|
45. Ve andolsun ki, Semud
kavmine; Allah'a ibadet ediniz diye kardeşleri Salih'i gönderdik. Onlar ise
hemen birbiriyle çekişen iki guruba ayrıldılar.
45. Bu mübarek âyetler
de üçüncü bir kıssa olmak üzere salih Alehisselâm'ın, kavmini Allah'ın dinine
davet buyurmuş olduğunu bildiriyor. 0 kavmin de iki guruba ayrıldığını, kâfir
olan gurubun Hz. Salih yüzünden uğursuzluğa muruz kaldıklarını söylediğini, o
mübarek Peygamberin de onları reddederek kendilerine verdiği cevabı beyan
buyurmaktadır. Şöyle ki: Davut ve Süleyman Aleyhisselâm'a ait kıssa, ilâhi vahiy
ile Peygamberimiz Hazretlerine bildirmişti (Ve andolsun ki, Semud kavmine de:
Allah'a ibadet ediniz diye) kabile itibariyle (kardeşleri) olan (Salih'i)
Peygamber (gönderdik) bu da Allah'a dayanan bir haberdir, Allah tarfından
bildirilmektedir, (onlar ise) 0 Şam ile Hicaz arasındaki "Hicr" denilen mahalde
oturan Semud kavmi ise (hemen birbiriyle çekişen iki guruba ayrıldılar) bir
gurubu, Hz. Semud'a tâbi olarak îman şerefine kavuştu, diğer bir gurubu ise
küfürlerinde ısrar edip düşmanca bir vaziyet aldı ve Hz. Salih'e karşı cephe
alarak: Ey Salih!. Eğer doğru sözlü bir kimse isen bizi korkutmakta olduğun
azabı başımıza getir bakalım, demeğe cüret ettiler, çokluk da bu gurupta idi.
46. Dedi ki: Ey kavmim!.
Ne için iyilikten evvel kötülüğü acele istiyorsunuz?. Allah'tan af dilemeli
değil misiniz?. Olabilir ki, rahmete kavuşursunuz.
46. Hz. Salih de o kâfir
guruba (Dedi ki: Ey kavmim!. Ne için iyilikten evvel kötülüğü) başınıza gelecek
azabı (acele istiyorsunuz?.) ne için tövbe edip azaptan kurtulmayı
istemiyorsunuz?. 0 tövbe ki, en güzel bir kurtuluş vesilesidir. Ey kavmim!.
Başınıza azap gelmeden evvel (Allah'tan af dilemeli değil misiniz?.) neden böyle
küfrünüzde ısrar edip duruyorsunuz?, (olabilir ki) Siz af dileyince tövbeniz
kabul olur da azaptan kurtulursunuz, hepiniz de 'rahmete kavuşursunuz1» azab,
geldiği vakit ise artık tövbe kabul olmaz.
47. Dediler ki: Biz
seninle ve seninle beraber olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık. -Hz. Salih de-
dedi ki: Sizin uğursuzluğunuz, Allah katında -malûm-dur. Hayır.. Siz imtihana
çekilen' bir kavimsiniz.
47. Salih Aleyhisselâm'ın o
kadar iyilik sever tenbihine rağmen o mübarek zata o kâfirler (Dediler ki: Biz
seninle ve seninle beraber olanlar ile) sana îman edenler ile (uğursuzluğa
uğradık) o kavim için bir uyanma vesilesi olmak için bir müddet yağmurlar
yağmamış, yurtlarında kıtlık yüz göstermişti. Bunu, o mübarek Peygamberler ile
ona îman edanler yüzünden kendilerine yönelmiş bir musibet kabul etmişlerdi. Hz.
Salih de o cahillere hitaben (dedi ki: Sizin uğursuzluğunuz) size isabet edip
edecek fenalığın sebebi (Allah katında) malûm (dur) siz kendi kötü
hareketlerinizden dolayı öyle fena âkibetlere uğruyorsunuz, buna siz sebebiyet
vermiş oluyorsunuz da
haberiniz yok, artık
Allah'ın takdiri ne ise o tecelli eder. (hayır.. Siz imtihana çekilen bir
taifesiniz) Siz hayır ve şer ile, genişlik ve darlık ile bir tecrübeye tâbi
tutuluyorsunuz, bu imtihan, hikmet gereği bir uyanmaya vesiledir. Bundan bir
ders alarak uyanmalı, Allah'ın dinine sarılarak Cenab-ı Hak'tan selâmet ve
saadet temenni etmeli değil misiniz?. "Tetayyür" bir şey ile uğursuzlukta
bulunmak, onu kötü görerek uğursuz saymaktır. Zamanı cahiliyette bazı kimseler
bir yola çikmak, bir iş yapmak isteylce yanlarına bir kuş alır, onu yolda
salıverirmiş. Eğer bu kuş, onların sol taraflarından sağ taraflarına doğru
uçarsa bunu uğurluluk sanarlardı, bilakis sol taraflarına döner, onların sol
taraflarına doğru uçarsa bunu da şer sayar, o işte hayır olmadığına kail
olurlardı. Bu münasebetle bu "tetayyür" tabiri uğursuzluk manâsında kullanılır
olmuştur.
48. Ve şehirde dokuz kişi
var idi ki: Yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlardı, ıslah da bulunmuyorlardı.
48. Bu mübarek âyetler de
Salih Aleyhisselâm ile aile fertlerine karşı suikastde bulunmak isteyen kâfir
kavminin nasıl bir helake uğramış olduklarını bildiriyor. 0 kavmin hileleri
yüzünden ne fecî bir âkibete uğramış bulunduklarını ve halen gözler önünde duran
yurtlarındaki harabelerin bir ibret vesilesi oluşturduğunu, müminleri de o
facialardan emin olarak kurtuluşa kavuşmuş bulunduklarını beyan buyurmaktadır.
Şöyle ki: (şehirde) Semud Kavmine ait "Hicr" denilen beldede (dokuz kişi var idi
ki: Yerde) öyle sade kendi beldelerinde değil her tarafta (bozgunculuk
yapıyorlardı) bunlar Semud kavmine mensup bir takım ileri gelenlerin oğulları
imiş. Bunlar küfürlerinde ısrar edip duruyorlardı, Hz. Salih'in devesini
boğazlamaya bunlar cür'et etmişlerdi. Reisleri "Kudar bin Salef" imiş, deveyi
boğazlamaya bizzat bu teşebbüs etmişti. Bu dokuz şahıs, daima bozgunculuk
yapıyorlardı. (ıslah da bulunmuyorlardı.) Alemi ıslah etmeye ait hiçbir şey
yapmıyorlardı. "Peht" topluluk, taife bir kimsenin, kavmi, kabilesi demektir. Üç
veya altı kişiden on kişiye kadar olan erkeklerdir. "Nefer" de cemaat, nefs ve
üçten dokuza veya ona kadar olan erler demektir.
49. Allah'a and içerek
dediler ki: Her halde onu ve ailesini geceleyin öldürelim de sonra velisine
diyelim ki: biz onun ehlinin helak olduğu yerde hazır bulunmadık ve şüphe yok
ki, bizler elbette doğru sözlü kimseleriz.
49. 0 dokuz kişi, Salih
Aleyhisselâm aleyhine yaptıkları istişarede (Allah'a and içerek dediler ki:
Herhalde onu) Hz. Salih'i (ve ailesini) ona îman edenleri (geceleyin telef
edelim) hepsini de gece vakti helak etmiş bulunalım (sonra velisine) Hz.
Salih'in kanını isteyecek bir kimsesi bulunursa ona da kendimizi müdafaa ederek
(diyelim ki: Biz onun) o velinin (ehlinin) helak olduğu yerde veya o zamanda
(hazır bulunmadık) böyle bir helakin vukuunu bile görmedik, nerde kaldı ki, onu
helak etmiş olalım, (ve şüphe yok ki, bizler elbette doğru sözlü kimseleriz) bu
ifadelerimiz de doğrudur, biz yalan söyleyen kimseler değiliz.
50. Onlar bir hile
yaptılar, biz de hiç bilgileri olmaksızın bir hile ile hile yaptık - yani:
Onları ansızın hilelerin cezasına kavuşturduk-.
50. (Onlar) O yalancı
herifler (bir hiyle ile hiyle yaptılar) böyle gerçek dışı bir söz ile
kendilerini müdafaa etmek istediler. Kalben ise Hz. Salih ile ona îman edenlere
büyük bir düşmanlıkta bulunarak suikaste karar verdiler (biz de) Onlara (hiç
bilgileri olmaksızın) farkına varmaksızın (bir hiyle ile hiyle yaptık) yani:
Onları görülmemiş bir tarzda helak ettik, onları ansızın hiyleleriniz cezasına
kavuşturduk.
51. Artık baki.
Hilelerinin akibeti nasıl oldu?. Muhakkak ki biz, onları da kavimlerini de
toptan helak ettik.
51. Evet.. Onlar pek garip
bir şekilde helake uğramışlardı. Cenab-ı Hak bunu da şöyle beyan buyuruyor:
(Artık bak! Tuzaklarının) Yapmak istedikleri hiylelerin (âkibeti nasıl oldu) o
yapmak istedikleri felâket, nasıl kendi başlarına geldi (muhakkak ki, biz onları
da) o dokuz şahsı da ve kendileriyle aynı fikirde olan (kavimlerini de toptan
helak ettik) hepsi de görülmemiş bir şekilde Allah'ın kahrına uğrayarak dünyadan
çıkıp gittiler. Evet.. O mel'unlar, evvelâ Salih Aleyhisselâm'ı, sonra da ona
tâbi olanları öldürmek için silâha sarılmışlar Hz. Salih'in bir tepe arasındaki
ibadethanesine doğru gitmekte bulunmuşlardı. Cenab-ı Hak'kın emriyle melekler
onların üzerlerine yukarıdan birçok taşlar yağdırdılar, onlar taşları
gördükleri halde melekleri göremiyorlardı. Nihayet gökten gelen şiddetli bir ses
ile kâfir kavmin hepsi de helak olup
gitti.
52. İşte onlar, onların
zulmları sebebiyle çökmüş olan evleri!. Şüphe yok ki, bunda anlayan kavim için
elbette bir ibret vardır.
52. (İşte onlar) 0 birer
ibret manzarası oluşturan harap yurtlar (onların) o Semud kavminin (zulmları
sebebiyle çökmüş) yıkılmış boş kalmış (olan evleri) hâlâ bu harabeler
görülmektedir, (şüphe yok ki, bunda) Bu yurtların böyle acayip bir şekilde mavh
ve yok edilmesinde (bilen bir kavim için) Allah'ın kudretini bilen o Yüce
Yaratıcıya isyanın ne kadar felâkete yol açtığını anlayan bir cemaat için
(elbette bir ibret vardır) Evet.. 0 helake mâruz kavmin yaşam tarihini bilen,
yurtlarının feci manzarasını gören her kimse, bundan bir ibret dersi, almalıdır,
o gibi dinsiz kavimlerin izlerini tâkibetmek cehaletinde bulunmamalıdır.
53. Halbuki: İman edip
kötülükten sakınanları kurtuluşa erdirdik.
53. İşte Cenab-ı Hak
buna da şöylece işaret buyuruyor: (Halbuki,) Cenab-ı Hak'ka (îman edip
kötülükten sakınanları kurtuluşa erdirdik) onlar o kâfirlere yöneten felâketten
korundular, Allah'ın inayetine kavuştular. Evet.. Salih Aleyhisselâm ile ona
tâbi olanlar, Semud kavminin başına gelen felâketlerden sonra kendileri
selâmetle Mekke-i Mükerremeye veya Kudüs-i şerife hicret ederek ibadet ve
itaatla meşgul olmuşlardır. Allah'ın dinine sarılmanın pek büyük mükâfatına nail
bulunmuşlardır. Salih Aleyhisselâm'ın kıssası için "Araf ve Hud" sûrelerinin
izahına da bakınız!.
54. Lût'u da -Peygamber
gönderdik- o zaman ki: Kavmine demişti ki: 0 en iğrenç şeyi yapacak mısınız?
Halbuki siz -onun fenalığını- görürsünüz.
54. Bu mübarek âyetler
de Lût Aleyhisselâm'a ait olan dördüncü kıssayı kapsayıp onun kavminin ne kadar
ahlâksızlığa düşkün kimseler olduğunu bildiriyor. Hz. Lût'un nasihatlarına
rağmen onu ve ailesini yurtlarından çıkarmak istediklerini, nihayet Hz. Lût'un
ve eşinden başka ailesinin kurtuluşa erdiklerini, kavminin de müthiş bir
felâkete uğrayarak kahrolup gittiklerini beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Şam
tarafındaki" Semud" bölgesine (Lût'u da) Peygamber gönderdik, (o zaman ki:) 0
zat (Kavmine demişti) o kavmin çirkin hareketlerini kınayarak kendilerini temiz
bir hayata davet etmişti: Ey Kavmim!. Siz (en iğrenç şeyin işleyecek misiniz?..)
son derece çirkin, kötü olan bir muameleye nihayet vermiyecek misiniz?.,
(halbuki, siz) onun ne kadar fena, insanlığa aykırı bir muamele olduğunu
(görürsünüz) onun ahlâksızlıktan olduğunu aklen anlayabilirsiniz. Yahut
birbirinizin öyle çirkin bir muamelede bulunduğunu görür durursunuz. Bu ne kadar
insanlığa ahlâka aykırı, bir hareket!,
55. Siz kadınlarınızı
bırakıp da şehvetle erkeklere mi yanaşacaksınız? Doğrusu siz cahilce hareket
eden bir kavimsiniz.
55. Ey kavmim!. (Siz
kadınlarınızı bırakıp da şehvetle erkeklere mi yanaşacaksınız?.) Kendi helâl
eşlerinizi terkedip de livata cinayetini mi işleyeceksiniz?. İşte sizin bu
hareketiniz ne kadar çirkin, ne kadar meşru bir gayeden uzak, ne derece hayvani
bir muamele!, (doğrusu siz cahilce hareket eden bir kavimsiniz) yaptığınız pek
çirkin hareketin fenalığını bilmiyorlar gibi görünüyorsunuz, yahut siz, bu
hareketin kötü âkibetini düşünmeyip deliler gibi, beyinsizler gibi cahilce bir
halde yaşayıp duruyorsunuz.
56. Artık kavminin cevabı
da: Lût ailesini yurdunuzdan çıkarın, şüphe yok ki, onlar çok temizlikte bulunan
insanlardır, demelerinden başka olmamıştı.
56. (Artık) Hz.
Lût'un o güzel ihtarına karşı kendilerini müdafaa için bir delile, bir mazerete
sahip bulunmayan (kavminin cevabı da) bir yanıltmacadan ve cinayetlerine bir
devam gayesinden ibaret olmak üzere (Lût ailesini yurdunuzdan çıkarın) onlar
bizimle beraber bir yurtta bulunarak bizi tenkit etmesinler, hesaba çekmesinler
(Şüphe yok ki, onlar çok temizlikte bulunan insanlardır) onları bizim yaptığımız
şeyleri pis sayarak onlardan kaçınmaktadırlar, (demelerinden başka olmamıştı) 0
ahlâksız kavim o kendilerini temizliğe davet eden Peygamberleri hakkında alay
yoluyla böyle demişlerdi.
57. Binaenaleyh onu ve
bütün ailesini kurtardık, karısı müstesna, onu takdirimizle azapta baki
kalanlardan kıldık.
57. Cenab-ı Hak da
buyuruyor ki: (Binaenaleyh) 0 ahlâksız öyle kötü lakırdıları üzerine (onu) Lût
Aleyhisselâm'ı (ve bütün ailesini) umum aile fertlerini (kurtardık) kendilerine
hiçbir kötülük dokunmadı, onlar geceleyin bulundukları beldeden çıkıp gittiler,
(eşi müstesna) 0 kadın Hz. Lût'a itaatkâr olmadığı için (onu) o kadını
(takdirlerimizle) ilâhi hüküm gereğince (azapta baki kalanlardan kıldık.) o da o
kavim arasında kaldı, onlar ile beraber ayn; azaba uğradı. Şöyle ki:
58. Ve onların üzerlerine
bir yağmur yağdırdık, artık ne fena oldu, o uyarılmış olanların yağmuru.
58. (Ve onların
üzerlerine bir yağmur yağdırdık) Görülmemiş bir şekilde başlarına taşlar
yağdırıldı, (artık ne fena oldu, o uyarılmış olanların yağmuru?.) 0 yağmur, bir
azaptan, bir ilâhi kahırdan ibaret olarak onların hepsini de helak edip gitti,
onların bütün köylerinin bir zelzele ile altı üstüne getirilmiştir. Evet..
Vaktiyle Peygamberleri tarafından kendilerine nasihat verilmiş, kendilerini bu
gibi azaba uğratılmaktan korkutulmuştu.. Onlar ise buna kulak vermemişlerdi,
nihayet dinsizliklerinin, ahlâksızlıklarının böyle müthiş cezasına çarpılmış
oldular Lût Aleyhisselâm'ın kıssası için "Araf" sûresinin izahına da bakınız!.
59. De ki, Hamd
Allah'adır, selâm da seçkin kıldığı kullarınadır. Allah mı hayırlıdır, yoksa ona
ortak koştukları mı?
59. Bu mübarek âyetler,
Resûl-i Ekrem'e karşı Cenab-ı Hak'kın ilâhi iltifatını içermektedir. İbret ve
bilgi veren kıssalarla kitaplarla Allah'ı birleyenleri aydınlatan yüce
yaratıcıya hamdın lüzumunu tebliğ ediyor ve dindar seçkin kulların da selâmete
kavuştuklarını müjdeliyor. Kerem sahibi Yaratıcının rahmetinin eserlerinden olan
üççeşit hayra, faydaya işaret ediyor ve Yüce Allah'ın birliğini, azamet ve
hâkimiyetini, şerik ve ortaktan uzak bulunduğunu çeşitli kudret eserlerini
nazarı dikkatlere sunarak isbat ediyor, inkarcıların cehaletlerini göstererek
azarlıyor ve bütün insanlığı düşünme ve insafa davet ediyor, inkarcıların
cehaletlerini göstererek azarlıyor ve bütün insanlığı düşünme ve insafa davet
buyuruyor. Şöyle ki: Ey Son Peygamber!. Seni böyle ilâhi vahyine kavuşturan,
birçok hakikatlardan haberdar buyuran kerim mabuduna şükretmek için (De ki:
Hamd Allah'adır) bütün mükemmel sıfatlarla vasıflanmış olan, 0 Yüce Yaratıcıdır,
(selâm da) Selâmet ve saadet de o hikmet sahibi yaratıcının
seçmiş olduğu kullarınadır)
bu zatlardan maksat, Peygamberlerdir. Veya Peygamberimizin ashab-ı kiramıdır ve
bir görüşe göre de önceki ve şimdiki bütün müminlerdir. Cenab-ı Hak, böyle
seçkin, inanan kullarını ebedî selâmet ve saadete eriştirecektir. Artık
düşünmeli, seçkin kullarını böyle mükâfatlara eriştiren (Allah mı hayırlıdır,
yoksa) o müşriklerin o Yüce mabuda (ortak koştukları mı?.) hayırlıdır?. 0 bir
takım putlar ki, birer fâni muhlûkturlar, kendi haklarında bile bir faide
temine, bir kötülüğü gidermeye kadir olamazlar. Evet.. Açıktır ki: Cenab-ı
Haktan başka bütün mevcudat, mahlûktur, ölüme mahkûmdur kendisini ölümden, bir
takım felâketlerden kurtaramaz. Artık öyle bir mahlûk, mabut edinilmeye elbette
ki, lâyık olamaz. Aksine hareket ise en büyük bir cehalet değil midir?
60. Yoksa gökleri ve
yeri yaratan ve gökten sizin için bir su indiren mi -hayırlıdır- sonra onunla
güzelliğe sahip olan bahçeleri bitirdik ki, sizin için onun bir ağacı bile
bitirebilmeniz mümkün değildir. Allah ile beraber bir tanrı mı var?. Hayır..
Onlar doğru yoldan sapmış olan güruhtur.
60. Ey insanlar!. Bir kere
kâinatın yaratıcısının kudret levhalarına, rahmetinin eserlerine bakınız. Öyle
âciz putlar mı hayırlıdır ki, onlara tapıp duruyorsunuz?. (Yoksa gökleri ve
yeri) O kadar güzel, faideli bir şekilde (yaratan ve gökten sizin için) hayat
kaynağı olan (bir su indiren mi?.) o ortak ve benzerden uzak olan Allah Teâlâ mı
hayırlıdır? Elbetteki, hayır ve rahmet, yaratma ve mabutluk o kerim yaratıcıya
mahsustur. İşte o kerim mabudumuz, bizi uyanma dairesine, şükür vazifesini
yapmaya sevk için buyuruyor ki: (Sonra onunla) Yukarıdan yağdırılan hayat suyu
ile (güzelliğe sahip olan) parlaklık ve güzelliği ile gönüllere zevk veren
(bahçeleri bitirdik) bostanları meydana getirdik (ki, sizin için onun bir
ağacını bile yetiştirebilmeniz mümkün değildir.) nerde kaldı ki öyle çeşit,
çeşit ağaçları ve onların meyyelerini yetiştirebilirsiniz. İşte taptığınız
putlar da bütün âciz şeyler değil mi?. Artık (Allah ile beraber bir tanrı mı
var?. Hayır..) elbette ki, başka bir tanrı daha yoktur. Binaenaleyh (onlar) o
putlara tapanlar (doğru yoldan sapmış olan güruhtur) onların âdetleri, akıllıca
düşünmemektir, doğruluk yolundan ayrılmaktır. Onun içindir ki, Allah'ın
birliğine şahitlik eden milyonlarca kudret eserlerini göremiyorlardı âciz, fâni
şeylere tapınıp duruyorlardı. Bu âyeti kerime birinci nevi rahmet eserlerini
göstermektedir.
61. Yoksa yeri bir karargâh
kılan ve aralarında ırmaklar akıtan ve o yer için sabit dağlar yaratan ve iki
deniz arasında bir engel meydana getirilmiş olan mı -hayırlıdır-?. Allah ile
beraber -başka-tanrı mı vardır?. Hayır.. Onların çokları bilmezler.
61. Evet.. Bir kere
düşünmeli değil midir?. Öyle âciz, yaratılmış putlar, ve diğer şeyler mi
hayırlıdır ki, onlara tapmaktan bir faide beklenebilsin?. (Yoksa yeri bir
karargâh kılan) İnsanları üzerinde tam bir sükûnetle barındıran (ve aralarında)
o mekânın çeşitli yerlerinde (ırmaklar akıtan) öyle faideli nehirleri,
kaynakları meydana getiren (ve o yer için sabit dağlar yaratan) yer sahasının
sükûnetini, intizamını temin eden, birnice faideli madenleri bünyesinde toplayan
muhteşem dağlara öyle faideli bir varlık veren (ve iki deniz arasında bir engel
vücude getirmiş) hikmet gereği suları lezzetli olan denizler ile tuzlu bulunan
denizler, nehirler arasına bırakmış olduğu bir engel ile onların birbirine
karışmalarına meydan vermemiş (olan mı) hayırlıdır?. Elbetteki, hayır ve kerem,
lütuf ve ihsan ancak bu harikaları yaratan, takdir ve idare buyuran Allah
Teâlâ'ya mahsustur. Bütün insanlar bu hakikati takdir etmeli değil midirler?.
Evet.. (Allah ile beraber) Başka (tanrı mı vardır?.) hâşâ, bu ne mümkün!.. Hayır
(Onların çokları bilmezler) bu kudret eserlerini gören, bunlardan istifade eden
insanların bir çoğu bu hakikati anlamazlar, kendi kanaatleririnin bâtıl olduğunu
anlayamazlar. Onlar kendi aslî yaratılışlarını zâyettikleri için bu kadar açık
kudret eserleri karşısında hayvan gibi bir vaziyet almış bulunurlar. Bu âyeti
kerime de ikinci nevi, rahmet eserlerini bildirmektedir.
62. Yoksa kendisine dua
ettiği zaman, sıkıntı içinde kalana karşılık veren ve kötülüğü açıp gideren ve
sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? -hayırlıdır-?. Allah ile beraber bir tanrı
mı vardır?. Siz pek az düşünüyorsunuz.
62. Evet.. Şunu da bir
kere düşünmeli değil midirler?. Kendilerine hiçbir faide temin edemedikleri
görünüp duran putlar mı hayırlıdır? (yoksa kendisine) kendi yüce zatına (dua
ettiği zaman, sıkıntı içinde kalana karşılık veren ve kötülüğü açıp gideren)
nice kullarının vakit vakit mübtelâ oldukları ıztıraplarını, ihtiyaçlarını
onların dua ve niyazı üzerine bertaraf buyuran ve ey insanlar!, (sizi yeryüzünün
hâkimleri kılan mı) Hayırlıdır. Öyle kendilerinde bir faide beklenmeyen bâtıl
mabutlar, insanlığı meydana getiren insanlık silsilesini devam ettiren,
nesilleri devain ettirip insanları birbirinin ardından getiren bir hikmetli
yaratıcı gibi olabilir mi?. Hâşâ!. Hiç bir şey, o hikmet sahibi yaratıcıya eşit,
ona ortak ve benzer olamaz. Artık (Allah ile beraber bir tanrı mı vardır?..)
hâşâ ne mümkün elbetteki, başka bir ilah daha yoktur. Bu apaçık bir hakikattir.
Ne yazık ki, ey cahiller!, (siz pek az düşünüyorsunuz!.) Yani: Hiç doğru
düşünemiyorsunuz. Bu kadar kudret eserlerinden bir nasihat almış olmuyorsunuz,
pek büyük bir cehalet içinde yaşıyorsunuz. Bu âyeti kerime de üçüncü nevi rahmet
eserlerini ifade etmektedir.
63. -Onlar mı hayırlı-
yoksa karanın ve denizin karanlıkları içinde sizi doğru yola sevk eden mi, ve
rahmetinin önünde rüzgârları müjdeci gönderen mi?. Allah ile beraber bir tanrı
mı vardır?. Allah onların ortak koştuklarından yücedir.
63. Bu mübarek âyetler de
Cenab-ı Hak'kın lütuf ve rahmet eserlerinden dördüncü ve beşinci nevi hayırları,
menfaatleri zikrederek Allah'ın birliğini isbat ediyor. 0 Yüce Yaratıcıya ortak
sanılanların ise âciz, bu gibi hayır ve iyiliklere kadir olmayan şeylerden
ibaret bulunduklarını bildiriyor. Bütün gayba dair hususları Hak Teâlâ'nın
bildiğini, başkalarının bunu bilmediğini beyan buyuruyor. Müşriklerin ahiret
hayatına dair malûmat edinmiş oldukları halde yine şek ve şüphe içinde
yaşadıklarını, o hakikati görmez bulunduklarını gözler önüne sermektedir. Şöyle
ki: Ey müşrikler şunu da düşününüz, sizin o kendilerine taptığınız âciz,
kendilerini bile idareye kadir olmayan putlarınız mı hayırlı (Yoksa karanın ve
denizin karanlıkları içinde sizi) yıldızlar ile, dağlar ile, rüzgârlar ile
yarattığı bir nice nakil vasıtalariyle (doğru yola sevkeden mi?) hayırlıdır (Ve
rahmetin önünde) yağmurların yağacağına dair (rüzgarları müjdeci gönderen mi?.)
o kerem ve merhamet sahibi, her şeye gücü yeten Yüce Yaratıcı mı hayırlıdır?.
Bunu hiç düşünüp takdir edemiyor musunuz?. Hiç (Allah ile beraber bir tanrı mı
vardır?) ki, öyle mahlûkata da tapınıp duruyorsunuz, Evet.. (Allah onların) 0
müşriklerin ilâhi zatına (ortak koştuklarından yücedir) onun ilâhi zatı her
yönüyle münezzehtir, kutsaldır, bu âyeti kerime dördüncü rahmet eserini
içermektedir.
64. -Onlar mı hayırlı-
yoksa ilk defa yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden, ve sizi gökten ve yerden
rızıklandıran mı?. Allah ile beraber bir tanrı mı vardır?.. De ki: Haydi
delilinizi getiriniz, eğer siz doğru sözlü kimseler iseniz.
64. Ey gafilleri. (Yoksa
ilk defa yaratan) Nice hayat sahiplerini birer nutfeden meydana getiren (sonra
onu) o yaratılanları (tekrar yaratan) öldürdükten sonra tekrar hayata kavuşturan
(ve sizi gökten) yağdırdığı yağmurlar ile, sıcaklar ve soğuklar ile (ve yerden)
meydana getirdiği ekinler ile, hayvanlar ile, madenler vesaire ile
(rızıklandıran mı) hayırlıdır, yoksa size hiçbir faydası olmayan o putlar mı
hayırlıdır?. Elbette ki, bundan bir hayır beklenilemez, (artık Allah ile beraber
bir tanrı mı vardır?.) ki, ona da tapmanız uygun olabilsin?. İşte Cenab-ı
Allah'ın birliğine mabutluğuna, yaratmış olduğu şeyler birer parlak, kesin delil
bulunmaktadır. Ey Yüce Peygamberi. 0 müşriklere (de ki: Haydi) o putlara
taptığınız doğru olduğuna, çeşitli tanrıların varlığına dair (delilinizi
getiriniz) elinizde bir kanıt var ise gösteriniz, (eğer siz) Başka mabutların da
varlığına dair o iddianızda (doğru sözlü kimseler oldu iseniz) öyle bir delil
getirmeğe koşunuz. Çok uzak!. Buna imkân mı var?. İşte bu âyeti kerime de
beşinci nevi, rahmet eserlerini içermektedir.
65. De ki: Göklerde ve
yerde olanlar gaybı bilemezler, lâkin Allah bilir ve onlar ve zaman tekrar
diriltileceklerini de bilmezler.
65. Evet.. Yaratıcılık,
mabutluk yalnız Allah Teâlâ'ya mahsustur. Artık Ey Yüce Peygamber!. 0 müşriklere
(De ki: Göklerde ve yerde olanlar; ne melekler ve ne de insanlar (gaybı
bilemezler) kendilerinden gaip olan, istikbale ait bulunan şeylere dair
bilgileri olamaz, (lâkin) o gayıbı (Allah bilir) başkaları böyle bir bilgiye
bizzat kudretli değildirler, (ve onlar) o göklerde ve yerdeki kimseler 'ne zaman
tekrar diriltileceklerini de) mezarlarından kaldırılacaklarını da (bilemezler)
bilip tâyin edemezler.
66. Onların bilgileri,
ahiret hakkında, yetişip son buldu. Fakat onlar ondan şüphe içindedir. Hayır,
onlar, ondan yana kördürler.
66. (onların bilgileri,
ahiret hakkında yetişip son buldu) 0 hususa dair kendilerine peş peşe bilgi
verildi, onlar biz ahiret âlemine dair bir şeyden haberdar olamadık diye mazeret
ileri süremezler, (fakat onları) o dinsizler (ondan) ahiretin vuku bulacağından
(Şüphe içindedirler) kendilerine verilen o kadar bilgiye rağmen yine kendileri
onun meydana gelip gelmiyeceği hususunda şaşkındırlar. (Hayır onlar ondan
kördürler) Ahiret hayatına dair olan delilleri, kesin kanıtları görüp takdir
edemezler. Onlar yine inkarcı bir halde devam eden dururlar. îman ve irfan
sahipleri ise gözleri önünde parlaylp duran o kadar muazzam kudret, eserlerini
bir hürmet ve saygı ile seyrederek onları yoktan var eden Yüce Yaratıcının
varlığını, birliğini tasdik ederler ve ahiret hayatına inanırlar, Cenab-ı Hak
için kulluk secdesine kapanmayı en yüksek bir insani vazife kabul ederek
Allah'ın kudretinin eserlerini bir hürmet lisanı ile anlatmaya çalışırlar.
Hak Teâlâ, azamet âleminin
padişehi"
Lâmekândır olamaz
devletinin tahtgehi"
Hastır zatı ilâhisine mülki
ezeli"
Bil hudud anda olan
kevkebei lemyezeli"
Eseri hikmetidir yerle
gökün bünyadı"
Dolu boş cümle yedi
kudretin icadı"
Izzet-ü şanını takdis kılar
cümle melek"
Eğilir secde eder pişi
celâlinde felek"
"Emri vech üzre yer eyler
gece gündüz hareket" "Değişir tazelenir mevsimi feyz-ü bereket" "Pertevi
rahmetin lem'asıdır ayla güneş" "Tabı hışmından alır alsa cehennem ateş" "Sereri
heybeti ulviyyesidir yıldızlar" "Anlansın şulesi gök kubbesini yaldızlar" "Kimi
sabit, kimi seyyar bitakdiri kadir" "Tanrının varlığına her bir burhanı münir"
"Varlığın bilme ne hacet kürei âlem ile" 'Yeter isbatına halk ettiği bir zerre
bile"
" ş i n a s i"
67. Ve kâfir olanlar dedi
ki: Biz ve atalarımız toprak olduğumuz vakit mi, muhakkak bizler
-kabirlerimizden- çıkarılmış olacak mıyız?.
67. Bu mübarek âyetler,
bir takım kâfirlerin haşr ve neşri ne kadar inkâr eder olduklarını bildiriyor,
Resûl-i Ekrem'e teselli verici oluyor, o kâfirleri, kendilerine bir takım
felâketlerin geleceği ile tehdit buyurmaktadır. Şöyle ki: (0 kâfir olanlar)
Ahiret hakkında cehalet ve körlük gösterenler (dedi ki: Biz ve atalarımız toprak
olduğumuz vakit mi) öyle aradan zamanlar geçtikten sonra mı? (muhakkak bizler
elbette) kabirlerimizden, toprak kesilip yok olduğumuz yerden hayat sahasına
(çıkarılmış olacak mıyız?.) otlar gibi yeniden yetişmiş mi olacağız, bu ne kadar
garip bir iddia!.
68. Andolsun ki, bu tehdit
bize ve evvelce de atalarımıza yapılmıştır. Bu evvelkilerin masallarından başka
birşey değildir.
68. (andolsun ki, bu
tehdit) öldükten sonra tekrar hayat bulup kabirlerden çıkarılacağımız (bize ve
evvelce) bundan nice asırlar evvel (atalarımıza da yapılmıştır) halbuki, şimdiye
kadar böyle birşey vuku bulmamıştır. Artık anlaşılıyor ki: (bu) söz, böyle bir
iddia (evvelkilerin masallarıdır) o eski kimselerin uydurdukları ve yalan yere
yazmış oldukları şeylerden başka birşey değildir. Bu inkarcılar, insanlığın
nasıl ve ne gibi hikmetlerden dolayı meydana getirilmiş olduğunu
düşünmüyorlardı. Kıyametin hemen meydana gelmemesinden yola çıkarak Ahiret
hayatını inkâra cür'et gösteriyorlardı, insanlığın hayat tarihinden bir ibret
dersi almış bulunmuyorlardı.
69. De ki: Yeryüzünde
yürüyünüz de bakınız ki, günahkârların akibeti nasıl olmuştur.
69. İşte Cenab-ı Hak, o
gibi inkarcılara bir ibret manzarası gösterilmesi için Yüce Peygamberine emir
ediyor ki: Resulüm!. Onlara (De ki) sizler bir kere (yeryüzünde yürüyünüz de
bakınız ki, günahkârların âkibeti nasıl olmuştur.) nice kavimler,
Peygamberlerine muhalefet ederek küfürde, isyanda devam ettikleri için nihayet
ne fecî felâketlere uğramışlardır. Yıkılmış yurtları, tarihe mal olmuş kıssaları
bunu pek açık gösteriyor. Artık onların başlarına gelmiş olan faciaları
düşünerek onlardan ibret densi almak icabetmez mi? Nedir bu inkârdaki
devamınız?.
70. Ve onlara karşı mahzun
olma ve onların hiylelerinden dolayı bir sıkıntıya düşme.
70. Hz. Peygamber,
elçilik görevini yerine getirmiş olduğundan dolayı Cenab-ı Hak o muhterem
Peygamberine teselli veriyor (Ve) emir ediyor ki: Resulüm!, (onlara) O
inkarcılara (karşı mahzun olma) onların o küfürlerindeki ısrarlarından dolayı
üzüntü ve keder içinde kalma (ve onların hiylelerinden) sana karşı kurmak
istedikleri tuzak ve düzenden (dolayı bir darlığa düşme) mübarek kalbin
daralmasın, sen Allah'ın korumasına erişmiş bulunmaktasın, endişeye mahal yok.
71. Ve derler ki: Bu
tehdit ne zamandır?. Eğer siz doğru sözlü kimseler iseniz -haber veriniz
bakalım-.
71. (Veş o)
inkarcılar (derler ki: Bu vadj kâfirler hakkında va'dediler azap, öldükten sonra
dirilmek, mahşere sevkedilmek (ne zamandır) bize haber veriniz (eğer siz) ey
Peygamber ile sana îman edenler (doğru kimseler iseniz) bizi ondan haberdar
ediniz bakalım.
72. De ki: O acele
istediğiniz şeyin bir kısmı belki de sizin ardınıza takılmış bulunmaktadır.
72. Hak Teâlâ Hazretleri
de peygamberine hitaben buyuruyor ki: Habibiml. (De ki:) Yani öyle alay edici
şekilde bir suale cüret eden inkarcılara ihtar et ki: (o acele istediğiniz şeyin
bir kısmı, belki de sizin ardınızda takılmış bulunmaktadır.) Yakında başınıza
gelecektir. Nitekim de gelmiştir. Onların bir kısmı Bedir gazvesinde katledilmiş
olup ahiret azabına kavuşmuşlardır.
"-sa", "Lealle" = Belki,
umulur ki, ihtimâl ki, yakinen arzu edilir ki, sözleri büyükler, hükümdarlar
tarafından söylenildiği vakit, âdeta cezm = kati karar verme durumunda bulunur.
Mesela bir hükümdar: "belki sana şöyle bir iyilikte bulunurum" dese: Ben sana
iyilik yapacağım demiş gibi olur. "Umulur ki" seni öldürürüm, demesi de "seni
öldüreceğim" gibi bir ihtarı içerir. Bu şekilde hitap, bir ağır başlılık
nişanesidir, intikamda acele edilmiyeceğini gösterir. İşte Kur'an-ı Kerim'deki
bu kelimelerde de bu esas geçerlidir. Allah Teâlâ'nın vad ve tehdidi bu usul
üzere cereyan etmiştir.
73. Ve şüphe yok ki, senin
Rabbin insanlara karşı elbette kerem sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
73. Bu mübarek
âyetler, Allah Teâlâ Hazretlerinin bütün kullarına -çokları şükür vazifelerini
yerine getirmedikleri halde yine- lütuf ve keremde bulunduğunu bildiriyor ve
herkesin kalben gizledikleri veya açığa vurdukları şeyleri bildiğini ihtar
ediyor ve bütün gaib, ve gizli şeylerin Levh-i Mahfuz'da yazılmış olduğunu haber
veriyor. Kur'an-ı Kerim'in de Israiloğullarına, ihtilâfa düşmüş oldukları
şeylerin bir çoğunu haber vermekte olduğunu ve o ilâhi kitabın müminler için bir
hidayet ve rahmet bulunduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ve) Ey Yüce
Peygamber!. (Şüphe yok ki, senin Rabbin) Seni besleyip en yüksek mükemelliklere
eriştiren kerim Yaratıcın (insanlara karşı elbette kerem, sahibidir) bütün
insanlara ihsan eder ve nimet verir. Kısacası onların günahlarından dolayı hemen
azaba uğratmaz, kendilerine hallerini düzeltebilmeleri için bir mühlet verir
(fakat onların) o insanların (çoğu) bu ilâhi lutfu, takdir edemeyip ona
(şükretmezler) inkarcı hareketlerinde devam edenler, haklarında azabın hemen
gelivermesini bile -bir küçümseme yoluyla- istemek alçaklığında bulunurlar. Bu
âyeti kerime, gösteriyor ki: Cenab-ı Hak, kâfirlere de dünyada nimet verir.
Fakat onlar bunun kadrini bilmedikleri ve şükrünü yerine getirmedikleri için
azabı hak etmiş olur.
74. Ve şüphe yok ki, senin
Rabbin onların kalplerinin neyi sakladığını ve neyi ilân ettiklerini elbette
bilir.
74. (Ve Şüphe yok ki,
senin Rabbin onların) Bütün insanların (kaplerinin neyi sakladığını ve neyi ilan
ettiklerini elbette bilir) kısacası Yüce Peygamberlere karşı cephe alanların da
bütün gizli ve açık hallerini, düşüncelerini o Yüce Yaratıcı, bilmektedir. Onlar
bu dedikodularının ve içerlerindeki düşmanlık hislerinin pek acıklı âkibetine
hazırlansınlar.
75. Ve gökte ve yerde bir
gaib -bir gizlenmiş şey- yoktur ki, apaçık bir kitapta -yazılmış- olmasın.
75. (Ve gökte ve
yerde bir gaip) Bir saklı ve gizli şey (yoktur ki) o şey (apaçık bir kitapta)
yanı: Levh-ı Mahfuz da yazılmış (olmasın) evet bütün bu hadiseler, meydana
gelmeden önce Allah tarafından bilinmekte ve Levh-i Mahfuz'da yazılı
bulunmaktadır.
76. Muhakkak ki, bu Kuran,
İ s rai loğ u I lan na, kendisinde ihtilâf ettikleri şeylerin çoğunu anlatır.
76. (Muhakkak ki, bu
Kur'an) Bu apaçık kitap da, Peygamberimizin zamanında bulunan (İ s rai loğ u I
lan na, kendisinde ihtilâf ettikleri şeylerin çoğunu anlatır) onların ihtilâftan
kurtulurak hakikati öğrenmelerini diler. Elverir ki, onlar insaf edip bundan
istifadeyi bir nimet bilsinler. Meselâ: Hz. Isa ile Hz. Üzeyr hakkında ihtilâfa
düşmüşlerdir. Bir kısım dinî meseleleri değiştirmeye ve gizlemeye cüret
göstermişlerdir. Son Peygamberin vasıfları kitaplarında yazılı olduğu halde onun
Peygamberliğini de birçokları inkâr edip durmuştur.
77. Ve şüphe yok ki, o
-Kur'an- müminler için elbette bir hidâyettir, ve bir rahmettir.
77. (Ve Şüphe yok ki, o)
Kur'an-ı Kerim (müminler için elbete bir hidayettir) çünkü o ilâhi kitabta,
tevhide, Allah'ın sıfatlarına, risalet ve nübüvvete, haşr ve neşre, öğütlere
dair nice âyetler, deliller mevcuttur. Bu âyetler müminleri selâmet ve saadet
sahasına kavuşturur, (ve) 0 Kur'an-ı Kerim müminlerce (bir rahmettir) bir ilâhi
nimettir, bir büyük ikramdır, binaenaleyh Kur'an-ın yüceliğini güzelce
düşünenler, onun mukaddes bir kitab olduğunu anlayarak îman şerefine
kavuşmuşlardır. Nitekim bugün de muhtelif miletlerden bir nice mütefekkir
zatlar, bunu takdir ederek müslüman olma şerefine erişmektedirler. İ s rai loğ u
I lar ı arasından da bu hakikati anlayarak müslümanlık şerefine kavuşmuş olanlar
da vardır. Kur'an-ı Kerim'i inkâr edenler de elbetteki, lâyık oldukları müşkil
bir âkibete birgün kavuşacaklardır.
78. Muhakkak ki, Rabbin
onların arasında adaletiyle hükmedecektir. Ve o, her şeye kadirdir, her şeyi tam
anlamıyla bilendir.
78. Bu mübarek
âyetler, ihtilâfa düşenler hakkında Allah Teâlâ'nın nasıl bir hükümde
bulunacağını bildiriyor, Resûl-i Ekrem'in yüksek vasfını beyan ile hakka
tevekkül etmesini kendisine tavsiye buyurmaktadır. 0 Yüce Peygamberin
tebliğlerini kimlerin işitip kabul edeceklerini, kimlerin de sağırlaşıp kabul
etmiyeceklerini göstermekte dir. Şöyle ki: Ey Yüce Peygamber!. 0 İ s rai loğ u I
lar ı ve diğer muhalif toplulukları beklesinler (Muhakkak ki, Rabbin) seni
korumasına, ihsanına eriştiren yaratıcın (onların) o bütün ihtilâflarda
bulunanların (arasında adaletle) hikmetiyle (hükmedecektir) hakikat ne ise o
ortaya çıkacaktır, (ve o) Kerem sahibi mabudun (her şeye kadirdir) onun kudreti
sonsuzdur, onun hükmünü kimse reddedemez ve (herşeyi tam anlamiyle bilendir) o
herşeyi bilen Yaratıcıya karşı hiçbir şey gizli kalamaz, herkesin bütün
yaptıklarını, kuruntularını tamamen bilir, ona göre haklarında ezeli hükmü
meydana gelmiş olun.
79. Artık Allah'a tevekkül
et. Şüphe yok ki, sen apaçık bir hak üzere bulunmaktasın.
79. İşte ey yüce
Peygamber!. Cenab-ı Hak'kın ilim ile, hikmet ile, tam bir adaletle, azamet ve
kudret ile vasıflanmış olduğu açıktır. (Artık Allah'a tevekkül et) öyle yüce
sıfatlarla vasıflanmış olan bir Yaratıcıya tevekkül etmek, ona işleri havale
etmek her kul için bir vazifedir, (şüphe yok ki, sen) Ey Muhterem Resul!,
(apaçık bir hak üzere bulunmaktasın) Sen bütün ümmetlerine hakikati beyan
etmekte, hak ile bâtılın arasını ayırmakta, mahiyetlerini tâyin eylemektesin.
Binaenaleyh senin gibi bir zat, elbetteki, Allaha tevekkül eder, onun koruma ve
yardımına güvenir.
80. Şüphe yok ki, sen
ölülere duyuramazsın ve arkalarına dönüp kaçan sağırlara da davetini
işittiremezsin.
80. Evet.. Ey Yüce
Peygamber!. Sen Cenab-ı Hak'ka tevekkül et, üzüntüye kapılma, sen peygamberlik
görevini yerine getirmektesin, (Şüphe yok ki, sen ölülere,) manen ölmüş, helake
uğramış kimselere o faideli sözlerini, öğütlerini (duyuramazsın) sen mazursun
(ve) öyle (arkalarına dönüp kaçan) doğru sözleri dinlemekten yüz çeviren,
kalben (sağır) kimse (lere de davetini işittiremezsin) elbetteki, hem
sağır, hem de gerisin geriye kaçıp giden kimseler, yapılan bir daveti
bir nasihati işitmekten,
anlamaktan daha ziyade
mahrumdurlar. Elbetteki, öyle şahıslar, yüce bir Peygamberin dine davetini, pek
faideli öğütlerini can kulağiyle işitip anlayamazlar. 81. Ve sen o körleri
sapıklıklarından hidayete erdirici değilsin, sen ancak bizim âyetlerimize
inananlara işittirirsin, işte müslüman olanlar da onlardır.
81. (Ve). Ey Yüce
Peygamber!, (sen o körleri) 0 kalp gözleri olmayanları, o hakikatları görüp
anlamak kabiliyetleri olmayan dinsiz kimseleri (sapıklıklarından) içine düşmüş
oldukları dalâletlerden, cehaletlerden kurtararak (hidayete erdici değilsin)
hidayete kavuşmak, kalp gözleri açık, güzel bir düşünmeye sahip olan zatlara
aittir, onları Allah Teâlâ hidayete eriştirir, (sen) ey Muhterem Peygamberi.
(Ancak bizim âyetlerimize inananlara işittirirsin) îmana kabiyetli olanlar,
Cenab-ı Hakk'ın âyetlerini anlayıp tasdik eden zatlardır ki, onları öyle dinî,
yüce beyanları memnuniyetle işitir kabul ederler. (İşte müslüman olanlar da
onlardır) Onlar, geçekten samimi birer uyanık kalbe sahip oldukları içindir ki,
Yüce Allah'ın âyetlerini dinlerler, onları kabul ederler, gerektirdiği şekilde
harekete çalışırlar, nihayet selâmet ve saadete ermiş olurlar.
82. Söylenen söz,
başlarına geldiği zaman, onlar için yerden bir dâbbe çıkarırız da bizim
âyetlerimize insanların kati surette inanmaz olduklarını onlara söyler.
82. Bu mübarek âyetler,
kıyametin vaktini alay yoluyla soran, ve acele vuku bulmasını isteyen
inkarcılara karşı bir tehdit makamında bulunuyor, kıyametin bazı alametlerine
işaret ediyor. 0 inkarcıların nasıl bir durumda bulunacaklarını, nasıl bir
kınama hitabına uğrayacaklarını, zulümleri yüzünden nasıl bir azaba maruz
kalacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (Söylenen söz) kıyamete dair
verilen haber, kıyametin vuku bulacağına, onun müthiş bir ses olacağına dair
Kur'an-ı Kerim'in bildirdiği felâket, o inkarcıların (başlarına geldiği zaman)
yani: 0 korkunç musibetlerin zamanı yaklaşıp azabın başlarına geleceği vakit
(onlar için yerden bir dabbe) garip, harikulade bir hayvan meydana (çıkarırız
da) bu pek enteresan bir kıyamet alâmeti bulunan mahlûk (bizim âyetlerimize
insanların katî surette inanmaz olduklarını onlara söyler) yani: Kıyamet
saatinin geleceğini ifade eden Allah'ın âyetlerini yakinen bilip tasdik
etmezler. 0 âyetlerin haber verdiği alâmetlerden bir de bu dabbenin ortaya
çıkmasıdır. Artık o inkarcılar, bu dabbeyi görecekleri zaman utanmayacaklar
mıdır?. Korkuları içinde kalmayacaklar mıdır?. "Dabbe" Lügatte yürüyen, hareket
eden, üzerine binilen herhangi bir hayvan demektir. Bu âyeti kerimedeki dabbeden
maksat da Allah bilir ya, harikulade bir şekilde yerden çıkacak olan garip bir
hayvandır ki, insanlara karşı hitab etmek hârikasını gösterecektir. Bunun
Mescid-i Haram veya Safa mevkiinden çıkacağı rivayet olunmaktadır. Bu hayvan,
kıyamet alâmetlerindendir, kıyameti inkâr eden insanlar kınayıp Arapça
konuşacaktır. Bunun hakkında birçok ayrıntı vardır, bunun bir insandan ibaret
olacağını söyleyenler de vardır. Kendisinin ne kadar iri yapılı olduğuna, iki üç
defa yerden çıkacağına dair bir hayli rivayetler de vardır. Fakat bu rivayetler,
bu hususta birer kuvvetli delil teşkil etmemektedir. Biz bunun hakikatini,
mahiyetini, ayrıntısını Allah'ın ilmine havale ederiz. Ancak şunu da ilave
edelim ki: Büyüklüğüne ve kudretine nihayet olmayan, nice garip harikulade
şeyleri meydana getiren Yüce Allah, dilediği vakit böyle harikulade bir hayvanı
da vücude getirir, cereyan eden hususlara aykırı ince kudret eserlerini müşahede
edip duruyoruz. İnsanları akıla, ve konuşma yeteneğine kavuşturmuş olan Yüce
Yaratıcı, herhangi bir mahlûkunu da ilme, hikmete, konuşma kudretine
kavuşturabilir, bunu hiçbir mümin, imkânsız göremez, binaenaleyh kıyamete yakın
böyle bir dabbeyi, hayat sahibi bir mahlûku da meydana getirecektir. Buna i n a
nıyo r u z..
83. Ve o günki, her
ümmetten bizim âyetlerimizi yalanlayan kimselerden bir cemaat toplarız. Artık
onlar sevk edileceklerdir.
83. Evet.. Kıyamet
alametleri de, kıyametin meydana geleceği de birer hakikattir (Ve o gün ki) o
dinsizlerin inkâr ettikleri kıyamet zamanı ki, (her ümetten) her asırda yaşamış,
her Peygamberin ümmetleri içinde bulunmuş insanlardan (bizim âyetlerimizi
yalanlayan kimselerden) ibaret olmak üzere (bir taifeyi) onlardan birer cemaati
ve o dinsizlerin başlarında bulunan şeytan tabiatli henifleri bir azap sahasına
(harederiz) onları sertlikle, şiddetle toplayarak cehenneme sevketmiş oluruz,
(artık onlar) sırasıyla toplanarak (sevkedileceklerdir.) birbirlerine karışarak
hepsi de azaba tutulmuş olacaklardır.
84. Nihayet geldikleri
vakit -Cenab-ı Hak- buyuruyor ki: Benim âyetlerimi ilmen kavrayamaz olduğunuz
halde onları yalan mı saydınız?. Yoksa sizin yaptığınız şey ne
idi?.
84. (Nihayet) O
kâfirler, sual ve cevap ve hesaba çekilme yerine (geldikleri vakit) Cenab-ı Hak,
onları azarlamak için (buyurur ki: Benim ayetlerimi) böyle bir mahşere
sevkedileceklerini haber vermiş olan Kur'ani açıklamaları (ilmen kavrayamaz
olduğunuz halde) onları anlamanıza vasıta olacak şekilde düşünme ve tefekkürde
bulunmaksızın (yalan mı saydınız?) o ne cahilce bir hareket idi! (yoksa sizin
yaptığınız şey ne idi?) Sizin hayatınızın gayesi, öyle inkarcı olarak yaşamak mı
idi, dinî vazifelere aykırı olan şeyleri yapmak mı idi ki: Öyle helak edici bir
harekette bulundunuz?
85. Ve zulümleri sebebiyle
o söylenen söz, gerçekleşmiştir. Artık onlar söz söyleyemezler.
85. Artık kıyamet
gününde o inkarcılar için bir kurtuluş çaresi kalmayacaktır (Ve) onların
dünyadaki (zulmları) dinsizce yaşamaları, Allah'ın ayetlerini inkâr etmeleri •
sebebiyle o söylenen söz) dünyada iken kendilerine bildirilen azap (üzerlerine
vuku bulmuştur) haklarında va'dediler uhrevî ceza gelmiş, vacip olmuştur, (artık
onlar, söz söyleyemezler.) Kendilerini müdafaya imkân bulamazlar, ağızları
kapanmış, cevaptan âciz kalmış, pek elem verici bir azap ile meşgul bulunmuş
olurlar. İşte küfrün pek korkunç âkibetü.
86. Görmediler mi ki,
biz geceyi karanlık kıldık ki, onda rahat etsinler ve gündüzü de aydınlık
-kıldık- şüphe yok ki, bunda îmân edecek bir kavim için elbette ibretler vardır.
86. Bu mübarek âyetler de
inkarcıları kınamak için Allah'ın kudretine şahitlik eden diğer mühim bir yaratı
I i ş eserini nazarı dikkatlere sunmakta ve kıyamet hallerine dair muazzam bir
hâdiseyi haber vermektedir. Şöyle ki: İnsanlar kalben düşünüp (Görmediler mi?.)
güzelce tefekkür edip anlamadılar mı (biz geceyi) karanlık (kıldık) güneşin
batmasını sağladık (ki,) insanlar (onda), o gece vaktinde (rahat etsinler)
uykuya yatarak istirahat etsinler (ve gündüzü de aydınlık) kıldık, aydın bir
halde bulundunduk ki, geçimliklerine ait işleri kolaylıkla görsünler. (Şüphe yok
ki, bunda) Bu gece ile gündüzün varlığında, biribirini pek muntazam bir surette
tâkibetmesinde (îman edecek bir kavim için) Cenab-ı Hak'kın varlığını, kudretini
anlayıp tasdik edecek kabiliyete sahip zatlar için (elbette ibaretler vardır) o
Hikmet sahibi yaratıcının varlığına, birliğine, kudret ve yüceliğine ve kıyamet
hâdiselerinin vuku bulacağına dair parlak delilleri bulunmaktadır. Gerçekten de
gece ile gündüzün öyle güzel, muntazam bir surette birbirini tâkibetmesi, ne
büyük bir ilâhi kudret eseridir. Buna kadir olan bir Yüce Yaratıcı, insanları da
öldürdükten, öyle bir guruba uğrattıktan sonra elbetteki yine diriltebilir, onu
yeni bir doğuşa muvaffak kılabilir.
87. 0 gün ki, sura
üfürülür. Artık göklerde olanlar da ve yerde olanlar da şiddetli bir korkuya
tutulur. Allah'ın dilediği müstesna. Ve hepsi de ona boynu bükük bir halde
gelirler.
87. Evet.. 0 Yüce
Yaratıcının kudreti sonsuzdur. Kısacası (0 gün ki, sura üfürülür) Cenab-ı
Hak'kın emriyle İsrafil Aleyhisselâm, sur denilen bir boruya üfürür (artık
göklerde olanlar da ve yerde olanlar da şiddetli bir korkuya tutulur) korkarak
bağırıp çağırmaya başlarlar. Ancak (Allah'ın dilediği müstesna) Cenab-ı Hak'kın
korkudan, bağırıp çağırmadan koruduğu bir kısım muhterem zatlar, böyle bir
korkuya, feryat ve bağırtıya maruz kalmazlar. Bu zatlardan maksat, bir rivayete
göre Cebrail, Mi kail, İsrafil ve Azrail Aleyhimüselâm'dır. Bir hadis-i şerife
göre de onlardan maksat, şehitlerdir ki, onlar Allah katında diridirler ki,
onlara korku dokunmaz. Başka rivayetler de vardır, (ve hepsi de) Bu sura
üfürülme üzerine toplanarak Cenab-ı Hak'kın manevî huzuruna sual ve cevap için
getirilecek olanlar (ona) o Yüce Yaratıcının manevî huzuruna, duruşma mahalline
(boyunları bükük) tam bir tevazu ile razı olmuş (bir halde gelirler) Rivayete
göre sura üfürme, üç defa vâki olacaktır. Birincisi: Kıyametin başlangıcında
vuku bulacaktır ki, bundan dolayı halk, büyük bir korku ve bağırtı içinde
kalacaktır. İkincisi: Kıyamette vâki olacaktır ki. bununla herkes helake uğramış
olacaktır. Üçüncüsü de kıyametten sonra vâki olacaktır ki, bununla her ölmüş
kimse yeniden hayat bularak mahşere sevkedilecektir.
88. Ve dağları görürsün,
onları yerlerinde sabit sanırsın, halbuki, onlar bulutların geçişi gibi geçer
gider. Her şeyi sağlam kılmış olan, Allah'ın sanatıdır. Şüphe yok ki, o,
yaptığınız şeylerden haberdardır.
88. Hak Teâlâ
Hazretleri, ilâhi kudretine Peygamberinin Yüce bakışlarını çekmek için buyuruyor
ki: Resulüm!. (Ve) Sûre üfürüldüğü zaman (dağları görürsün) baktıkça (onları
yerlerinde sabit sanırsın) nitekim büyük cisimler, bir semte doğru hareket
edince onun bu hareketi görülmez bir tarzda bulunmuş olur. (halbuki, onlar) o
dağlar, o birinci sura üfürmenin tesiriyle (bulutların geçişi gibi geçer gider)
fevkalâde bir surette hareket etmekte bulunur. Bakanlar onun farkında olamazlar.
Bu sur hâdisesi, kıyametin vukuu, dağların hareketi, bütün bu muazzam olaylar
(her şeyi sağlam kılmış) hikmetinin gerektirdiği şekilde takviye etmiş ve
düzeltmiş (olan Allah'ın sanatıdır) 0 Yüce Yaratıcının birer yaratılış eseridir.
(Şüphe yok ki, o) hikmet sahibi mabut, ey mükellef insanlar!. Sizin her
(yaptığınız şeylerden haberdardır) bütün kâinat, bu kadar yaratılış eseri o Yüce
Yaratıcının ne kadar ilim ve hikmete, kudret ve yüceliğe sahip olduğunu isbat
edip durmaktadır. Binaenaleyh bütün kullarının açık ve gizli hafi hallerini de
bilmektedir. Artık bu muazzam kâinatı ibret gözü ile seyredenler, bir kıyamet
âleminin, bir uhrevî hayatın ilâhi kudret ile meydana geleceğinden şüphe
edemezler. İşte bütün bu kutsî âyetler, bütün insanlık için birer uyanma
vesilesidir. Ne mutlu bunlardan yararlananlara!. Bu (88) inci âyeti celîle, yer
küresinin bugün de devran edip durduğuna işaretten uzak olmasa gerektir.
89. Her kim iyilik ile
gelirse onun için bundan dolayı bir hayır vardır ve onlar o günde korkudan emin
kimselerdir.
89. Bu mübarek
âyetler, güzel amellerde bulunanları hayır ile müjdeliyor çirkin amellerde
bulunanların da lâyık oldukları cezalara kavuşacaklarını ihtar buyuruyor.
Resûl-i Ekrem'in de ne ile emrolunmuş bulunduğunu bildiriyor ve Allah Teâlâ'nın
kullarına kudretinin delillerini göstereceğini ve kularının işlediklerinden
habersiz bulunmadığını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Her kim iyilik ile
gelirse) yani: Mükemmel bir îman ile ölür, ahirete varırsa (onun için bundan
dolayı) bu îmana kavuşması sebebiyle (bir hayır vardır) o da cennete, ilâhi
lütuflara ulaşmaktır, dünyadaki o güzel itikadının ahirette kat kat mükâfatına
kavuşmaktır, (ve onlar) öyle iyilikle ahirete gidenler, (o günde) o müthiş
kıyamet vaktinde (korkudan emin kimselerdir) onlar, azaba uğramazlar, azabı
müşahededen dolayı bir üzüntü ve korkuya mâruz kalmazlar.
90. Ve her kim kötülük ile
gelirse artık onların yüzleri ateşe sürtülür. Siz cezalanmayacak mısınız, ancak
işlemiş olduğunuz şey ile -cezalanacaksınızdır-,
90. (Ve her kim)
Ahirete (kötülük ile) küfür ve şirk ile (gelirse artık onları yüzleri ateşe
sürtülür) onlar yüzleri üzerine ateşe bırakılırlar, öyle bir horluğa
uğratılırlar ve onlara denilir ki: (siz cezalanmayacaksınız) siz lâyık
olmadığınız bir azaba uğratılmayacaksınız, siz (ancak) dünyada iken (işlemiş
olduğunuz şey ile) küfür ve isyan sebebiyledir ki, bugün bir ceza ile
cezalanacaksınız. Bu, kendi kötü hareketinizin bir neticesidir. Sizler daha
dünyada iken, böyle uhrevî bir cezadan haberdar edilmiş idiniz, o zaman bunu
düşünüp de hareketlerinizi ıslah etmeli değil mi idiniz?. İşte bu ceza, bir
hikmet gereğidir, bir ilâhi adalet icabıdır.
91. -De ki:- Ben
muhakkak emir olundum ki: Bu beldenin Rabbine ibadet edeyim ki: Buna
dokunulmazlık vermiştir ve her şey onun içindir ve emir olundum ki,
müslümanlardan olayım.
91. Ey Yüce Peygamber!.
Kavmine de ki: (Ben muhakkak emin olurdum ki) Yüce mabûd tarafından emrolundum
ki, (bu beldenin) bu Mekkei Mükeremme'nin (Rabbine ibadet edeyim) öyle bir Kerim
Rab ki: (buna) bu beldeye (bir dokunulmazlık vermiştir) bunu bir güvenilir belde
kılmıştır. Burada kan akıtılması, zulmedilmesi, hayvanların avlanması, ağaçların
kesilmesi yasaklanmıştır. Burada, Cenab-ı Hak'kın Beyt-i muazzamı vardır, yani:
en yüce bir mabedi mevcutdur (ve her şey onun içindir) bütün kâinat Allah
Teâlâ'nın mahlûkudur, kölesidir, onun için bir ortak ve benzer yoktur. Artık
ondan başkası, hiç mâbud edinilebilir mi? (ve) O Yüce Yaratıcı tarafından ben
(emin olundum ki, müslümanlardan olayım) o kerem sahibi mabut bütün emirlerine,
hükümlerine itaat eden ve boyun eğenlerden bulunayım. Bir tevhit dininde, ibaret
olan İslâm dinî üzerine son derece sebat edip durayım. İşte bütün insanlığa
yönelen en kutsî vazifede böyle İslâmiyet üzere yaşamaktır.
92. Ve emir olundum ki,
Kur'an'ı okuyayım. İmdi her kim hidayete ererse kendisi için hidayete ermiş olur
ve kim de sapıklığa düşürse artık de ki: Ben ancak Allah'ın azabını haber
verenlerdenim.
92. Ve yine Allah
tarafından emir olundum ki, (Kur'an'ı okuyayım) onu okumaya devam ederek o
sayede meydana çıkacak nice hakikatleri öğrenmiş olayım, onun âyetleriyle kalbim
aydınlanarak nurlar içinde kalsın. Veyahut, birer mucize olan Kur'an-ı Kerim'in
âyetlerini insanlara karşı okuyarak kendilerini irşada devam edeyim, artık başka
bir mucize göstermeye ihtiyaç kalmasın. (İmdi her kim) Bu Kur'an-ı Kerim'e tâbi
olarak (hidayete ererse) bunu tasdik edip bildirdiği hükümlere riayette
bulunursa (kendisi için hidayete ermiş olur) kendisini cehennemden kurtarmış,
kurtuluşa, sevaba kavuşmuş bulunur, (ve) Bilakis (kim de sapıklığa düşerse)
küfrü tercih eder, Kur'an'ın beyanlarını kabulden kaçınır, bir doğru yol olan
îmandan ayrılırsa (artık) Ey Yüce Peygamber!. Sen (de ki: Ben ancak) diğer
Peygamberler gibi bir elçilik vazifesi olarak insanları hayırlı bir maksatla
korkutucuyum, onlara (Allah'ın azabını haber verenlerdenim) ben böylece vazifemi
yerine getirmiş bulunmaktayım, artık mesuliyet, bu tebliğleri kabul etmeyenlere
aittir.
93. Ve de ki: Allah'a
hamdolsun o size âyetlerini gösterecektir. Artık siz de onları tanıyacaksınız,
ve Rabbin ne işleyeceğinizden habersiz değildir.
93. (Ve) Ey Yüce
Peygamberi. Kavmini îmana teşvik için, onları inkârdan alıkoymak ve tehdit için
(de ki: Allah'a hamd olsun) hamd ve sena o Kerim yaratıcıya mahsustur ki, beni
dinî ve dünyevî nimetleri toplayan peygamberliğine kavuşturmuş, bütün kullarına
Peygamberleri vasıtasiyle kurtuluş sebebi olacak hükümleri bildirmiştir, (ve) De
ki: Ey İnsanlar!. 0 Yüce mabûd (size) sizler daha dünyada iken (âyetlerini
gösterecektir) "dabbetülarz" gibi, kıyamet alâmetlerinden olan şeyleri ve diğer
birçok hârikaları insanlık âleminde meydana getirecektir, (artık) Siz de (onlar)
göreceksinizdir, onların birer ilâhi mucize, birer kudret hârikası olduğunu
(bileceksinizdir) o alâmetleri müşahede edip anlayacaksınız. Fakat onlara dair
haberleri evvelce işitip de tasdik etmemiş olanlara artık bu görüp bilme bir
faide yemeyecektir, zamanı geçmiş olacaktır, (ve Rabbin işleyeceğinizden
habersiz değildir) 0 herşeyi bilen yaratıcı, kullarının bütün amellerini,
maksatlarını bilir, güzel amellerde bulunanları da hak etmiş oldukları cezalara
kavuşturacaktır. Bu cezaların hemen verilmemesi, sonraya bırakılması, bir hikmet
gereğidir. Yoksa bu cezaların böyle sonraya bırakılması, hâşâ bir gaflet eseri
değildir. Artık insanlara lâzım olan odur ki: Kur'an-ı Kerim'in âyetlerini güzel
bir tefekkür ile okuyup dinlesin, daha fırsat var iken kaybettiklerini telâfi
etmeye çalışarak güzel güzel amellerde, insanlığa lâyık hareketlerde bulunmaya
gayret eylesin, bunun mükâfatını da Kerem Sahibi Yaratıcıya istirhamda bulunsun,
işte kurtuluş yolu, bundan ibarettir. Ve başarı Allah'tandır.
Sonraki Sayfa

|
|