?. Nedir
onlardaki, o gaflet, o cehalet!
74. Onlar, belki yardım
olunurlar diye Allah'tan başkasını mabut edindiler.
74. 0 bir kısım
insanların cehaletine, pek divânece düşüncelerine bakınız ki: (Onlar, belki
yardım olunurlar diye Allah'tan başkasını mabut edindiler) Bir takım putlara
tapmakta bulundular, o putlardan bir şefaat, bir faide beklemektedirler. Hiç
öyle mahlûk ve kendilerini bile bilip korumaktan âciz şeyler, Mabut olabilirler
mi?. Onlardan bir faide beklen ilebilir mi?.
75. Onlara yardım etmeğe
güçleri yetmez. Onlar ise bunlar için hazırlanmış yardımcı erlerdir.
75. Şüphe yok ki, o
taptıkları şeylerin (Onlara) o tapanlara (yardım etmeğe güçleri yetmez) o
putlar, haddizatında âciz, zelil şeylerden başka birşey değildir. (Onlar ise) 0
putperest kimseler ise (bunlar için) bu putları, bu bâtıl ilahları için
(hazırlanmış yardımcı erlerdir) o müşrikler, bu taptıkları putları müdafaaya
çalışırlar, onların aleyhinde bulunanlara düşman kesilirler, öyle fâidesiz,
kendilerini koruyamaz şeylerden bir faide beklerler. Bu ne kadar ahmaklık!.
76. İmdi onların
lâkırdıları seni üzmesin. Şüphe yok ki, biz, onların neleri gizlediklerini ve
neleri açığa vurduklarını biliyoruz.
76. (İmdi) Ey
Peygamberlerin Sonuncusu teselli bul (onların) o müşriklerin öyle ahmak
kimselerin (lâkırdıları seni üzmesin) onların sana şair, sihirbaz demelerinden,
senin peygamberliğini inkâr etmelerinden dolayı müteessir olma. Onların artık ne
kadar akılsız, cahil kendi fâidelerini, zararlarını takdirden âciz kimseler
oldukları meydanda. Öyle ehemmiyetsiz kimselerin ne kıymetleri vardır ki,
onların dedikodularından dolayı senin için endişeye mahal bulunsun!. (Şüphe yok
ki, biz) Ben Yüce Yaratıcı (onların neler gizlediklerini) nasıl
yalanladıklarını, düşmanlık beslediklerini (ve neler açığa vurduklarını) I i san
lariyle neler söylediklerini, ne gibi bâtıl isnatlarda, lâkırdılarda
bulunduklarını (biliyoruz) onların hiçbir hal ve hareketi Allah katında meçhul
değildir. Onlar elbette ki, lâyık oldukları cezalara kavuşacaklardır. Onlar Yüce
Yaratıcının mahlûkatı üzerindeki kudretini tasarruflarını bir kere düşünmeli
değil midirler?. Kâfirler ve münafıklar hakkında ne büyük bir ilâhi tehdit!.
77. İnsan görmedi mi ki,
muhakkak biz onu bir nutfeden yarattık, sonra o, bir apaçık düşman -kesilmiştir.
77. Bu mübarek âyetler
de Allah Teâlâ'nın yüce kudretine işaret eden insanlığın yaratılmasını dikkat
nazarlarına sunuyor. Ölülerin tekrar hayata kavuşturulacağını inkâr eden
cahillerin iddialarını açık bir şekilde reddediyor ve hatalarını teşhir
buyuruyor. Ölüleri tekrar hayata kavuşturmanın imkânına ait, ibret verici,
yaratılış harikasını örnek olarak gösteriyor. Bütün kâinat levhalarını yoktan
yaratmış olan hikmet sahibi Yaratıcının dilediği şeyleri hemen yaratıp vücude
getireceğini bir misal ile izahta bulunuyor. Bütün varlıklara tamamen sahip,
hepsi üzerinde hakkıyla hükmeden ve tasarrufta bulunan ve bütün insanları
ahirette manevi huzuruna toplayacak olan Yüce Yaratıcının kutsiyyetini, ve bütün
noksanlardan uzak bulunduğunu beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: 0 kıyamet hayatını
inkâr eden (İnsan görmedi mi ki,) hiç göz ile görülmüşcesine bilmedi mi ki
(muhakkak biz) yani: Ben Yüce Yaratıcı, kudret ve takdirimle (onu) o insanı ve
onun benzerlerini (bir nutfeden yarattık) öyle bir damla su mesabesinde olan
ehemmiyetsiz bir sıvıdan meydana getirdik. (Sonra o) İnkarcı, o kadar Allah'ın
kudretine şahitlik eden yaratma olayını bilip dururken (bir apaçık mücadeleci)
kesilmiş (dir.) Cenab-ı Hak'ka karşı âdeta düşmanca bir vaziyet almış, O'nun
yüce kudretini inkâr etmekte bulunmuştur. Bu ne kadar cahilce bir cür'et!.
78. Ve kendi yaradılışını
unuttu da bize bir misâl getirmeye kalkıştı, dedi ki: Kemikleri kim diriltebilir
ki, onlar çürümüşlerdir.
78. (Ve) 0 inkarcı (kendi
yaradılışını unuttu da,) kendisinin de öyle bir damla sudan vücude getirilmiş
olduğunu düşünmez oldu da (bize bir misâl getirmeye kalkıştı I kendi
iddiasınca ölüleri tekrar hayata erdirmenin mümkün olmayacağına dair bir
acaip örnek göstermeğe cür'et etti. (Dedi ki: Kemikleri kim diriltebilir
ki, onlar
çürümüşlerdir) Onlar toprak
kesilmiş, her tarafa savrulmuştur. Artık onlar yeniden nasıl hayata
erdirebilir?. İşte kendisinin başlangıçta nasıl yaratılmış olduğunu düşünmeyen,
âlemin Yaratıcısının sonsuz olan kudretini takdir edemeyen bir cahil, böyle
yanlış bir kanaatte bulunur.
Rivayete göre "As bini V a
i I" elinde bir çürümüş kemik olduğu halde Peygamberin huzuruna gelerek o kemiği
ufatmış, "Bu kemiği mi Allah Teâlâ böyle ufalandıktan sonra diri İtecekti r?."
diye söylenmiş.. Resûl-i Ekrem de: Evet.. Allah Teâlâ bunu diriltecektir, sonra
seni öldürecek, sona seni diriltecek, daha sonra da seni cehennem ateşine
girdirecektir. Diye buyurmuş, bunun üzerine bu âyetler, bu surenin nihayetine
kadar nazil olmuştur.
Diğer bir rivayete göre de
Peygamberin huzuruna gelip bu inkârda bulunan "Übey-ibni Helef'dir ki, bu
inkarcıyı, Resûl-i Ekrem Hazretleri Uhud gazvesinde bir darbe ile öldürmüştür.
79. Deki: Onları ilk defa
yaratmış olan diriltecektir. Ve o, bütün yaratılmışları tamamiyle bilendir.
79. Artık sen de ey
Yüce Peygamber!. 0 gibi inkarcılara (De ki: Onları) o kemikleri (ilk defa
yaratmış olan) Yüce Yaratıcı (onları tekrar diriltecektir) onları yeniden hayat
sahasına çıkaracaktır. (Ve) şüphe yok ki, (o) âlemin Yaratıcısı (bütün
yaradılmışları tamamiyle bilendir) o kemiklerin de nasıl parçalanmış, nasıl
darmadağın olarak etrafa savrulmuş ve nerelerde kalmış olduklarını tamamen
bilir. Onları takdir edilen vakit gelince yüce kudretiyle tekrar toplar, tekrar
hayata nail eder. Özellikle bir damla sudan vücude gelmiş olan bir insan, yine
kendisinin bir zerre miktarı olan aslî bir parçasının baki kılınması ve
iadesiyle tekrar teşekkül ederek varlık alanına çıkarılmış olur. Allah'ın
kudreti karşısında böyle bir yaradılış asla inkâr edilemez.
80. O -Yüce Yaratıcı- ki:
Sizin için yemyeşil ağaçtan bir âteş vücude getirmiştir de şimdi siz ondan
yakıveriyorsunuz.
80. Ey inkarcı
insanlar!. Bir kere de şunu düşününüz (O) Yüce Yaratıcı, (ki, sizin için)
insanlar istifade etsinler diye (yemyeşil ağaçdan bir âteş vücude getirmiştir,)
Evet.. Birçok ağaçlar rutubetlidir, kendilerinden suların çıkıp damlayacağı bir
mahiyettedir. Buna rağmen kendilerinden bir ateş meydana gelir (de şimdi siz
onda yakıveriyorsunuz) o kuru bir mahiyetteki ağacı yakıp ondan istifade
edersiniz, öyle rutubetli birşey, büsbütün ateşli bir durum almış olur. Bütün
bunlar, Cenab-ı Hak'kın kudretiyle meydana gelmiş pek garip birer yaratılış
eserleridir. Artık insanların kemiklerinin de Allah'ın kudretiyle tekrar büyüyüp
gelişerek teşekkül etmesi, nasıl imkânsız görülebilir?.
81. Gökleri ve yeri
yaratmış olan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir?. Elbette
kadirdir. Ve o hakkıyla bilen yaratandır.
81. Bir kere düşünmeli!.
(Gökleri ve yeri yaratmış) Bu büyük âlemleri yoktan meydana getirmiş (olan) bir
kudret sahibi Yaratıcı (onların mislini) o gökleri ve yeri mahvetikten sonra
onların birer benzerini (yaratmaya kadir değil midir?.) bu nasıl inkâr
edilebilir?, (elbette kadirdir) Onların benzerlerini vücude getirebilir. O halde
o muazzam âlemleri yeniden yaratmaya kadir olan Yüce Yaratıcı, insanları
öldürdükten sonra tekrar iade edemez mi?. Bu nasıl inkâr edilebilir?. (Ve O)
ezeli Yaratıcı elbette ki, herşeyi hakkıyla (bilen) ve herşeyi yoktan (yaratan)
bir Yüce Yaratıcı (dır) artık insanları da tekrar hayata kavuşturacağı asla
imkânsız görülemez.
82. O'nun emri, birşeyi
istediği zaman ancak O'na "ol" demesidir ki, o da hemen oluverir.
82. Evet.. (O'nun) O
kâinatın Yaratıcısının (emri) ilahlık sânı ve rablık vasfı şöyledir ki, O
(birşeyi murat ettiği zaman) çeşitli mahiyetteki şeylerden herhangi birini
yaratmak dilediği vakit (O'na ancak ol demesidir ki,) yani: Vücude gelmesini
dilemesidir ki, (o da hemen oluverir) o da derhal varlık sahasına gelir.
"Böyle bir kün = ol!"
emrinden maksat, bir misâlden, yani: Allah'ın kudretinin yöneldiği şeyde hemen
tesirini göstererek o şeyin derhal vücuda gelmesinden ibarettir. Binaenaleyh
Yüce Yaratıcı ölmüş insanların da tekrar hayat bulmalarını istediği vakit, hepsi
de hemen yeniden teşekkül eder, hayata ererek varlık alanına atılmış olurlar.
83. Hakikaten noksanlardan
münezzeh -teşbih ve takdise lâyık-dir. 0 -Yüce Yaratıcı ki, herşeyin tam mülkü
O'nun kudret elindedir ve siz de ancak O'na -O'nun mânevi huzuruna-
döndürüleceksinizdir.
83. (Hakikaten noksanlardan
münezzeh) Teşbih etmeye ve kutsamaya lâyık (dır O) Kerem Sahibi Yaratıcı (ki,
herşeyin tam mülkü, O'nun kudret elindedir.) bütün varlıklara sahip, hepsinin
üzerinde hükmü açık ve gizli cereyan eden, ancak O Yüce Yaratıcı'dır. O'nun
ilâhi hükmü, bütün mahlûkat üzerinde cereyan etmektedir, (ve siz de) Ey
insanlar!, (ancak O'na) O Yaratıcınızın mânevi huzuruna, O'nun tâyin edeceği
muhasebe ve muhakeme alanına (döndürüleceksinizdir.) bu dünya hayatı nihayet
bulacak, bütün insanlar lâyık oldukları âkibetlere kavuşacaklardır. Artık daha
dünyada iken o istikbali düşünmelidir, Yüce mabudun mânevi huzuruna gidip ilâhi
tecellilerine kavuşmaya vesile olacak güzel amellerde bulunmaya çalışmalıdır.
Kur'an-ı Kerim'in bu yüce irşadını, tenbihlerini güzelce düşünerek doğru bir
inanca sarılmalıdır, ilâhi lütfo erişmeyi istirham ederek ilâhi korumaya sığın
mal id ı r. Başarı, Allah'tandır.
§ Melekût; Tam bir mülk
manasınadır. Birşey hakkında tam bir tasarrufa, bir hâkimiyete sahip olan zât,
onun melekûtuna, yani tam mülkiyetine sahip demektir.
Yasin sure-i celîlesi, pek
mukaddes bir Kur'an süresidir, okunması pek çok sevaba vesiledir. Tefsir-i
Kebir'de vesâirede işaret olunduğu üzere mübarek Yasin sûresini ölmek üzere
bulunan bir müminin yanında okumakta birçok fayda vardır. Öyle bir zamanda o
müminin bedeni kuvveti zayıf bulunur, lisanı söz söylemekten âciz bir halde
kalır, artık günahlardan ayrılarak kalben Cenab-ı Hak'ka yönelmiş olur.
Binaenaleyh böyle bir sırada onun başı yanında bu mübarek sure okununca onun
kalbi kuvveti artar, güzel itikadı kuvvetlenir, manen şifa bulmuş olur. Maamafih
böyle mukaddes âyetlerin okunması bereketiyle o müminin inşaallah ölümü
kolaylaşır, kabrinde de istirahate erer. Bir hadis-i şerif şu mealdedir: "Bir
kimse Yasin sûresini Allah'ın rızasını taleb ederek okursa -küçük günah
kabilinden olan- geçmiş günahı kendisi için bağışlanır. Artık onu ölülerinizin
yanında okuyunuz." Bu sahih bir hadistir. Fakat şu meal de iki hadiste rivayet
olunuyor. "Şüphe yok ki, herşey için bir kalp vardır, Kur'an'ın kalbi ise
Yâsin'dir, kim Yâsin'i okursa onun okunması sebebiyle kendisi için Kur'an'ı on
defa okuma -sevabı- yazılır." "Kim Yâsin'i bir defa okursa Kur'an'ı sanki iki
defa okumuş olur. Bu iki hadisin rivayeti ise zayıftır. Bunlar sahih rivayetler
kabilinden değildir. Şüphe yok ki: Bir mükâfata erişmek, tercih edilen zahmet
miktarıncadır. Bir mübarek sureyi okumakla bütün Kur'an'ı okumak elbetteki, aynı
olamaz. Bir de birşey diğer birşeye bir açıdan benzetilmekle, bu iki şeyin her
yönden eşit olmasını gerektirmez. Belki bunlar arasında bir açıdan bir eşitlik
bulunduğuna işaret edilmiş olur. Bu husus Elcami-üs Sağîr'de ve onun şerh-i
Feyz-ül kadîr'de gösterilmiştir.
Kısacası: Biz, kerim, rahim
yaratıcımızın daima iltifatını istirham eder, O'nun Yüce rahmetinden ümidimizi
asla kesmeyiz. Velhamdülillâh-i Rabbil'âlemin vessalâtü vesselâmü ala seyyidina
muhammedin ve âlâ âlihi ve eshabi-hi acmaîn.
Sonraki Sayfa

|