36. Ve bir mümin ve bir mümine için sahîh değildir ki, Allah ve Resul bir işe hükmettiği vakit onlar için kendi işlerinden dolayı -o ilâhî hükme karşı- bir seçme hakkı olsun. Ve her kim Allah'a ve Peygamberine isyan ederse artık apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur.

36.     Bu mübarek âyetler, Allah Teâlâ'nın ve Yüce Peygamber'in emr ve hükmüne muhalefetin caiz olmadığını bildiriyor ve Resûl-i Ekrem'in Hz. Zeynep ile evlenmesindeki hikmete ve cahiliye zamanına âit bir adetin ibtal edilmiş olduğuna işareti kapsamaktadır. Şöyle ki: (ve bir mümin bir mümine için sahih değildir ki,) uygun ve doğru olmaz ki, (Allah ve Resûl'ü bir işe hükmettiği vakit) bir muamelenin yapılmasını takdir ve emr buyurduğu zaman (onlar için kendi işlerinden dolayı) o ilâhi hükme, o peygamber emrine karşı aykırı (bir seçme hakkı olsun) bu asla caiz olamaz. Onlar için bir vecibedir ki, Cenab-ı Hak ve onun Resulü neyi tercih etmiş olurlarsa ona rıza ile tâbi olsunlar, ona muhalif reyde bulunmasınlar, (ve her kim Allah'a ve Peygamberlerine isyan ederse) hangi bir hususta muhalefet göstererek kendi görüşüne göre harekette bulunmak isterse (artık apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur.) pek açık bir hataya, bir günaha düşmüş bulunur. Binaenaleyh her müslüman için gereklidir ki, Allah Teâlâ'nın ve Resûl-i Ekrem'inin emir ve buyruğuna tam bir ihlas ile uysun. İsterse o emir ve buyruk görünürde bir meşakkati, bir kalbi isteklere aykırılığı gerektirsin. Çünkü, haddizatında menfaat ve selâmetin kendisi o emr ve buyruğa uymaya bağlıdır.

§ Bu âyeti kerime, Hz. Zeynep Binti Cahş hakkında nazil olmuştur. Bu Zeynep Radiallahuanha Resûl-i Ekrem'in halası Ümeyme Binti Abdulmuttâlib'in kızı idi. Peygamber Efendimiz, bunu kendisine oğulluk edinmiş olduğu azatlısı Zeyd ibni Harise ile evlendirmek istemişti. Hz. Zeynep ise, yüksek bir tabiata sahip, Hz. Peygamber'in ailesine mensup olduğu için azatlısı bir köle ile evlendirilmesini garip görmüş "Ya Resûlullahl. Halanızın kızını kölenize mi lâyık görüyorsun.." demişti. Bunun üzerine bu âyeti kerime nazil olmuş. Resûlullah'ın emrine muhalefetin caiz olmadığını bildirmiş oldu. Hz. Zeynep de evlenme işini Peygamber Efendimize bıraktı, onun emrine uyarak Zeyd ile evlenmeyi kabul etti. Allah onlardan razı olsun!.

 

 

 

37.   Ve hatırla o zaman ki: 0 kendisine Allah'ın nimet verdiği ve senin de kendisine ihsan ettiğin kimseye "eşini kendin için tut ve Allah'tan kork" diye diyordun ve kendi içerinde Allah'ın açığa çıkaracağı sesi gizliyordun ve insanlardan korkuyordun. Halbuki, korkmaya en fazla lâyık olan Allah'tır. Sonra Zeyd, o kadından alâkasını sona erdirince onu seninle evlendirdik. Tâki: Oğulluklarının alâkalarını eşlerinden kestikleri zaman o eşlerde müminler üzerine bir darlık -bir günâh- olmasın ve Allah'ın emri yerine getirilmiş oldu.

37. (Ve) Ey Yüce Resul!, (hatırla o zaman ki, o kendisine Allah'ın nimet verdiği) kendisini Islâmiyete nail ve Hz. Peygamber'in huzurunda bulunarak güzelce bir terbiyeye muvaffak buyurduğu (ve senin de kendisine ihsan ettiğin) kendisini azat ederek oğulluk edindiğin (kimseye) Zeyd Bini Hârise'ye hitaben (eşini) Zeynep Radiallâhu Anha'yı (kendin için tut) nikahın altından ayırma (ve Allah'tan kork) eşlik hukukuna riâyet et. Onu boşuna (diyordun.) öyle bir tavsiyede bulunuyordun. (Ve kendi içerinde Allah'ın açığa çıkaracağı şeyi gizliyordun) Zeyd'in, eşi Zeyneb'i boşayacağını ve (senin) temiz eşlerine katılacağını bir ilâhi ilham biliyordun (ve insanlardan korkuyordun) bu ilâhi ilhamı insanlara bildirdiğin takdirde dedikoduda bulunacaklarını, hakkında suizan edeceklerini düşünüyordun, (halbuki, korkmaya en ziyâde lâyık olan Allah'tır) asıl Allah'tan korkmalıdır, ilâhi emre aykırı bir sözde, bir harekette bulunmamalıdır. Binaenaleyh ilâhi emir ve takdire dayanmış olan birşeyi insanlara haber vermekten korkmaya mahal yoktur, (sonra Zeyd o kadından) Hz. Zeynep'ten (alâkasını sona erdirince) onu boşayıp iddeti bitince, aralarında evlilik münasebeti kalmayınca (onu seninle evlendirdik) yani: Onu nikâhı altına almak için sana emrettik veya onu bir akt vasıtasiyle olmaksızın senin eşin kıldık, onu öyle güzel bir şerefe nail buyurduk (tâki, oğulluklarının alâkalarını eşlerinden kestikleri zaman) o eşler ile evlenmek hususunda (o eşlerde müminler üzerine birer darlık) bir günah, bir mes'uliyet  (olmasın) Yüce Peygamber bu hususta da bir uyulacak örnek bulunsun. Çünkü cahiliyet zamanında bir kimse kendi üvey annesiyle bile evlendiği halde azatlısı

olan bir kölesinin vefatından veya boşamasından sonra eşiyle evlenemezdi. Bunu caiz görmüyorlardı. İşte bu cahlliyyet âdeti de bu ilâhi emir ile ortadan kaldırılmış bulundu, (ve Allah'ın emri yerine getirilmiş oldu) Zeynep Radiallâhu Anha'nın nikahı işi hakkındaki ilâhî takdir yerine gelmiş oldu. Evvela: Zeyd ile evlendirilmesi, sonra da Resûlullah'ın eşlerinden olmak şerefine nail bulunması: bütün ilâhi takdirlerin birer tecellisinden başka değildir. "Zeyd Bin Haris'e Radiallâhu Anh, Zeynep Radiallâhu Anh'a ile evlenmişti. Fakat Hz. Zeyneb'in yüksek bir aileye mensup ve kendisine karşı büyüklük gösterir bir vaziyette bulunduğunu takdir ederek onu daha sonra boşamıştı. Resûl-i Ekrem'in Zeynep Hazretlerine kalben bir meyil göstermiş olduğu iddia edilemez. Resûl-i Ekrem'in ahlakı, yüce yaratılışı buna mânidir. Öyle bir meyli bulunsa idi, onu daha evvel nikahı altına alabilirdi. Ancak o mübarek annemiz, vaktiyle Resûl-i Ekrem'in emrine itaat etmiş, sonra boşanarak üzüntülü kalmış ve Hz. Peygamber'in halası kızı bulunmuş olduğu için Yüce Peygamber Efendimiz onun hakkında bir iltifat ve bir teselli olmak üzere onu da mübarek eşleri arasında katmıştır. Hz. Aişe buyurmuştur ki: Diyanetçe Zeyneb'ten hayırlı kadın yoktur. Takva sahibi ve doğru sözlü idi. Sılai rahme riayetkar ve sadakası çok idi. Hz. Peygamberin hicretinin yirminci senesinde vefat etmiştir. Allah onlardan razı olsun.

 

 

 

38. Allah'ın kendisi için mukadder kıldığı bir şeyde Peygamber üzerine bir güçlük yoktur. Evvelce gelip geçmiş olanların haklarındaki ilâhî sünnet gibi ve Allah'ın emri yerine getirilmiş bir kader bulunmaktadır.

38.    Bu mübarek âyetler de Yüce Peygamberimiz için Allah tarafından takdir edilmiş olan hangi birşeyden dolayı bir meşakkat, bir sorumluluk olmadığını bildiriyor. Bu gibi mukadderatın peygamberlik vazifesini ifa eden ve Cenab-ı Hak'tan başka hiçbir kimseden korkmayan diğer Yüce Peygamberler hakkında da cari olmuş olduğunu haber veriyor. Ve Hz. Muhammed'in erkeklerden hiçbir kimsenin babası olmadığını, Bilen ve Yaratan Allah'ın bir resulü ve peygamberlerin sonuncusu olduğunu beyân ile şanını yüceltmektedir. Şöyle ki: (Allah'ın kendisi için takdir ettiği) Nasip ve kısmet buyurduğu (bir şeyde) meselâ: Nikah meselesinde (peygamber üzerine bir güçlük yoktur.) bu, meşrudur, mukadderdir, bundan dolayı ümmetin fertleri hakkında bir güçlük olmadığı halde neden bir Yüce Peygamber hakkında bir güçlük bulunsun. Bu hal (evvelce gelip geçmiş olanların) evvelki Peygamberlerin (hakkında ilâhi sünnet gibi) dir. Onlar da kendileri için mubah olan şeyleri yapmışlardı. Mesela: Birden fazla eşlere sahip bulunmuşlardı. Bu cümleden olarak Davut Aleyhisselâm'ın yüz eşi ve üçyüz cariyesi, Süleyman Aleyhisselâm'ın da üçyüz eşi ve yediyüz de cariyesi var imiş. Artık Son Peygamber Hazretlerine öyle sınırlı birkaç eş neden çok görülsün?. Onlar eşleri hakkında her bakımdan adaleti, eşitliği uygulamaya kadir ve onların varlıkları eşleri için ebedî saadete sebep bulunmuştur, (ve Allah'ın emri yerine getirilmiş bir kader bulunmaktadır.) İşte Resûl-i Ekrem'in Hz. Zeynep ile evlenmesi de mukadder olduğundan o evlilik gerçekleşmekle bu kader, bu ilâhi hüküm gerçekleşmiştir.

 

 

 

39.  Onlar ki, Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler ve ondan korkarlar ve Allah'tan başka bir kimseden korkmazlar ve hesap görücü olmaya da Allah kâfidir.

39.   (Onlar ki,) 0 haklarında ilâhi sünnet uygulanmış olan Peygamberler ki (Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler) di. Ümmetlerine gerek nikâha ve gerek diğer şeylere ilâhi hükümleri bildirirlerdi, (ve ondan) 0 Yüce Yaratıcıdan (korkarlar) di. Peygamberlik görevini ifa hususunda kimseden sıkılmazlardı, (ve Allah'tan başka bir kimseden korkmazlar) di. Artık peygamberlerin en üstünü olan Hz. Muhammed de elbette ki, yalnız, Allah Teâlâ'dan korkar, insanların dedikodusuna iltifatta bulunmaz (ve hisap görücü olmaya da Allah kâfidir.) o hikmet sahibi mâbud, kullarının amellerini tesbit eder ve onları muhasebeye tâbi tutar. Binaenaleyh lâyık olan odur ki, yalnız o Yüce Yaratıcıdan korkulsun, onun rızasına aykırı hareketlerden kaçınılsın.

 

 

 

40.    Muhammed -Aleyhisselâm- sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir ve lâkin Allah'ın Resulüdür ve Peygamberlerin sonuncusudur ve Allah herşeyi tamamen bilendir.

40. Ey insanlar!. Biliniz ki: (Muhammed) Aleyhisselâm, soy itibariyle (sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir) binaenaleyh Zeyd Bin Harise'nin de babası değildir. Onu      vaktiyle oğulluk edinmekle o,  hakikaten  Hz.  Peygamber'in oğlu olmuş değildir ki, onun  boşanmış eşiyle evlenmesi, caiz olmasın.  Böyle birşey ile bir hürmeti

musahere sabit olmaz, (velâkin) Hz. Muhammed (Allah'ın Resulüdür) bu sebeple ümmeti hakkında babalarından daha önce gelir, daha şefkatlidir ve daha iyilik ister, onların ebedî hayatlarına sebebtir. (ve) O Yüce Resul (Peygamberlerin sonuncusudur) artık onunla risâlet ve peygamberlik zinciri sona ermiştir, başka bir Peygamber daha gelmeyecektir, onun peygamberliği bütün insanlığı kıyamete kadar kapsar Hz. Isa Peygamberimizden evvel Beni İsrail'e gönderilmiş bir Peygamber idi. Daha sonra kıyamete yakın dünyaya inmesi, yani bir peygamberlik vazifesine sahip olarak değildir, o da Son Peygamber Efendimizin seri ât i yi e amelde bulunacaktır. Onun kıblesine yönelerek namaz kılacaktır, (ve Allah herşeyi tamamen bilendir) Binaenaleyh hikmet ve faydaya en lâyık olan şeyleri de hakkiyle bilir ve Hz. Muhammed'in Son Peygamber olması da o hikmet sahibi Yaratıcının ilm ve hikmeti gereği bulunmuştur. "Resûl-i Ekrem Efendimizin Hz. Hatice'den Kasım, Tayyib ve Tahir adında üç oğlu dünyaya gelmiş ve daha bulûğ çağına ermeden vefat etmişlerdir ve Maniye adındaki eşinden de İbrahim adındaki oğlu dünyaya gelmiş, daha süt emer çocuk iken vefat etmiştir. Ve Hz. Hatice'den dört kızı da dünyaya gelmiştir ki: Zeynep, Rukiyye, Ümmügülsüm ve Fatimetüzzehra adında bulunuyorlardı. Bunlardan üçü, Resûlüllah hayatta iken vefat etmişlerdir. Hz. Fatime de Peygamber Efendimizin irtihalinden altı ay sonra vefat etmiştir. Allah Teâlâ cümlesinden razı olsun. "Zeyd Bin Harise" Ebu Üsametülkelbi, Peygamber Efendimizin pek sevgili bir kölesi idi. Annesi mensup olduğu "Mein" kabilesini ziyarete giderken yanında bulunan bu çocuk esir tutulup Mekke-i Mükerreme'ye     götürülmüş, orada satılığa çıkarılmış, Hekim Bin Hizam tarafından satın alınarak teyzesi Hz. Hatice'ye bağışlanmış, Hz. Hatice radiallahu Anha da onu

Resûl-i    Ekrem'e hibe etmişti. Peygamber Efendimiz de henüz sekiz yaşında bulunan Zeyd'i azat edip oğulluğuna kabul buyurmuş, çok sevgilisi bulunmuştu,  

tâ •       Onları babalarına nisbet ederek çağırın...) ayeti kerimesinin nüzulüne kadar ona "Zeyd Bin Muhammed'e" denilirdi. Zeyd'in babası Harise, oğlunun bu

gaybolmasından dolayı çok üzülmüş bulunuyordu. Daha sonra Kelb oğullarından bazı kimseler Hac mevsiminde Zeyd'i görmüşler, gidip babaskına haber vermişlerdi. Babası ile amcası Keab Mekke-i Mükerreme'ye gelmişler, fidye mukabilinde Zeyd'i Resûl-i Ekrem'den almak istemişlerdi. Peygamber Efendimiz de Zeyd'i serbest bıraktı, Zeyd'de Hz. Peygamber'i ana babasına tercih ederek peygamberin yanından ayrılmak istemedi. Resûl-i Ekrem de onu kendisine oğul edindi. Bundan memnun olan babası ve amcası geri dönüp gittiler. Zeyd Radiallahu Anh, ilk İslâmiyet'i kabul edenlerin üçüncüsü veya dördüncüsüdür. Hz. Hatice ile Ebubekirissıddık ve Aliyülmurteza'dan sonra İslâm şerefine nail olmuştur. Bedr savaşında hazır olup galibiyyet müjdesini Medine-i Münevvere've getirmişti. Hicretin sekizinci senesi Rum'lara karşı Şam'a gönderilen birliğe komutan olarak tayin edilmiş, mü'tede vuk'u bulan bir çarpışmada şehit düşmüştür. Kendisinden sonra, kumandanlığı üstlenen Cafer Ibni Ebi Talip Hazretleri de bu muharebede şehit olmuştur. Allah Tealâ ikisinden de razı olsun.

Resûl-i Ekrem, Sallallâhü Aleyhi Vesellem Hazretleri bu iki muhterem mücahitin şehitlik haberini alınca çok üzülmüş olmuş ve ağlamıştır. Bu Zeyd Radiallahu Anh'dan başka hiçbir sehâbinin ismi Kur'an-ı Kerim'de zikredilmiş değildir. Kendisinden ve oğlu Üsame'den bir hayli hadisi şerif naklolunmuştur. Ne büyük muvaffakiyettir.

 

 

 

41. Ey imân etmiş olanlar!. Allah'ı çoka zikr ile zikr ediniz.

41.   Bu mübarek âyetler de müminlerin Hak Teâlâ Hazretlerini zikr ve teşbih ile mükellef olduklarını bildiriyor. Ve o Yüce Mâbud'un ve Melâike-i Kiram'ın müminler hakkındaki merhamet ve şefkatlerini beyân buyuruyor ve o müminleri haklarında hazırlamış pek yüce mükâfat ile müjdelemektedir. Şöyle ki: (Ey imân etmiş olanlar!.) Ey Allah'ın birliğini, Hz. Muhammed'in Peygamberliğini tasdik etmek şerefine nail bulunanlar!. (Allah'ı çokça zikr ile zikr ediniz) 0 Yüce Mâbud'u daima techide, takdise, temcide devam eyleyiniz, gafilce bir halde yaşamayınız.

 

 

 

 

42.  Ve O'na sabah ve akşam teşbihle bulunun.

42.     (Ve O'na) 0 Kerem Sahibi Yaratıcıya (sabah ve akşam) öyle faziletli vakitlerde vesâir zamanlarda (teşbihte bulunur) onun ilâhi zâtını lâyık olmayan şeylerden tenzihe

devam eyleyiniz. O mukaddes mabudunuzun hakkınızdaki nimetlerine karşı şükran vazifesini ifaya çalışınız,

AllahJ  noksan  sıfatlardan  yücedir,  hamd  Allah'a

mahsustur, Allah'tan başka ilâh yoktur. Allah en büyüktür, güç ve kuvvet ancak Allah'tandır.) denilmesi en güzel bir teşbih ve takdisten ibarettir.

 

 

 

43. 0 -Yüce Yaratıcı- dir ki, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size merhamet buyurur, melekleri de. Ve müminler için pek merhametli bulunmaktadır.

43.     Evet.. 0 Yüce Mâbud'u zikre, teşbihe devam ediniz. Çünki (0) Yüce yaratıcı (dir ki) Ey müminleri, (sizi karanlıklardan) Küfrden ve günahlardan (nura) îmana ve ibadet ve itaate (çıkarmak için size merhamet buyurur) sizi imân ve itaat dairesinde yaşatir (melekleri de) hakkınızda istiğfarda bulunurlar. Onların da böyle mağfiret talebinde bulunmaları, müminler hakkında bir merhametten, bir şefkatten başka değildir, (ve) O Yüce Mâbud bütün (müminler için) dünyada da ve ahirette de (pek merhametli bulunmaktadır) bunun içindir ki, müminleri, dünyada hallerinin iyiliğini, sânlarının yücelmesini temin edecek şeyler ile mükellef kılmış, onları zikr ve fikne, ibadet ve itaate teşvik buyurmuştur. Melekleri de onların haklarında duahan bulundurmuştur.

 

 

 

44.  Ona kavuşacakları gün duaları, selâmdır ve onlar için pek şerefli bir mükâfat hazırlamıştır.

44.   O Şanı Yüce Yaratıcının, müminler hakkında daha bu dünyadalarken öyle ilâhi merhametinin tecelli etmiş olduğu gibi (O'na kavuşacakları gün) de, ahiret âleminde de cennetlere dahil, Allah'ı görmeye nail olacakları vakit de (duaları) o müminler hakkında Cenab-ı Hak'kın veya meleklerin sağlık, selâmet, saadet dilemesi de (selâmdır) onların her türlü korkudan, afetten, emin, selâmete nail olduklarını kendilerine müjdedir, (ve) Allah Teâlâ Hazretleri (onlar için) o müminler hakkında sırf ikram ve iltifat için öyle selâmet ve saadete kavuşmakla beraber (pek şerefli bir mükâfat) da (hazırlamıştır.) 0 da ebediyyen cennetlerde kalmalarıdır, Allah'ı görmeye mazhar olarak ebedî bir ruhani zevke nail olmalarıdır. Cenab-ı Hak cümlemize nasip buyursun. Amin.

 

 

 

45.  Ey Peygamber!. Şüphe yok ki, biz seni bir şahit ve bir müjdeci ve bir korkutucu olarak göndermişizdir.

45.  Bu mübarek âyetler, Resûl-i Ekrem'in ne gibi güzel vasıflar ile vasıflanmış ve ne gibi bir nurâniyete sahip bulunmuş olduğunu bildiriyor. Müminleri büyük bir ilâhi lütfa mazhar olmakla müjdeliyor. Ve Yüce Peygamberin Hak'ka tevekkül ile mükellef ve ilâhi korumaya nail olup îmansız kimselere iltifat etmekten uzak bulunduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ey Peygamber!.) Ey Son Peygamber!, (şüphe yok ki, biz seni) diğer halkımıza (bir şahit) onların hallerine, tasdikte mi, yalanlamadamı bulunduklarına, kurtuluşa mı, sapıklığa mı müstait olduklarına şahit olmak üzere gönderdik (ve) seni (bir müjdeci) imân edenleri cennetle müjdelemeye (ve bir korkutucu) dinsizleri de cehennem ateşiyle korkutmaya memun ('olarak göndermişizdir.) sen böyle bir risalet vazifesine sahip bulunmaktasın.

 

 

 

46.  Ve Allah'a izni ile bir davet edici ve aydınlatıcı bir kandil olarak -gönderdik-.

46. (Ve) Ey en üstün peygamberi!. Seni (Allah'a) Cenab-ı Hak'kı birlemeleri ve ona itaat etmeleri için o Yüce Mabûd'un (izniyle) onun gösterdiği kolaylık ve muvaffakiyet ile (bir davet edici) olmak üzere gönderdik, seni öyle yüce bir vazife ile görevli kıldık (ve) ey hidâyet rehberi olan Yüce Peygamber!. Seni (nurlandırıcı) cehalet karanlıklarını gidererek etrafa hidâyet nurları yayıcı (bir kandil olarak) gönderdik. Sen, insanlık muhitini, manevî nurlar ile aydınlatan, sahip olduğun ilâhi nurlar ile insanları diyanet ve hidâyet yoluna sevk eden pek parlak bir kandil hükmünde bulunmaktasın. Kabiliyetli olan kimseler, senin yaydığın nurlardan iktibasa, onunla selâmet sahasına kavuşmaya muvaffak olurlar.

"0 Envâr-ı Muhammed'dir, furuği ruyi Ahmed'dir"

"Ziyası çarha mümteddir, zehi nur muallâdır"

"Vahbî

 

 

 

47. Ve müminleri müjdele, muhakkak ki, onlar için elbette Allah tarafından pek büyük ihsan vardır.

47.    (Ve) Ey hidayet  rehberi  olan  Yüce  Resul!,  (müminlere  müjdele) Senin  yaydığın  nurlar  ile vicdanlarını  aydınlat,  hidayet yolunu  takibeden  ehli  imâna  müjde yer (muhakkak    ki, onlar için elbette Allah tarafından pek büyük bir ihsan vardır.) Onların şerefleri Allah katında pek âlidir veya onlara güzel amellerinden dolayı bir ilâhi

lütuf     olarak kat kat sevaplar verilecektir. "Rivayete göre Peygamberimizi mağfirete kavuşmakla müjdeleyen      Allar senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, diye... Fetih/2) âyeti kerimesi nazil olunca Eshab-ı Kiram demişler ki: Yâresûllahl. Senin hakkında Cenab-ı Hak'kın ne Müminleri müjdele...) âyeti kerimesi nazil olmuş, bütü

yapacağını       bilmiş olduk, ya bizim hakkımızda ne yapacaktır? Bunun üzerine bu (

müminler ilâhi lütfa nailiyetle müjdelenmişlerdir. -Tefsiri merağı-

 

 

 

48. Ve kâfirlere ve münafıklara itaat etme ve onların ezalarını bırak ve Allah'a tevekülde bulun ve Allah -seni- koruyucu olmaya kâfidir.

48.   (Ve) Ey Mahlukatın en faziletlisi!. Sen (kâfirlere ve münafıklara itaat etme) onlara memur olduğun ahkamı tebliğ et, kendilerine asla dostluk gösterme, senin aleyhindeki sözlerinden dolayı endişede bulunarak onlara karşı peygamberlik vazifeni ifâdan geri durma, (ve onların ezalarını bırak) Onların eziyetlerine aldırma, meselâ: Hz. Zeynep ile evlenmenden dolayı öyle cahil, beyinsiz kimselerin dedikodularına ehemmiyet verme, sabr et, Cenab-ı Hak onların eziyetlerini senden uzaklaştıracaktır. Çünki sen hak için çalışmaktasın, bütün insanlık hakkında hayır dilersin (Allah'a tevekkülde bulun) Her hususta Cenab-ı Hak'ka itimattan, teslimiyetten ayrılma (ve Allah) seni (Koruyucu olmaya kâfidir) o Kerem Sahibi Yaratıcı, bütün işlerinde seni muvaffak kılar, düşmanlarından korur, senin yaydığın İslâm dinî, bütün ufuklara yayılır. 0 Yüce Yaratıcı, seni bir mukaddes kuvvet ile güçlendirmiş bulundurmaktadır. Ne büyük bir ilâhi iltifat!.

 

 

 

49.   Ey imân etmiş olanlar!. İmân sahibi olan kadınları nikâh ettiğiniz, sonra da onları daha kendilerine temas etmeden evvel boşadığınız vakit, artık sizin için onların üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. 0 halde onları fâidelendiriniz ve onları güzelce bir şekilde salıveriniz.

49. Bu mübarek âyet, müminlerin aile hayatına ait mühim bir vazifelerini bildirmektdir, onların boşanması takdirine, nasıl insana yakışır bir tarzda hareket edeceklerini beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ey imân etmiş olanlar!) Ey İslâm erleri!, (imân sahibi olan kadınları nikâh ettiğiniz) zaman (sonra da onları daha kendilerine temas etmeden) onlar ile cinsel ilişkide ve cinsel ilişki hükmünde olan bir halveti sahihada bulunmadan (boşadığınız vakit) hemen nikâh bağı yok olmuş olur. (artık sizin için onların) 0 boşadığınız eşlerinizin (üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur.) 0 boşanmış kadınlara bir iddet gerekmez, evlilik bağı, kalmamış olacağından başkalarıyle evlenebilirler. (0 halde onları fâidelendiriniz) Eğer kendilerine bir mehr tâyin edimiş ise o mehr'in yarısını hak etmiş olurlar, o miktarı onlara veriniz ve eğer mehr adına birşey tâyin edilmemiş ise "müt'a" adıyla onlara bir miktar mal vermek lâzım gelir, (ve onları) 0 boşadığınız kadınları (güzelce birşekilde salıveriniz) onları bir müddet hanenizde habsetmeyin, bir iddet beklemeye mecbur kılmayın, kendilerine bir zarar vermeyin, ahlâki olmayan bir muamelede bulunmayın. Ehi-i Kitap ile nikâh ve boşanma hakkında da bu hükm câridir. Müminelerin tahsisen zikredilmesi, müminlerin, mümineler ile evlenmeyi tercih etmelerine işaret içindir.

§ Halveti sahihe; Koca

arının bir hanede, bir odada veya kapış

§ Iddeti Nikah; Vefat veya ayrıldıktan sonra geriye kalar nikâh izlerinin son bulması için şer'ân muayyen olan bir müddettir ki, bu müddet nihayet bulmadıkça karı başkasiyle evlenemez. Bazı hususlarda koca için beklemek lâzim gelir, başkasiyle evlenemez. Meselâ dört karısı olan bir erkek, bunlardan birini boşasa bu kadının iddeti bitmedikçe başka bir kadınla evlenemez ve boşadığı kadın iddeti bitmedikçe onun kız kardeşiyle evlenemez. Boşanmış bir kadın, hayz görmüyorsa, boşandığı günden itibaren doksan gün bekler, hayz görüyorsa üç hayz görmekle iddeti sona erer. Cebe bir kadında çocuğunu doğurmakla iddetten kurtulur. Kocası ölüp gebe olmayan bir kadın da yüz otuz gün iddet bekler. Bu müddet bitmedikçe başkasiyle evlenemez. Mihr ve müt'a için 30'uncu âyeti kerimenin izahına müracaat!.

 

 

 

50. Ey Peygamber!. Şüphe yok ki, biz sana helâl kıldık, mehrlerini verdiğin eşlerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdiğinden elinin altında bulunan cariyeleri ve seninle beraber hicret etmiş bir amıcan kızlarını ve halan kızlarını ve dayın kızlarını ve teyzen kızlarını ve bir de imân etmiş bir kadın eğer nefsini Peygambere bağışlarsa Peygamber de onu nikâhı altına almak isterse o da diğer müminlere değil -Ey Peygamber- sana mahsus olmak üzere helâl kılınmıştır. Onların -diğer müminlerin- üzerine eşleri ve sağ ellerinin mâlik olduğu -cariyeleri- hakkında ne farzetmiş olduğumuzu elbette bilmişizdir. Sana bu böyle bir aile teşkilini helâl kıldık tâki senin üzerine bir darlık olmasın. Ve Allah yariığayıcı, bağışlayıcı bulunuyor.

50.   Bu mübarek âyet de Resûl-i Ekrem Hazretlerine hangi kadınlar ile evlenmenm helâl ve hangi kadınların o Yüce Peygamber'e mahsus olduğunu bildiriyor. Ve diğer ehli imân hakkında da hangi kadınlar ile nikâhın, yaklaşmanın, helâl bulunduğunu ve gafur ve rahim olan Cenab-ı Hak'kın bu hususta Resûl-i Ekrem'ine kolaylık göstermiş olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ey Peygamberi.) Ey peygamberlerin en üstünü (şüphe yok ki,) Bir ilâhi lütuf olmak üzere (biz sana helâl kıldık) dinen meşru bulundurduk (mehr'lerini verdiğin eşlerini) onlar ile aranızda evlilik bağı meydana gelmiştir. Nikâh aktedilirken belirtilen mehr, ya hemen verilir veya bir sure ile kayıtlı bulunur. Her iki takdirde de nikâhın sıhhati bakımından mehr verilmiş sayılır, cinsel yaklaşma helâl olur. (ve) Ey Resûl-i Ekrem!. (Allah'ın sana ganimet olarak verdiğinden) cihat neticesinde din düşmanlarından esir olman arasındaki kadınlardan (elin altında olan cariyeleri) de sana helâl kılmıştır. İşte Hz. Safiyye, Cüveyre, Reyhâne, ve Mariye adındaki cariyelerini de Resûl-i Ekrem azat ederek nikâhı altına almak şerefine nail buyurmuştu, (ve) Yine Resûl-i Ekrem'e hitaben buyuruluyor ki: (seninle beraber hicret etmiş olan amucan kızlarını ve halan kızlarını ve dayın kızlarını ve teyzen kızlarını da) Cenab-ı Hak sana helâl kılmıştır, bunlardan dilediğini nikâhın altına alabilirsin. Elverir ki, hicrette bulunmuş olsunlar. Resûl-i Ekrem, amucası kızı Ümmühaniyi nikâhı altına alamamıştı. Çünki o hicrette bulunmamıştı. Ibni Adil diyor ki: Daha sonra nikâhın helâl olması için bu hicret şartı kaldırılmıştır. "Essirac-ül-Münir" (ve bir de imân etmiş bir kadın, eğer nefsini Peygamber'e) mehirsiz (bağışlarsa, Peygamber de onu nikâhı altına almak isterse o da diğer müminlere değil) Ey kadri Yüce Peygamber (sana mahsus olmak üzere) helâl kılınmıştır. Başka müminler için mehirsiz bir kadınla evlenmek helâl değildir. Bir kadın nefsini, bir erkeğe mehirsiz eş olmak üzere hibe edecek olsa o kimse de kabul etse o kadın için mehri misi lâzım gelir. Şu kadar var ki, bir kadın nikâhdan sonra, isterse mihrini kocasına bağışlayabilir, (onların) Diğer müminlerin (üzerine eşleri ve sağ ellerinin sahip olduğu) cariyeleri (hakkında ne farzetmiş olduğumuz elbette bilmişizdir.) yani: Onların haklarındaki nikâhların doğru olması için riâyet edilmesi lâzım gelen şartlar ve diğer haklar ve hangi kadılar ile evlenmelerinin helal olup olmadığı Allah katında bilinmektedir, bu hususta hikmet ve menfaatin gereği ne ise o meşru bulunmuştur. Binaenaleyh bu husustaki ilâhi hükümlere riâyet edilmesi ehli imân için bir görevdir. Ve ey Yüce Peygamber!. Sana bildirilen kadınlar ile evlenmeni sana helâl kılmış olduk, (tâki, senin üzerine bir darlık olmasın) taki, bir geniş hayat tarzına nail, gönlü rahat olarak yaşayasın, peygamberlik vazifeni güzelce ve kolaylıkla ifâya muvaffak olasın, (ve Allah yariıgayıcı) dir. Kullarının birnice kusurlarını af eder ve örter ve o Hikmet Sahibi Yaratıcı (bağışlayıcı bulunuyor.) kulları hakkında merhameti pek ziyâdedir. Onun içindir ki, haklarında hikmet ve menfaate muvafık, içtimai hayatı güzelce tanzime vesile olan hükümleri beyân buyurmaktadır.

 

 

 

51.    Onlardan dilediğini geri bırakırsın ve dilediğini kendi yanına alabilirsin. Çeri bıraktığından da kimi istersen yanına alabilirsin, -bunda- sana bir günâh yoktur, -böyle senin reyine bırakılması-gözlerinin aydın olmasına ve üzgün olmamalarına ve kendilerine verdiğinden razı olmalarına en yakın olandır. Ve Allah, kalplerinizde olanı bilir. Ve Allah bilen, hilim sahibi bulunmaktadır.

51.  Bu mübarek âyetler de Resûl-i Ekrem'in muhterem eşleri hakkında memnuniyetlerini, hoşnutluklarını sağlayacak şekilde muamele yapacağını ve başka kadınlar ile ne kadar güzel olsalar da artık evlenemiyeceğini, yalnız câriye edinmesinin müstesna olduğunu ve Allah Teâlâ'nın herşey hakkında koruyucu ve bilici bulunduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Allah'ın sevgilisi!. (Onlardan dilediğini geri bırakırsın) Eşlerinden hangi biriyle beraber yatmayı, geceleri bir arada bulunmayı terkedebilirsin (ve dilediğini kendi yanına alabilirsin) onu mutluluk katında bulundurarak geceleri onunla beraber bulunabilirsin. Bu senin reyine bırakılmıştır, onları eşitlik onunla beraber bulunabilirsin. Bu senin reyine bırakılmıştır, onları eşitlik üzere yanında bulundurmaya mecbur değilsin. Bu, senin tensibine brakılmıştır. Bununla beraber bir müddet (geri bıraktığından) talakı rec'i ile boşamış olduğun eşlerinden (de kimi ister isen) tekrar nikahın altında bulunmasını arzu eylersen (yanına alabilirsin) rüc'atte bulunarak onu tekrar eşlik şerefine kavuşturabilirsin. Eşlerin haklarında böyle bir muamelede bulunacağından dolayı (sana bir günâh yoktur) bundan mes'ul olmazsın, bu sana Allah tarafından hikmet gereği verilen bir selâhiyettir. Bu muamelenin böyle senin görüşüne bırakılması, sana tefviz edilmesi, eşlerinin (gözlerinin aydın olmasına ve mahzun olmamalarına ve kendilerine verdiğinden razı olmalarına en yakın olandır) çünkü bu takdirde hepsine karşı aynı selâhiyete sahip bulunmuş olursun. Artık aralarında kasme riâyet eden, eşitliği her bakımdan temine çalışır isen bunu senin bir lütfün bilerek kalben memnun, hoşnut olurlar ve eğer bazısını bazısı üzerine tercih edecek olursan bunu da hikmet gereği bir ilâhi hükme, bir ilâhi müsaadeye dayanmış ve takdir edilmiş olduğunu anlayarak kalben, razı, mutmain bulunurlar, (ve Allah ezeli ve ebedî olarak bilendir), herşeyi tamamen bilir ve o Yüce yaratıcı (hâlim bulunmaktadır.) isyankar olanların cezalarını hemen vermez kendilerine bir müddet verir, tâki hâllerini islâha çalışsınlar, ebedî nimetlere nail olsunlar.

 

 

 

52.    Bundan sonra sana -başka- kadınlar helâl olmaz ve bunları başka eşler ile değiştirmek de helâl olmaz, isterse, güzellikleri pek hoşuna gidecek olsun. Ancak sağ elinin sahip olduğu müstesna. Ve Allah herşey üzerine nazır olmuştur.

52.       Ve ey Resûl-i Ekrem!. (Bundan sonra) Böyle nikâhı altında dokuz eşin bulunduğunu müteakip (sana) başka (kadınlar helâl olmaz) artık başka bir kadınla daha evlenemezsin. (ve bunları) Şimdi nikahın altında bulunan eşlerini (başka eşler ile değiştirmek de) sana helâl olmaz. Bunlardan hangi birini boşayıp da yerine başkasını alamazsın, bunları boşamaya müsaade yoktur. (İsterse) 0 başka almak istediğin kadınlarm (güzelikleri hoşuna gidecek olsun) onlar pek güzel olsunlar, büyük bir soy ve sopa sahip bulunsunlar. Herhalde onlar ile artık evlenemezsin, bu caiz değildir, (ancak sağ elinin sahip olduğu müstesna) yani: Ancak sahip olduğun cariyeleri saadet katında tutabilirsin, onlar üzerinde sahipliğin geçerli olur. Nitekim Kostantaniye Rum İmparatorunun İskenderiye'de emiri bulunan Mukevkıs, hicretin sekizinici senesi Ma r i ye adındaki cariyesini ve "Siyrin" adındaki hemşiresini hediye olarak Resûl-i Ekrem'e göndermişti. "Ma r i ye Hazretleri İslâm şerefine nail olup Resûl-i Ekrem'in cariyesi bulunmuş ve Peygamberimizin İbrahim adındaki mübarek oğlunu doğurmuştur. Hz. İbrahim daha süt emer bir yaşında iken vefat etmiştir, Hz. Mâriye de hicretin onaltıncı senesinde vefat edip cenaze namazını halife bulunan Ömerülfâruk Hazretleri kıldırmıştır. "siyrin" adındaki hemşire de ashab-ı kiramdan Hassan Ibni Sabit Hazretleri ile evlendirilmişti. (Ve Allah herşey üzerine gözetleyicidir) Bütün kullarını sözleri ve fiillerini bilmektedir, görmektedir. Binaenaleyh meşruiyet dâiresinden çıkmamak, ilâhi hükme razı ve riayetkar olmak icabeder. "Ibni Cerir'in rivayetine göre Resûl-i Ekrem Efendimize eşleri hakkında serbestlik verilince muhterem eşleri boşanacaklarından korkmuşlar, o eşlik şerefinden mahrum kalmamaları için Hz. Peygambere müracaat etmişler, "Ya Resûlullah!. Bizi nikahın altında tut, da bize malından, nefsinden dilediğini işle, biz razıyız, demişler, Hz. Peygamber'e olan pek ziyâde sevgi ve bağlılıklarını göstermişlerdi. Bunun üzerine bu âyeti kerime nazil olmuş, artık o muhterem annelerimizin üzerine o bağlılıklarının bir mükâfatı olmak üzere Peygamber Efendimizin başka kadınlar ile evlilikte bulunmayacağını beyan buyurulmuştur.

 

 

 

53.       Ey imân etmiş olanlar!. Peygamberin hanelerine bir yemeğe davet olunmadan girip yemek pişmesini beklemeyin. Meğer ki, size izin verilmiş olsun. Fakat -öyle-dâvet olunduğunuz vakit giriniz. Yemeği yedikten sonra lâfa dalmaksızın dağ iliniz. Çünkü o, şüphe yok ki, Peygamber'e eziyet verir, o da sizden utanır. Fakat Allah hakkı     -bildirmekten çekinmez. Ve onlardan bir lüzumlu şey soracağınız vakit de onlardan bir perde ardından -sorunuz- bu sizin kalpleriniz için ve onların kalpleri için

daha temizdir ve Allah'ın Resulüne sizin eziyet vermeniz doğru değildir ve ondan sonra zevcelerini nikâh etmeniz de ebediyyen -caiz değildir- şüphe yok ki, o, Allah katında çok büyük -bir günâh- bulunmaktadır.

53.     Bu mübarek âyetler de Resûl-i Ekrem'in hanei saadetine ne gibi ahlak kurallarına riayet edilmek suretiyle girileceğini, ve temiz eşlerden birşeyin ne şekilde sorulabileceğini ve Yüce Peygamberden sonra muhterem eşleriyle başkalarının evlilikte bulunamayacaklarını bildiriyor, bu husustaki dinî terbiye ve içtimai hikmete işaret buyuruyor. Ve Hak Teâlâ Hazretlerinin herşeyi hakkiyle bilir olduğunu beyân ile insanları uyanmaya davet buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ey imân etmiş olanlar!.) Ey Resûlullah ile görüşmek şerefine sahip bulunan müslümanlarl. (Peygamber'in hanelerine) Muhterem ailelerinin ikamet ettikleri evlere (bir yemeğe davet olunmadan girip yemek pişmesini beklemeyin) böyle bir davet ve müsaade bulunmaksızın kendi kendinize öyle bir arzuda bulunmayın (meğer ki, size izin verilmiş olsun) saadet hanesine ginmek için bir müsaade bulunsun, o zaman girebilirsiniz, (fakat) öyle (davet olunduğunuz vakit) peygamberin evine (giriniz) o devete icabetten geri durmayınız. Şu kadar var ki, (yemeği yedikten sonra lâfa dalmaksızın) birbirinizle çokça sohbette bulunmaksızın (dağdınız) gideceğiniz yerlere gidiniz, hânei saadeti işgal edip durmayınız (çünkü 0) sizin öyle fazla lâkırdılara dalıp durmanız (şüphe yok ki, Peygamber'e eziyet verir) Resûl-i Ekrem'in kalp huzuruna, yüce mesaisine engel olabilir (o da sizden utanır) çıkıp gitmenizi emredemez, hilmi keremi buna mani olur. (Fakat Allah hakkı -bildirmek-den çekinmez.) Hak'kınızda uygun olanı, içtimai terbiyeniz icâbından bulunanı size ihtar buyurur. 0 bütün mahlûkatın Yaratıcısı ve rızık vericisi olan yüce mâbud hakkında öyle bir utanma tasavvur olunamaz. 0 bütün hakikatları kullarına açıkça beyân buyurur, O'nun ilâhi rahmeti, kulları hakkında bu şekilde de tecelli etmiş bulunur. Ve ey müminleri, (onlardan) Resûl-i Ekrem'in muhterem eşlerinden (bir lüzumlu şey) hane eşyasından çanak, çömlek, elbise gibi bir mal (soracağınız) isteyeceğiz (vakit de bemen bane içerisine girmeyiniz onlardan bir perde ardından) sorunuz, isteyiniz, onlar ile sizin aranızda, bir engel, bir perde bulunsun, (bu) Sizlere teklif edilen şey, izinsiz Hz. Peygamber'in evine girilmemesi, fazla lâkırdılarda bulunulmaması, perdesiz birşeyin istenilmemesi (sizin kalpleriniz için ve onların kalpleri için daha temizdir) böyle bir hareket, daha ziyâde, ahlâk temizliği icabıdır, böyle bir muamele kalpleri şeytanın vesveselerinden uzak bulundurmuş olur. (Ve Allah'ın Resulüne eziyet vermeniz doğru değildir,) Siz o Yüce Peygamber'e her bakımdan hürmette, saygı sunmakta bulunmakla mükellefsiniz, onun bütün ümmetin fertleri hakkındaki hayır isteyiciliğine karşı teşekkür etmelidir, onun mübarek kalbini hoş edecek şekilde harekette bulunmalıdır, bunun hilâfına hareketle onun mübarek kalbini incitmek nasıl muvafık olabilir?, (ve) 0 Yüce Peygambere karşı daha hayatta iken öyle hürmet ve tazimde bulunmak lâzım olduğu gibi (ondan sonra) ahirete irtihalini müteakip veya hangi bir eşini boşadıktan sonra (eşlerini nikâh etmeniz de ebediyyen) caiz değildir. Çünkü Resûl-i Ekrem'in muhterem eşleri, manen müminlerin anneleridir, onların şerefleri pek fazladır, onlar ile evlenmeye kalkışmak, Yüce Peygamber'e karşı hürmete, bağlılığa aykırıdır, ümmetin fertleri arasında ihtilâfı, dargınlığı gerektiricidir. Binaenaleyh, öyle bir muamele, hikmete, İslâmi terbiyeye uygun olamaz, (şüphe yok ki, o) Resûl-i Ekrem'e eziyet vermek, hürmetsizlikte bulunmak, kendisinden muhterem eşleriyle evlenmeye kalkışmak (Allah katında çok büyük) bir günah (bulunmaktadır) müslümanların vazifeleri ile, Resûl-i Ekrem, Sallallâhu Aleyhi Vesellem Efendimiz hakkında gerek hayatta iken ve gerek ahirete irtihâlinden sonra daima hünmette, saygıda bulunmaktır, buna muhalif hareketlerden kaçınmaktır.

 

 

 

54.  Eğer birşeyi açıklar veya onu saklar iseniz, şüphe yok ki, Allah herşeyi hakkıyla bilici bulunmaktadır.

54. Artık ey müslümanlarl. Bilmelisiniz ki, siz (Eğer bir şeyi açıklar) iseniz, dinen yasak, hürmete aykırı birşeyi lisânen söyler iseniz, meselâ: Hz. Peygamber'in vefatından sonra muhterem eşlerinden biriyle evlenmek istediğinizi söylemek günâhında bulunursanız (veya onu saklar iseniz) öyle bir arzuyu kalplerinizde bulundurur iseniz, bütün bunları Cenab-ı Hak bilir. Zira (Şüphe yok ki, Allah herşeyi hakkiyle bilici bulunmaktadır) sizin o açık ve gizli olan lâkırdılarınızı da, kuruntularınızı da tamamen bilir. Ona göre sizi mükâfata ve cezaya kavuşturur. Artık güzelce düşünerek hareketinizi buna göre tanzime gayret etmelisiniz.

§ Birçok tefsirlerde ve Sahihi Buhârî ve Sahihi Müslim gibi hadis kitaplarında beyân olurduğu üzere Resûl-i Ekrem, Sallallâhu Aleyhi Vesellem Efendimiz, hicreti Seniyyelerinin       beşinci senesi Zilkade ayında "Zeynep Binti Cahş" Radiallâhü Teâlâ Anha ile evlendiği zaman saadet hanesinde bir ziyafet tertip buyurmuştur. Bazı zâtlar

davetli bulunuyorlardı, gelip oturdular, yemeklerini yediler, sonra oturup fazlaca sohbete daldılar, Hz. Peygamber, bir aralık yanlarından ayrıldı, sona yine teşrif etti, o zâtlar halâ konuşmakta idiler. Nihayet uzunca bir sohbetten sonra çıkıp gittiler. Bunun üzerine sabahleyin bu mübarek hicab âyeti nazil olmuştur. Bu sayede bütün ümmetin fertleri için de bir fazilet dersi verilmiş bulunmaktadır.

 

 

 

55. Onların üzerlerine bir vebal yoktur, ne babalarında ve ne oğullarında ve ne kardeşlerinde ve ne kardeşlerinin oğullarında ve ne kız kardeşlerinin oğullarında ve ne kendi kadınlarında ve ne de ellerinin sahip olduklarında. -Bunlar ile görüşebilirler-. Ve Allah'tan korkun. Şüphe yok ki, Allah herşey üzerine bir şahittir.

55.   Bu mübarek âyetler, müslüman kadınların kimler ile perdesiz görüşebileceklerini bildiriyor ve kendilerine Allah korkusunu telkin buyuruyor. Allah Teâlâ'nın rahmetine ve meleklerini istiğfarına mazhar olan Yüce Peygambere müminlerin de selâtüselâmda bulunmalarını emrediyor. Allah Teâlâ'nın emrine muhalefet ve Peygamberine ezaya cür'et edenlerin dünyada da ahirette de ilâhi lanete ve pek fecî bir azaba uğrayacaklarını ihtarda bulunuyor. Ehli imân olan erkekler ile kadınlara haksız yere ezada bulunanların da, büyük ihanetten ibaret olan bir iftirada ve pek açık bir günâhta bulunmuş olduklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (onların) 0 islam kadınlarının (üzerlerine bir vebal yoktur) perdesiz bir arada buluşup görüşmelerinden dolayı bir günah terettüp etmez, (ne babalarında ve ne oğullarında ve ne kardeşlerinde ve ne kardeşlerinin oğullarında ve ne kız kardeşlerininn oğullarında) bunlar ile perde arkasında olmaksızın görüşmelerinde bir sakınca yoktur. Bu hususta süt babalar da soy bakımından olan baba hükmündedir. Amucalar ve dayılar da baba hükmünde oldukları için ayrıca zikredilmemişlerdir. (ve) Müslüman kadınlarının (ne kendi kadınlarında) kendileri gibi müslüman bulunan kadınlar ile görüşmelerinde bir günah yoktur, aralarında bir akrabalık bulunsun bulunmasın. Müslüman bulunmayan kadınlar ise bir görüşe göre yabancı erkekler hükmündedirler. Imam-ı Nevevi'ye göre iş görürken açılan azalara o yabancı kadınların bakmaları caizdir, (ve ne de ellerinin sahip olduklarında) Bir vebal yoktur, bunlar ile görüşebilirler. Bunlardan maksat, köleler ve cariyelerdir. Bunların üzerindeki sahiplik hakkı, onların saygılı bir vaziyet almalarını gerektirir ve bunlar daima hizmetle meşgul bulunurlar, onlardan tamamen kaçınmak, müşkül bulunur. Bundan dolayı bunlar tam yabancı erkekler ve kadınlar gibi değildirler. Bununla beraber bir görüşe göre bunlardan maksat yalnız cariyelerdir. Özet olarak: Bu bildirilen kimseler ile perdesiz görüşebilir, bu yasak değilir. (ve) Ey İslâm kadınları! (Allah'tan korkun) Onun emrettiği ve yasakladığı şeylere lâyıkiyle riâyette bulunun ve özellikle bu örtünme meselesinde Hikmet Sahibi Yaratıcının hükümlerine uymaktan ayrılmayın (Şüphe yok ki, Allah herşey üzerme bir şahittir) 0 Yüce Yaratıcı'ya karşı hiçbir şey gizli kalamaz, onun ezelî ilminden hiçbir şey hariç bulunamaz. Binaenaleyh sizin de bütün fiilleriniz ve amellerinizi 0 Yüce Mabûd bilmektedir, bunu düşünerek ona göre hareketlerinizi tam bir temizlik ile tanzime gayret eyleyiniz.

Deniliyor ki: Perde âyeti kerimesi nazil olunca babalar ve oğullar ve diğer akrabalar demişler ki: Ya Resûlullahl. Bizlerde mi perde arkasından konuşacağız?. Bunun üzerine bu âyeti kerime nazil olmuş, onların bu hususta müstesna bulundukları bildirilmiştir.

 

 

 

56.  Muhakkak ki, Allah Teâlâ ve melekleri Peygamber üzerine sel- âtta bulunurlar. Ey imân etmiş kimseler!. Onun üzerine selâtta, teslimiyetle selâmda bulunun.

56.  (Muhakkak ki, Allah Teâlâ ve melekleri Peygamber üzerine selâtta bulunurlar.) yani: Allah Teâlâ Yüce Peygamberine rahmet eder, onu meleklere karşı övgüde bulunur. Melekler de o Yüce Resul hakkında duada, istiğfarda bulunarak ona olan muhabbet ve hürmetlerini göstermiş olurlar. Artık (ey imân etmiş kimseler!.) 0 Allah Resulünün peygamberliğini kabul, kendisine mensup olmakla iftihar eden müslümanlar!. Siz de (onun üzerine selâtta, teslimiyetle selâmda bulunun) mesela: Onun mübarek ismi anılınca: "Ey Allah'ım! Muhammed Aleyhisselâm'a Selatüselâm buyur" diye temenniye devam edin. 0 kadri Yüce Peygamber'e olan muhabbet ve bağlılığınızı bu şekilde de göstermiş olan, bu sebeple de mükâfata nail olursunuz. Nitekim bir hadisi şerifte buyurulmuştur: Her kim bana bir selâtta bulunursa Allah Teâlâ ona on selâtta bulunur, ondan on hatasını düşürür, onun için on derece yükseltir. "Essirac-ül-Münir."

 

 

 

57.        Şüphe yok ki, o kimseler ki, Allah'a ve Peygamberine ezada bulunurlar onlara Allah Teâlâ dünyada ve ahirette lanet etmiştir ve onlar için pek hakaretli bir azap

hazırlamıştır.

57.   (Şüphe yok, o kimseler ki, Allah'a ve Peygamberine ezada bulunurlar) yani: 0 kâfirler ki, Cenab-ı Hak'ka ortak, evlat isnat ederler, ilâhî ayetlerini inkâra cür'et gösterirler ve onun Yüce Peygamberine şâir, sihirbaz, deli demek terbiyesizliğinde bulunurlar, onun muhterem aile hayatına dil uzatma alçaklığında bulunmuş olurlar. Artık (onlara) öyle kâfir, iftiracı şahıslara (Allah Teâlâ dünyada ve ahirette lanet etmiştir.) onlar ilâhi rahmetten uzak düşürülmüşlerdir, (ve onlar için pek hakaretli bir azap hazırlamıştır) Onlar ahirette pek büyük bir ihanete, ebedî bir cehennem âteşine tutulmuş olacaklardır.

 

 

 

58.  Ve o kimseler ki, mümin erkeklere ve mümin kadınlara yapmamış oldukları birşey sebebiyle ezada bulunurlar, artık muhakak ki, pek mühim bir iftirayı ve bir açık günâhı yüklenmiş olurlar.

58.    (Ve o kimseler ki, müminlere ve müminelere yapmamış oldukları birşey sebebiyle) Cezayı ve kınama ve ayıplamayı icâbeden bir hareket kendilerinden meydana gelmemiş olduğu halde (ezada bulunurlar) öyle ahlak dışı, iftiracı şekilde bir harekete cür'et gösterirlen (artık muhakkak ki, pek mühim bir iftirayı) büyük bir alçaklığı, dünyada da ahirette de cezayı gerektiren bir hareketi işlemiş (ve bir açık günâhı yüklenmiş) ahirette de cezayı gerektiren pek açık bir günahı işlemiş (olurlar) ve Yüce Peygamber'in ümmetinin fertlerinden herhangi birine böyle haksız yere dil uzatmakta bulunmak, o merhamet sahibi Peygambere karşı da bir eza mahiyetinde olacağından bu bakımdan da o cür'etkar kimseler her türlü kınamaya, cezaya lâyık bulunmuş olurlar. "Deniliyor ki: Bu ayeti kerime, münafıklar hakkında nazil olmuştur. Onlar Imam-ı Ali Hazretlerine ezada bulunuyorlar, "Onda bir hayr yoktur" diyorlar imiş. Veyahut iffetli müslüman kadınlarına söz atarak onlara iffetsiziik isnadına cür'et eden iftiracı şahıslar hakkında nazil olmuştur

 

 

 

59.      Ey Peygamber!. Eşlerine ve kızlarına ve müminlerin kadınlarına deki, üzerlerine feracelerini sıkı örtsünler. Bu, onların tanınmalarına ve ezâ edilmemelerine en yakın -en uygun bir sebep- dir. Ve Allah çok mağfiret edendir, çok merhametli olandır.

59.    Bu mübarek âyetler, Resûl-i Ekrem'in muhterem eşlerinin, kızlarının ve diğer müslüman kadınlarının şereflerinin korunması ve onun bunun kötü lakırdılarından muhafaza edilmeleri için örtünmeye riâyetle mükellef bulunduklarını gösteriyor. Münafıkların ve kalplerinde hastalık bulunanların ve yalan neşriyat yapanların da sonunda lanetlenmişçe bir halde kalır ve şidetli cezaya maruz kalacaklarını ve bunun bir ilâhi kanun gereği bulunduğunu ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ey Peygamberi.) Ey peygamberlik şerefine sahip olan Hz. Muhammed Aleyhisselâml. (eşlerine ve kızlarına ve müminlerin kadınlarına de ki: Üzerlerine feracelerini sıkı örtsünler) başörtülerini vücutlarına yaklaştırsınlar, açık-saçık bir hâlde gezip durmasınlar, (bu) Böyle kendilerini örtmeleri (onların tanınmalarına) onların birer cariye olmayıp birer hürriyet sahibi hanımlar bulunduklarına (ve ezâ edilmemelerine) birer cariye, birer âdi kadın sanılarak onun-bunun söz atmalarından, rahatsız etmelerinden kurtulmalarına (en yaki) en uygun bir sebeb (dir) böyle bir hareket, kendi menfaatları ieâbidir. Çünkü, böyle bir örtünmeğe riâyet onların şerefli birer hün kadın olduklarını gösterir, vaktiyle cüniyelere, açık-saçık gezenlere karşı vuk'u bulan çirkin bakışlara, lakırdılara mâruz kalmaktan korunmuş olurlar. (Ve Allah çok mağfiret edendir) Vaktiyle bu usule riâyet etmemiş olduklarından dolayı onların cezalandırmaz ve o Yüce Yaratıcı (çok merhametli olandır) onları korumaktadır. Onlara böyle faideleri temin edecek şeyleri emretmektedir. Böyle bir emir, bir ilâhi rahmetin tecellisidir ki, insanlar hakkında hayrdır, hikmet gereğidir.

§ Celâbıb; Kadınların örtündükleri çarşafları, feraceler, elbiselerinin üzerinden giydikleri giysiler, yani çarlar demektir. Müfredî Cilbâb'dır.

 

 

 

60.  Andolsun ki, eğer münafıklar ve kalplerinde bir hastalık bulunan kimseler ve şehirde kötü haberler yayanlar, -bu hâllerine-son vermezlerse elbette seni onların üzerlerine musallat ederiz. Sonra sana orada ancak pek az komşu olabilirler.

60.  (Andolsun ki, eğer münafıklar) Görünüşte müslüman görünüp içerilerinde küfrlerini saklayanlar (ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler) sinelerinde kin ve haset

besleyenler (ve şehirde kötü haberler yayanlar) müslümanlar aleyhinde yalan söyleyenler, meselâ: Düşmana karşı gitmiş olan İslâm kuvvetlerini bozguna uğramış olduğunu yalan yere neşre çalışanlar, bu hallerine son vermezlerse (elbette seni) ey Yüce Resulüm!, (onların üzerlerine musallat ederiz.) Onları öldürmek ve sürgün eylemek için sana emr ederiz. (Sonra) 0 hâin şahıslar (sana orada Medine—i Münevvere'd e ancak pek az komşu olabilirler.) orada artık fazla ikamet edemezler, oradan çkarılmış, koğulmuş ve cezalandırılmış bulunurlar.

 

 

 

61. Nerede bulunurlarsa lanetlenmişler olarak tutulurlar ve öldürülmekle öldürülürler.

61.    Evet.. 0 münafık, fitne koparan şahıslar (Nerede bulunurlarsa lanetlenmişler olarak tutulurlar) Medine-i Münevvere'den çıkarılmakla canlarını kurtarmış olamazlar (ve) onlar nerede bulunurlansa bulunsunlar (öldürülmekle öldürülürler.) onların haklarında ilâhi hüküm, bu şekilde işler, sonunda ebedî cezalarına kavuşurlar.

 

 

 

62.  Bu Allah'ın daha evvel gelip geçenler hakkındaki kanunudur ve elbette ki, sen Allah'ın kanunu için bir tebdil bulamazsın.

62.      Onların böyle bir âkibete düşmeleri (Allah'm daha evvel gelip geçenler hakkındaki kanunudur) ilâhi adet böyle işlemiştir. Eski kavimler arasındaki münafıklar, bozguncu kimseler de vaktiyle böyle bir öldürülmeye, sürgün ve cezaya maruz kalmışlardı, (ve elbette ki, sen Allah'ın kanunu için bir değişiklik bulamazsın.) ilâhi âdeti, onun tâyin ve takdir buyurmuş olduğu yolu değiştirme ve bozmaya hiçbir kimse güç yetiremez. Çünkü bu, bir hikmet ve menfaate dayanmış olduğundan bunu başkalarının değiştirmesine kudreti, selâhiyeti yoktur.

 

 

 

63.  İnsanlar, sana kıyametten sorarlar. Deki: Ona bilgi. Allah katındadır. Sana -onu- ne şey bildirir?. Umulur ki, kıyamet yakınlaşmış olacaktır.

63.    Bu mübarek âyetler, kıyametin gerçekleşeceği zamanı Cenab-ı Hak'tan başkasının bilmediğini ve onun yaklaşmış olmasının umulduğunu bildiriyor. Kâfirlerin ilâhi lanete uğrayıp cehennemin ebedî âteşleri içinde kalacaklarını ve kendilerine hiçbir yardım edecek bulunamayacağını ihtar ediyor. 0 dinsizlerin kıyamet gününde ne fecî bir vaziyette kalacaklarını ve kendilerini saptırmış olanların haklarında nasıl beddualarda bulunacaklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey âlemin Peygamberi!. (Sana kıyametten sorarlar) Kıyametin ne zaman kopacağını müşrikler, bir alay yoluyla sormakta bulunurlar. Yahudi'ler de bir imtihan maksadiyle böyle bir soruya cür'et ederler. Çünki, gerek Tevrat'ta ve gerek diğer semavi kitaplarda kıyametin kopma zamanı hikmet gereği bildirilmemiştir. Bunu soranlar, Resûl-i Ekrem'in buna aykırı birşey söyleyip söylemeyeceğini anlamak isterler. Yüce Resulüm!. Onlara (deki: Ona bilgi Allah katındadır.) kıyametin ne zaman kopacağını melekler de, Peygamberler de bilmezler. (Sana) Ey Yüce Peygamber!, o kıymet gününü (ne şey bildirir?.) o hiçbir mahlûka malûm değildir ki, sana bildirebilsin (umulur ki, kıyamet yakınlaşmış olacaktır.) Evet.. Geçmiş binlerce asırlara göre kıyametin yakında kopması düşünülebilir. Bunu güzelce düşünerek ona göre hazırlanmalıdır. Cenab-ı Hak, kıyametin vaktini kimseye bildirmemiştir. Bu da hikmet gereğidir.

 

 

 

64.  Şüphe yok ki, Allah kâfirlere lanet etmiştir ve onlar için bir şiddetli âteş hazırlamıştır.

64.    (Şüphe yok ki: Allah) Teâlâ Hazretleri (kâfirlere lanet etmiştir.) onları dünyada da ahirette de rahmetinden kovmuş uzaklaştırmıştır. (ve onlar için) Ahirette (bir şiddetli âteş hazırlamıştır) pek tutuşmuş bir cehennem ateşi onlar yakalayacaktır. Öyle kıyameti inkârlarının ve dine muhalif hareketlerinin cezasına kavuşmuş olacaklardır.

 

 

 

65.  Orada ebediyyen kalmalar takdir edilmiştir, ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulamayacaklardır.

65. (Orada) 0 cehennem ateşi içinde o dinsizlerin (ebediyyen kalmaları mukadderdir) oradan bir daha çıkamayacaklardır. Kendileri için orada (ne bir dost ve ne de bir yardımcı     bulamayacaklardır) kendilerine şefaat edecek bir koruyucu ve ne de kendilerini oradan kurtarabilecek bir yardımcı bulunamayacaktır. Onlar dünyadaki kesin

daimi olan kötü i 'ti katları ndan dolayı böyle şiddetli ve devamlı bir azaba lâyık olmuşlardır.

 

 

 

66. 0 günde yüzleri âteş içinde çevrilip durur. Derler ki: keşke biz Allah'a itaat etse idik ve Peygamber'e itaat etse idik.

66.       İşte o müşriklerin ve diğer bâtıl inançl kimselerin (0 günde) o kıyamet günü cehennem içine atılarak (yüzleri âteş içinde çevrilip durur) âteş ile kızartılan bir et parçası gibi her tarafa döndürülüp yanan yakılan, artık büyük bir pişmanlık ve fecaat tesiriyle (derler ki, keşke biz) daha dünyada iken (Allah'a itaat etse idik ve Peygambere itaat etse idik) de bugün bu azaba tutulmasa idik. Ne yazık ki, artık pişmanlık kendilerine fâide vermeyecek.

 

 

 

67.  Ve demiş -olacak- lardır ki; Yarabbü. Muhakkak biz reislerimize ve büyüklerimize, itaat ettik. Artık onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar.

67.     Ve o ebedî ateşe atılmış kimseler: (Demişlerdir ki) Yani: 0 ateşe mâruz kalınca herhalde diyeceklerdir ki: (Yarabbü. Muhakkak biz) dünyada iken (reislerimize) efendilerimize (ve büyüklerimize) bize o kâfirce telkinlerde bulunmuş olanlara (itaat ettik) onların aldatmalarına kapıldık (artık onlar da bizi doğru yoldan saptırdılar.) Onların makamlarına aldandık, onların fenalıklarını taklit ederek böyle bir azaba düşmüş olduk.

 

 

 

68.  Ey Rabbimizl. Onlara azaptan iki katını ver ve onları pek büyük bir lanet ile lanete uğrat.

68.     0 cehennem ahalisi yine boş mazeretlerine devam ederek derler ki: (Ey Rab'bimizl. Onlara) 0 bizi iğfal edenlere, selâhiyetlerini, makamlarını, kötüye kullanarak bizi sapıklığa düşürmüş olanlara (azaptan iki katını ver) onlar hem kendi sapıklıklarından ve hem de başkalarını sapıttırmış olduklarından dolayı iki kat cezayı hak etmişlerdir, (ve onları pek büyük bir lanet ile lanete uğrat) onları son derece rahmetinden uzak düşür, dünyada iken yapmış oldukları fenalıkların ve başkalarına yapmış oldukları kötü telkinlerin ebedî cezasına kavuşmuş olsunlar, nitekim olacaklardır. Fakat öyle telkinlere kapılanlar da mazur değildirler. Akıllarını, kabiliyetlerini güzelce kullanıp da öyle aldatıcılara tâbi olmamaları icâbetmez mi idi?. Kendilerini irşada çalışan, hak yoluna davet eden zatlara tâbi olmalı değil mi idiler. İşte Cenab-ı Hak buna da işaret buyuruyor:

 

 

 

69.  Ey imân eden zâtlar!. Siz Musa'ya ezada bulunan kimseler gibi olmayınız. Allah onu onların dediklerinden uzak tuttu ve Allah'ın katında yüksek bir değer sahibi oldu.

69. Bu mübarek âyetler de bu müslümanlara pek güzel bir ahlâk dersi veriyor. Musa Aleyhisselâm'a eziyette bulunmuş kimseler gibi olmamalarını, Resûl-i Ekrem'in kalbi şerifini incitecek sözlerden kaçınmalarını emrediyor. Allah Teâlâ'dan korkmalarını ve doğru sözlü olmalarını tenbih ediyor ki, sayede güzel amelere, günâhlarının af edilmesine ve pek mükemmel bir başarı ve kurtuluşa nail olsunlar. Şöyle ki: (Ey imân eden zâtlar!.) Ey Cenab-ı Hak'kın birliğini, Muhammed Aleyhisselâm'ın peygamberliğini tasdik etmek mutluluğuna nail bulunurlar!, (siz Musa'ya eziyette bulunan kimseler gibi olmayınız) Siz kendi Yüce Peygamberinizin mübarek kalbini, üzecek, incitecek sözlerde bulunmayın (Allah onu) Musa Aleyhisselâm'ı (onların) o kavminden bâzılarının (dediklerinden uzak tuttu.) o muhterem Peygamber'e isnat ettikleri şeyden onun beraati daha sonra sabit oldu. (ve) 0 kadri Yüce Peygamber (Allah'ın katında) mânevi katında (yüksek bir değer) bir yüce makama (sahibi oldu.)

§ Ibni Abbas Radiallâhü Anh'tan rivayet olunuyor ki: Hz. Musa'nın Allah katındaki değeri büyüktü. Cenab-ı Hak'tan her ne ister ise Allah Teâlâ onu kendisine verirdi. Hz. Musa'ya yapılan eziyetin mahiyeti bizce kesin olarak malûm değildir. Onu Allah'ın ilmine havale ederiz. Bununla beraber deniliyor ki: Harun Aleyhisselâm Hz. Musa ile beraber gidip Tih çölünde vefat edince (s rai loğ u I lan ndan bazıları demişler ki, onu kardeşi Musa Aleyhisselâm öldürmüştür. Böyle bir isnat ile o mübarek zâtın kalbini incitmişlerdi. Sonra melekler, Cenab-ı Hak'kın emriyle Hz. Harun'un cesedini Israiloğullarının arasına getirmişler, onun öldürülmüş olmadığı anlaşılarak Hz. Musa'nın beraati sabit olmuştu. Şöyle de rivayet olunuyor ki: Karun, bir iffetsiz kadına birçok mal vermiş ki, Hz. Musa'nın kendisi ile cinsel ilişkide bulunmuş olduğunu bir cemaat arasında yalan yere iddiada bulunsun, fakat o kadın, cemaat arasına gelince Musa Aleyhisselâm'ın temizliğini, kendisiyle bir alakada bulunmamış olduğunu itiraf etmiş,   o Yüce Peygamber'in iffeti, ismeti Allah'ın yardımı ile ortaya çıkmıştı. İşte Resûl-i Ekrem Efendimiz hakkında da Hz. Zeynep ile evlenmesinden dolayı bazı cahilce

dedikodularda bulunanlar görülmüştü ki, Cenab-ı Hak, Yüce Peygamber'inin bu husustaki temizliğini, selahiyetini Kur'an-ı Kerim'de beyân buyurmuştur.

Şöyle de rivayet olunuyor ki: Huneyn savaşı neticesinde elde edilen ganimet malları taksim edilirken Resûl-i Ekrem Efendimiz "Akna Bini Habîs" gibi bazı zâtlara fazlaca deve vesaire venmişti. Bu bir maslahat gereği bulunuyordu. Bunu takdir edemeyen bir şahıs ise: "Resûl-i Ekrem'in bu taksimde adalete riâyet etmediğini söylemişti. Bu sözden haberdar olan Peygamber Efendimiz üzüldü: "Eğer Allah ve Resulü adalete riayete bulunmazsa kim adalette bulunabilir?. Allah Teâlâ Musa'ya rahmet etsin, o bundan fazla eziyete uğramış, fakat sabr etmişti" diye buyurdu. İşte bu âyeti kerime de Resûl-i Ekrem'in o gibi sözlerle üzülmemesini müminlere ihtar etmiş bulunuyor. "Essirac-ül-Münir" ve "Tefsirülmerağı".

 

 

 

70. Ey müminler zümresi!. Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin.

70.      (Ey müminler zümresi!. Allah'tan kokun) Her işinizde, sözünüz de takvadan, doğruluktan ayrılmayınız, özellikle Cenab-ı Hak'kın muhterem Resulünü ineitecek lâkırdılarda bulunmayın (ve doğru söz söyleyin) sözleriniz hakikate uygun olsun, gerek Resûl-i Ekrem'in hakkında ve gerek çoluk çocuğu hakkında ve gerek diğer müminlerin ve eşlerinin haklarında gerçek dışı lâkırdılardan kaçının.

 

 

 

71.    Tâki, sizin için amellerinizi ıslâh etsin ve sizin için günahlarınızı yarlığasın ve her kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse muhakkak ki, pek büyük bir zafere ermiş olur.

71.  Taki, öyle hakikate aykırı, kalbi nebeviyi mahzun edecek sözlerden kaçındığınız için Allah Teâlâ (Sizin için amellerinizi islâh etsin) yaptığınız iyilikleri kabul eylesin, sizi sâlih amellere muvaffak kılsın, mükâfatlara nail buyursun (ve sizin için günâhlarınızı yarlığasın) sizden insanlık icabi meydana gelen bir kısım günahları af etsin ve örtsün (ve her kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse) onların emirlerine ve yasaklarına ve bu cümleden alarak bu husustaki tekliflerine, tenbihlerine riayette bulunursa (muhakkak ki, pek büyük bir zafere ermiş olur.) iki âlemde de kadri pek yüce olan bir başarı ve kurtuluşa kavuşur, muradına erer, öyle bir ilâhi mükâfata liyakat kazanmış olur. Artık böyle pek büyük bir nimete, bir ilâhi lütufa kavuşmak için insan, çok uyanık bulunmalı, üzerine düşen vazifeleri büyük bir zevk ile ifâya çalışmalıdır.

 

 

 

72.     Biz emaneti göklere ve yere ve dağlara teklif ettik, onlar onu yüklenmeden hemen çekindiler ve ondan korkuya düştüler ve onu insan yüklendi. Şüphe yok ki, o, çok zâlim, çok bilgisiz oldu.

72. Bu mübarek âyetler de, Yüce Allah'ın mahlûkatına yöneltmiş ve teklif buyurmuş olduğu vazifelerin büyük önemini bildiriyor. Göklerin, yerlerin kabulüne cür'et edemedikleri bir kısım dinî yükümlülükleri insanlığın kabul etmiş olduğunu beyân buyuruyor. Bunun neticesinde de bu yükümlülüklere riâyet etmeyen nifak ve şirk ehlinin cezalandırılacaklarını ihtar, bunlara riâyet eden ehli imânin da ilâhi lütufa nail olacaklarını müjdelemektedir. Şöyle ki: Yüce Yaratıcı hazretleri, insanlığı uyanmaya davet ediyar, insanlığın ne kadar mühim vazifeleri üstlenmiş olduğunu şöylece beyân buyuruyor. (Biz emaneti göklere ve yere ve dağlara teklif ettik) yani: İbâdetlere, emanetleri korumaya, âdilce hareketlere ve diğer görevleri yerine getirmeye âit dinî görevleri o büyük varlıklara emr ettik, onları bu hususta serbest bıraktık (onlar) ise o kadar büyük birer varlık sahipleri oldukları halde (onu yüklenmekden çekindiler) o teklif edilen vazifeleri üstlenmeye cür'et edemediklerini itiraf ettiler (ve ondan korkuya düştüler) böyle ilâhi teklifleri üzerine almaktaki mes'uliyeti düşünerek ondan dolayı titreyip durdular, onları kabul edeceklerine dair söz vermeğe cesaret edemediler. Yani: Onlar ya Cenab-ı Hak'kın verdiği bir kabiliyetle böyle bir teklifle karşı karşıya kalmışlar, böyle bir mazerette bulunmuşlardı. Yahut onların mahiyetleri bakımından böyle bir teklife karşı lisanı halleriyle bu şekilde acizlik gösterecekleri temsil yoluyla beyan buyurulmaktadır. (ve) Halbuki, o Yüce emaneti (insan yüklendi) insan nevi ruhlar âleminde: Belâ - Evet diyerek o muazzam ilâhî teklifleri kabul etmiş oldu. Bünyelerindeki zaafa rağmen böyle mühim vazifeleri ifa edeceklerine dair söz verdiler.     Veyahut insan  nevini temsil eden  ilk babaları Adem Aleyhisselâm  böyle bir taahhütte bulunmuş oldu. (şüphe yok ki,  O) İnsan  nev'i, fertlerinin çoğunluğu

itibariyle (çok zâlim, çok bilgisiz oldu) nefislerine zulm eder oldular, üstlendikleri emânetler hakkında bilgisizlik gösterdiler, onlara riâyette bulunmadılar, kendilerinin değer ve şerefini yükseltecek olan o emanetleri güzelce korumaya çalışmadılar.

§ Emanet" Eminlik, başkasına ait olmak üzere bir kimsenin yanında bulunan şey, bu şey muhafaza için verilmiş olunca "vedia" adını alır. Dini vaziflere de ehemmiyetlerine işaret için emanet denilmiştir. Geciktirmeksizin yerine getirmesi mükellefe vacip olan hangi bir dinî vazife, bir emânettir. Emanetlere riayet ise, bir mühim görevdir. Onlar Allah'ın haklarından oldukları için onların tam bir itaat ve boyun eğmekle kabul edilip muhafazasına çalışılması icabetmektedir. Emânete hiyânet ise en büyük bir cinayettir.

"Hâin olma; yer emânetle cihâna şöhreti"

"Herkesin destindedir âlemde zill-ü rif'ati"

 

 

 

73. Allah, münafık erkekler ile münafık kadınları ve şirke düşmüş erkek ile şirke düşmüş kadınları cezalandırsın için ve Allah imân sahibi olan erkekler ile imân sahibesi olan kadınların da tövbelerini kabul buyursun için -öyle bir teklifte bulunmuştur- ve Allah Teâlâ çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.

73. Evet.. İnsanlar, o emânetleri üstlenmişlerdir. Cenab-ı Hak insanları bu verdikleri sözlerine riâyetle mükellef kılmıştır, (nifaka düşmüş erkekler ile nifaka düşen kadınları ve şirke düşmüş erkekler ile şirke düşen kadınları) bu sözlerine riâyet edemediklerinden dolayı (cezalandırsın için) onları bu emânetlere riayetsizliğin cezasına kavuştursun için (Ve Allah, imân sahibi olan erkekler ile imân sahibesi olan kadınların da) emanetlere riayet edecekleri için kendilerinden insanlık hali meydana gelecek kusurlarından dolayı yapacakları (tövbelerini kabul buyursun için) onlara öyle bir teklifte bulunmuştur. Bu teklif, böyle bir hikmet ve faydayı içermektedir, (ve Allah Teâlâ çok yarlığayıcı) dir. Bunun içindir ki, ehli îmanın kusurlarını, tövbeleri sebebiyle af eder ve örter ve o Yüce Yaratıcı (çok esirgeyicidir) öyle emanetlere riâyette, doğrulukta bulunan kulları hakkında ilâhi rahmeti sonsuzdur. Artık o kerem sahibi mabudumuzun bütün ilâhi tekliflerine riayete çalışmalıyız, kusurlarımızdan dolayı onun af etmesine ve bağışlamasına sığın mal iyi z ve hakkımızda tecelli edip duran sonsuz nimetlerinden dolayı şükr ve hamde devam eylemeliyiz. Nitekim bu mübarek sureyi takibeden "Sebe"' sûresinin ilk âyeti kerimesinde bu hamde işaret buyurulmuştur. Başarı Allah'tandır.


Sonraki Sayfa