|
36. Ve Medyen'e de
kardeşleri Şuayb'ı -gönderdik- dedi ki: Ey kavmimi. Allah'a ibadet ediniz,
ahiret gününe umut bağlayın. Ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık
çıkarmayın.
36. Bu mübarek âyetler
de Şüayb Aleyhisselâm'ın kavmine olan nas i hatları n ı kavminin de nasıl bir
helake uğramış olduklarını bildiriyor. Ad ve Semud kavimlerinin de Allah'ın
kahrına uğramış olduklarını ve onların kabiliyetlerini kötüye kullanarak
şeytanın aldatmalarına kapılmış bulunduklarını ve onların yurtlarına bakılınca
başlarına gelmiş olan felâketlerin anlaşılmakta olduğunu beyan buyurmaktadır.
Şöyle ki: (Ve Medyen'e de) Bu isimdeki kavme de soy ve belde itibariyle
(kardeşleri) olan Hz. • Şüayb'i) peygamber gönderdik. 0 zat da onlara
nasihatlarda bulundu ve (dedi ki: Ey kavmimi. Allah'a ibadet ediniz) ona hiçbir
şeyi ortak koşmayınız (ahiret gününe umut bağlayınız) o günde güzel bir âkibete
ulaşmanız için çalışınız. 0 gündeki felâketlerden kurtulmak ricasiyle güzel
amellerde bulununuz veyahut o gündeki azaptan korkunuz, (ve yeryüzünde
bozguncular olarak karışıklık çıkarmayınız) Fesat ve fitne kasdında
bulunmayınız. "Usuv" fesat ve fesat çıkarmak manasınadır. Recâ da "ümit" "emel"
mânasına olduğu gibi havf=korku mânasında da kullanılmaktadır.
37. Halbuki, onu
yalanladılar, artık onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında dizleri
üzerine çöküvermiş kimseler olarak sabahladılar,
37. (Halbuki) Hz. Şüayb'in
kavmi onun bu güzel ihtarını kabul etmediler, bilakis (onu yalanladılar) onun
Peygamberliğini inkâra cür'et gösterdiler (artık onları şiddetli bir sarsıntı
yakaladı) şiddetli bir zelzeleye tutuldular ve Cebrail Aleyhisselâm'ın şiddetli
bir sesine uğradılar. "Recfe" zelzele, depretmek, ızdıraplı bir hale getirmek
demektir. Hz. Cibril'in sesi de kalpleri harekete, heyecana getireceği için ona
da "recfe" denilmiştir. İşte o kavim, böyle bir zelzeleye veya şiddetli sese
uğradılar (da yurtlarında) veya evlerinde (dizleri üzerine çöküvermiş kimseler
olarak sabahladılar) hepsi de ölmüş bir halde bulunmuş oldular.
38. Ve Ad ve Semud
-kavmini de helak ettik- muhakkak ki, sizin için onların oturmuş oldukları
yerden "başlarına gelen felâketler-açıklanmıştır ve şeytan onlara yaptıkları
işleri süslü göstermiş de onları yoldan saptırmıştır. Oysa bakıp görebilecek
durumdaydılar.
38. (Ve) Cenab-ı Hak,
buyuruyor ki: Medyen halkını öyle helake mâruz kılmış olduğumuz gibi (Ad ve
Semud kavmini de^ helak ettik. Hud Aleyhisselâm'ın kavmi olan Ad
taifesi "Ehkâf" denilen
yerde oturmakta idiler, Salih Aleyhisselâm'ın kavmi olan Semûd taifesi de "Hicr"
denilen yerde ikamet etmekte idiler. Bunlar, gururlu ve kibirli kimseler idi.
(muhakkak ki, sizin için onların oturmuş oldukları yerlerden) Başlarına gelmiş
olan felâketler (açıklanmıştır) Şam taraflarına ticaret için veya seyahat için
gidenler, onların yurtlarının nişanelerini görmektedir, onların müthiş hayat
tarihçelerini hatırlarına getirmektedirler, (ve şeytan onlara yaptıkları işleri)
Onların küfürlerini, çeşitli isyanlarını (süslü göstermiş de onları yoldan
saptırmıştır.) onları hakka kavuşturan yoldan uzak düşürmüştür. (Halbuki) 0
kavimler, yaratılış itibariyle (gözleri görür kimseler idiler) onlar, esasen
görüp düşünmek kabiliyetine sahip idiler. Fakat onlar, kendilerindeki bu
kabiliyeti bu kuvveti güzelce kullanmadılar, onu zây etmiş bulundular, öyle
aldatıcı şeytanların sözlerine kıymet verdiler. Binaenaleyh öyle fecî âkibetlere
kavuşmaya lâyık olmuşlardı. Özellikle onlara Peygamberler gönderilmiş,
kendilerini uyandırmaya, ıslaha çalışmışlardı. Artık onların bir mazeret ileri
sürmeye salâhiyetleri kalmamıştı. Velhasıl: Bütün bu Kur'ani beyanlar, bütün
insanlığı uyanmaya davet etmektedir. 0 müthiş tarihi hâdiselerden ibret almak
herkes için lâzımdır. Hikmet sahibi yaratıcı insanlara bir akıl bir tefekkür
kudreti vermiştir. Bu kuvvetleri güzel kullanmak bir vazifedir. Artık insan bir
takım aldatıcı şahısların insanları güzelce düşüncelerden inançlardan mahrum
bırakmaya çalışan bir takım beyinsizlerin yaldızlı sözlerine kapılmamalıdır, din
ve fazilet yolundan ayrılıp da sapıklık, felâket yollarını tâkibetmek
cehaletinde bulunmamalıdır. Sonra Allah'ın azabının kahır pençesinden kendisini
asla kurtaramaz.
39. Ve Karun'u ve Firavun'u
ve Haman'ı da -helak ettik- Andolsun ki, onlara Musa mucizeler ile gelmişti.
Fakat onlar yeryüzünde böbürlendiler. Halbuki, onlar -Helâkın-önüne geçecek
kimseler değildiler.
39. Bu mübarek
âyetler de Musa Aleyhisselâm'ı tasdik etmeyen kibirli kimselerin helake uğramış
çeşit çeşit azaplara felâketlere maruz kalmış olduklarını ve onların kendi
zulümlerinin cezasına kavuşmuş bulunduklarını beyan etmektedir. Şöyle ki: Allah
Teâlâ, küfürleri, zulümleri yüzünden helak etmiş oldukları kimselere dikkatleri
çekiyor (Ve Karun'u ve Firavun'u ve Haman'ı da) helak ettik, buyuruyor. Onların
servetleri, hâkimiyetleri, mevkileri, kendilerini helâktan kurtaramadı. (Andolsun
ki, onlara Musa, beyyineler ile gelmişti) Kendilerinde asla şüphe edilemeyecek
olan pek açık deliller ile, mucizeler ile gelip o kibirli inkarcıları
uyandırmaya çalışmıştı, (fakat onlar yeryüzünde böbürlendiler) Her büyükten daha
büyük görünmek sevdasına düştüler (halbuki onlar) kendilerine yönelecek olan
helakin, felâketin (önüne geçecek kimseler değildiler.) Binaenaleyh haklarında
takdir edilen ilâhi kahır, kendilerine yönelmiş oldu, kendilerini kurtarmaya
asla kadir olamadılar.
40. Artık hepsini de kendi
günahlarıyla yakaladık. Binaenaleyh onlardan bazıları üzerine bir rüzgâr
gönderdik ve onlardan bazılarını şiddetli bir ses tutuverdi ve onlardan bazısını
da yere batırdık ve onlardan kimisini de boğduk ve Allah onlara zulmedici
olmadı. Fakat onlar kendi nefislerine zulmediciler oldular.
40. Cenab-ı Hak buyuruyor
ki: (Artık hepsini de) O inkarcıların, kibirlilerin tamamını da (kendi
günahlariyle yakaladık) Hz. Musa'yı yalanlayıp, ona muhalefeti tercih
ettiklerinden dolayı onlar azaplara uğrattık, (binaenaleyh onlardan bazıları
üzerine bir rüzgâr gönderdik) onları kendisinde ufacık taşlar bulunan bir rüzgâr
ile helak ettik, Lût kavmi gibi (ve onlardan bazılarını şiddetli bir ses
tutuverdi) müthiş bir sesin tesiriyle helak oldular, Medyen ve Semûd kavimleri
gibi (ve onlardan bazısını da yere batırdık) yerlerin altına düşürülerek
kaybolup gittiler. Karun ile onun cemaati gibi (ve onlardan kimisini de suda
boğduk) tufan ile denizlerin dalgaları arasında kalmak suretiyle boğulup
mahvoldular. Nuh kavmi gibi ve firavun ile kavmi gibi (ve Allah onlara zulmedici
olmadı) onlara günahları olmaksızın azap edici bulunmadı. Hâşâ Cenab-ı Hak,
zulümden münezzehtir. Zulüm onun hikmetine aykırıdır, (fakat onlar) o Allah'ın
kahrına uğrayanlar (kendi nefislerine zulüm ediciler oldular) onlar, günah
işlediler, verilen nasihatları kabul etmediler, uhrevî cezayı düşünmediler, fâni
varlıklarına güvenerek yeryüzünde kibirli bir vaziyet aldılar, içlerinde
tanrılık iddiasına cür'et edenler bile bulunmuştu, fakat onların öğündükleri
dünya varlığı, kuvvet ve hâkimiyeti kendilerini kurtaramadı. Nihayet kahrolup
gittiler, dünya tarihinde pek fena bir isim bırakmış oldular. Velhasıl: Onlar, o
kadar dünya varlıklarına rağmen kendilerini Allah'ın kahrından
kurtaramamışlardır. Artık onlar kadar bir varlığa bir kuvvete mâlik olmadıkları
halde Hak'ka karşı kibirli bir vaziyet alanlar, Allah'ın dinine karşı muhalefete
cüret edenler, kendilerini ilâhi azaptan nasıl kurtarabilirler?. Bu mümkün
müdür?. Heyhat!.
41. Allah'tan başka
dostlar edinenlerin durumu, bir yuva edinmiş olan örümceğin durumu gibidir. Ve
şüphe yok ki, yuvaların en çürüğü elbette ki, örümceğin yuvasıdır. Keşke
bilselerdi.
41. Bu mübarek âyetler,
müşriklerin tercih etmiş oldukları mesleği, örümcek ağı ile temsil ederek o
mesleğin ne kadar çürük, boş olduğunu bildiriyor ve müşriklerin Cenab-ı Hak'tan
başka taptıkları şeylerin mutlak ve hikmet sahibi olan yüce mabut tarafından
bilindiğini ihtar ile müşrikleri tehdit etmektedir. Ve bu gibi zikredilen
misallerin ancak bilgin zatlarca anlaşılıp takdir edileceğini beyan
buyurmaktadır. Şöyle ki: Birnice kimseler, güzelce düşünmüyorlar, mabutluk
vasıflarına asla sahip olmayan şeylere tapınıyorlar onlardan bir faide
bekliyorlar. Halbuki (Allah'tan başka) o Yüce Mabûd'un dışında olan şeyleri
kendilerine (dostlar edinenlerin) onlara tapınarak onlardan faide, yardım
bekleyenlerin (durumu) sıfatı, tavrı, vaziyeti kendisine (bir ev edinmiş olan)
bir ağ, bir yuva yapmış bulunan (örümceğin durumu gibidir) o örümceğin bu evi,
ne kadar boş, faidesiz ise o müşriklerin mabut edindikleri şeyler de veya
onların seçtikleri bâtıl dinleri de o kadar boştur, faidesizdir, yok olmaya
mahkumdur, (ve şüphe yok ki, evlerin en çürüğü elbette örümceğin evidir.) Onun
yuvasıdır ki, bir hafif rüzgâr ile, bir el dokunmasiyle yer bir olarak biter
gider. İşte bu örümcek ağı, ne kadar faidesiz, kararsız ise, örümceklerden
sıcağı ve soğuğu defedemezse o müşriklerin tapındıkları putlar da veya onların
bâtıl dinleri de kendilerine karşı o kadar faidesizdir ve bilakis zararlıdır,
felâket getirmektedir, (keşke bilselerdi!.) O müşrikler, güzelce düşünecek
bulunsalardı, kendi bâtıl mabutlarının dinlerinin o faidesiz örümcek ağı gibi
olduğunu bilselerdi elbette ki, öyle yanlış bir itikatta bulunmazlardı, öyle
âciz, fâni şeylere tapınmazlardı. Gerçekten de öyle fâni, âciz şeyler, hiç mabut
dost edinilebilir mi?.
(Ya ölür, ya ayrılır, ya
terk eder)
(Kim ki, haktan gayrı yar
oldu sana)
42. Şüphe yok ki, Allah
kendisinden başka neye ibadet ettiklerini bilir. Halbuki, mutlak güç ve hikmet
sahibi O'dur.
42. Ey Yüce Peygamber!.
O müşriklere şunu da ihtar et: (şüphe yok ki, Allah) O hakiki mabûd olan Yüce
Yaratıcı (kendisinden başka neye ibadet ettiklerini bilir) o müşriklerin putları
mı, insanları mı, cinleri mi, yıldızları mı mabut edinmiş oldukları Allah
tarafından bilinmektedir. Onlar nasıl mabut edinilebilirler?, (halbuki, aziz,
hâkim olan) Her şeye kadir, bütün kudret eserleri, hikmetlere dayalı olan zat
ancak (O'dur) o Yüce Yaratıcıdır. Artık nasıl olur da bir takım âciz, fâni
mahlûkat, o ezeli mâbuta ortak edinilebilsin..
43. Ve şu misâlleri ki,
onları insanlar için getiriyoruz. Maamafih onları ancak bilenler düşünüp
anlayabilir.
43. İşte o Kerim
Yaratıcı, kullarının uyanmaları için, yanlış telâkkilerde bulunmamaları için
buyuruyor ki: (Ve şu misâlleri ki) Bir kısım makulâtın, maneviyatın bir takım
duygularla anlatılması ve temsil edilmesi ki, (onları insanlar için getiriyoruz)
Kur'an-ı Kerim'in âyetleriyle insanlara tebliğ eyliyoruz, onlar haddizatında ne
kadar güzel ve uyanmaya vesile olan pek faideli beyanlardar. (Maamafih onlara
bilginlerden başkası akıl erdiremez) Evet.. O misâllerin ne kadar güzel, ne
kadar manâlı ve ne çok şeyin güzelce ortaya çıkmasına sebep olduğunu uyanık
ruha, aydın kalbe, temiz vicdana sahip olan zatlar, pek iyi anlar takdir
ederler. Artık bu gibi hikmetli misâlleri anlayabilecek bir kabiliyet elde
etmeye çalışmalıdır. "Rivayete göre kureyş müşriklerinden bazıları: "Muhammed -Aleyhisselâm-
ne için utanmıyor da karıncalardan, örümceklerden, sivrisineklerden misâller
veriyor?." diyerek gülümsemişlerdi. İşte o cahil kimselere ihtar için bu âyeti
celîle nazil olmuştur.
44. Allah Teâlâ, gökleri
ve yeri hak olarak yaratmıştır. Şüphe yok ki, bunda müminler için bir alâmet
vardır.
44. Bu mübarek âyetler,
dikkatleri Cenab-ı Hak'kın bir takım kudret eserlerine çekiyor ve Kur'an-ı
Kerim'in okunmasını emrediyor. Namazın emredilmesindeki hikmeti, Allah'ı
zikretmenin yüceliğini ve Hak Teâlâ'nın ilminin büyüklüğünü beyan buyurmaktadır.
Şöyle ki: Evet.. Allah Teâlâ, her şeye kadirdir ve her meydana getirdiği,
birnice
hikmetlere dayanmaktadır.
İşte bu hakikati en parlık şekilde isbat eden şey, şu yüksek güklerdir, bu
üzerinde yaşadığımız lâtif yer küresidir. Ve (Allah Teâlâ) o Yüce Yaratıcı
(gökleri ve yeri hak olarak) birer hikmet ve faydaya sahip, bâtıl yere
yaratılmış olmaktan uzak bir halde (yaratmıştır) bunlar birer gerçek varlığı
daima gözlere çarpıp duruyor, (şüphe yok ki, bunda) Bunların böyle birer muazzam
ve düzgün şekilde yaratılmış olmalarında (müminler için bir alâmet vardır) bu
gibi yaratılış eserlerini seyredip onlardan yararlanmak kabiliyetine sahip olan
müminler için bunlar Allah'ın kudreti hakkında birer açık delildir, birer ibret
levhasıdır.
45. Kitaptan sana vahy
edilmiş olanı oku ve namazı dosdoğru kıl. şüphe yok ki, namaz, hayâsızlıklardan
ve yaramaz şeylerden alıkoyan Ve elbette ki, Allah'ın zikri en büyüktür. Ve
Allah ne yaptığınızı bilir.
45. Ey bütün müminlerin
hidâyet rehberi olan Yüce Peygamberi. (Kitaptan sana vahyedilmiş olanı oku) bir
nice hakikatları, hükümleri, kıssaları, ibretleri toplayan Kur'an-ı Kerim'i
okumaya, ümmetine tebliğe devam eyle, onların güzel ahlâk ile vasıflanmış
olmalarına yardım et, bu vesile ile de manevî yakınlığa, ebedî mükâfatlara
kavuş. Ve Habibiml. (namazı dosdoğru kıl) En büyük ibadetlerden olan namaza
devam et. Onu âdab ve şartlarına riayetle kılmaya devam eyle. (Şüphe yok ki)
insanları (hayâsızlıklardan) en çirkin hareketlerden (ve yaramaz şeylerden)
dinen yasaklanmış, Allah'ın rızasına aykırı olan hareketlerden (alakoyar) namaza
devam edilmesi, o gibi ahlâksız şeylerin yapılmamasını temine vesile olur.
Namaza düzgün şekilde devam edenler, o gibi yasakları terke muvaffak olurlar,
(ve elbette ki Allah'ın zikri en büyük) İşte namazda Allah'ı zikretmeye
vesiledir, bu cihetle namaz diğer ibadet ve itaatlerin en büyüğüdür. Bütün
mükemmel sıfatları toplayan bir Yüce Yaratıcı'ya hürmet için yapılan, kendisinde
Kur'an-ı Kerim'in âyetleri okunan namaz, elbette ki: Allah katında pek büyük ve
faziletli bir ibadettir. Artık namaza devam edilmez mi? Bu husustaki emirler,
Yüce Peygamberimiz vasıtasiyle bütün ümmetlerine de yönelik birer emirdir.
Bunlara riayet hepimizce lâzımdır (ve Allah ne yaptığınızı bilir) Hayır ve şer
adına yapılan her hareket o yüce yaratıcı tarafından bilinir. Ona göre kullarını
mükâfatlara, cezalara kavuşturur. Artık o Kerim Mabûd'un kulları olmak şerefine
kavuşan kimseler için lâzım ki, daima ibadet ve itaatte bulunsunlar ve özellikle
Kur'an-ı Kerim'i okumaya ve beş vakit namazı kılmaya devam etsinler o herşeyi
bilen ve kerem sahibi olan mabudun lütfuna lâyık olmuş olsunlar. Ve başarı
Allah'tandır.
46. Ve ehli kitap ile
en güzel yoldan başkasıyla mücadele etmeyin. Onlardan zulmedenler ise müstesna,
ve deyiniz ki: bize indirilmiş olana ve size indirilmiş olana biz îmân ettik ve
bizim ilâhımız ile sizin ilahınız birdir ve biz ancak ona teslim olmuş
olanlarız.
46. Bu mübarek âyetler,
müslümanların kitap ehlini ne şekilde müslümanlığa davet edeceklerini ve onlar
ile tartışmada bulunabileceklerini bildiriyor ve o Yüce Peygambere verilen
Kur'an-ı Kerim'e ehli kitabın ve bir kısım müşriklerin îman ettiklerini, onu
ancak kâfirlerin inkâr eylediklerini haber veriyor. Son Peygamberin hikmet
gereği ümmi olup evvelce kitap okumamış ve yazı yazmamış olduğunu, ve artık
inkâr edenlerin inkârına mahal kalmamış bulunduğunu gösteriyor ve Kur'an-ı
Kerim'in, pek açık kudret delillerinden olup ilik ehlinin kalplerinde korunmuş
olduğunu ve o âyetleri zalimlerden başkasının inkâr etmediğini beyan
buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Müslümanlar!. Ey Muhammed ümmeti!. Müşrikleri
yukarıdaki âyetlerin işaret ettikleri şekilde irşada çalışınız, Allah'ın
birliğine dair delilleri, kanıtları getiriniz (ve ehli kitap ile) de yani:
Yahudi ve Hıristiyan topluluklariyle de onları irşad için (en güzel yoldan
başkasiyle mücadele etmeyin) gazaba, hiddete mağlup olmaksızın tam bir
yumuşaklıkla, hayrı tavsiye edici bir şekilde tartışmaya, onları ikaza çalışın.
Bu şekilde hareket, ruhlar üzerinde daha fazla tesir bırakır, (onlardan
zulmedenler ise müstesna) ehli kitaptan oldukları halde müslümanlara karşı
savaşta bulunmak isteyenlere, üzerlerine aldıkları cizyelerini vermeyenlere veya
Allah'ın sânına aykırı şeyleri Cenab-ı Hak'ka isnat edip duranlara, veya Resûl-i
Ekrem'e eziyet vermek, hürmetsizlikte bulunmak cüretini gösterenlere karşı
şiddet gösterilmesi lâzım gelir, (ve) Ey Müslüman topluluğu!. Kitap ehli ile
tartışmada bulunurken onlara (deyiniz ki: bize indirilmiş olana) Kur'an-ı
Kerim'e (ve size indirilmiş olana) asıl Tevrat ve İncil kitaplarına (biz îman
ettik) onların birer ilâhi kitap olduğunu blimp tasdik etmekteyiz, (ve bizim
ilâhımız ile sizin ilâhınız birdir) hepimizin de Yaratıcısı mabudu, Allah
Teâlâ'dan başkası değildir. Onun Hanlıkta bir ortağı ve benzeri olmadığını biz
itiraf etmekteyiz, (ve biz ancak ona) o Yüce Yaratıcıya (teslim olmuş olanlarız)
biz onun birliğini. Hanlığını tasdik etmekte, onun dinî hükümlerine boyun
eğmiş bulunmaktayız. Artık insaf ediniz, güzelce düşününüz, müslümanlığın nasıl
yüce Hm ve hikmet
üzere kurulmuş, Allah'ın
zatını kutsal şanına lâyık bir şekilde tasdik eden bir din olduğunu anlayınız, o
mübarek dinin insanlık âleminde ne kadar güzel bir birlik, bit dayanışma meydana
getirmeğe kâfi bulunduğunu takdir ediniz, bir takım yanlış kanaatlere kapılarak
İslâm dinine aykırı hareketlerde bulunmayın. Meselâ: Birer insan olarak Hz.
Üzeyre, Hz. İsa'ya Allah'ın oğludur, diyerek Allah'ın birliğine, kutsallığına
aykırı olan iddialara cür'et etmeyin.
47. Ve işte sana böylece
kitabı indirdik. Artık kendilerine kitap vermiş olduklarımız ona îmân ederler.
Şunlardan da ona îmân edecek olanlar vardır. Ve bizim âyetlerimizi kâfirlerden
başkası inkâr etmez.
47. Evet.. İslâm dinî
böyle pek güzel bir mahiyettedir. Kur'an-ı Kerim, fikir birliğini ve kardeşliği
temin edecek hükümler içermektedir. İşte buna işaret için de Cenab-ı Hak, Yüce
Peygamberine hitaben buyuruyor ki: (Ve) Ey Resulüm!, (işte böylece) Diğer
Peygamberlere kitap indirmiş olduğumuz gibi (sana) da (böylece kitabı) Kur'an-ı
Kerim'i (indirdik) ki, bu apaçık kitap, diğer ilâhi kitapları tasdik edici
bulunmaktadır, ve öylece pek yüksek hükümleri, emirleri, yasakları ihtiva
etmektedir, (artık kendilerine kitap vermiş olduklarımız) yani: Yahudi ve
Hıristiyan topluluklarına mensup olup gerçek ilm ve irfan sahipleri olan
Abdullah ibnisselâm ve benzeri gibi zatlar (ona îman edenler) Kur'an-ı Kerim'in
de bir ilâhi kitap olduğunu bilir, tasdikte bulunurlar. Çünkü onun da bir ilâhi
kitap olduğunu evvelki kitaplarda okumuş anlamış bulunmaktadır. (şunlardan da)
Araplardan veya Mekke-i Mükerreme ahalisinden veya Peygamber devrindeki ehli
kitaptan da (ona) Kur'an-ı Kerim'e (îman edecek olanlar vardır) onlar da vakit
vakit İslâmiyeti kabul ederek Kur'an-ı Kerim'in bir ilâhi kitap oluduğunu tasdik
edeceklerdir. Evet.. Bilgin, düşünen ve insaflı olan insanlar bunu takdir ederek
îman şerefine kavuşacaklardır, (ve bizim âyetlerimizi) Allah'ın birliğine
kudretine, açıkça işaret ve şahitlik eden Kur'an-ı Kerim'i, o kutsî kitabın
beyanlarını (kâfirlerden başkası inkâr etmez.) inkârlarında, cehaletlerinde
ısrar eden, parlak hakikatları görmekten kaçınan Kab Ibnüleşref ve ashabı gibi
inkarcılar, pek açık âyetleri dinlemezler, onları inkâr ederek cehaletlerinde
devam eder dururlar.
48. Ve sen ondan evvel
hiçbir kitap okur olmadın ve sağ elin ile onu yazmadın. Öyle olsa idi elbette
iptal etmeye çalışanlar, şüpheye düşmüş olurlardı.
48. Bir kere düşünmeli,
insaf etmeli, Kur'an-ı Kerim, yüce bir mucizedir. 0 ilâhi kitabı ümmetine tebliğ
eden zat, vaktiyle asla okuyup yazmamış, öyle dinî meseleler ile uğraşmamış,
sonra kırk yaşına girince o eşsiz belâgati, o hikmet ve hakikat mecmuasını büün
insanlığa tebliğe nasıl kadir oldu?. İşte Cenab-ı Hak, bu hususta da
inkarcıların dikkatlerini çekiyor (Ve) Yüce Peygamberine hitaben buyuruyor ki:
(sen ondan evvel) 0 Kur'an-ı Kerim'i sana indirmeden önce (hiçbir kitap okur
olmadın) hiç bir ilm ve fen ile meşgul bulunmadın (ve sağ elin ile onu yazmadın)
o muazzam kitabı alışılmış şekilde yazmaya kadir, ve devam eder olmadın (öyle
olsa idi) vaktiyle okumakla yazmakla meşgul bulunmuş olsa idi (elbette ibtale
çalışanlar) hakikatları inkâr etmeye ve değiştirmeye cür'et edenler, (şüpheye
düşmüş olurlardı) halbuki, Hz. Peygamberin hayat tarihi, ahlâki temizliği kavmi
tarafından bilinmektedir. Artık onun aksini nasıl iddiaya cüret edebiliyorlar?.
49. Hayır.. 0 kendilerine
ilm verilmiş kimselerin sinelerinde apaçık olan âyetlerdir ve bizim âyetlerimizi
zalimlerden başkası inkâr etmez.
49. (Hayır.. 0) hakikati
beyan eden Kur'an (kendilerine ilm verilmiş kimselerin) müminlerin, hakikatları
güzelce anlayıp takdir edebilecek bilgin zatların (sinelerinde pek açık olan
âyetlerdir) onların hafızalarını süsleyen, değiştirme ve bozmaktan korunmuş
bulunan sabit ve Resûl-i Ekrem'in peygamberlik ve yüceliğine şahit birer açık
âyetlerden başkası değildir, (ve bizim âyetlerimizi) Böyle yüceliğe sahip olan
Kur'ani beyanları (zalimlerden başkası inkâr etmez.) ancak inatçı, kötülükte
haddi aşan, kibir ve gurur içinde yaşayan kimseler bunu inkâra cür'et
gösterirler. Çünkü onlar zaten ibtal eden kimseler oldukları için böyle bir
cürette bulunabiliyorlar. Artık onlar da nihayet lâyık oldukları cezalara
kavuşurlar. Nitekim bir niceside kavuşmuştur.
50. Ve dediler ki: Onun
üzerine Rabbinden mucizeler indirilmiş olmalı değil mi idi?. De ki: 0 mucizeler
ancak Allah'ın katındadır ve ben ancak apaçık bir uyanayım.
50. Bu mübarek âyetler,
Resûl-i Ekrem'den başka mucizeler göstermesini isteyen inkarcılara cevap
veriyor, bu hususta Kur'an-ı Kerim'in kâfi olduğunu ve onun müminler
hakkında bir rahmet ve bir
öğüt bulunduğunu bildiriyor ve Hak Teâlâ'nın kâinatın bütün durumlarını
bildiğini, müminler ile kâfirlerin hallerine şahit bulunduğunu ve kimlerin
ziyana uğramış bulunduklarını ihtar ile o inkarcıları tehdit buyurmaktadır.
Şöyle ki: bir takım inkarcılar Resûl-i Ekrem'de tecelli eden Allah vergisi
mükemmellikler ve Kur'an-ı Kerim'in ne büyük bir sonsuz mucize olduğunu görüp
durdukları halde yine onun Peygamberliğinden şüphe etmekten kurtulamadılar. (Ve
dediler ki: Onun üzerine Rabbinden mucizeler indirilmiş olmalı değil mi idi?.) 0
da Hz. Salih'in devesi, Hz. Musa'nın asası ve Hz. İsa'nın sofrası gibi hârikalar
göstermeli değil mi idi ki, kendisinin doğru söylediğine onlar ile delil
getirilse idil. Cenab-ı Hak'da o inkarcılara cevap verilmesi için Resûl-i
Ekrem'ine şöyle emrediyor: Habibiml. 0 inkarcılara (de ki: 0 mucizeler ancak
Allah'ın katındadır.) o Yüce Yaratıcı, dilediği mucizeyi, hârikayı meydana
getirir, bunları başkaları meydana getiremez. (Ve ben ancak apaçık bir
uyarıcıyım) Allah Teâlâ'nın emirlerine, yasaklarına riayet etmeyenleri azap ile
korkutmakla emrolunmuşum, onları irşada çalışmakla yükümlüyüm, ben dilediğiniz
hârikaları meydana getiremem. Maamafih nice hârikalar, mucizeler Allah'ın
kudreti ile meydana gelmiş olduğu halde yine birçok inkarcılar, onları sihirle
gösteri ile yorumlayarak yine inkârlarında ısrar edip durmuş değil midirler?.
51. Onlara kâfi gelmedi mi
ki, şüphesiz biz senin üzerine kitabı indirdik, onlara karşı okunmaktadır.
Muhakkak ki, onda îmân eden bir kavim için elbette bir rahmet ve bir nasihat
vardır.
51. Cenab-ı Hak, o
inkarcılara cevap olmak üzere şöyle de emrediyor: (0 inkarcılara) 0 kâfirlere
(kâfi gelmedi mi ki, şüphesiz biz senin üzerine kitabı indirdik) bir söz
mucizesi olan o mübarek Kur'an'ı inzal ettik, hak ile bâtılı bildiren, diğer
semavi kitapları tasdik eden ve bütün insanlığa selâmet ve saadet yollarını
gösteren o mukaddes kitabı sana ihsan eyledik. Bunu güzelce dikkate alanlar,
elbette ki, o Yüce Peygamberin nübüvvet ve risaletinde şüpheden kurtulur. 0
apaçık kitap (onlara) o inkarcılara ve bütün insanlığa karşı (okunmaktadır) her
zaman, her yer de okunarak bütün insanlara hitabeden o ilâhi kitab daimi bir
mucizedir, ve doğu ve batıya yayılmış yüce bir kitaptır. Diğer mucizeler ise
sınırlı birer zamanda birer birer mahalde ortaya çıkmış, sonra nihayete
ermiştir. Artık bu daimi olan Kur'an-ı Kerim'den başka bir mucize, bir hârika
istemeye ne hacet vardır?, (ve muhakkak ki, onda) 0 sânı öyle pek yüksek olan
Kur'an-ı Kerim'de, onun öyle mükemmel bir şekilde inişinde (îman eden bir kavim
için elbette bir rahmet ve bir öğüt vardır) Evet.. Hak'kı araştıran, inattan ve
kibirden kaçınan, güzel bir itikada kavuşan bir cemaat için o ilâhi kitap büyük
bir rahmettir, muazzam bir öğüttür, onlar için selâmet ve saadete vesiledir,
onun emirlerine, tavsiyelerine riayet edenler, herhalde ilâhi lütuflara
erişirler. Artık ondan büyük bir âyet, bir hârika istenilmesi, nasıl uygun
görülebilir?.
52. De ki: Benimle sizin
aranızda Allah Teâlâ'nın şahit olması kifayet eder. 0 göklerde ve yerde ne
olduğunu bilir. Ve o kimseler ki, bâtıla inanmışlar ve Allah'ı inkâr
etmişlerdir. İşte hüsrana uğramış olanlar, ancak onlardır.
52. Hak Teâlâ Hazretleri
Yüce Peygamber Efendimize şöyle de emrediyor: Resulüm!. 0 inkarcılara (De ki:
Benimle sizin aranızda Allah Teâlâ'nın şahit olması kifayet eder.) ben
peygamberlik vazifemi yerine getiriyorum, sizlere nasihatlar veriyorum. Sizler
ise beni inkâr ediyorsunuz göstermeye muvaffak olduğum mucizelerin ehemmiyetini
bilmiyorsunuz, artık kıyamet gününde Cenab-ı Hak, benimle sizin aranızda hükmünü
verecektir. Evet.. 0 Yüce mabûd (göklerde ve yerde ne olduğunu bilir) ona karşı
hiçbir şey gizli kalamaz. Binaenaleyh bizlerin hakkında asıl şahit, hallerimizi
tamamen bilen ancak o kâinatın yaratıcısıdır, (ve o kimseler ki, bâtıla
inanmışlar) Putlara tapmak, insanlara tanrılık vasfını vermek cehaletinde
bulunmuşlar (ve Allah'ı inkâr etmişlerdir) hayal edilen bir tabiata yaratıcılık
isnadına cüret göstermişlerdir, (işte hüsrana uğramış olanlar, ancak onlardır)
Onlar ebediyyen azap göreceklerdir, onlar Allah'ın rahmetinden ebediyyen mahrum
kalmış kimselerdir. İşte küfrün, Son peygamberi ve ona verilmiş olan Kur'an-ı
Kerim'i inkârın müthiş neticesi, öyle ebedî azaptan, felâketten ibarettir. Bu
âkibeti artık o gibi inkarcılar düşünmeli değil midirler?.
53. Ve senden azabı
alelacele isterler. Eğer tayin edilmiş bir vakit olmasa idi elbette onlara azap
geliverirdi. Ve muhakkak ki, o, onlara kendileri farkında olmaksızın
gelecektir.
53. Bu mübarek âyetler
kâfirlerin başlarına azap gelmesini bir alay maksadiyle Hz. Peygamberden
istemekte olduklarını bildiriyor ve onların başlarına ilâhi azabın ansızın
geleceğini ve cehennemin zaten onları kuşatmış olduğunu ihtar ediyor. Kıyamet
gününde de ne müthiş bir azabın onları yakalayacağını ve kendilerine
amellerinizin cezasını tadın denileceğini beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve) Ey
Yüce Peygamber!, kendilerini ilâhi azap ile tehdit etmekte olduğun inkarcılar
(senden) bir alay yoluyla (azabı alelacele isterler) o bizi kendisiyle
korkutmakta olduğun azap nerede başımıza gelse ya?, derler. Nazr ibnilhars gibi
kâfirler, "başımıza gökten taş yağdır" diye teklifte bulunurlar (eğer tayin
edilen bir vakit olmasa idi) onların azapları için Cenab-ı Hak'kın Levh-i
Mahfuz'da tesbit buyurmuş olduğu takdir edilmiş bir vakit bulunmasa idi (elbette
onlara azap) o acele istedikleri zamanda (geliverirdi) Evet.. Hak Teâlâ dilediği
kimseleri hemen helak edebilir, (ve muhakkak ki, o) Takdir edilen azap (onlara
kendileri farkında olmaksızın ansızın gelecektir) onlar gaflet içinde yaşarken
kendilerini müthiş bir azap kuşatacaktır. Nitekim o inkarcılardan bir kısmı
Bedir gazvesinde ilâhi kahra uğramış, ve cezalandırılmıştır, birniceleri de hiç
beklemedikleri birer günde ölerek ebedî azaba maruz kalmışlardır.
54. Senden azabı çarçabuk
istiyorlar. Halbuki, cehennem o kâfirleri elbette kuşatmış bulunmaktadır.
54. Evet.. Yüce
Peygamber!. 0 inkarcıların cehaletleri ne kadar hayrete lâyıktır. (Senden azabı
çarçabuk istiyorlar) hak ettikleri azabın başlarına gelmesini bekliyorlar
(halbuki,) en müthiş azap mahalli olan (cehennem o kâfirleri elbette kuşatmış
bulunmaktadır) onların ise bundan haberleri yok. Yani: Onlar kâfir oldukları
için zaten cehenneme sevkedileceklerdir. Bu ihtar ile cehennem onları daha
dünyada iken kuşatmış demektir. Evet.. Deniliyor ki: Küfür ve isyan, zaten bir
ateş mahiyetindedir. Bunlar sahiplerinin daha dünyada iken yakalamış
bulunmaktadır. Böyle ebedî bir felâkete sebep olan bir hal, manevi bir azap
değil de nedir?
55. 0 gün azap, onları
üstlerinden ve ayakları altından saracaktır ve "yaptıklarınızı -cezasını- tadın"
diyecektir.
55. Evet.. Cehennem
onları kuşatacaktır. Bu şekilde ki: (0 gün de azap onları üstlerinde ve ayakları
altlarında saracaktır) Yani: Cehennem azabı o kâfirleri her taraflarından
kuşatmış olacaktır. Artık istemiş oldukları azaba o günde tam kavuşmuş
bulunacaklardır, (ve) Cenab-ı Hak da veya onun emriyle meleklerden bazısı da
kâfirlere bir ihanet, bir ruhani azap olmak üzere hitab ederek dünyada iken
(yaptığınız şeyi) o kötü amellerinizin cezasını şimdi bu cehennemde artık (tadın
diyecektir) o inkarcılar da alelacele azap istemelerinin cezasına da bu halde
kavuşmuş olacak.
56. Ey îmân eden
kullarım!. Şüphe yok ki, benim arzım geniştir. Binaenaleyh bana ibadet ediniz.
56. Bu mübarek âyetler de
kulluk vazifelerini yerine getirebilmek için gerektiğinde hicrete müsaade
buyurulmuş olduğuna ve ölüm korkusuyla hicreti terk etmenin uygun olmayacağına
işaret buyuruyor. İyi amellerde bulunan ve sabrederek hakka tevekkül eden
müminlerin kavuşacakları uhrevî mükâfatı bildiriyor ve bütün mahlûkatın rızkını
kerem sahibi yaratıcının vermekte olduğunu beyan ederek rızk korkusuyla
hicretin, ibadet ve taatin terkedilmemesine işaret buyurulmaktadır. Şöyle ki:
Hak Teâlâ Hazretleri, Mekke-i Mükerreme'de bulunup müşriklerin eza ve cefalarına
mâruz kalan ashab-ı kirama ve onlar gibi müşkül bir vaziyette bulunan
müslümanlara hitaben buyuruyor ki: (Ey îman eden kullarım!.) Ey İslâmiyet
şerefine sahip zatlar!, (şüphe yok ki, benim arzım geniştir) Eğer o müşrikler
yüzünden rahatsız oluyor, bir tehlikeye mâruz bulunuyorsanız, dinî
vazifelerinizi layı ki veçhile yerine getiremiyorsanız, Medine-i Münevvere
vesaire gibi başka beldelere çıkıp hicret edebilirsiniz, ben sizleri oralarda da
rızıklandırırım (binaenaleyh) kendi diyarınızda ibadet ve itaate gücünüz
yetmiyorsa diğer yerlere giderek (bana ibadet ediniz) kulluk vazifenizi sekteye
uğratmayınız, en büyük hayat gayeniz, kerim mabudunuza ibadet ve itaattan ibaret
bulunsun. Nitekim bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki: "Dininden dolayı bir
yerden diğer bir yere isterse bir karışıklık bir mesafeye olsun firar eden
kimse, cenneti hak etmiş ve İbrahim ile Muhammed Aleyhisselâm'a arkadaş olmuş
olur."
57. Her nefs, ölümü
tadıcıdır, sonra da bize döndürüleceksinizdir.
57. Ve ey müminler!. Siz
de bilirsiniz ki: (Her nefs, ölümü tadıcıdır) İnsanlar, gerek kendi vatanlarında
ikamet etsinler ve gerek başka yerlere çıkıp gitsinler, herhalde bir gün
öleceklerdir. Hiçbir kimse, kendisini ölümden kurtaramaz. Ve ölünce yine
yurdundan, vatandaşlarından ayrılacaktır, (sonra da bize döndürüleceksinizdir)
Artık bu âkibeti düşününüz, dinî vazifelerinizi yerine getirmeye koşunuz, öyle
dünyevî varlıklar, menfaat I ar, sizin bu vazifelerinizi yapmanıza engel
olmasın. Siz ebedî selâmet ve saadeti dikkate almalısınız.
58. Ve o kimseler ki,
îmân ettiler ve iyi amellerde bulundular cihete ki, onları cennetten altlarından
ırmaklar akan yüksek makamlara, içlerinde ebediyyen kalmak üzere
yerleştireceğizdir. İyi amellerde bulunanların mükâfatı ne kadar güzeldir.
58. Evet.. (Ve o
kimseler ki, îman ettiler ve) îmanlarını tasdik etmek ve sağlamlaştırmak için
(iyi amellerde bulundular) üzerlerine düşen dinî, ahlâki vazifeleri yerine
getirmeye çalıştırlar (elbette ki, onları cennetten) o ebedî saadet yurduna
mahsus olup (altlarından ırmaklar akan yüksek makamlara) köşklere eriştireceğiz.
Onları o yüksek sarayların, köşklerin (içlerinde ebediyyen kalmak üzere
yerleştireceğizdir) Evet.. Onlar böyle mükâfatlara kavuşacaklardır. Artık
düşünmelidir ki (iyi amellerde bulunanların mükâfatı ne kadar güzeldir)
binaenaleyh insanlar böyle bir mükâfata ulaşmak için daha dünyada iken güzel
amellere devam edip durmalı değil midirler?.
59. 0 zatlar ki,
sabrettiler ve Rablerine tevekkülde bulunurlar.
59. Evet.. 0 güzel
amellerde bulunan müminler (0 zatlar) dır (ki) onlar dünyada iken (sabrettiler)
bir takım engellere, meşakkatlere karşı, göğüs germekten ayrılmadılar,
müşriklerin eza ve cefalarına, hicretin zahmetlerine tahammül gösterdiler (ve
Rablerine tevekkülde bulunurlar) Cenab-ı Hak'kın rahmetine, himayesine itimat
eder ve sığınırlar, fâni bir arzu uğrunda dinî vazifelerini bırakmış olmazlar.
İşte böyle zatlar, o ebedî mükâfatlara lâyık olmuşlardır.
60. Ve -yeryüzünde-
yürüyen nice hayvanlar vardır ki, rızkını taşımıyor. Onları da sizleri de Allah
Teâlâ rızıklandırır Ve o, hakkıyla işiticidir, bilicidir.
60. Evet.. Kâinatın
yaratıcısından başka kime tevekkül ve itimad edilebilir?. Ve o Kerim mabudun
lütuf ve ihsanından nasıl ümit kesilebilir. Bütün mahlûklatını koruyan, yaşatan
o Yüce Yaratıcıdır (Ve) yeryüzünde (yürüyen nice hayvanlar vardır ki) onlardan
hiç birisi kendi (rızkını yüklenmiş olmaz) kendileri için geçim kaynağı olacak
bir şey toplamış, bir yerde biriktirmiş bulunmaz. Bütün (onları da sizleri de
Allah Teâlâ rızıklandırır) her gün hepinize de rızık ihsan eder, hepinizi de
takdir edilen vakte kadar yaşatır, barındırır, (ve o) Kâinatın Yaratıcısı her
söylenilen sözü (hakkıyla işiticidir) sizin de neler söylediklerinizi, hicret
ettiğiniz takdirde ihtiyaç içinde kalacağınıza ait lakırdılarınızı da tamamen
işitmektedir. Ve o Yüce l-lâbud bütün mahlûkatının durumlarını (bilicidir) sizin
kalplerinizdekilerini de bilmektedir, nelere muhtaç olup olacağınız da o Kerem
Yaratıcı tarafından bilinmektedir. İnandık!. Rivayete göre Mekke-i Mükerreme'de
bir kısım zayıf müslümanlar vardır. Müşriklerden korkarak îmanlarını açığa
vuramayacak bir halde idiler, bir kısım müslümanlar da kâfirlerin eza ve
cefalarına uğramakta idiler, kendilerine Medine-i Münevvere'ye hicret etmeleri
tavsiye buyurulmuş, onlar da: "Bizim orada evlerimiz, mallarımız yok, artık
bizlere orada kim yemek verir, su içirir" demişler. Bunun üzerine bu mübarek
âyetler nazil olmuştur. Buyurulmuş oluyor ki: Cenab-ı Hak'kın yarattığı yerler
çoktur, kullarını rızıklandıran da ancak O'dur. Allah'a tevekkül ederek hicret
edenler de rızıklanacaklardır. Korkmaya lüzum yok. "Bu hicret, Mekke-i
Mükerreme'nin fethinde evvel vacip idi. Sonra bu vücub kalmamıştır. Büyük bir
sakınca bulunmadıkça bir müslüman, yurdundan çıkıp başka bir yere hicrete dinen
mecbur değildir.
61. Andolsun ki, eğer
onlara sorsan ki, kim gökleri ve yeri yarattı?. Ve güneşi ve ayı buyruğu altında
tuttu?. Elbette diyeceklerdir ki: Allah 0 halde nasıl çevriliyorlar?.
61. Bu mübarek âyetler de
müşriklerin çelişen ve makul olmayan durumlarını gösteriyor. Allah Teâlâ'nın
mahlûkatı hakkında dilediği gibi tasarrufta bulunacağını bildiriyor. Gökleri ve
yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğunda tutan ve gökten suları indirip yeryüzüne
hayat veren zatın Allah Teâlâ'dan başka olmadığını itiraf ettikleri halde yine
küfür ve şirkten ayrılmayanların o akılsızca düşüncelerini gözler önüne sererek
kendilerini ikaz buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Yüce Peygamber!. (Andolsun ki)
Eğer sen (onlara) Mekke-i
Mükerreme'deki ve diğer yerlerdeki müşriklere (sorsan) ki (kim gökleri ve yer
yarattı) onları böyle mükemmel bir nizam üzere meydana getirdi (ve güneşi ayı
buyruğunda tuttu?.) lazım olan yiyecekler vesaireyi yetiştirmek, vakitleri
bildirmek, yeryüzünde güzelce yaşanılmasını temin için o gibi ışıklı, nurani,
parlak semavi cisimleri kim var etti ki, onlar öyle bir itaat ve intizam
dairesinde devam edip durmaktadırlar?. (Elbette ki,) 0 müşrikler (diyeceklerdir
ki: Allah) onları bütün mükemmel sıfatları toplayan Yüce Yaratıcı var etmiştir,
onlara o varlığı, o intizamı ancak o hikmet sahibi mabut vermiştir. Bu hususta o
müşriklerin inkâra takatları yoktur, (o, halde) o müşrikler (nasıl
çevriliyorlar?.) böyle bir sözden, Cenab-ı Hak'kın yaratıcılıkta tek olduğunu
itiraftan sonra Allah'ın birliğini bırakarak şirke, bir takım mahlûkata
tapınmaya nasıl cür'et gösteriyorlar?. Bu ne kadar çelişki bir hareketi.
62. Allah, rızkı
kullarından dilediğine bol verir, dilediğine de kısar. Şüphe yok, Allah her şeyi
hakkıyla bilendir.
62. Evet.. (Allah) 0 Yüce
Yaratıcı ki: Onun ilâhi tasarrufları, bu âlemde hikmetin gerektidiği şekilde
tecelli etmektedir, (rızkı) da (kullarından dilediğine bol verir) onu bol bol
rızık olarak verir ve yine (dilediğine) o kullarından herhangi bir dilediği için
rızkını (kısar) hikmetin gereği ne ise kullarını ona göre rızka, nimete
kavuşturur, çeşitli kullarından da kimisini bol bir geçime, kimini de dar bir
geçime sahip kılar ve bazı kullarını bir müddet fazlaca rızıklandırdığı halde
bir müddet de dar bir rızık içinde bırakır (Şüphe yok ki, Allah, her şeyi
hakkıyla bilendir) binaenaleyh, o Hikmet Sahibi Yaratıcı, kullarının her zaman
neye lâyık olduklarını bilir, haklarında hikmet ve faydaya uygun olan çeşitli ve
farklı şeyleri yaratır. Bütün bu varlık değişiklikleri o Yüce Yaratıcının
varlığına pek mükemmel birer şahittir.
63. Andolsun ki, eğer
onlara: Gökten suyu kim indirdi de onunla yeri ölümünden sonra kim diriltti diye
sorsanız, elbette derler ki: Allah. De ki: Hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların
çoğu akıl erdiremezler.
63. Evet.. (Andolsun
ki, eğer onlara:) 0 şirke düşmüş kimselere (Gökten) yukarıdaki bulutlardan (suyu
kim indirdi) yağmurları yağdırdı (da onunla) o suyu ile (yeri ölümden sonra
diriltti) yeryüzünde yeniden çeşit çeşit nebatları vesaireyi meydana getirdi,
onu yer bir hayata kavuşturdu (diye sorsanız) o müşrikler yine (elbette derler
ki: Allah) bütün bunları böyle yaratıp vücude getiren zatın bir Yüce
Yaratıcı'dan ibaret olduğunu itirafta bulunurlar. Resulüm!. Artık sen de (de ki:
Hamd Allah'a mahsustur) o Hikmet Sahibi Yaratıcı, ne büyüktür ki, o müşrikler de
bu hakikati itirafa mecbur oluyorlar, o Yüce Mabûd'un yaratıcılığını inkâra
cür'et edemiyorlar, (fakat onların çoğu, akıl erdiremezler) Bu iti rafları ı na
aykırı hareketlerde, kanaatlerde bulunurlar, putlara, insanlara taparak onlara
da bir nevi yaratıcılık, mabutluk isnadında bulunurlar. Sözleri ile fiilleri
arasındaki çelişkinin farkında olamıyorlar. Ancak bir kısmı, bilâhara güzelce
düşünerek fikir değiştirmiş, Allah'ın birliğini tasdik ederek küfür ve şirkten
kurtulmuş bulunur. İşte Resûl-i Ekrem'e îman edip de İslâmiyet'e ermiş olan bir
kısım müşrikler, bu kabildendir ki, artık onlar Islâmiyete ermiş, hakiki, daimi
bir hayata, bir saadete aday olmuşlardır. Bu zatların, fâni varlıklar arkasından
koşan, asıl yaratılışlarına aykırı hareketlerde bulunan müşrikler ile, dinsizler
ile alâkaları kalmamıştır. İtibar ise son nefesidir.
64. Bu dünya hayatı
eğlenceden ve bir oyundan başka birşey değildir. Ve hakikaten ahiret yurdu ise
elbette ki, daimî hayat O'dur, eğer bilecek olsalar idi.
64. Bu mübarek âyetler, bu
dünya hayatının bir eğlence kabilinden olup asıl ahiret hayatının ebedî temenni
etmeye lâyık olduğunu bildiriyor denizlerden Allah'ın yardımı selâmete, nimete
kavuşan müşriklerin bunu müteakip nankörlükte bulunarak şirk ve isyana koşup
durduklarını gösteriyor. Ve o müşriklerin harem dairesi gibi bir emniyet
sahasına kavuştuklarını ve onların çevresindeki kimselerin tecavüzlere
uğradıklarını gördükleri halde, yine nankörlük edip durmalarını kınamak için
teşhir ediyor. Ve o müşrik ve iftiracı kimselerin en zalim kimseler oldukları ve
onlar için cehennemin bir karargâh bulunduğunu ihtar eyliyor. Allah yolunda
cihadda bulunan müminlerin ise ilâhi lütuflara mazhar olacaklarını
müjdelemektedir. Şöyle ki: Ey insanlar!. Bir kere güzelce düşününüz, şüphe yok
ki: (Bu dünya hayatı) geçicidir. Adeta (bir eğlenceden ve bir oyundan başka
birşey değildir.) bu gibi şeylerin devamı, ebedî faidesi olmadığı gibi dünya
hayatı da bu kabildendir, az sonra yok olacaktır, (ve hakikaten ahiret
yurdu ise elbette ki, daimi hayat O'dur) 0 bakidir, yok olmayacaktır, orada
kimseye ölüm gelmeyecektir, (eğer) Bütün dünyaya dalıp gaflet içinde
yaşayanlar (bilecek olsalar
idi) öyle cahilce hareket etmezlerdi, o çabucak yok olan bir yaşayışı, ebedî
bulunan ahiret hayatı üzerine tercih etmiş olmazlardı. 0 ebedî âlemde selâmet ve
saadet içinde yaşayabilmelerini temin edecek ibadetlere itaatlere çalışır
dururlardı.
65. Cemiye bindikleri
zaman, dini Allah'a has kılmak suretiyle ihlasla duada bulunurlar. Fakat, onları
selâmetle karaya çıkarınca, o vakit hemen şirke düşerler.
65. Halbuki, müşrik
olanlar, bu âkibeti nazara almazlar. (Vaktaki onlar gemiye binmiş olurlar)
Denizde çarpışan korkunç dalgalar arasında kalırlar, o zaman ölüm korkusunda
dolayı (dinî Allah'a has kılmak suretiyle halisane duada bulunurlar) o
kendilerine tapar oldukları putları unuturlar, onlardan bir faide beklemezler,
yalnız Allah Teâlâ'ya sığınarak bir selâmet sahiline erdirmesini yalnız o Kerim
Yaratıcı'dan niyaza başlarlar. Fakat öyle kalmazlar (Ne zamanki) Allah Teâlâ
(onları selâmetle karaya çıkardı) o müşrikleri korkudan kurtarıp bir selâme
alanına kavuşturdu mu, onlar o yalvarışlarını unuturlar (o vakit hemen şirke
düşerler) yine putlara tapınmaya başlarlar, onlardan menfaat beklerler. Bu ne
kadar ahmaklık!. "Hatta rivayet olunuyor ki: Cahiliye devrindeki müşrikler, bir
gemiye bindikleri zaman yanlarına putlarını da alırlarmış. Fakat şiddetli bir
rüzgâr eserek dalgalar meydana gelince o putları denize atarak yalnız: Ey
Yarabbiml. Diye duaya başlarlarmış. Fahri Razi merhum "Ellevâmi" adındaki
eserlerinde şöyle diyor: Bu hal gösteriyor ki, Alemlerin Rabbini bilmek, her
insanın yaratılışında vardır. Onlar, genişlik zamanında gaflette bulunurlar,
fakat bir sıkıntı yüz gösterdi mi, şüphe yok ki, hemen Cenab-ı Hak'ka sığınmaya
başlarlar.
66. Kendilerine verdiğimiz
şeye nankörlük etsinler ve istifadede bulunsunlar diye. Fakat yakında
bileceklerdir.
66. Evet.. Müşrikler,
öyle bir felâketten, korkunç bir vaziyetten kurtulunca (Kendilerine yediğimiz
şeye) öyle kurtuluş nimetine (nankörlük etsinler ve) putlara taparak onlardan
güya (istifadede bulunsunlar diye) yine şirke düşerler, nimete karşı nankörlüğe
devam etmek isterler. İşte müşriklerin delice hareketleri! (fakat) onlar
(yakında bileceklerdir.) Evet... Onlar ölür ölmez o müşrikçe hareketlerinin
cezasına kavuşacaklardır, o yüzden nasıl bir azaba uğradıklarını görüp
anlayacaklardır. İşte küfür ve şirkin pek müthiş âkibeti!
67. Ya görmediler mi
ki, biz güven içinde kutsi bir yer yaptık, halbuki, insanlar onların çevresinden
zorla kapılıp götürülmektedir. Artık batıla mı îmân ediyorlar ve Allah'ın
nimetine mi nankörlükte bulunuyorlar?.
67. Ya o müşriklerin
bir gurubunu oluşturan ve Mekke-i Mükerreme'de ikamette bulunan bir kısım
inkarcılar, (V a görmediler mi ki,) düşünüp anlamadılar mı ki, onların içinde
yaşadıkları o mübarek beldeye (biz güven içinde kutsî bir yer yaptık) orasını
düşman tecavüzünden emin, ahalisini istirahata, hürriyete kavuşturmuş
bulundurmaktayız. Bunun da şükrünü yerine getirmeleri icabetmez mi?, (halbuki,
insanlar onların çevresinden) Mekke'nin dışında bulunan yerlerde (zorla kapılıp
götürülmektedir) esir alınmakta, öldürülmekte ve malları saldırıya uğramaktadır,
(artık) o müşrikler, bu nimetleri kendilerine ihsan buyuran Kerim Yaratıcıyı
birleyip kutsamıyorlar da (bâtıla mı) şeytanlara mı putlara mı, uydurma dinlere
mi (îman ediyorlar) halbuki onların bâtıl şeyler ohduğunda akıllı olan bir kimse
şüphe etmez. Ve onları öyle şirke düşerek (Allah'ın nimetine mi nankörlükte
bulunuyorlar) bu ne hal!. Yalnız o Kerim Yaratıcı'ya ibadette ve şükürde
bulunmaları icabettiği halde ona kulluğu terkederek bir takım fâni mahlûkata
ibadette bulunup duruyorlar. Bu ne kadar bir gaflet ve cehalet!.
68. Ve daha zalim kim
vardır o, kimseden ki, Allah'a karşı yalan yere iftirada bulunmuştur. Veya
kendisine geldiği zaman hak şeyi yalanlamıştır. Cehennemde kâfirler için bir
duracak yer yok mudur?.
68. (Ve daha zalim kim
vardır?) Bir kere düşünmeli (0 kimseler ki, Allaha karşı yalan yere iftirada
bulunmuştur) elbetteki, en zalim odur. Evet. Allah'ın birliğini, inkâr eden
putlara tapınan onlara ibadet etmelerini kendilerine Cenab-ı Hak'kın emrettiğini
iddiada bulunan, biz babalarımızı bunlara ibadet eder bulduk diyerek şirkinde
ısrar edip duran kimseden daha zalim kim olabilir?, (veya) 0 kimseden daha zalim
kim vardır ki, (kendisine geldiği zaman) tebliğ ettiği vakit hem (hak şeyi
yalanlamıştır.) İşte
bu da en zalim bir
kimsedir. İşte Son Peygamberliğini Kur'an-ı Kerim'in ilâhi bir kitap olduğunu
inkâr eden herhangi bir şahıs, böyle en zalim bir kimsedir. Artık öyle kimseler,
uhrevî cezalarına hazırlansınlar. (Cehennemde kâfirler için bir duracak yer yok
mudur?.) Elbette ki, vardır. Onlar öyle müthiş âkibeti hiç düşünmüyorlar mı ki,
böyle bir şirk ve inkâra cü'ret etmiş bulunuyorlar?.
69. Ve o kimseler ki, bizim
uğrumuzda cihadda bulundular, elbette onları bizim yollarımıza hidayet ederiz ve
şüphe yok ki, Allah Teâlâ elbette iyi davrananlarla beraberdir.
69. (Ve) Bilakis (o
kimseler ki,) o inanan ve ibadet eden kullar ki, (bizim uğrumuzda cihad da
bulundular) gizli ve açık olan din düşmanlarına karşı cihada atıldılar, İslâm
dinini müdafaaya çalıştılar (elbette onları) o mücahit, fedakâr kulları (bizim
yollarımıza hidayet ederiz) onlara muvaffakiyet verin, onları uhrevî nimetlere
kavuştururuz, onları pek nurlu bir âkibete erdiririz (ve şüphe yok ki, Allah
Teâlâ elbette iyi davrananlarla beraberdir) mümin, hak yolunda fedakâr olan
kullarını dünyada zaferlere, nimetlere ulaştırır, ahiret âleminde de ilâhi
rahmetine, ilâhi mükâfatına ve manevî yakınlığına kavuşturacaktır. Ne yüce bir
Rabbani lütuf. Hak Teâlâ Hazretleri hepimizi o salih zatlar zümresine katsın.
Hz. Peygamber hürmetine Amin. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a aittir.
Sonraki Sayfa

|
|