|
26-ŞUARA
SURESİ
Bu mübarek sûre Mekke-i
Mükerreme'de nazil olmuştur. Ancak son dört âyeti Medine-i Münevverede inmiştir,
ikiyüz yirmi yedi âyeti celîleden meydana gelmektedir. Bu mübarek âyetlerde
Resûl-i Ekrem'e teselli verilmektedir, bir takım inkarcıların kötü âkibetlerine
işaret buyuruyor, Cenab-ı Hak'kın muazzam kudret eserlerine dikkatleri çekiyor.
Musa Aleyhisselâm'ın Firavun ile olan tartışmasını, sihirbazların mağlûp olup
îman şerefine eriştiklerini, müminlerin selâmet sahasına erip düşmanlarının ise
Allah'ın kahrına uğradıklarını bildiriyor. Bu sûrei celîle, İbrahim, Nuh, Hud,
Salih, Lût, Şüayb Aleyhimüsselâtü Veselâm'ın da kıssalarını, ümmetlerini aynı
surette aydınlatıp, ikaz ve irşada çalışmış olduklarını ve onların pek yüce
tebliğlerini tasvir buyuruyor, bu tebliğlere, tavsiyelere karşı muhalif
vaziyetler almış olanların da müthiş âkibetlerini bir uyanma vesilesi olmak
üzere beyan buyurmaktadır. Son Peygambere de nasıl yüce bir semavi kitabın inmiş
olduğunu ve o yüce Peygamberin de ne kadar iyilik sever bir surette insanlığı
aydınlatmaya, dinî hakikatlerden haberdar etmeğe çalıştığını gösteriyor. Şeytani
vesveselerin düşkünü olan bir takım şairlerin de kötü hareketlerini gözler önüne
sererek mümin, salih zatların ise müstesna bir mevkide bulunduklarını beyan
buyurmaktadır. Bu münasebetle de bu mübarek sûreye "Şuara Sûresi" adı
verilmiştir. Hikmet dolu Kur'an'ın ise asla şiir kabilinden olmayıp ilâhi vahye
dayanan en kutsî bir kitap olduğuna işaret buyurulmaktadır.
1. Ta, Sin, Mim
1. Bu mübarek âyetler,
Kur'an-ı Kerim'in yüceliğini bildiriyor, Resûl-i Ekrem'in de bir takım dinsizler
yüzünden ne kadar üzülmüş olduğunu gösteriyor. Cenab-ı Hak'kın da dilemiş olsa o
dinsizleri zorla îmana sevkedeceğini anlatıyor ve o dinsizlerin de herhangi bir
öğütten kaçındıklarını beyan ve bunun neticesinde korkunç bir âkibete
kavuşacaklarını ihtar buyurmaktadır. Şöyle ki: (Ta, Sin, Mim) Bu âyeti kerime,
müfessirlerin çoğunluğuna göre bu sürenin ismidir. Katade'ye göre de Kur'an-ı
Kerim'in isimlerindendir. Ibni Abbas Radiallahu anhdan bir rivayete göre de bu,
Allah'ın isimlerindendir. Daha doğrusu bu, müteşabihattandır, Yüce Allah ile
Resûl-i Ekrem'i arasında bir şifre durumundadır, bununla yüce Peygamher muhatap
olduğundan elbette bununla Allah'ın maksadının ne olduğunu o bilir. Biz bunun
manâsını Allah'ın ilmine havale ederiz. Mutasavvıflardan bazılarına göre bu,
Resûl-i Ekrem'e şöyle bir hitaptır: "Ey kalplerin tabibi!. Sırların sırrı!.
Seçkin Muhammedi. Sallallahu Aleyhi Vesellem. Diğer bir görüşe göre de: Ta,
ariflerin kalplerindeki neş'e ve sevince işarettir. Sin, muhabbet dostlarının
coşkunluğuna, manevî zevkine işarettir. Mim de: Müridlerin yakarışına, dua ve
niyazına işarettir. Diğer bir bakımdan da Resûlullah'a hitaben şöyle bir
iltifatta bulunulmuş demektir: "Ey ebedî saadete, sonsuz mutluluğa talip olan,
ve ey insan tabiatının kirlerinden yarattığı temiz olan, ve ey sırrı ve gizli
fikri, dünyevî irtibatlardan korunmuş olan ve ey birlik şenliğini bozan ahlak
dışı eserleri mahveyleyen zati."
2. Bu, gayet açıkça
bildiren kitabın ayetleridir.
2. (Bu) gibi harflerden
meydana gelen bu yüksek sûrei celîle Bundaki kutsî âyetler, (gayet açıkça
bildiren) dinî hükümleri tam bir açıklıkla telkin eden, hak ile bâtılın arasını
ayıran, bir söz mucizesi olduğu açıkça görülen (kitabın) hakikati beyan eden
Kur'an'ın (âyetleridir) o semavi kitabın içerdiği pek edebi açıklamalar
cümlesindendir. Artık böyle apaçık bir vahdaniyet delili, gözler önünde parlayıp
dururken herkes ondan hakkıyla istifadeye çalışmalı değilmidirler?.
3. Sen, mümin olmayacaklar
diye neredeyse, kendi nefsini helak edeceksin!.
3. Ey Yüce Resul!. Sen
böyle apaçık bir kitabt halka tebliğ ile Peygamberlik vazifesini yerine
getirmekte bulunuyorsun, artık sen mazursun, fazla üzüntü ve kedere düşmeğe
hacet yok. Halbuki: (sen) kavmin (mümin olmayacaklar) bu Kur'an-ı Kerim'i tasdik
etmeyecekler (diye ihtimâlki, kendi nefsini helak edeceksin) o derece üzüntülü
bulunuyorsun. Halbuki, sen haysiyetliliğini göstermiş, kavmini ıslaha, irşada
çalışmış, pek büyük bir iyilikte bulunmuş bir Peygambersin. Buna rağmen onlar,
îmandan, tasdikten mahrum kalırlarsa elbette bütün mesuliyet, kendilerine
aittir. "Bâhi," lügatte canlıyı boyun kemiğindeki ak iliğine varıncaya kadar
boğazlayan kimse demektir, fazla öldüren, helak eden yerinde kullanılır.
4. Eğer dileyecek olsak
üzerlerine gökten bir mucize indiririz de artık ona boyunları eğili kalmış
olurlar.
4. Evet.. Üzülmeye,
hasret çekmeye lüzum yok (Eğer dileyecek olsak) o îmandan kaçınanların îmana
gelmelerine Allah'ın iradesi teallük etmiş olsa (üzerine gökten bir âyet) onlara
îmana mecbur edecek zorlayıcı bir alâmet, helak edici bir hâdise (indiririz de
artık ona boyunları) mecburiyetle (eğili kalmış olurlar) Peygamberlerinin
emirlerine zaruri olarak boyun eğmeğe başlarlar. Nitekim Firavun ile
yardakçıları hakkında denizlerin yarılması suretiyle böyle bir felâket yüz
göstermiş, onlar da canlarının korkusundan dolayı ister istemez Hz. Musa'yı
tasdik etmeğe başlamışlardı. Ne yazık ki, artık vakit geçmiş, öyle zora dayalı
bir îman, Allah katında kabule lâyık bulunmamıştır.
5. Onlara Rahman
tarafından yeni bir öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
5. (Onlara) 0
kâfirlere (Rahman tarafından) haklarından nice nimetleri, merhametleri bulunan
Kerem sahibi mabut katından (yeni bir mevize) Kuran'ın yeni yeni âyetleri,
öğütleri (gelmez ki, illâ) gelince (ondan kaçınır bir halde olmuşlardır.) 0
kendi menfaatleri için kendilerine verilen nas i hatları, ihtarları dinlemezler,
ondan yüz çevirirler. Onlar, öyle îmana yaklaşmaz, inatçı, inkarcı kimselerdir.
6 Muhakkak ki,
yalanladılar. Artık kendisiyle alay edip durduktan şeyin haberleri kendilerine
yakında gelecektir.
6. İşte böyle ahlâki
alçaklıklarından dolayı (muhakkak ki,) Kur'an-ı Kerim'i, onunla nasihatta
bulunan Resûl-i Ekrem'i, onun pek iyilik sever tebliğlerini (yalanladılar)
onunla mücadelede bulunmak cinayetini işlediler. (Artık kendisiyle alay edip
durdukları şeyin haberleri) pek büyük cezaları, dünyevî ve uhrevî azapları
(kendilerine yakında gelecektir.) Binaenaleyh o inatçı, kâfirce olan
hareketlerinin kötü, ve müthiş âkibetine kavuşmuş olacaklardır. Elbetteki, öyle
bir haki katları, haklarındaki pek açık faideleri inkâr eden, Allah'ın
kudretiyle meydana gelmiş olan eserleri görüp anlamak istemeyen kimseler böyle
bir felâketten başka bir şeye lâyık olamazlar, artık onların haklarında üzülmeye
mahal yok!.
7. Yere bir bakmadılar mı
ki, orada her güzel çiftten ne kadar bitirmişizdir!.
7. Bu mübarek âyetler,
bir kısım kudret eserlerine dikkatleri çekiyor, dinsizleri uyanma dairesine
davet buyuruyor, Yüce Yaratıcının ne kadar üstün sıfatlar ile vasıflanmış
olduğunu bildiriyor: Şöyle ki: 0 ilâhi âyetleri, onları tebliğ eden yüce
Peygamberi yalanlayan cahiller, hiç (yere bir bakmadılar mı?.) Yeryüzündeki
binlerce eşsiz güzellikleri, muazzam eserleri görmediler mi?, (ki, orada) o yer
sahasında (her güzel çiftten) muhtelif nevilere ayrılmış, övgüye lâyık, pek
faideli ağaçlardan, bitkilerden vesaireden (nekadar) şeyler (bitirmişizdir)
onların öyle büyüyüp gelişmeleri, insanların ihtiyaçlarını temine vesile
olmaları birer ilâhi kudretin, birer ilâhi lütfün eseridir. Artık onları güzelce
düşünüp de onları yaratan Kerem sahibi yaratıcıya kulluğa koşmalı değil
midirler?.
8. Şüphe yok ki, bunda
elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların çoğu îmân etmiş kimseler olmadı.
8. (Şüphe yok ki, bunda)
Böyle mükemmel, ve çeşitli olarak yaratılmış eşsiz eserlerin herbirinde (elbette
bir ibret vardır) bunları yaratan yüce yaratıcının kudretindeki mükemmeliğe
büyük bir alâmet mevcuttur. Bunların herbiri Cenab-ı Hak'kın kudretine, ilim ve
hikmetine birer parlak delildir. Halbuki, onların insanların, Resûl-i Ekrem'in
ilâhi dinî kabule davet ettiği kimselerin (çoğu îman etmiş kimseler olmadı)
kendi dinsizliklerinde inat ederek sebat eder oldular, kendi iradelerini kötüye
kullandıklan için öyle küfür içinde kalmaları takdir edilmiş oldu.
9. Ve muhakkak ki, senin
Rabbin elbette o, çok izzet sahibidir, çok merhametlidir.
9. Ve muhakkak ki Ey
Yüce Resul!. (Senin Rabbin) Sana Peygamberlik ihsan eden, temiz kalpleri senin
emrine veren, senin yüksek vasıflarını doğu ve batıya yayan
(elbette o) Kerem sahibi
mabudun (çok izzet sahibidir) her irade buyurduğunu meydana getirmeğe kadirdir,
bütün kâinat üzerine galiptir. Ve o rahmet sahibi yaratıcı (çok merhametlidir)
kullarına lütuf ve ihsanı daima tecelli etmektedir. Bunun içindir ki, o inkarcı,
günahkâr kullarını da hemen kahr ve yok etmiyor. 0 büyük cinayetlerinden dolayı
kendilerini hemen hesaba çekmeyerek onlara mühlet veriyor. Artık bütün insanlık,
bu büyük ihsanı düşünerek o Kerem sahibi yaratıcıya kulluğa, teşekkür etmeye
koşup durmalı ve eski ümmetlerin başlarına gelmiş olan felâketlerden ibret
almalı değil midirler?.
10. Ve hatırlat o zamanı
ki, Rabbin Musa'ya seslenmişti ki: Zalimler olan kavme g id iver.
10. Bu mübarek âyetler,
Musa Aleyhisselâm'ın Firavun ile kavmini ilâhî dine davetle emrolunmuş olduğunu
bildiriyor. Hz. Musa'nın da kendisini yalanlayacaklarını ve I i san ı ndaki bir
arızadan dolayı o kavmi açıkça bir şekilde irşada çalışamaycağını ve kendisine
bir suç isnat edildiğini arz ile kardeşi Hz. Harun'un da kendisiyle beraber
peygamberlik vazifesine tayin buyurulmasını istirham eylemiş bulunduğunu beyan
buyurmaktadır. Şöyle ki: (ve) Ey Peygamberlerin sonuncusu!, (hatırlat) o haktan
kaçınan, seni yalanlamaya cür'et eden kimselere hatırlat (o zamanı ki; Rabbin
Musa'ya seslendi) Tuva denilen mukaddes bir vadide Cenab-ı Hak, ilâhlık sânına
lâyık bir şekilde ilâhi emrini Hz. Musa'ya bildirdi. Bu da, İmamı Maturidi'ye
göre Hz. Musa'nın idrâk edeceği harfler ve sesler kabilinden bir kelâm ile vuku
bulmuştur. İmamı Eşari'ye göre de Allah'ın zatına muhsus olan ezeli bir kelâmdan
ibaret bulunmuştur. Nitekim ahirette müminler, böyle kutsî bir kelâma
ulaşacaklardır. Bu kutsal nida ile buyurulmuştu ki: Ya Musa!. (Zalimler olan
kavme) küfür ile, isyan ile, I s rai loğ u I lan 'n ı esaret altında yaşatarak
onların yeni doğan erkek çocuklarını öldürmekle vakit geçiren cinayetkâr bir
topluluğa, (gidiver) kendilerini îmana, insafa davet et
11.Firavun'un kavmine ki,
daha sakınmayacaklar mı?
11. Evet.. O zalim
kavme, yani: (Firavun'un kavmine ki,) onlar (daha sakınmayacaklar mı?.) onlar, o
kadar teaccübe lâyık olan zulüm ve kötülüğe hâlâ devam edip duracaklar mı?.
Artık onlar, Allah'tan korkmaz, kendilerinin ne kadar cani olduklarını
anlamazlar mı?. Bu hususu kendilerine ihtar et, onları îman dairesine, insafa
davet eyle.
12. Dediki: Yarabbü. Şüphe
yok ki, beni yalanlayacaklarından korkarım.
12. Musa Aleyhisselâm, bu
muazzam emri alınca (dedi ki: Yarabbü.) Ey benim hakkımda lütuf ve ihsanı, acıma
ve merhameti sonsuz olan mabudum!. (Şüphe yok ki,) o gurubun (beni
yalanlayacaklarından korkarım) artık benim onlara yalnız gidişim bir faydalı
olmayacak gibidir.
13. Ve göğsüm daralır ve
dilim açılmaz. Artık Harun'a da risalet ver.
13. (Ve) Onların
yalanlamalarından dolayı (göğsüm daralır) üzüntülü bir halde kalırım (ve dilim
açılmaz) üzerime düşen Peygamerlik vazifesini hakkıyla yerine getirebilecek bir
surette onların hitapta bulunamam, o üzüntü böyle bir hale sebebiyet verir.
Bununla beraber deniliyor ki: Hz. Musa'nın çocukluğu zamanında ağzına almış
olduğu kızgın bir taş parçasından dolayı mübarek dili zedelenmiş, konuşma
kudretine bir zayıflık arız olmuştu. Bunun için dua ederek dedi ki: Yarabbü.
(Artık Harun'a da
Peygamberlik ver) Cibrü-i Emin'in göndererek kardeşim Harun'u da peygamberlik
şerefine kavuştur. Onunla beraber bu yüce peygamberlik vazifesini yerirle
getirmeye çalışalım. Hz. Musa, aldığı emri ilâhi şükürle beraber kabul etmiş,
ona boyun eğmiştir. Fakat kendisinin fasih, beliğ olan kardeşiyle desteklenmesi
ve o şekilde peygamberlik vazifesini daha mükemmel bir şekilde eda edebilmesi
için böyle bir temennide bulunmuştur.
14. Ve hem onlar için
benim üzerimde bir suç da var. Binaenaleyh beni öldüreceklerinden korkarım.
14. (ve) Musa Aleyhisselâm
temennisine şunu da have etti. (hem onlar için) O Firavun'un kavmi için
(benim üzerimde) onların zannınca (bir suç da vardır) bu da Hz
Musa'nın daha Mısır'dan
çıkmadan evvel İsrailoğulları'ndan bir şahıs ile bir kıptinin tartışmada
bulunduklarını görüp bir darbesiyle kıptinin olmuş olmasından ibarettir. Nitekim
bu hâdise "Kasas Sûresinde"de ayrıntılı olarak bildirilmiştir, (binaenaleyh) o
kavme yalnızca gidersem, daha peygamberlik vazifemi kendilerine tebliğ etmeden
(beni öldüreceklerinden korkarım) artık yarabbil. Lütfen beni kardeşim ile
kuvvetlendir.
15. -Cenab'ı Hak- buyurdu
ki: Asla!. İmdi ikiniz de bizim mucizelerimizle gidiniz. Şüphe yok biz,
işiticiler olduğumuz halde sizinle beraberiz.
15. Bu mübarek âyetler de
Musa Aleyhisselâm'ın güvence verilip kardeşi ile beraber elçi olarak Firavun'a
gönderilmiş olduklarını ve Israiloğulları'nın kendileriyle beraber Mısır'dan
çıkmalarına müsaade istediklerini bildiriyor. Firavun'un da Hz. Musa'ya karşı
minnette bulunarak ona nankörlük isnat etmek cehaletinde bulunduğunu beyan
buyurmaktadır. Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm, Firavun'un kavmi tarafından
kendisinin öldürülmesi ihtimalini ileri sürünce Cenab-ı Hak, bu ihtimale mahal
olmadığını beyan için (Buyurdu ki: Asla!.) senin hayatına kastedemezler, öyle
bir düşünceden vaz geç, imkân yok. Kardeşin hakkındaki niyazın ise kabul
edilmiştir. (İmdi ikinizde bizim mucizelerimizle) Sizin doğruluğunuzu gösteren,
sizin birer Yüce Peygamber olduğunuzu kuvvetlendiren mucizeler ile Firavun'un ve
kavminin yanlarına (gidiniz) onlardan hiç korkmayın (şüphe yok ki, biz
işiticiler olduğumuz halde) bütün söylenilecek, yapılacak şeyleri işitir, görür
olarak (sizinle beraberiz) sizi muhafaza eden, sizi o dinsizlerin
fenalıklarından koruruz. Bu Hz. Musa hakkında büyük bir tesellidir ve onun
muvaffakiyete ulaşması için muazzam bir ilâhi müjdedir.
16. Artık Firavun'a gidin
de deyin ki: Biz şüphe yok, âlemlerin Rabbinin elçisiyiz.
16. (Artık) Ey muhterem
Musa ve Harun Aleyhimesselâm!. Korkmayın (Firavun'a gidin de deyin ki: Biz şüphe
yok, âlemlerin Râbbi'nin elçisiyiz) onun yüce katından insanları ilâhi dine
davetle emrolunmuşuz, bizim gayemiz birdir. İnsanların hak dinî kabul ederek bir
birlik oluşturmalarını temine çalışmaktan ibarettir.
17. İ s rai loğ u I lar ı
n ı bizimle beraber salı veresin diye,
17. Evet.. Deyiniz ki:
Ey Firavun!. Senelerden beri esaret altında tutmakta olduğun (1 s rai loğ u I
lan 'n ı bizimle beraber salıveresin diye) bize Allah tarafından gönderilmiş
bulunmaktayız. Artık o mazlum cemaatı bırak, Mısır'dan çıkıp gitmelerine mâni
olma. Rivayete göre Firavun, I s rai loğ u I lan 'n ı dörtyüz sene kadar köle
halinde bulundurmuştu. 0 zaman onların sayısı: Otuzbin altıyüz kadar imiş.
18. Firavun da dediki:
Seni çocuk iken içimizde büyütmedik mi?. Ve hayatının birçok yıllarını aramızda
geçirmedin mi?.
18. Hz. Musa ile Hz.
Harun da Firavun'a giderek Israiloğulları'nın Mısır'dan çıkmalarına mâni
olmamasını teklif ettiler. (Firavun da) o teklifi reddederek ^dedi ki:) Ey
Musa!. (Seni çocuk iken içimizde) kendi sarayımızda (büyütmedik mi?.) seni
beslemedik mi?. (Ve hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?.) Senin
üzerinde bizim böyle bir hakkımız yok mudur?. Artık bizimle yüz yüze gelerek
Israiloğulları'nın serbest bırakılmasını teklif etmeniz uygun mudur?. 0 hakka
riayet lâzım değil midir?. Bir rivayette göre Hz. Musa, Firavun'un sarayında
otuz sene kadar bir müddet bulunmuştur.
19. Ve o yaptığın fiilini
yapı verdin, o halde sen nankörlerdensin.
19. (Ve) Bununla beraber
ya Musa!. Sen (o yaptığın fiilini) de (yapıverdin) bir kıptiyi vurdun öldürdün,
(o halde sen nankörlerdensin) Biz seni senelerce kendi sarayımızda besledik,
seni köle edinmedik. Buna rağmen sen Israiloğulları'nın serbest bırakılmasını
istiyorsun, böyle bir teklif, uygun mudur?
.
20. -Hz. Musa- dediki: Onu
o vakit yaptım, fakat ben -o zaman-cahillerden idim.
20. Bu mübarek âyetler de
Musa Aleyhisselâm'ın Firavun'a verdiği cevabı bildiriyor. Hz. Musa'nın Allah
tarafından hikmet ve peygamberliğe ulaşmasını haber veriyor. Hz. Musa
hakındaki yapılan bir iyiliğin de İ s rai loğ u I lar ı hakkındaki esirliğin bir
neticesi olduğundan dolayı da minnete mahal bulunmadığına işaret buyurmaktadır.
Şöyle ki:
Hz. Musa Firavun'un
iddiasını red için (Dedi ki: Onu) o yaptığıma işaret ettiğin öldürme hâdisesini
(o vakit yaptım) bunu itiraf ederim (fakat ben) o zaman (cahillerden idim) öyle
bir vuruşun ölüme yol açacağını bilemezdim, o kasten yapılmış bir katil cinayeti
değildir, belki bir hatadır. Maamafih o öldürülen kipti, haksız yere bir şahsın
hayatına kastetmiş gibi bulunuyordu, onu müdafaa için ve bir terbiye vermek
maksadiyle böyle bir hâdise vücude gelmiştir. Bu, bir mazeret teşkil edebilir.
21. Vaktaki sizden korktum,
artık sizden firar ettim, imdi Rabbim bana hikmet verdi ve beni Peygamberlerden
kıldı.
21. Ve Ey Firavun!.
(Vaktaki sizden korktum) o bir hata eseri olan hâdiseden dolayı benim hayatıma
kastedeceğinizi düşündüm, (artık) canımı kurtarmak için (sizden firar ettim)
Cenab-ı Hak'kın korumasına sığındım (İmdi Rabbim bana hikmet verdi) bana ilim ve
anlayış ihsan etti, beni hikmete ve fazilete kavuşturdu (ve beni Peygamberlerden
kıldı) binaenaleyh ben Allah'ın dinini halka tebliğ ile emrolundum. Artık sen,
ne yapmak istiyorsan yapmaya çalış, ben senden asla korkmam, beni kerim olan
Rabbim şimdiye kadar korumuş ve himaye etmiş olduğu gibi bundan sonra da korur,
ve himaye eder.
22. Ve o da bir nimettir
ki, benim başıma kakıyorsun, Israiloğul" larını köle edinmiş olduğundan
dolayıdır.
22. (Ve) Ey Firavun!, (o
da) beni bir müddet sarayında bulundurduğunda öyle (bir nimettir ki) onu (benim
başıma kakiyorsun)o(lsrailoğulları'nı köle edinmiş olduğundan
I dolayıdır) eğer sen
onları köle edinmeseydin, onların dünyaya gelen erkek çocuklarını öldürmese idin
ben de öyle bir korkudan dolayı denize atılmazdım, senin sarayına alınarak bir
müddet korunmuş olmazdım, kendi ailem arasında yaşar, şimdi böyle bir minnete
maruz kalmazdım. Artık benim hakkımda öyle bir müddet sarayında kalmam,
haddizatında bir nimet değildir. Belki kendilerine mensup olduğum İ s rai loğ u
I lar ı hakkındaki zulüm ve adaletten kaçınmanın bir neticesi olmuştur. Eğer
böyle olmasa idi ben senin himayende bir müddet bulunmadan uzak bulunmuş
olurdum. Diğer bir görüşe göre de Ey Firavun!. Sen I s rai loğ u I lan 'n ı
kendine köle yaptın, onların mallarını ellerinden aldın, bana da işte o
mallardan harcamış bulundun. Artık benim hakkımda senin bir nimetin, bir terbiye
hakkın yoktur. Benim terbiyem, kavuştuğum nimet, kendi validem, kendi kavmim
tarafındandır, seninki bir kuru isimden ibarettir. Binaenaleyh bana minnete
bulunup durma.
23. Firavun dediki:
Alemlerin Rabbi nedir?
23. Bu mübarek âyetler,
Hz. Musa ile Firavun arasında cereyan eden bir konuşmayı bildiriyor. Allah'ın
Rabliğinin bütün kâinatı kuşatmış olduğunu tebliğ buyurmaktadır. Şöyle ki: Musa
Aleyhisselâm, Rabbim bana hikmet, Peygamberlik ihsan buyurdu deyin (Firavun)
suale kalkışarak (dedi ki:) Ya Musa!, (âlemlerin Rabbi nedir?.) Kendisinin
elçisi olduğunu iddia ettiğin Rabbin nasıl şeydir, öyle bir Rab mevcut mudur?.
24. -Musa Aleyhisselâm da-
dediki: Göklerin ve yerin ve bunların a raksında bulunanların Rabbidir, eğer siz
yakinen bilir kimseler oldunuz iseniz.
24. Bütün kâinat, 0
yüce Rabbin varlığına şahitlik ettiği, Firavun'un vicdanı da öyle kerem sahibi
bir yaratıcının varlığını inkâra güç yetiremeyeceği halde yalnızca
bilmemezlikten gelir gibi görünerek âlemlerin Rabbinin neden ibaret olduğunu
sual eden öyle inkarcı birine cevaben Musa Alyehisselâm da (Dedi ki:) o yüce
Rabbi (göklerin ve yerin ve bunların arasında bulunanlarm Rabbidir) bütün bu
varlıklar, o ezeli yaratıcının birer kudret eseridir, (eğer siz yakinen bilir
kimseler oldunuz iseniz) Eşyanın hakikatları güzelce anlayabilmek kabiliyetine
sahip bulunmuş iseniz, Cenab-ı Hak'kın bu Rabliğini de, onun kâinatın yaratıcısı
olduğunu da anlamanız icabeder. Biz yaratıklar, âlemlerin Rabbi'nin mahiyetini
bilip tâyin etmeğe muktedir ve onunla mükellef değiliz, biz onun mukaddes
varlığına, kudret ve yüceliğine şahitlik eden sonsuz yaratılış eserlerini
gönmekteyiz. Gözlerimizin önünde parlayan bütün bu muazzam eserler, o Kerem
sahibi Rabbin Rablığı'na açıkça şahitlik ve işaret edip durmaktadır.
25. -Firavun- Etrafında
olanlara dediki: İşitiyor musun?.
25. Firavun, Hz.
Musa'nın bu pek hikmetli cevabını işitince endişeye düştü, kavminin kalplerine
bu cevabın tesir edeceğinden korktu. (Etrafında olanlara) kavminin eşrafından
olup beşyüz kadar bulunan erkeklere (dedi ki: İşitiyor musun?.) Musa nasıl bana
bir cevapta bulunuyor?. Benim Rabliğimi inkâr ediyor, bizzat mevcut olan
gökleri, yerleri vesaireyi bir Rabbin, eseri sanıyor.
26. -Musa Aleyh i s selâm
da- dediki: 0, sizin Rabbinizdir ve sizin evvelki atalarınızın Rabbidir.
26. Musa Aleyhisselâm
da, Firavun'un öyle materyalist olan bir kâfirin hayretine, ahmakça lakırdısına
mahal olmadığına işaret için (dedi ki:) Ey Firavun. 0 Alemlerin Rabbi (sizin) de
(Rabbinizdir ve sizden evvelki atalarınızın) da (rabbidir) sizlerin bizzat
mevcut olmayıp birer yaratılış eseri olduğunuz açık değil midir?. Siz,
varlığınızın kendinizden olup başkasına ihtiyacınızın olmadığını iddia edebilir
misiniz?. Sizlerin sonradan meydana geldiği bilinmektedir, o halde nasıl olur da
Rablik iddiasında bulunabilirsiniz?. Nedir sizdeki bu cehalet, bu inkâr!.
27. -Firavun da- dediki:
Size gönderilmiş olan elçiniz, şüphe yok ki, elbette bir mecnun dur.
27. Hz. Musa'nın bu pek
susturucu olan hitabına rağmen o inkarcı Firavun yine küfründe ısrar ederek
kavmine zorbalık yoluyla (Dedi ki: Size) sizin gibi akıllı olan kimselere
(gönderilmiş olan elçiniz, şüphe yok ki, elbette bir mecnundur) artık o size
nasıl elçi olabilir?.
28. -Hazreti Musa da-
dediki: 0, doğunun ve batının ve bunların aralarında olanların Rabbidir. Şayet
aklınızı kullanırsanız.
28. Hz. Musa da onların
o alay etmelerine karşı daha açık bir şekilde cevap yererek (Dedi ki:) Ey
Firavun!. 0 tasdik etmediğin âlemlerin Rabbi (doğunun ve batının ve bunların
arasında olanların Rabbidir) bütün bu kâinat, bunlardaki enteresan ve güzel
değişmeler, ışıldamalar 0 yüce Rabbin birer kudret eseridir. Ondan başka
yaratıcı, Mabûd yoktur (eğer siz akıllıca düşünür iseniz) bu hakikati
anlarsınız. Sizin sualinize karşı bundan daha uygun cevap olamaz. Bizler
Allah'ın hakikatini ve mahiyetini tarif ve tağyire muktedir değiliz, onun
varlığı, birliği kudret ve yüceliği onun eseriyle görünüp durmaktadır. İşte
gözlerimize çarpan bu kâinat safhaları da o Yüce Rabbin birer kudret eseridir,
Allah olduğunun birer delilidir. Artık bundan daha münasip daha açık ne cevap
olabilir?. Eğer aklınız var ise bunu takdir ederek Allah'ın Rabliği'ni tasdik
etmeniz icabetmez mi?.
29. -Firavun- dediki:
Andolsun, eğer benden başka ilâh edinmiş isen elbette seni zindana atılmışlardan
kılarım.
29. Bu mübarek âyetler
de Hz. Musaya karşı Firavun'un tanrılık iddiasında bulunduğunu bildiriyor. Musa
Aheyhisselâmın da onu reddederek kendi iddiasının doğruluğunu, Allah'ın
birliğinin sabit olduğunu isbat etmek için iki muazzam mucize göstermeye
muvaffak olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm'ın ileri
sürdüğü o kuvvetli delilleri, onun o azim ve sebatını Firavun görünce şiddet
göstermek yolunu tercih etti. (Dedi ki: Andolsun) Ey Musa!. (Eğer) sen (benden
başka tanrı edinir isen) başkasının tanrılıkla, rablıkla vasıflanmış olduğuna
inanmış isen (elbette seni zindana atılmışlardan kılarım) seni de onlar gibi en
korkunç en helak edici bir zindana sevkederim. Artık en büyük bir tehlikeye,
felâkete maruz kalmış olursun.
30 Musa Aleyhisselâm da
dedi ki: Ben sana apaçık bir şey getirmiş olunca da mı beni zindana alacaksın!.
30. Musa Aleyhisselâm da
o meluna cevaben (dedi ki: Ben sana apaçık bir şey getirmiş olunca da mı?.)
kendi iddiamın doğruluğunu gösteren, Rabliğin yalnız Allah Teâlâ'ya mahsus
olduğuna ve onun tarafından benim elçi gönderilmiş bulunduğuna şahitlik edecek
en muazzam mucizeler göstermeye harekette bulunacaksın?.. Sen öyle bir zulmün
neticesini hiç düşünmez misin?.
31. Firavun da dedi ki:
Haydi onu getir, eğer sen doğru söyleyenlerden isen
31. Hz. Musa'nın bu
ihtarına cevaben Firavun da (Dedi ki: Haydi onu) o meydana çıkarmak istediğin
hârikayı (getir) bizlere göster (eğer sen) o elçilik iddianda (sadıklardan oldun
isen) durma, o harika ile davanı i s bat etmiş olursun.
32. Bunun üzerine asasını
bırakıverdi, o hemen bir apaçık ejdarha kesildi.
32. Hz. Musa da (bunun
üzerine) Firavun'un öyle bir teklifi sebebiyle elindeki (asasını) yere
(bırakıverdi, o) âsa (hemen apaçık) müthiş bir (ejderha kesildi) Firavun'a karşı
pek dehşetli bir manzara vücude getirmiş oldu. Nitekim bu mucize: Araf ve Taha
sûrelerinde de zikredilmiştir.
33. Ve elini çekip
çıkardı. Hemen o, seyredenlere karşı bembayaz -kesilmiş- idi.
33. (Ve) ikinci bir
hârika olmak üzere Hz. Musa (elini) yakasından (çekip çıkardı: Hemen o) el
(seyredenlere karşı bembeyaz kesilmiş idi) güneşin ışığı gibi etrafa parlaklık
saçtı, her tarafı aydınlıklar içinde bıraktı, gözleri kamaştırır bir halde
parlayıp durdu.
34. Firaun -etrafındaki
ileri gelenlere dediki: şüphe yok, bu elbette çok bilgili bir sihirbazdır.
34. Bu mübarek âyetler
de Hz. Musa'yı Firavun'un bir sihirbaz sandığını ve onun kendilerini Mısır'dan
çıkarmak isteğine inandığına ve etrafındaki ileri gelen ile müşaverede
bulunduğunu bildiriyor ve reislerinin tavsiyeleri üzerine sihirbazların muayyen
günde toplanmış olduklarını, insanların o topluluğa katılıp sihirbazların galip
gelmeleri durumunda onlara tâbi olacaklarını söylemiş bulunduklarını beyan
buyurmaktadır. Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm'ın gösterdiği o harikaların tesiriyle
kavminin îman edeceklerinden korkan Firavun (etrafındaki ileri gelenlere dedi
ki:) gördünüz ya, bu gösterilen hârikalar, birer sihir eseridir, (Şüphe yok ki,
bu) Peygamberlik iddiasında bulunan Musa (elbette çok bilgili bir sihirbazdır)
sihir sanatını çok iyi biliyor.
35. Sizi büyüsü ile
yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Artık siz ne emredersiniz?
35. Firavun, artık
şaşmıştı, o etrafında bulunanlara dedi ki: Musa -Aleyhisselâm- (sizi büyusüyle)
yaptığı sihirlerin tesiriyle (yurdunuzdan çıkarmak istiyor) bu sihirler yüzünden
insanlar ona tâbi olacak, o suretle kuvvet bulacak, bizim yerlerimize hâkim
kesilecek (artık siz ne emredersiniz?) Ona karşı nasıl bir müdafaada bulunalım?.
Utanmadan Rablik iddiasında bulunan Firavun, tutulduğu büyük bir korku tesiriyle
artık mevkiini unutmuş, etrafındakiler! birer âmir tanımış, onların reylerine
ihtiyaç göstermiş, kendisi âdeta onların idareleri altında imiş gibi bir vaziyet
almıştı.
36. Dediler ki: Onu ve
kardeşini alıkoy: Şehirlerde toplayıcılar yolla.
36. Etrafında bulunanlar
da (dediler ki: Onu) Hz. Musa'yı (ve kardeşini alıkoy) onların haklarında
yapılacak muameleyi, onlar ile tartışmayı sonraya bırak, onları hemen öldürme,
haklarında başka bir muamele yapma (şehirlerde) bulunan sihirbazları
(toplayıcıları yolla) onları toplayarak Mısır'a getirsinler.
37. Sana çok bilgin
sihirbazlar getirsinler.
37. 0 toplayıcılar
(sana çok bilgin sihirbazları) toplayıp (getirsinler) büyücülükte, ilimde
ihtisas sahibi olan kimseleri alıp Mısır'a gelsinler, Musa ile Kardeşine karşı
galip gelmeye çalışsınlar.
38. Artık sihirbazlar,
belli bir günün muayyen bir vaktinde toplanmış oldu.
38. Bu tavsiye üzerine
etrafa toplayıcılar gönderilmiş, birçok sihirbazlar Mısır'a getirilmişti. (Artık
sihirbazlar, belli bir günün muayyen bir vaktinde) "Zine Günü" denilen kuşluk
zamanında (toplanmış oldu) iki muhterem Peygambere karşı cephe almak
hazırlığında bulunuldu.
39. Ve insanlara da denildi
ki: Siz de toplanıyor musunuz?
39. (Ve insanlara da
denildi ki) sihirbazların toplanacakları, tartışmaya başlayacakları gün (siz) de
umumi olarak (toplanıyor musunuz?.) Elbette öyle bir günde siz de
toplanmalısınız.
40. Umulur ki, biz de
sihirbazlara tâbi oluruz, eğer galip olanlar, onların kendileri olmuş olursa.
40. İnsanları toplamaya
teşvik için şöyle de söylediler: (Umulur ki, biz de sihirbazlara tâbi oluruz)
onların dinini tercih ederiz. (Eğer galip olanlar, onların) o sihirbazların
(kendileri olmuş olursa) onlar, Musa ile kardeşine galip gelince artık o galip
sihirbazları, rehber ediniriz. Artık Musa ile kardeşinin dinine eğilim
gösterilmez. 0 kâfirlerin bu sözleriyle maksatları, sihirhazların dinine tâbi
olmak değil belki onları bu mücadeleye fazlaca gayret göstermeğe sevketmek
olmuştur. Bir görüşe göre de alay etme yoluyla denilmiş oluyor ki: şayet
sihirbaz olan Musa ile kardeşi bu mücadelede galip gelirlerse onlara tâbi
oluruz. Artık buna meydan vermemek için bizim topladığımız sihirbazlar olanca
hünerlerini gösteriversinler.
41. Vaktaki sihirbazlar
geldi, Firavun'a dediler ki: Eğer galip olanlar bizler olursak bizim için
mutlaka bir mükâfat var mı?.
41. Bu mübarek âyetler de
sihirbazların Mısır'da toplandıkları ve galip oldukları takdirde kendilerinin
mükâfata kavuşmalarını Firavun'dan dilemiş ve ondan teminat almış olduklarını
bildiriyor. Ve nihayet sihirbazların mağlûp olup Hz. Musa'mn gösterdiği muazzam
âsa mucizesinden dolayı secdeye atılarak âlemlerin Rabbine îman ettiklerini
şöylece beyan buyurmaktadır. (Vaktaki) Mısır'ın bütün etrafındaki beldelerde
bulunan (sihirbazlar) Mısır'a (geldi) Firavun'un huzurunda toplandılar
(Firavun'a dediler ki:) Eğer Musa ile kardeşine karşı (galip olanlar bizler
olursak) galibiyet bizim taraftmızda yüz gösterirse (bizim için mutlaka bir
mükâfat var mı?) Sihirbazlar, kendilerinin galip olacaklarını sanmışlardı. Ancak
Firavun'un bir mükâfatta bulunmaya sevk için böyle "olursak" diye şüphe edatı
ile beyanda bulunmuşlar "sen btze mükâfatta bulunmaz isen biz de arzuna hizmet
etmiş olmayız"demek istemiş gibi idiler.
42. -Firavun da- dedi ki:
Evet.. Ve o vakit elbette siz, en yakın kimselerden olacaksınız.
42. Firavun da
onların bu sualine cevaben (dedi ki. Evet..) Sizin için mükâfat vardır, (ve o
vakit) sizin galip gelmeniz durumunda (elbette siz) benim yanımda (en yakın
bulunmuşlardansınız) benim yanımda büyük bir mevkiniz bulunmuş olur.
43. Musa onlara dediki:
Siz ne atacaksanız atıveriniz.
43. Vaktaki, müsabaka
meydanında toplandılar, sihirbazlar, Hz. Musaya hitaben: Sen mi meydana atacağın
şeyi evvelâ atacaksın, yoksa biz mi atalım diye izin isteme nezaketinde
bulundular. Hz. (Musa) da (onlara dedi ki: Siz ne atacaksanız atıveriniz) Musa
Aleyhisselâm, bununla onların sihirde bulunmalarına müsaade etmiş değil, belki
onların sihirlerini ibtâl ile hakkı ortaya çıkarmaya hizmet etmek gayesini temin
eylemek istemiştir.
44. Hemen iplerini ve
sopalarını atıverdiler ve dediler ki: Fidavun'un kudreti hakkı için şüphe yok
ki, elbette biz galip olanlarız.
44. Hz. Musa'nın bu
teklifi üzerine sihirbazlar (hemen iplerini ve sopalarını) sihir yapmak için
hazırlamış oldukları bu şeyleri yere (atıverdiler ve) cahiliye adetinde olduğu
hükümdarın adına yemin için (dediler ki: Firavun'un kudreti hakkı için şüphe yok
ki, elbette biz galip olanlarız) kendilerinin galibiyetlerine olan kuvvetli
kanaatlerini göstermek istediler, böylece and içmiş oldular.
45. Bunu müteakip Musa da
asasını bırakıverdi, heman o zaman o, onların uydurdukları şeyleri süratle yutar
oldu.
45. (Bunu) sihirbazların o
ellerindeki sihir vasıtalarını yere attıklarını (müteakip Musa) Aleyhisselâm
(da) derhal (asasını) yere (bırakıverdi, hemen o zaman o) âsa (onların) o
sihirbazların (uydurdukları şeyleri) hakikatları mahiyetleri başka bir şekilde
değiştirilmiş gibi gösterdikleri ipleri, sopaları: (sür'atle yutar oldu) artık
onlardan bir şey meydana kalmadı, hepsi de muhvolup gitti.
46. Sihirbazlar, heman
secde ediciler olarak yere atıldılar.
46. (Sihirbazlar) Hz.
Musa'nın göstermeye muvaffak olduğu bu hârikayı görünce (hemen secde ediciler
olarak yere atıldı) bunun bir sihir eseri değil, bir mucizeden, Hz. Musa'nın
doğruluğunu isbat eden kesin bir delilden ibaret olduğunu katiyyen anladılar.
Kalplerinde parlayan îman nuru, ilâhi coşku, kendilerini böyle sür'atle kulluk
secdesine sevketmiş oldu.
47. Dediler ki: Alemlerin
Rabbine iman ettik.
47. Ve o scedeye
kapananlar, (dediler ki: Alemlerin Rabbine îman ettik) Kâinatın yaratıcısının
birliğini, Hanlığını tasdik eyledik.
48. Musa'nın ve Harun'un
Rabbine.
48. Ve o îman şerefine
kavuşan sihirbazlar maksatlarının yanlış anlaşılmaması için şunu da ilave ederek
dediler ki: (Musa'nın ve Harun'un Rabbine) îman ettik. Maksadımız, bütün bütün
âlemleri yoktan yaratan ve o iki zatı Peygamberlik şerefine ulaştıran ve
mucizeler ile destekleyen Allah Teâlâ'yı tasdikten ibarettir. Yoksa yalan yere
Rablik iddiasında bulunan Firavun'a îman etmiş değiliz. 0, Rablik, Hanlık
vasfına asla sahip değildir.
49. -Firavun" dediki:
Ben size izin vermeden evvel siz ona iman ettiniz, şüphesiz ki, o size sihri
öğretmiş olan büyüğünüzdür. Artık yakında bileceksiniz, elbette ellerinizi ve
ayaklarınızı çaprazlanmasına kestireceğim ve muhakkak ki, sizi toplu bir halde
astıracağım.
49. Bu mübarek âyetler
de sihirbazların Hz. Musa'yı tasdik ederek îmana nail oduklarından endişeye
düşen Firavun'un o zatları idam ile tehdit ettiğini bildiriyor. 0 zatların da bu
tehdide kıymet vermeyip îmanları sayesinde Cenab-ı Hak'kın mağfiretine, manevî
yakınlığına kavuşacaklarını söylemiş bulunduklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle
ki: Firavun, büyük bir topluluk meydana getiren sihirbazların îman ettiklerini
görünce endişeye düştü, onlara bakarak kavminin Hz. Musa'ya tâbi
olabileceklerini düşündü, artık şiddetli bir tehditte bulunarak (dedi ki:) Ey
sihirbazlar!. (Ben size izin vermeden evvel) siz koşarak (ona) Musaya (îman
ettiniz) diğer bir kıraate göre de ona îman mı ettiniz? Demek ki, sizin ona
meyliniz onunla irtibatınız, ittifakınız var imiş. Evet.. (Şüphesiz ki, o size
sihiri öğnetmiş olan büyüğünüzdür) aranızdaki bir ittifaktan dolayı mağlûp
oldunuz, onu galip gösterdiniz. Firavun bu sözleriyle kavmini aldatmaya çalışmış
ve sihirbazların bir ciddiyet, bir basiret dairesinde hareket etmemiş oldukları
hissini kavmine aşılamak istemiştir. Firavun, şiddet vererek o îman eden
sihirbazlara dedi ki: (Artık yakında bileceksinizdir) bu hareketinizin cezasını
anlayacaksınız (elbette ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlamasına kestireceğim,)
her birinizi sağ eli ile sol ayağından mahrum bırakacağım. (Ve) bununla
kalmayacak (muhakkak ki, sizi toplu bir halde astıracağım) sizi idama mahkum,
öyle şiddetli bir cezaya maruz bırakacağım.
50. 0 iman edenler de -
dediler ki: Zararı yok, şüphesiz ki, biz Rabbimize dönücüleriz.
50. 0 îman eden
sihirbazlar da dinî kudretlerini göstererek Firavun'a cevaben (dediler ki) o
yapacağın şeyin haddizatında bizim için bir (zararı yok) dur (şüphesiz ki, biz
Rabimize dönücüleriz) bizi böyle hidayete muvaffak eden Rabbimizin manevî
huzuruna gideceğiz, bu îmanımız, yarın ahiret âleminde bizim için bir saadet
vesilesi olacaktır. Artık bir geçici ölümün bizce ne ehemmiyeti olabilir ki,
bizi onunla tehdit ediyorsun?
51. Biz müminlerin evveli
olduğumuzdan dolayı bizim için hatalarımızı Rabbimizin bağışlayacağını ümid
ederiz.
51. O muhterem zatlar, bu
cevaplara ilaveten şöyle de dediler: (Biz mümilerin evveli olduğumuzdan dolayı)
yani: Firavun'a tâbi olanların veya bu zamanda bulunanların veya bu harikulade
hâdisenin ortaya çıkışını müşahede edenlerin arasında ilk evvel Cenab-ı Hak'kın
Rablığına, Hz. Musa'nın peygamberliğine îman etmiş kimseler bulunduğumuzdan
dolayı (bizim hatâlarımızı) evvelce yapmış olduğumuz kusurlarımızı, Hz. Musa'ya
karşı cephe almaya cür'et göstermiş olmamızı, (Rabbizimin mağfiret buyuracağını
ümid ederiz) kerim olan Rabbimizden rica ve niyazda bulunuruz. Artık Ey
Firavun!. Sen bizi öldürsen de o bize bir zarar vermiş olmaz, belki biran evvel
ahiret nimetlerine kavuşmuş oluruz. İşte müminlerdeki kalp sağlamlığı!. Onlar
maddî, geçici bir hayat endişesiyle öyle Firavun tabiatlı kimselerin
tehditlerine, taltiflerine bir ehemmiyet vermezler.
52. Ve Musa'ya vahiy ettik
ki, Kullarım ile beraber geceleyin yürü. Çünkü, siz şüphesiz ki takibe
dileceksiniz.
52. Bu mübarek âyetler
de Musa Aleyh i selâm in kendisine îman edenler ile beraber Mısır'dan çıkıp
gitmeleri için ilâhi vahye kavuştuğunu bildiriyor. Onların Mısır'dan çıkmaları
üzerine Firavun'un da asker toplatarak onları takip ettiğini ve onların
ehemmiyetsiz bir topluluktan ibaret olduklarını iddiada bulunduğunu gösteriyor.
Hz. Musa ile beraberindeki zatlar sabahleyin erkenden takibe başlayan Firavun
ile kavminin ellerindeki çok nimetlerden mahrum kaldıklarını, bu nimetlerin
bilâhara İ s rai loğ u I lan 'na intikal etmiş bulunduğunu beyan buyurmaktadır.
Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm senelerce Mısır'da kalmış, Firavun'u ve onun kavmini
Allah'ın dinine davet etmiş ve nice mucizeler göstermişti. Fakat onlar bu daveti
kabul etmemişlerdi. Artık Hz. Musa'nın Mısır'daki vazifesi nihayete ermiş
demekti. Binaenaleyh Cenab-ı Hak buyuruyor ki: (ve Musa'ya vah yettik ki,
kulları ile) Allah'ın dinini kabul etmiş, sana tâbi bulunmuş olan müminler ile
(geceleyin yürü) Mısır'dan çıkıp yolunuza devam edin (çünkü siz şüphesiz ki,
takibedileceksiniz) yani: Firavun kendi kuvvetleriyle sizi takibe başlayacaktır,
onlar size daha yetişmeden siz deniz kenarına kavuşmuş olunuz.
53. Artık Firavun
şehirlere -asker- toplayıcılar gönderdi.
53. Vaktaki: Firavun, Hz.
Musa ile kendisine tâbi olanların Mısır'dan geceleyin çıkıp gitmiş olduklarını
haber aldı. (Artık Firavun şehirlere) askerleri (toplayıcılar gönderdi) Hz.
Musa'yı ve beraberindekileri takip edecek büyük bir askeri kuvvet toplanmış
oldu.
54. - Şöyle diyor ki: -
Şüphe yok, onlar - I s rai loğ u I lar ı - az kimselerden ibaret bir
topluluktur.
54. Firavun, kendi
askerlerinin çokluğunu, Beni İsrail ise nisbeten az olduğunu iddia ederek şöyle
de diyordu: (Şüphe yok, onları) o I s rai loğ u I lar ı (az kimselerden ibaret
bir topluluktur) biz onları takibederek cezalandırabiliriz.
Bir rivayete göre İ s rai
loğ u I lar ı altıyüz yetmiş bin kadar imişler, Firavun'un kuvvetleri ise bir
milyondan bile fazla imişler.
55. Ve muhakkak ki, onlar
bizi elbette çok öfkelendirmekte bulunan kimselerdir.
55. (Ve) Firavun şöyle de
diyordu: (Muhakkak ki, onlar) o İ s rai loğ u I lar ı (bizi çok öfkelendirmekte
bulunan kimselerdir) bizim hiddetimizi, kızgınlığımızı tahrik eden şeyleri
yapmaktadırlar. İşte öyle ansızın Mısır'dan çıkıp gitmelerinde böyle bir
hiddete, kızgınlığa sebep olmuştur. Diğer bir yoruma göre de: 0 İ s rai loğ u I
lar ı bizim için muhakkak ki, çok gazap besleyicidir. Bize karşı büyük bir kin
düşmanlıkları vardır.
56. Ve şüphe yok ki,
bizler elbette pek uyanık bir cemiyetiz.
56. (Ve) firavun şöyle de
iddia ediyordu: (Şüphe yok ki, bizler elbette pek uyanık bir cemiyetiz) âdeta
demek istiyordu ki: Bizim âdetimiz, ihtiyatlı, uyanık bir halde yaşamaktır,
güven üzere bulunmaktır, her ne kadar o düşmanlarımız az kimseler ise biz yine
ihtiyattan ayrılmayız, o gibi fesat ateşini söndürmeğe çalışırız. Onun içindir
ki, ey şehirler ahalisi!..
Sizi toplayarak o düşmanları takibe lüzum görmüş olduk. Melun Firavun bu suretle
de kendi korkusunu, içerisindeki saltanatının yok olma endişesini saklamak
istiyordu.
57. Cenab-ı Hak da
buyuruyor ki: - Artık biz onları bahçelerden, ırmaklardan çıkardık.
57. Fakat Firavun'un bu
sözleri, iddiaları bir hayal kabilinde idi. Artık onun belâsını bulacak zaman
yaklaşmıştı. Binaenaleyh Cenab-ı Hak da buyuruyor ki: (Artık biz onları) o
Firavun ile kavmini (bahçelerden ve ırmaklardan çıkardık) Israiloğulları'nı
takip sebebiyle o nimetlerden mahrum kalmış oldular.
58. Ve hazinelerden ve
nimet dolu bir makamdan - mahrum bıraktık -.
58. (Ve) Firavun ile
kavmini (hazinelerden) altunlardan, gümüşlerden, büyük servetlerden (ve nimet
dolu bir makamdan) gayet güzel, gönül alıcı ikâmetgâhlardan, saraylardan,
saltanat tahtlarından çıkarıp mahrum bıraktık. Kendileri denizde boğulmaya
mahkum oldukları için bütün o muhteşem varlıklar bilâhara İ s rai loğ u I lan 'na
intikal etmiştir.
59. İşte böyle oldu!. Ve
bunları - bu nimetleri - I s rai loğ u I lan na miras kıldık.
59. Evet.. Cenab-ı Hak
buyuruyor ki: (İşte böyle oldu) onları o yurtlarında varlıklarından öyle acaib
bir şekilde çıkarmakla çıkarmış olduk (ve bunları) bu yüce nimetleri (I s rai
loğ u I lan 'na miras kıldık.) Bunlara bilâhara İ s rai loğ u I lar ı miras
kalmışçasına sahiplenmiş oldular, Firavun'un kahrı altında bulunmaktan
kurtuldular.
60. Derken - Firavun ile
kuvvetleri - güneş henüz parlamaya başlamış iken onların - Israiloğullarının -
arkalarına düştüler.
60. Şöyle ki: Firavun ile
kavmi, öyle bir felâkete maruz kalmak için Israiloğulları'nı takibe karar
verdiler. (Derken) daha (güneş henüz parlamaya başlaşmış iken) sabahleyin
doğmaya başlayarak ışıkları etrafa dağılmakta iken Firavun ile kuvvetleri
(onların) Israiloğulları'nın (arkalarına düştüler) onlara yaklaşmakta
bulundular. Artık Firavun'un da, kuvvetlerinin de mahvolacakları zaman gelip
çatmıştı.
61. Ne zamanki, iki
topluluk biri birini gördü, Musa'nın adamları dediki: Şüphe yok, bizler elbette
yetişilmiş - yakalanmış - larız.
61. Bu mübarek âyetler
de Hz. Musa'nın yanında bulunan zatlar ile onları takibedenler birbirini görünce
o zatların yakalanacaklarını zannederek korkmaya başlamış olduklarını, Hz.
Musa'nın da Allah'ın yardımı ile selâmete ereceklerini söyleyerek o zatlara
teminat vermiş bulunduğunu bildiriyor. Ve Hz. Musa'nın aldığı ilâhi vahiyden
dolayı asasını denize vurmakla denizde dağlar gibi parçalar meydana gelip yollar
açıldığını, Israiloğullarının da bu yollardan geçip selâmete erdiklerini, onları
takibedenlerin ise tamamen boğulup gittiklerini haber veriyor ve bu hâdisenin
fevkalâde bir mahiyette bulunduğunun, buna rağmen yine bir çoklarının îman
etmediklerini, Cenab-ı Hak'kın da aziz ve rahim olduğunu beyan buyurmaktadır.
Şöyle ki: Musa Aleyhisselâm, aldığı ilâhi vahye uyarak Israiloğulları'nı alıp
Mısır'dan çıkmıştı. Firavun da bundan haberdar olunca birçok kuvvetler yanına
alarak Israiloğulları'nı takibe başlamıştı. Nihayet I s rai loğ u I lan 'na
yaklaşmışlardı. (Ne zamanki,) bu (iki topluluk birbirini gördü.) Hz. (Musa'nın
adamları) kendilerinden pek fazla olan düşman kuvvetlerinin öyle kendilerine
yaklaştıklarından korkmaya başlayarak (dedi ki: Şüphe yok, bizler elbette
yetişilmiş) Firavun ile kavmi tarafından yakalanmış (leriz.) Israiloğulları,
vaktiyle Firavun ile kavminden görmüş oldukları hakaretletin, işkencelerin
tesiri altında kalmışlardı.. Bu defa da yine bir takım cezalara, felâketlere
uğratılacaklarını düşünmeğe başladılar.
62. Hz. Musa da - dedi ki:
Asla. Muhakkak ki, Rabbim benim ile beraberdir, beni yakında selâmete
erdirecektir.
62. Fakat Hz. Musa, onlara
teselli verdi, teminatta bulundu, (dedi ki: Asla!.) o melunlar, size
yetişemeyeceklerdir, size bir şey yapamayacaklardır. (Muhakkak ki, Rabbim
benim ile beraberdir.) O Kerem sahibi Rabbimin yardımı, muvaffakiyeti bana
yöneliktir. (Beni yakında selâmete erdirecektir.) Beni düşmanlarıma karşı
koruyacaktır. Artık
korkuya lüzum yok!
63. Artık Musa'ya vahiy
ettik ki, âsân ile denize vur, - vurunca -derhal yarıldı, heman her parça pek
büyük dağ gibi oluverdi.
63. Kısacası: Hz.
Musa yanındakiler ile beraber Kulzum denizine veya Nil kenarına varmış,
düşmanlan da onlara yaklaşmışlardı.. (Artık) Hak Teâlâ onlara kurtuluş çaresini
gösterdi. İşte bunu beyan için Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: (Musa'ya vahiy ettik
ki, Asan ile) sahiline yaklaşmış olduğunuz (denize vur) yeni bir kudret harikası
müşahede etmiş olunuz. Hz. Musa da asasını denize vurunca deniz (derhal yarıldı)
Israiloğulları'nın kolları sayısınca oniki parçaya ayrıldı. (Hemen her parça pek
büyük dağ gibi oluverdi) yerinde sabit, sert bir şekilde, göğe doğru yükselmiş
bir manzara teşkil etti.
64. Ötekilerini de buraya
yaklaştırmıştık.
64. Cenab-ı Hak
buyuruyor ki: (Ötekilerini de) yani Firavun ile kavmini de (buraya) bu denize
(yaklaştırmıştık) onlar da Hz. Musa ile I s rai loğ u I lan 'n ı takip için hiç
ilerisini düşünmeden denizin açılan yollarına atıldılar.
65. Ve Musa'yı ve onunla
beraber olanları, hepsini kurtuluşa erdirdik.
65. (Ve Musa'yı ve
onunla beraber olanları) gerek kendi kavmini ve gerek diğer îman edenleri,
Evet.. (Hepsini kurtuluşa erdirdik) deniz, aldığı vaziyeti muhafaza etmiş, hiç
biri bir üzüntüye uğramaksızın hepsi de kurtuluş sahiline kavuşmuş oldular.
66. Sonra Ötekilerini
boğduk.
66 (Sonra ötekilerini)
Firavun ile kavmini, deniz parçalarının birbirine kavuşup eski hâline dönmüş
olmasiyle (boğduk) hepsini de helake uğratmış olduk.
67. Şüphe yok ki, bunda
elbette bir ibret vardır. Halbuki, onların çoğu iman etmiş kimseler olmadı.
67. (Şüphe yok ki bunda,)
bu beyan olunan kıssada, Hz. Musa'dan çıkan büyük mucizelerin hepsinde,
dinsizlerin başlarına gelen felâketlerin her birinde (elbette bir ibret vardır.)
Tavsif edilemeyecek derecede büyük bir alâlamet, bir uyanma vesilesi mevcuttu.
Allah Teâlâ'nın kudretine muhalefet edenler için de pek dehşetli ve tehdidi
içermektedir. Böyle olduğu halde bir çok kimseler bundan bir ibret dersi
almadılar (halbuki, onların) o eski Mısır ahalisinin veya bu kıssayı dinlemiş
bulunanların (çoğu îman etmiş kimseler olmadı) böyle hârikaları gördükleri,
bunların vâki olduğundan kesin şekilde haberdar bulundukları halde yine inkâra,
küfre devam eder bir halde bulunmuşlardır ki, bu da en büyük bir cehalet, bir
ahmaklık eseridir. Nitekim I s rai loğ u I lar'ı da bu harikaları gördükten
sonra birçokları Allah'ın birliği inancına muhalif harekette bulunmuş, buzağıyı
mabut edinmek cehaletini göstermişlerdi. Bu ilâhi açıklamalar, bizim yüce
Peygamberimiz hakkında bir teselliyi içermektedir. Onun mucizelerini de
gördükleri halde îman etmeyenler olmuştur. Bu inkarcı hareket, ötedenberi bir
takım insanlar arasında devam ede gelmiştir. Artık Hz. Peygamberin asrındaki
inkarcıların hallerinden dolayı da üzülmeye hacet yok. Kendilerinin kötü
âkibetlerini onlar düşünsünler.
68. Ve şüphe yok ki,
Rabbin elbette o, mutlak galiptir, merhametlidir.
68. Ey Peygamberlerin
sonuncusu!.. (Ve şüphe yok ki, Rabbin elbette o) Yüce Yaratıcı (Azizdir) seni
yalanlayanlardan intikam almaya kadirdir ve o Kerem sahibi mabud (rahîmdir)
kulları hakkında nimetleri pek boldur. Bu kadar âyetleri, mucizeleri gördükleri
halde yine inkârlarında, isyanlarında devam edenleri heman cezalandırmıyor,
kendilerine kaybettiklerini telafi edebilmeleri için bir mühlet veriyor, bu ne
kadar büyük bir rahmet eseridir, artık bunu düşünerek uyanmalıdır, kıssalardan
ibret almalıdır, o Kerem sahibi yaratıcının hükümlerine uymaya çalışarak ilâhi
zatına şükretmeye devam etmelidir.
69. Onlara İbrahim'in de
kıssasını oku.
69. Bu mübarek âyetler,
İbrahim Aleyhisselâm'ın putperest pederiyle ve kavmi ile aralarında cereyan eden
konuşmayı bildiriyor, o putlara tapan kimselerin sırf babalarını taklit yoluyla
böyle bir sapıklığa düşmüş olduklarını gösteriyor, bu kıssa da Hz. Muhammed
hakkında bir teselli mahiyetinde bulunmaktadır. Şöyle ki: Allah Teâlâ
Hazretleri, Resûl-i Ekrem'ine emir ediyor ki Habibim!.. (Onlara) 0 müşriklere, 0
sana îman etmeyen, bir kısım Mekke ahalisine (İbrahim) o muhterem Peygamberin
(kıssasını da oku) onun hayatına dair bunlara haber ver. Onlar da öyle büyük bir
Peygambere muhalefette bulunup durmuşlardı.
70. O vakit ki babasına ve
kavmine dedi ki: neye ibadet ediyorsunuz?
70. (O vakit ki) Hz.
İbrahim, kendilerini uyandırmak, ne kadar sapıklık içinde yaşadıklarını
kendilerine anlatmak için O putperest (babasına ve kavmine dedi ki:^ Hiç biliyor
musunuz?. Siz (neye ibadet ediyorsunuz?.) Hiç o taptığınız şeyler ibadete lâyık
mıdırlar?.. Bir kere düşünmeli değil misiniz?.:
71. Dediler ki: Putlara
ibadet ediyoruz. Onlara -ibadete- devam edip duruyoruz.
71. O müşrikler de
cevaben (dediler ki) Biz (putlara ibadet ediyoruz) onları mabut tânıyorız ve |