|
19-MERYEM
SURESİ
Bu mübarek sûre, Mekke'i
Mükerreme'de nazil olmuştur. Doksan sekiz âyeti kerimeden meydana gelmektedir.
Hz. Isa gibi bir Yaratılış harikasının muhterem annesi Hz. Meryem'e dair
âyetleri kapsamış olduğu için kendisine bu ad verilmiştir.
Bu, mübarek Meryem sûresi,
sûrei Kehf in sonunda beyan buyurulan güzel amel ile Yaratıcının birliği
İnancının izahını pek mükemmel ve pek ebedî bir şekilde içine almış
bulunmaktadır. Bu mukaddes sürede Allah Teâlâ'nın birliği, kudret ve büyüklüğü,
yaratmış olduğu kullarını kendisine evlât edinmekten yüce bulunduğu, ve ilâhî
dinin Peygamberler tarafından insanlara nasıl tebliğ edilmiş olduğu beyan
buyurulmaktadır. Bu Meryem sûresi, başlıca altı mühim kıssayı içermektedir.
Şöyle ki:
Birinci kıssa, Zekeriya
Aleyhisselâm'a aittir. Onun münâcâtını, dualarını tasvir etmektedir.
İkinci kıssa Hz. Meryem ile
Isa Aleyhisselâm'a aittir. Hz. Meryem'in hayatının temizliğini, Hz. İsa'nın bir
kudret bediası olduğunu tasvir buyurmaktadır.
Üçüncü kıssa, İbrahim
Aleyhisselâm'a aittir. Babası Azer'i Allah'ın dinine ne şekilde davet etmiş
olduğunu bildirmektedir.
Dördüncü kıssa, Musa
Aleyhisselâm'a aittir. Onun Allah'ın hitaplarına mazhar oluşunu ve Harun
Aleyhisselâm gibi bir Peygamber kardeşe nailiyetin! göstermektedir.
Beşinci kıssa, İsmail
Aleyhisselâm'a aittir. Onun Allah katındaki yüksek mertebesini ve ümmetine namaz
ve zekât gibi ibadetleri emir ve tavsiyede bulunmuş olduğunu beyan
buyurmaktadır.
Altıncı kıssa da, Idris
Aleyhisselâm'a aittir. Onun nasıl yüksek bir makama nail olduğunu anlatır ve
bütün bu Peygamberlerin üstün mertebelerine ve ne kadar Yüce bir şekilde ibadet
ve itaatte bulunmuş olduklarına işaret byurmaktadır.
Velhâsıl: Bu mübarek Meryem
sûresi: İnsanların muhtelif kabiliyetlerde, eğilimlerde bulunmakta olduklarını
bildiriyor. Cenab-ı Hak'kın birliğini, kudret ve yüceliğini tasdik ve güzel
amellere devam eden müminlerin pek mutlu âkibetlerini kendilerine müjdeliyor.
Nefsanî İsteklerine kapılan, İmân nimetinden mahrum kalan kimselerin de pek
cahilce, pek çirkin hâllerini ve pek korkunç akıbetlerini ihtar ederek bütün
insanlığı uyanmaya davet buyuruyor.
1. Kâf, Ha, Ya, Ayın, Sad.
1. Bu mübarek âyetler,
Hz. Zekeriya'nın kıssasını içermektedir. 0 Yüce Pegamber'in Cenab-ı Hak'ka olan
yalvarmalarını ve bir hayırlı oğul temennisinde bulunmuş olduğunu anlatmaktadır.
Şöyle ki: (Kâf, Ha, Ya, Ayın, Sad) kelimeleri müteşabihlerdendir. Mânâsını
Allah'ın ilmine havale ederiz. Bununla beraber denilmiştir ki: Bu, Allah
Teâlâ'nın veya Kur'an-ı Kerim'in isimlerinden biridir veya bu sûrenin bir
ismidir veya Allah'ın ism-i azamidir.
2. -Bu- Rabbin rahmetiyle
kulu Zekariya'yı anmasıdır..
2. (Bu) okunacak âyetler,
(Rabbin rahmetiyle kulu Zekeriyayı anmasıdır) Hz. Zekeriya'nın yüksek mevkiini,
Allah Teâlâ'ya olan dua ve niyazını bildirmektedir. Onunu ümeti hakkında nasıl
bir ilahi rahmet olduğunu işaret buyurmaktadır.
3. 0 vakit ki, Rab'bine
gizlice bir dua ile duada -niyazda- bulunmuştu.
3. (0 vakit ki) o mübarek
Peygamber (Rab'bine) kendisine peygamberlik ve nimet ihsan buyurmuş olan kerem
sahibi mabuduna (gizlice) gece içinde sırren, kalben (bir dua ile duada)
niyazda, teminnede (bulunmuştu) çünki geceleyin yapılan dualar, daha çabuk kabul
olunabilir.
4. Demişti ki: Yarabbü.
Muhakkak benim kemiklerim zayıflattı, başımın tüyü de tutuştu, ve Rabbiml. Sana
ne dua ettim ise mahrum kalmadım.
4. Hz. Zekeriya bu
duasında (demişti ki: Yarabbü. Muhakkak benim, kemiklerim zayıflaştı) vücudun en
kuvvetli kısmını teşkil eden kemiklere böyle zafiyet ariz olunca diğer kısımları
elbetteki, daha çok zayıf düşmüş olur. (başımın tüyü de tutuştu) yani: Beyazlık
dağılıp saçlarımı kapladı, ateşin alevi odunlara çarparak yayıldığı gibi bir
vaziyet aldı. (ve Rab'bim sana ne dua ettim ise mahrum kalmadım) yani yaşadıkça
yaptığım dualarını ilâhî katında kabule şayan oldu, bu hususta eli boş ve
ziyanda kalmadım. Bundan sonra yapacağım dualarımı da lütfen kabul buyur, Ey ulu
mabudum!.
5. Ve ben arkamdan beni
takibedecek akrabamdan korkmaktayım, eşim de kısırdır. Artık bana sen kendi
tarafından bir oğlu bağışla.
5. (Ve) Yarabbü, (ben
arkamdan beni takibedecek akrabamdan korkmaktayım) yani: Soy bakımından bana
mensup olan amcamın çocukları gibi kimselerin benden sonra yaşayarak Allah'ın
dinini yaymaya hizmet edeceklerini, benim mesleğimi seçeceklerini pek ümit
etmiyorum, (eşim) Iysa' (da kısırdır) evlâdı olmuyor. Artık Yarabbü. (Bana sen
kendi tarafından) bu ihtiyarlığım çağında harika kabilinden âdeta muhalif bir
şekilde (bir oğul bağışla) benim sulbümden bir oğul dünaya gelsin, benim yerimi
alsın benim yetkime sahip bulunsun.
6. Hem bana vâris olsun
hem de Yakub hanedanına vâris olsun ve Rabbiml. Onu katında rızaya mazhar buyur.
6. Hz. Zekeriya
niyazına devam ederek dedi ki: Yarabbü. 0 bana ihsan edeceğin oğul, (hem bana
vâris olsun) yani: Benim sahip olduğum ilimde, amelde, peygamberlikte bana halef
bulunsun. (Hem de Yakub hanedanına vâris olsun) onların da faziletlerine, güzel
huylarına, yüksek tarihi hallerine nail bulunsun. (Ve Rab'bim!.) Ey Kerem Sahibi
Yaratıcım!, (onu) o bana öylece vâris olacak oğlumu (indinde) kevlen ve fiilen
(uzaya mazhar buyur) her bakımdan iyi, Allah'ın rızasına lâyık bir kul olarak
dünyaya gelmiş olsun.
7. Ey Zekeriya!. Seni bir
oğul ile müjdeleriz ki, adı Yahya'dır. Onun için evvelce -kimseyi- bir adaş
kılmadık.
7. Bu mübarek
âyetler, Zekeriya Aleyhisselâm'ın duasının kabul edilip Yahya adında bir oğul
ile müjdelenmiş bulunduğunu bildiriyor. Bunu garip karşılayan Hz. Zekeriya'nın
kendisine bir alâmet olmak üzere üç gün konuşmaya muktedir olamayacağı ve onun,
teşbihte bulunmaları için kavmine işaret etmiş olduğu beyan buyurulmaktadır.
Şöyle ki: Allah Teâlâ Hazretleri Zekeriya Aleyhisselâm'ın duasına vahiy yoluyla
cevap olarak buyurdu ki: (Ey Zekeriya!. Seni bir oğul ile müjdeleriz ki, adı
Yahya'dır) bu isimde senin bir oğlun dünyaya gelecektir (onun için) o dünyaya
gelecek Yahya adındaki oğlun için (evvelce) kimseyi (bir adaş kılmadık) yani:
Ondan evvel hiçbir kimseye Yahya adı verilmiş olmadı. Bu adın ilk evvel ona
verilmiş olması, hakkında bir saygı gösterme alametidir. Vakıa Hz. Yahya,
haddizatında pek seçkin vasıflara sahip bulunmuştur. Pek ihtiyar, mübarek bir
zatın kısır bulunan eşinden dünyaya gelmesi, masum bir hayata kavuşup
peygamberlik payesini elde etmiş bulunması onun bu seçkinliği cümlesindendir.
8. Dedi ki: Yarabbü. Bana
nereden bir oğul olabilir?. Eşim ise kısır olmuştur. Ben de ihtiyarlıktan son
yaşa yetişmiş oldum.
8. Zekeriya Aleyhisselâm
da daha çok sevinç için, Allah'ın kudretini yüceltmek ve müjdelenmenin zevkini
daha çok tatmak için (dedi ki: Yarabbü.) Ey her şeye kadir olan kerem sahibi
mabudum!. (Bana nereden bir oğul olabilir?.) adeta göre benim kuvvetli, erkek
bir çocuğum nasıl dünyaya gelebilir?, (eşim ise kısır olmuştur) çocuk doğuracak
kabiliyeti kalmamıştır. (Ben de ihtiyarlıktan son yaşa yetişmiş oldum) şimdi
çocuğu olmayacak tam bir ihtiyar halinde bulunmaktayım. Artık ne kudrettir ki,
ne şefkattir ki, bize bu halimizde bir oğul ihsan buyuracaksın.
9. Buyurdu ki: Öyledir.
Pab'bin buyurdu ki: 0 bana kolaydır ve muhakkak ki, ben seni bundan evvel
yaratmıştım, halbuki, sen hiçbir şey değildin.
9. Allah Teâlâ da
vahyederek (buyurdu ki:) Ey Zekeriyal. (Öyledir) gerçekten dediğin gibi sen
ihtiyar ve eşin de kısırdır. Fakat (Rab'bin buyurdu ki: O bana kolaydır) her ne
kadar adete aykırı görülse de Allah'ın kudretine göre onda bir güçlük yoktur.
Cenab'ı Hak, dilediği herhangi bir ihtiyara kuvvet, herhangi kısır bir kadına da
yeniden anne olabilmek için bir kabiliyet ihsan buyurabilir. (Ve muhakkak ki,
ben seni) ey muhterem kulum Zekeriyal. (Bundan evvel yaratmıştım) seni dünya
sahasına getirmiştim (halbuki, sen hiç bir şey değildin) belki sırf bir madûm
idin. Artık seni yoktan var eden bir Yüce Yaratıcı sana bu halinde evlât veremez
mi? insanlığın ilk babası olan Hz. Adem'i de düşünmeli değil midir?. Onu yoktan
var eden bir Yüce Yaratıcı elbette ki, herhangi bir kulunu, her ne halde
bulunursa bulunsun dileyince evlada kavuşturabilir, onun kudreti sonsuzdur. Buna
inanmışızdır.
10. Dedi ki: Yarabbil.
Benim için bir alâmet kıl. Buyurdu ki: Senin alâmetin, sen sapsağlam olduğun
halde insanlar ile üç gece konuşmaya muktedir olamamandır.
10. Zekeriya Aleyhisselâm
(dedi ki: Yarabbil. Benim için bir alâmet kıl) yani: Ey Kerem Sahibi Yaratıcı!.
İnandık, sen her şeye kadirsin. Fakat o çocuğun ne vakit yaratılacağına dair bir
belirti ihsan buyur, annesinin ona ne zaman hamile kalacağını anlamış
olabileyim. Cenab-ı Hak da (buyurdu ki: Senin alâmetin) o çocuğun olacağına dair
kendisiyle delil getireceğin şey (sen sapsağlam olduğun halde insanlar ile üç
gece) arka arkaya üç gün (konuşmaya muktedir olamamandır.) yani: Bir hastalığın,
bir dilsizliğin olmadığı halde insanlar ile lisânen konuşmaya böyle bir müddet
muktedir olamaman, senin için bir evlât dünyaya geleceğine bir 'alâmet teşkil
edecektir.
11. Sonra mescitten
kavmine karşı çıktı da gündüzlerin evvellerinde ve sonlarında teşbihte bulununuz
diye onlara işaret eyledi.
11. (Sonra) Zekeriya
Aleyhisselâm bu ilâhî vahyi müteakip hemen (mescitten kavmine karşı çıktı)
dışarda durup cam-ii şerifin açılmasını bekleyen cemaatin yanına gitti (de)
kendileriyle konuşamamaksızın dudaklarını kımıldatarak veya yazı ile yazarak
(gündüzlerin evvellerinde ve sonlarında teşbihte bulununuz diye onlara işaret
eyledi) yani: Âdet üzere sabah ve ikindi namazlarını kılmaya devam ediniz, bu
vakitlerde adet üzere ibadet ve itaatde bulununuz.
Hz. Zekeriya, kalben,
gizlice tevhit ve teşbihe muktedir olduğu halde cemaat ile açıkça konuşmaya
muktedir olmadığını görünce artık ailesinin hâmile kaldığını anlamış, bu sükûte
mecburiyeti kendisi için istediği bir alâmetten ibaret bulunmuştu.
12. Ey Yahya!. Kitabı
kuvvetle tut. Ve ona daha çocuk iken hikmet verdik.
12. Bu mübarek âyetler,
Yahya Aleyhisselâm'ın nail olmuş olduğu nimetleri bildiriyor. Ve onun pek güzel
vasıflarını ve ahlâkını tasvir ediyor ve o pek muhterem zatın herhalde selâma,
yüceltmeye mazhar olduğunu şöylece beyan buyurmaktadır. Hak Teâlâ Hazretleri
buyurmuştur ki: (Ey Yahya!. Kitabı kuvvetle tut) yani: Tevrat'ı ciddiyetle al,
mütâlea et, ahkamına riayette bulun (ve ona) Cenab-ı Yahya'ya (daha çocuk iken)
rivayete göre henüz üç yaşında iken (hikmet verdik) Tevrat'ı fıkıh hükümlerini
anlamaya kabiliyet verdik yahut ona peygamberlik ihsan ettik. Deniliyor ki: Hz.
Yahya'yı daha pek çok çocuk iken diğer çocuklar oynamaya davet ederlermiş, o da
dermiş ki: Biz oyun oynamak için yaratılmış değiliz.
13. Ve ona tarafımızdan
bir rahmet, bir temizlik -verdik- ve çok muttaki oldu.
13. (Ve ona) Hz.
Yahya'ya (tarafımızdan) ilâhî katımızdan bir tâlim ve tecrübe vasıtası
olmaksızın (bir rahmet) bir bereket, bir kalp inceliği (ve bir temizlik)
günahlardan arınmışlık veya büyük bir itaat ve ihlâs verdik. (Ve) o muhterem
Yahya (çok muttaki oldu) yaratılış ve karakter olarak ihlaslı, itaatkâr
gayrimeşru şeylerden çokça kaçınırdı. Rivayete göre hiçbir hatada bulunmamış ve
ona hiç bir meyil de göstermemiştir.
14. Ve anasıyla babasına
itaatkâr idi ve bir zorba, isyankâr değildi.
14. (Ve) Hz. Yahya (anasiyle
babasına itaatkâr idi) onlara lûtf ile, nezaketle muamelede bulunurdu, onlara
iyilikte bulunmaya çalışırdı. Çünkü ana baba haklarına riayet, haddizatında
büyük bir itaat demektir. (Ve) o mübarek masum (bir zorba) bir kibirli ve bir
(isyankâr değildi) mabuduna âsi veya ana-babasının hukukuna tecavüz eder
bulunmuyordu. Belki pek itaatli, âlim, selim, mütevazi bulunuyordu.
15. Ve ona selâm olsun,
doğduğu günde ve öleceği günde ve diri olarak -kabrinden- kaldırılacağı günde.
15. (Ve) Allah Teâlâ
tarafından (ona selâm olsun) afiyet ve selâmet içinde bulunsun. (Doğduğu günde)
şeytanî arızalardan vesair muzır şeylerden emniyet dairesinde dünyaya gelsin (ve
öleceği gün de) kabir azabından korunmuş kalsın (ve diri olarak) kabrinden
(kaldırılacağı günde) selâmete, kurtuluş ve saadete kavuşsun.
Bu üç vakit insanlık için
pek korkunç birer hayat merhalesidir. Bunlarda selâmete nail olan bir kul,
hakikaten mutludur. Yüce Yaratıcı hazretleri, bu merhalelerde selâmete nâiliyeti
Yahya Aleyhisselâma müjdelemiş olmakla o muhterem Peygamberinin hakkında pek
büyük ikram lûtfunda bulunmuştur.
§ Hz. Zekeriya ile Hz.
Yahya'nın tercümei halleri için Âl-i Imran süresindeki (41) inci âyetin izahına
da bakınız!.
16. Kitapta Meryem'i de
yâd et. 0 vakit ki, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.
16.Bu mübarek âyetler de Hz.
Meryem'in kıssasını içermektedir. Hz. Cibril ile aralarında cereyan eden
konuşmalarını bildirmektedir. Hz. Yahya'nın iki ihtiyardan doğmasına kıyasla Hz.
İsa'nın babasız olarak dünyaya getirilmesinin Allah'ın kudreti için daha açık,
daha eşsiz bir numune teşkil ettiğine işaret buyurulmaktadır. Şöyle ki: Ey Yüce
Resulüm!. (Kitapta) Kur'an'ı Kerim'de bu surei mübarekede (Meryem'i de hatırla)
İsrail oğullarının eşrafından olan Umran'ın kızı Meryem'in kıssasını da an (o
vakit ki) Meryem, bir külfeti, bir inzivayı tercih ederek (ailesinden ayrılarak
doğu tarafında bir yere çekilmişti) Beytülmukaddesin veya kendi hanesinin doğu
tarafına çekilerek orada tek başına ibadet ve itaate devam edip durmuştu.
17. Onların öte
yanlarında -kendisine- bir perde edinmişti. Artık biz de ona ruhumuzu -Cibril-i
Emin'i- gönderdik de onun için tatma bir insan suretinde görünü ve r m i ş t i.
17. Hz. Meryem, (onların
öte yanlarında) aile fertlerinin ikâmetgâhlarına yakın bir yerde kendisine
hususî (bir perde edinmişti) ibadetine bir mâni bulunmaması için öyle tenha bir
yeri seçmişti. Bir rivayete göre Hz. Meryem, Zekeriya Aleyhisselâm'ın eşi ve
kendisinin teyzesi olan bir hanımın kendisine tahsis etmiş olduğu bir hücreye
arasıra çekilir, orada yıkanır, taharetini temin edermiş. İşte bir gün öyle bir
yerde duruyordu. Cenab-ı Hak buyuruyor ki: (Artık bîz de ona ruhumuzu) yani
Cibril-i Emin'i (gönderdik de onun için) Hz. Meryem'e karşı (tam bir insan
suretinde görünü ve rmiştî)cismanî bir şekil almış, güzel bir insan şekline
girmişti.
§ Cibril-i Emin, ruhanî bir
mahlûk olduğu için veya sırf ruhtan yaratılmış bulunduğu için veya kendisinin
ilâhî kitapları Peygamberlere tebliğ etmesi vesilesiyle dinî hayatı temine
vasıta olduğu için kendisine "ruhumuz" diye bir şeref verilmiştir, İlâhî vahyi
alıp Peygamberlere tebliğ etmesi Cenab-ı Hakka manevî yakınlığını
göstermektedir. İşte böyle bir yakınlığa işaret için de "ruhullah"
denilmektedir. Zaten bütün mahlûkat Allah Teâlaya izafe edildiği gibi ruh da
izafe edilebilir. Cenab'ı Hak'kın kulu, Cenâb-ı Hak'kın meleği, Cenab-ı Hak'kın
ruhu denilir ki, onun yaratmasının eseri demektir. Yoksa Cenab-ı Hak ruhların da
Yaratıcısı olduğundan bir olan zatı ruha muhtaç olmaktan yücedir. Buna
inanmışızdır.
18. -Meryem- dedi ki:
Muhakkak ben senden Rahmana sığınırım. Eğer sen gerçekten takva sahibi isen
-yanımdan çekil-.
18. Hz. Meryem, karşısında
bir insan şeklinde görünen Cibril'i bir insan zannederek ona hitaben (dedi ki:
Muhakkak ben senden Rahman'a sığınırım) ahlâkımın temizliğinin muhafazası
için, gayri meşru bir temayülün meydana gelmemesi için lütuf ve merhamet
sahibi olan Yüce Mabudumun korumasına sığınırım. (Eğer sen
gerçekten takva sahibi
isen) yanımdan çekil, bana taarruz etme. Yahut sen de benim gibi Cenab'ı hak'ka
sığın. Çünkü takva sahibi olan zata lâyık olan öyle hareket etmektir, gayrı
meşru şeylerden kaçınmaktır.
19. -Cibril- dedi ki: Ben
sana bir tertemiz oğul bağışlamak için, Rabbin ancak bir elçisiyim.
19. Cibril-i Emin de
kendi mahiyetini anlatmak, kendisinen öyle bir korkmaya lüzum olmadığını
bildirmek için Hz. Meryeme hitaben (dedi ki: Ben sana bir tertemiz) günahtan
arınmış, hayır ve bereket sahibi, Peygamberlikle vasıflanmış (oğul bağışlamak
için. Rabbin ancak bir elçisiyim) ben Hak Teâlâ tarafından gönderilmiş bir
meleğim, ben yakana ruh üflemek için bir vasıtayım, sen bu sebeple seçkin bir
evlada nail olacaksın. Artık benden korkmana gerek yok.
20. -Meryem- dedi ki: Bana
bir oğul nasıl olabilir ki, bana bir insan -nikâh ile- dokunmamıştır ve ben bir
iffetsiz de değilim.
20. Hz. Meryem'de (dedi
ki: Bana bir oğul nasıl olabilir ki:) nereden ve nasıl mümkündür ki, ben bir
oğul annesi olayım?. Halbuki, (bana bir insan) nikâh ile (dokunmamıştır) ben
kocaya varmış değilim (ve ben bir iffetsiz de değilim) ben iffetini, tertemiz
yaratılışını koruyan bir kimseyim.
Evet.. Allah Teâlâ'nın
babasız evlât vermeğe kadir olduğunu Hz. Meryem de bilir, tasdik ederdi. Fakat
bu, harikulade bir hâdise olacağından bu bakımdan Hz. Meryem'in olayı garip
karşılamasına sebep olmuştur.
§ insanlığın yaradılışında
dört tür, dikkat çekmektedir. Birincisi: Anasız ve babasız olarak yaratılmaktır.
Hz. Adem'in yaratılışı gibi. İkincisi: Dişi vasıtası olmaksızın erkekten
yaratılmaktır. Hz. havva'nın Adem Aleyhisselâmdan yaratılışı gibi. Üçüncüsü:
Babasız olarak ana vasıtasiyle yaratılmaktır. Hz. İsa'nın, Hz. Meryem'den
yaradılışı gibi. Dördüncüsü de ana ve baba vasıtalariyle yaratılmaktır. Insanlun
çoğunun yanatılışı gibi. Cenab-ı Hak hepsine de kadirdir. Buna inanmışızdır.
21. Cibril de dedi ki:
Öyledir. Rabbin buyurdu ki: O bana göre pek kolaydır ve onu insanlara bir alâmet
ve bizden bir rahmet kılacağız. Ve -o- hükme bağlanmış bir işten ibaret
olmuştur.
21. Cibril-i Emin de
(dedi ki: Öyledir) her ne kadar alışılmışa aykırı ise de senden babası
olmaksızın bir çocuk dünyaya getirilecektir, bu mukadderdir. (Rabbin buyurdu ki:
O) öyle babasız bir şekilde çocuk yaratmak (bana göre pek kolaydır) bir kere ol
dedim mi hemen oluverir. Babasız çocuk dünyaya gelmesi, her ne kadar alışılmışa
göre imkânsız ise de Hak Teâlâ bir şeyi dileyince vesaite lüzum göstermeksizin
de onu vücude getireblir. (Ve) Cenab'ı Hak buyuruyor ki: (Onu) öyle bir
yaratılış hârikasının vücude getirilmesini (insanlara bir alâmet) kılacağızdır.
Bu, kâinatın Yaratıcısının kudretinin sonsuzluğuna ve insanların daha sonra
tekrar hayata kavuşup ahiret âlemine sevkedileceklerine bir delil teşkil
edecektir. (Ve) onu (bizden bir rahmet kılacağız) o babasız yaratılacak zat,
kullar için bir hidayet rehberi olacaktır, onları tevhid dinine davet edecektir.
(Ve) o takdir edilmiş olan hâdise (hükme bağlanmış bir işten ibaret olmuştur)
binaenaleyh mutlaka meydana gelecektir.
"Mülkünde hak tasarruf eder
keyfemayeşâ"
"İster cihanı var eder
isterse yok eder"
22. Artık -Meryem ruh
üflenmesi ile- ona hâmile kaldı. Onunla hemen uzakça bir mahalle çekilip gitti.
22. Bu mübarek âyetler de
Hz. Meryem'in harikulade bir şekilde Hz. İsa'ya hâmile kaldığını bildiriyor. O
muhterem valideye Allah tarafından teselli verilmiş olduğunu ve onun birnice
nimetlere nail bulunduğunu ve bir müddet adak olarak oruç tutup başkalariyle
konuşmayı terk eylediğini beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: İlâhî takdir, görünmeğe
başladı, vasıtasız olarak Allah tarafından veya Cibril'i Emin tarafından Hz.
Meryem'in gömleğinin yakasından üfürüldü, bu, Meryem Hazretlerinin içerisine
kadar tesir etti, bunun üzerine (artık ona) Hz. İsa'ya (hâmile kaldı) bir
rivayete göre de Hz. Cibril, uzaktan üfürdüğü halde bu Hz. Meryem'e kavuşarak
derhal hâmile
kalmasına sebep oldu. Hz.Meryem
de (onunla) o yüklendiği çocuk ile (hemen) ailesinden (uzakça bir mahalle
çekilip gitti) ikametgahının sonundaki bir yere varıp orada eyleşti. İhtimâl ki,
öyle ansızın yüklü kalmasından dolayı bir mahcupluk hissederek başkalarının
gözlerinden uzak bulunmak istemişti.
23. Derken ona doğum
hareketi gelerek kendisini bir hurma ağacının altına gitmeğe zorunlu kıldı, dedi
ki: Ne olurdu bana, bundan evvel ölmüş olsaydım ve unutulup terkedilmiş bulunsa
idim!.
23. (Derken ona doğum
hareketi) karnındaki çocuğun dışarı çıkmak için kımıldanması meydana (gelerek
kendisini bir hurma ağacının altına gitmeğe zorunlu kıldı) rivayete göre kış
mevsimi imiş, ağaç ise kup kuru bir halde bulunuyormuş, bunun altında saklanıp
çocuğunu başkalarına göstermeksizin doğurmak istemişti. (Dedi ki: Ne olurdu
banal.) kâşki (bundan evvel ölmüş olsaydım) bu günü görmese idim (ve unutulup
terkedilmiş bulunsa idim) hiçbir kimsenin hatırına gelmez olsa idim Hz. Meryem,
insanlardan utandığı ve onların dedikodularından endişe ettiği için böyle bir
temennide bulunmuştu. Yoksa mübarek bir oğula nail olacağına dair bir ilâhî
vaadi biliyordu.
§ Rivayete göre Hz. Meryem,
bu esnada on veya onüç yaşında imiş. Gebelik müdeti ise yedi veya sekiz veya
dokuz ay veyahut bir saat veya üç saat kadar devam etmiştir. Bu müddetin böyle
birkaç saatten ibaret olması da harika olduğu gibi sekiz ay olması da harika
kabilindendir. Çünkü sekiz ayda doğan çocuklar yaşamadıkları halde Hz. Isa
yaşamıştır. Bilgisi Allah karındadır.
24. Derken ona aşağısından
seslendi ki: Sakın mahzun olma, muhakkak ki, Rabbin senin alt yanından bir su
arkı vücude getirdi.
24. (Derken) Hz. Meryem
öyle üzgün, endişeli bir halde iken (ona) Hz. Meryem'e (aşağısından) veya hurma
ağacının alt tarafından Cibril'i Emin veya bir harika olarak Hz. Isa (seslendi
ki: Sakın mahzun olma) üzülmeyi gerektiren bir şey yoktur, bilakis sevinçli
olmalıdır ki, öyle muhterem bir oğula nail oluyorsun ve (muhakkak ki, Rabbin
senin alt yanından bir su arkı) bir küçük ırmak (vücude getirdi) diğer bir
harika ve lütuf olarak öyle kuru, susuz bir sahada bir ırmak fışkırmaya başladı,
ondan istifadeye imkân verdirdi.
25. Hurma ağacını kendine
doğru silkele, üzerine taze hurma dökülüversin.
25. Ve yine Hz.
Meryem'e hitaben buyuruldu ki: (Hurma ağacını kendine doğru silkele) şu altında
bulunduğun kurumuş, meyvesiz bulunmuş olan ağaç, öyle kış mevsiminde iken
yeşillenerek taze hurmaları içerecektir, bu da başka bir harikadır, bir
lütuftur, artık bundan istifade et, bunu silkele (üzerine taze hurma
dökülüversin) hakkında bu şekilde de bir ilâhî nimet vücude gelmiş olsun.
26. Artık ye ve iç, ve
gözün aydın olsun, imdi insanlardan bir kimseyi görürsen de ki: Ben Rahman için
oruç adadım, artık bugün hiç bir insan ile asla kon uşmayacağ imdir.
26. (Artık) Ey Muhterem
Meryem!. (Ye) o taze hurmalardan istifade et (ve iç) akmaya başlayan ırmaktan su
içerek hararetini gider (ve gözün aydın olsun) sen tebrike lâyıksın, bir manevî
zevk ile yaşa (İmdi) Ey mübarek Meryem! (insanlardan) hangi (bir kimseyi
görürsen de ki: Ber Rahman için) bana bu nimetleri ihsan eden Yüce Mabudum için
(oruç adadım) yani: Sükût etmek için veya sükût etmek suretiyle oruç tutmak için
adakta bulundum (artık) bu hususu size işaretle haber verdikten sonra (bugün
hiçbir insan ile asla kon uşmayacağ imdir.) Ben ancak melekler ile konuşurum ve
Rabbime dua ve niyazda bulunurum.
§ Vaktiyle sükût şeklinde
oruç tutulması caiz bulunmuştu. Islâmiyette ise bunun cevazında ihtilâf vardır.
Hz. Ebubekir'den rivayet edildiğine göre, bu cevaz, müslümanlıkta
kaldırılmıştır. Deniliyor ki: Gerçekten böyle sükûtta devam edilmesi, nefse
işkencedir, güneşin altında kalmayı adamak gibi nefse baskı sebebidir, bu
bakımdan caiz olmaması
düşünülebilir. Fakat âlimlerden Kaffal'e göre böyle bir adağın cevazı
düşünülebilir. Çünkü bir müddet insanlar ile konuşmayı terk ile fikri
başkalarından soyutlayarak Allah'ı zikretmek ile meşgul olmak, bir ibadet, bir
manevî yakınlık demektir.
27. Artık onu yüklenerek
kavminin yanına getirdi. Dediler ki: Ey Meryem!. Doğrusu pek büyük, çirkin
birşey ile gelmiş oldun.
27. Bu mübarek
âyetler de Hz. Meryem'in bir harika olarak doğurmuş olduğu Hz. İsa'yı kavminin
yanına götürmüş olduğunu ve bunun üzerine aralarında geçen konuşmayı bildiriyor
ve Hz. Meryem'in iffet ve yüceliğine pek açık bir şahitlik olmak üzere Hz.
İsa'nın daha beşikte bir çocuk iken dile gelip kendisinin yüce mahiyetini, ermiş
olduğu nimetleri açıklamış olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Hz. Meryem,
hurma ağacı altında iken kendisine yönelen teselli ve tebrik hitabından dolayı
üzüntü ve kederden kurtulmuş, son derece sevinçli bulunmuş oldu (artık onu)
henüz doğurduğu Hz. İsa'yı (yüklenerek) kucağına alarak (kavminin yanma getirdi)
kavmi Hz. İsa'yı görünce (dediler ki: Ey Meryem!.) nedir bu?. (Doğrusu pek
büyük, çirkin bir şey ile gelmiş oldun) sen genç, kocasız bir kız olduğun halde
bu çocuğu nereden tedarik ettin, ne garip bir durum!.
28. Ey Harun'un kız
kardeşi!. Senin baban kötü bir şahıs değildi ve anan da iffetden mahrum bulunmuş
değildi.
28. 0 mübarek Meryem'e
hitaben dediler ki: (Ey Harun'un kız kardeşi!. Senin baban) Imran (kötü bir
şahıs değildi) zina eden, fuhuşa meyilli biri değildi. (Ve anan) Henne (de
iffetden mahrum bulunmuş değildi) iffetli, temiz bir hatun idi. Artık böyle
babası, anası tertemiz olan bir kız, nasıl olur ki, bir gayrı meşru evlât
sahibesi olabilsin?. Buradaki Harun'dan maksat, ya Harun Aleyhisselamdır.
Gerçekten de Hz. Harun, bin sene önce dünyada bulunmuştu. Meryem ise onun
neslinden dünyaya gelmiş olduğu için öyle büyük bir zatın kız kardeşi diye yâd
edilmiş, öyle bir aileye gayrı, meşru bir hareketin lâyık olmadığına işaret
edilmiştir. Yahut bu Harun'dan maksat, Hz. Meryem'in zamanındaki iyi kimselerden
bir zat imiş, Hz. Meryem de onun gibi iyi hal sahibi görüldüğü için onun bu
bakımdan kardeşi sayılmış, onu şimdiki vaziyetinden ise şaşkınlık gösterilmiş.
29. Bunun üzerine ona
-çocuğa- işaret etti. Dediler ki: Biz daha beşikte bir çocuk bulunan ile nasıl
konuşabiliriz?.
29. Hz. Meryem, (bunun
üzerine) böyle kendisine yönelen bir sorgulama dolayısiyle (ona) o beşikte çocuk
bulunan Hz. İsa'ya (işaret etti) o sorgulayıcı kimselere o masum çocuğun cevap
vermesini ve bu şekilde de kendi iffetinin ortaya çıkmasını istedi. 0 kimseler
ise kızdılar, (dediler ki: Bîz daha beşikte bir çocuk bulunan ile nasıl
konuşabiliriz?.) Henüz konuşma çağına gelmemiş bir çocuk, bizimle konuşabilir
mi? Sen bizimle alay mı ediyorsun?
30. -O çocuk- dedi ki: Ben
şüphe yok Allah'ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni bir Peygamber kıldı.
30. O kimselerin bu
garipsemeleri üzerine o pek çocuk bir halde bulunan Hz. Isa, bir kudret hârikası
olarak konuşmava başladı. Onlara hitaben (dedi ki: Ben şüphe yok Allah'ın
kuluyum) ben de o Yüce Yaratıcının bir mahlûkuyum, ancak ona ibadet ederim,
ondan başkasına ibadette bulunmam. O Yüce Mabud (bana kitap verdi) İncil gibi
bir kitabın bana verilmesini takdir buyurmuş oldu veya Tevrat gibi bir ilâhî
kitabı anlamayı nasip buyurdu. (Ve beni bir Peygamber kıldı) yani: Benim, İsrail
oğullarına gönderilmiş bir peygamber olmamı Levh-i Mahfuz'unda tesbit etti.
31. Ve beni nerde olsam
mübarek kıldı ve bana hayatta olduğum müddetçe namaz ile ve zekât ile emretti.
31. (Ve) Hz. Isa, sözlerine
devam ederek dedi ki: Cenab-ı Hak, (beni nerede olsam mübarek kıldı) beni
çeşitli bereketlere erdirdi, insanlara dinlerini öğretmeye muvaffak-etti, beni
bir takım mucizeler ile destekledi. (Ve bana hayatta olduğum müddetçe namaz ile
ve zekât ile emretti) yani: Ben mükellefiyet yaşına gelince namaza devam
edeceğim, ve salip olacağım malların zekâtını vereceğim. Diğer bir yoruma göre
de Hz. Isa, daha çocuk iken fevkalâde akıllı, mükemmel bir halde yaratılmış
olduğu için bu ibadetlerle
muvazzaf bulunmuştur. Hz. Isa, bu ifadesiyle kendisinin de mükellef bir kul olup
ilahlık vasıflarına sahip olmadığını itiraf etmiş demektir. 32. Ve beni valideme
itaatkâr kıldı ve beni bir zorba, isyankâr kılmadı.
32. (Ve) Hz. Isa, şöyle
de buyurdu ki: Cenab'ı Hak (beni anneme itaatkâr kıldı) öyle ilâhî lütfa mazhar,
muhterem ve beni harikulade bir şekilde doğurmaya, muvaffak olmuş olan temiz
anneme hürmet ve itaat etmek de benim için elbette bir vazifedir. (Ve) 0 Yüce
Yaratıcı (beni bir zorba) bir büyüklük taslayan ve bir (isyankâr kılmadı) ben de
Cenab-ı Hak'kın bir kulu olduğumu itiraf ediyorum, onun emrine muhalif şeyleri
yapıp da bedbahlığa düşmekten uzaklaşmış bulunmaktayım. Hz. İsa'nın daha sabi
iken bu beyanatı, kendisine "Allah'ın oğlu" diyenleri, kendisine ilahlık isnat
edilmesini reddetmek gayesi içermektedir. Bu da onun için bir mucize demektir
ki, ileride nasıl yanlış düşünenler olacağını bilmiş, onlara karşı kendi
mahiyetini bildirmiş, kendisinin de kulluk vasfını taşıyan bir insan oğlu
oğlduğunu itiraf eylemiştir.
33. Ve selâm benim
üzerimedir, doğduğum günde ve öleceğim günde ve diri olarak kaldırılacağım
günde.
33. (Ve) 0 Yüce
Peygamber buyurdu ki: Allah Teâlâ tarafından (selâm benim üzerimedir) 0 Yüce
Yaratıcı, beni daima selâmette bulunduracaktır, hiçbir kimse bana zarar vermeğe
kadir olamıyacaktır, Bu selâmet, benim için takdir edilmiştir, (doğduğum günde)
selâmetteyim, şeytan vesaire bana zarar verememiştir (ve öleceğim günde) selâmet
içerisinde hayatı terk edeceğim. Yani: Ben de bir insanım, haşa Allah değilim,
ben de birgün öleceğim, fakat selâmetten mahrum kalmayacağım. Bu ifade de Hz.
İsa'ya isnat edilen çarmıha gerilme olayını tekzib etmektedir. Çünkü onun
vefatının selâmete aykırı bir musibet şeklinde olmayacağına bu ifadesi bir
delildir. (Ve) yine Hz. Isa buyurmuştur ki: (diri olarak kaldırılacağım günde)
kıyamet gününde de yine selâmet içinde hayata nail olacağım, Yaratıcımın, Yüce
mabudumun koruma ve himayesine, lûtf ve ihsanına kavuşacağım. İlâhî vahye mazhar,
peygamberlik vasfını taşıyan herhangi bir zatın şüphe yok ki, bütün beyanatı
gerçeğin kendisidir.
34. İşte hak olan söze
göre bu, kendisinde ihtilâfta bulundukları Meryem'in oğlu İsa'dır.
34. Bu mübarek âyetler
de Hz. İsa'nın Kur'an'ı Kerim'de evsafı zikredilen zâttan ibaret olduğunu,
gösteriyor ve Cenab'ı Hak'kın kendisine evlât edinmekten yüce olup dilediğini
hemen var etmeğe kadir olduğunu bildiriyor. Hz. İsa'nın da Allah'ın Rab olduğunu
itiraf ile ancak O'na ibadet edilmesini tavsiye eylemiş olduğunu beyan
buyurmaktadır. Şöyle ki: (İşte hak olan söze göre) hakikate uygun, şüpheden uzak
olan beyana göre (bu) harikulade yaradılışı, yüksek vasıfları, yüceltilmeye
lâyık menkibeleri anlatılan zat, (kendisinde) Yahudi ve Hıristiyan taifelerinin
(ihtilâfta bulundukları) şek ve şüpheye, inkâra düşmüş oldukları (Meryem'in oğlu
İsa'dır) Aleyhisselâm. İşte müslümanlar o muhterem Peygamberi böyle Kur'an'ı
Kerim'in haber verdiği Yüce evsafiyle tanır, tasdik ederler. Yahudiler ise o
kadri pek yüksek zata sihirbaz derler, onun peygamberliğini inkar ederler.
Hıristiyan grupları da o muhterem insan oğlunu hâşâ ilahlık mertebesine
yükseltmek isterler. Evet... Nesturiye taifesi "Isa Allah'ın oğludur" derler.
Yakubiye taifesi de "Isa Allah'tır, yer yüzüne inmiş, sonra göğe yükselmiştir"
demeye cür'et gösterirler, öyle bir kudret hârikasının kadrini yükseltmek
isterken Kâinatın Yüce Yaratıcısının Hanlığına birliğini, isanî hallerden
münezzeh olduğunu inkâr etmiş olurlar da bundan haberleri bile olmaz. Bu
kavimler, taifeler, böyle ifrat ve tefritten kurtulamıyorlar. Halbuki, Kur'an-ı
Kerim, o büyük Peygamberin kadrini akla uygun birşekilde bildiriyor. Hem
Allah'ın şanını ortak ve benzerden, evlada ihtiyaçtan yüce tutuyor, hemde bir
yaratılış hârikasının Allah katındaki yüksek kulluk derecesini gösteriyor. Bu
esas kabul edildiği takdirde bütün insanlık ruhu, ifrat ve tefrit karanlığından
kurtulmuş olacaktır, aradaki ihtilâf kalkacak, İlim ve hikmete uygun, tek bir
inanç vücude gelmiş olacaktır.
35. Allah için asla
tasavvur olunamaz ki, kendisi için bir çocuk edinmiş olsun. 0 münezzehtir, hangi
bir şeyi -vücude getirmek-dileyince ona ancak ol der, o da hemen o I u ve r i r.
35. Evet.. (Allah için asla
tasavvur olunamaz ki) hiçbir şekilde sahih ve doğru olmaz ki (kendisi için bir
çocuk edinmiş olsun.) Bir kere ilahlık şanını ablık vasıflarını güzelce
düşünmek lâzım değil midir?. Evet., (o) Yüce Yaratıcı münezzehtir) onu evlada
vesaireye ihtiyaçtan ve bütün noksanlardan yüce tutarız. 0 Hikmet Sahibi
Yaratıcı
(hangi bir şeyi) vücude
getirmek (dileyince) irâde ve takdir buyurunca (ona ancak ol der) onun derhal
vücude gelmesine ilâhî kudreti taallûk eder (o da hemen) ilâhî kudret ile
(oluverir) Evet.. Bütün mahlûkat, o Ezelî Yaratıcının birer yaratılış eseridir.
Bütün bu mahlûkat haddizatında birer yok ve yok olmaya mahkum, Allah'ın kudreti
ile ayakta durmaktadır. Artık nasıl uygun olabilir ki, hangi bir mahlûk, o Ezelî
Yaratıcının oğlu sanılsın? Bir "kün == ol!" emriyle milyonlarca insanı vesaireyi
vücude getirmeğe kadir olan bir eşsiz Yaratıcıya kim evlât olabilecek bir
mahiyete sahip bulunur?. Böyle bir iddia, Allah'ın şanını takdir edememekten
ileri gelmektedir.
36. Ve şüphe yok ki, Allah
benim de Rabbimdir, Sizin de Rabbinizdir. Artık yalnız ona ibadet ediniz. Bu,
dosdoğru bir yoldur.
:". (Ve) Allah Teâlâ'nın
evlât edinmeye ihtiyacı olmadığını ve bundan yüce olduğunu Hz. Isa da bildiği
için kavmine hitaben buyurmuştu ki: (şüphe yok ki, Allah Benim de Rabbimdir,
sizin de Rabbinizdir.) Hepimizi de yoktan vücuda getiren, besleyen,
rızıklandıran ancak o Yüce Yaratıcıdır (Artık) Ey insanlar!, (yanlız o'na) o
Ezelî Mabuda (ibadet ediniz) yalnız o'nu Yaratıcı, mabut tanıyınız, o'na ortak
ve benzer isnat etmeyiniz, hangi bir mahlûkunu onun oğlu sanmayınız, (bu) size
bildirdiğim, tavsiye ettiğim, Allah'ın birliği inancı, yalnız o kainatın
yaratıcısına ibadet edilmesi, (dosdoğru bir yoldur) bu yolu takibedenler,
sapıtmaz, sapıklığa düşmezler. Hakikî bir mümin, birer Allah'ı birleyen olurlar.
"İşte Kur'an-ı Kerim'in bu âyetleri, bütün insanlığa en makul, İlim ve hikmete
uygun bir yol göstermiş oluyor,
1. Bir kere Isa
Aleyhisselâm'ın bir hilkat hârikası olduğunu inkâr edenler, hiç insaf edip de
sair kudret eserlerini göz önüne almıyorlar mı'?, insanlardan milyonlarca sene
önce nice binlerce âlemleri vücude getirmiş olan ve nice hârikaları ve özellikle
babasız ve anasız olarak Hz. Adem'i yaratmış olan bir Yüce Yaratıcı, Hz. İsa'yı
da babasız olarak yaratmağa kadir değil midir ki, onun bu yaradılışını inkâr
ediyorlar, onun gösterdiği mucizeleri sihir sanarak onun peygamberliğine
inanmıyorlar, hakkında ona yakışmayan lakırdılar sarfediyorlar. Bu ne kadar
insafsızlık!.
2. Hz. İsa'ya Allah'ın
oğlu diyenler, ona ilahlık isnat edenler de bir kerre düşünmeli değil midirler
ki: Milyonlarca senelerden beri nice harikulade şeyleri yoktan var eden bir Yüce
Yaratıcıya göre bir çocuğu babasız olarak yaratmak, pek o kadar büyük bir şey
midir ki, onu o Yaratıcının oğlu sanmak cehaletine düşmüş bulunuyorlar. Ya o
ezelî ve ebedî olan Yüce Yaratıcının yüceliğini kutsiyetini, ortak ve benzerden
yüceliğini hiç düşünmüyorlar mı ki: Yaratılışın başlangıcından itibaren nice
milyonlarca sene sonra meydana gelen bir insan çocuğunu hâşâ Allah sanmak
cehaletinde bulunuyorlar. Nice milyarlarca aşarî kudret eserleri parlayıp duran
bir Yüce Yaratıcı hakkında tasavvur olunabilir mi ki, kendi mahlûku olan bir
kadının rahminden bir insan olarak meydana gelsin, nice üzüntülere maruz kalsın,
böyle bir vaziyet, o muazzam Kâinatın Yaratıcısı hakkında nasıl düşünülebilir?.
0 ne kadar cahilce, mecnunca bir düşünüş.
3. Şimdi bir kere de
müslümanların bu husustaki itikadına bir insaf gözü ile bakılsın. Müslümanlar,
Cenab-ı Hak'kın ezelî ve ebedî olduğunu bilirler, onun birliğini, mahlûkat ile
aynı özellikle olmaktan uzak bulunduğunu tasdik ederler Fakat o ezelî Yüce
Yaratıcının nice âlemleri vücude getirmeğe, nice hârikaları yaratmağa kadir
olduğunu itiraf ederler. Allah'ın kudreti ile nice eşsiz eserlerin, fevkalâde
hâdiselerin vücude gelmiş olduğunu da en kuvvetli delillere dayanarak tasdik
etmektedirler, İşte Hz. İsa'nın doğusu ve birtakım hârikalar göstermiş olduğu da
bu cümledendir. Binaenaleyh müslümanlar, Hz. İsa'yı pek muhterem, harikulade bir
şekilde yaratılmış birçok mucizeler ile desteklenmiş bir Peygamber, bir muhterem
Allah kulu olarak tanıyor, tasdik ediyorlar, kendisine hürmet gösteriyorlar,
kendisine vaktiyle İncil adında bir ilâhî kitap verilmiş olduğunu da bilip
itirafta bulunuyorlar. Hz. İsa'dan evvelki Peygamberleri, kitapları tasdik
ettikleri gibi Hz. İsa'dan sonra bütün insanlığa son bir Peygamber olarak
gönderilmiş olan Hz. Muhammed Aleyhisselâm'ı ve ona verilmiş olan Kur'an'ı
Kerim'i de bilip tasdik ediyor ve yüceltiyorlar. Artık müslümanların en ilmî, en
hikmetli, en insaflı, en mutedil bir inanç sahipleri oldukları ortaya çıkmış
olmuyor mu?. Artık müslümanların bu inancına ifrat ve tefrita kapılmış olan
milletler de katılsalar ne kaybederler?. Bilakis doğru bir inanca sahip olurlar,
hem Allah'ın birliği inancına güzelce sahip olurlar, hem de bütün Peygamberlere,
semavî kitaplara karşı bir tasdik ve hürmet duygusuna sahip olmuş bulunurlar.
Aralarındaki çekişme ve ayrılık ortadan kalkar, insanlığın bütün ufuklarını bir
hidayet güneşi aydınlıklar içinde bırakır durur. Ve başarı Allah'tandır.
§ Hz. Isa ile Hz. Meryem
hakkında Nisa Sûresinin (171) ve Al-i Imran Sûresinin (37) inci âyetlerinin
izahına da bakınız!. 37. Sonra gruplar kendi aralarında ihtilâfa düştüler. Artık
görülecek günün en şiddetli azabı, kâfir olan kimseler içindir.
37. Bu mübarek âyetler,
bir takım taifelerin Hz. Isa hakkında ve diğer dinî hususlarda ihtilâfa düşmüş
olduklarına ve bunların ne kadar sapık kimseler olup ne kadar korkunç bir
vaziyette kalacaklarına işaret ediyor. Ve Resûl-i Ekrem'in insanları o gibi fecî
âkibetlerden korkutmağa memur olduğunu ve bütün insanlığın yeryüzünden alâkaları
kesilerek ahirete sevkedileceğini beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: (Sonra gruplar)
din hususundaki, Peygamberler hakkındaki kanaatlerinden, iddialarından dolayı
insan toplulukları (kendi aralarında ihtilâfa düştüler) bu cümleden olarak
Peygamberimizin saadet devrindeki cemiyetlerin bir kısmını ashab-ı kiram ile
diğer müminler teşkil ediyordu. Bunların arasında bir birlik meydana gelmişti.
Fakat cemiyetlerin birer kısmını da, Yahudiler, Hıristiyanlar vesair müşrikler
teşkil etmekte bulunmuşlardı. İşte bunlar, birlik ve ittifakı temin edecek olan
İslâm dinini kabul etmediler, ona karşı muhalif bir cephe aldılar, kendi
aralarında da ihtilâf devam edip durmuştur. (Artık görülecek günün)
gerçekleşecek olan kıyamet gününün (en şiddetli azabı, kâfir olan kimseler
içindir) Evet.. 0 müthiş ahiret azabı, öyle dünyada iken ihtilâfa düşmüş, hakkı
kabul etmemiş, Peygamberleri tamamen veya kısmen inkâr etmiş, herhangi bir
mahlûka ilahlık isnat eylemiş veya Allah'ın oğlu demiş olan kimselere
yönelecektir.
38. Bize gelecekleri gün
neler işitecekler ve neler göreceklerdir!. Fakat o zalimler bugün pek zahir bir
sapıklık içindedirler.
38. 0 ihtilâfa düşmüş,
ilâhî dinden mahrum bulunmuş kimseler (bize gelecekleri gün) ahirette hesap ve
cezaya sevkedilecekleri zaman (neler işitecekler ve neler göreceklerdir) onlar o
vakit ne kadar şaşılacak şeyler karşısında kalacaklardır. (Fakat o zalimler
bugün) bu dünya hayatında (pek açık bir sapıklık içindedirler) hakikatları
dinleyip kabul etmekten, kudret eserlerini görüp bir ibret dersi almaktan mahrum
bir halde bulunuyorlar. Ne kadar nefislerine zulmetmiş oluyorlar da haberleri
yok. Artık onların ahiretteki o müthiş görüp işitmeleri kendileri için bir fâide
vermiyecektir, o âlemdeki pişmanlıklar! dünyaya bir daha döndürülüp tövbe ve
istiğfarda bulunacakları hakkındaki boş temennileri kendilerine pişmanlıktan
başka bir şey arttıramayacaktır. Artık fırsat, kaçmıştır.
39. Ve onların hasret günü
ile, her emrin bitirilmiş olduğu vakit ile korkut. Onlar ise gaflettedirler ve
onlar imân etmezler.
39. (Ve) Yüce Resulüm!,
(onları) öyle boş ihtilâflara düşenleri (hasret günüyle) kıyamet günüyle (her
emrin bitirilmiş olduğu vakit ile) öyle müthiş bir vakit ile (korkut) ki, o
günden evvel daha dünyada iken Allah'ın birliğine ve diğer dini hükümlere dair
lâzım gelen bilgiler verilmiş, sevap ve azabı gerektiren şeyler bildirilmişti.
Kıyamet gününde ise dünya hayatı yok olmuş, elden kaçanı telâfi imkânı kalmamış
olacaktır. (Onlar ise gaflettedirler) ahirette başlarına neler geleceğini
düşünmemektedirler. (Ve onlar imân etmezler) o başlarına gelecek olan ahiret
gününe inanmazlar, öyle sapıklık içinde yaşamaktan ayrılmak istemezler.
40. Biz, şüphe yok ki biz,
yeryüzüne ve onun üzerinde bulunanlara vâris olacağız, ve bize
döndürüleceklerdir.
40. Yüce Allah buyuruyor
ki: (Biz) evet (şüphe yok ki biz) yani bütün kâinata sahip ve hâkim olan ben
Yüce Yaratıcı (yeryüzüne ve onun üzerinde bulunanlara) bütün mahlukata (vâris
olacağız) yani: Bütün insanlık, bütün âlemin işleri, ancak Cenab'ı Hak'kın
hükmüne, kazasına, hakimiyetine tâbi olmuş olacak, hiçbir kimsenin hâkimiyeti,
fayda ve zarara iktidarı kalmayacaktır, (ve) bütün insanlar vesaire (bize
döndürüleceklerdir) yani: Ahiretteki mahkemei kübraya sevk edileceklerdir.
Herkes dünyadaki amellerine göre mükâfat ve ceza görecektir. Bu ilâhî beyan, pek
büyük bir uyarıyı, korkutmayı içermektedir. Artık her insana lâzımdır ki, o
dönüp gideceği ebediyat âlemini düşünsün, daha dünyada iken kulluk vazifelerini
güzelce yapmağa ve noksanlarını telâfiye çalışsın. Başarı Allah'tandır.
"Herkim var ise bugün
cihanda"
"Ilâbud olacak yakın
zamanda"
41. Kitapta İbrahim'i de
zikret. Şüphe yok ki, o pek sadık bir Peygamber idi.
41. Bu mübarek âyetler,
İbrahim Aleyhisselâm'ın kıssasını, Allah'ın birliği hakkında getirdiği delilleri
içerir. Babasını putlara ibadetten men ederek ona verdiği nasihatları, şeytanın
vesveselerine kapıldığı takdirde onun uğrayacağı felâketleri kendisine ihtar
buyurmuş olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey Yüce Resulüm!. (Kitapta) bu
surede veya Kur'an-ı Kerim'de (İbrahim'i de zikret) o pek muhterem Peygamberin
kıssasını da an, İslâm dinine davet ettiğin kimselere onun tevhid dinine nasıl
hizmet etmiş olduğunu nakleyle (şüphe yok ki, o) Hz. İbrahim, yaratılış ve huy
bakımından (pek sadık bir Peygamber idi) sözleri de, fiilleri de pek doğru idi,
doğruluk ile peygamberliği bir araya getirmiş, ümmeti için bir hidayet rehberi
bulunmuştu. Artık bu ümmet de onun yüksek menkibelerini gözönüne alarak ondan
yararlansınlar.
§ Hz. İbrahim Arab kavminin
ecdadından kabul edilir. Arapların babası sayılırdı. Herkes onun şanının
yüceliğini itiraf ederdi. Fakat Arablar o zaman İlim tahsiliyle, kitapları
mütalâa ile uğraşmadıkları için Hz. İbrahim'in dinini, vasıflarını, tarihî
hayatını ilmî bir şekilde bilmiyorlardı. Sonra Kur'an-ı Kerim'in Hz. İbrahim'e
ait kıssayı böyle ziyade ve noksandan arınmış bir şekilde tasvir buyurması, hem
Kur'an'ın gaipten haber veren mucize ilâhî bir kitap olduğuna, hem de
Peygamberimizin ilâhî vahye mazhar bir Yüce Peygamber bulunduğuna bir delil
teşkil etmiştir.
42. Bir vakit ki, babasına
demişti: Ey babacağıml. Ne için işitmez, görmez ve seni hiçbir ihtiyaçtan
kurtaramaz bir şeye taparsın?.
42. (Bir vakit ki) Hz.
İbrahim, Azer adındaki putperest (babasına) bir merhamet ve şefkat eseri, bir
peygamberlik görevi gereğince tam bir yumuşaklık ve nezaketle (demişti: Ey
babacığım. Niçin işitmez görmez) olan, senin yaptığın duaları işitmekten,
ibadetleri görüp mükâfat vermekten mahrum bulunan (ve seni hiçbir ihtiyaçtan
kurtaramaz) olan (bir şeye taparsın?.) Bu, muvafık mıdır?. Bunda bir fâide var
mıdır?. Ne gezer. Dua ve niyaz, ibadet ve itaat ise ancak âlim, kadir,
yaratıcılık sıfatını taşıyan bir zata karşı yapılır. Bu mükemmelliklere sahip
olmayan âciz, menfaati temine, zararı savmaya gücü yetmeyen şeylere yapılacak
dualardan, ibadetlerden, ne fâide beğen i lebi I i r?. Onlar kendi nefislerini
müdafaadan, muhafazadan âciz iken artık başkalarına ne faideleri düşünülebilir
ki, onlara tapınmak caiz olsun?.
43. Ey atacağım!. Muhakkak
ki, ilimden sana gelmeyen bana gelmiştir. Artık bana tâbi ol, seni bir doğru
yola eriştireyim.
43. (Ey Atacıgım!.
Muhakkak ki, ilimden) dini vazifelerimizi tâyin edecek talimattan (sana
gelmeyen) şeyler, Allah tarafından (bana gelmiştir) ben onları Allah'ın yadımı
ile biliyorum. (Artık bana tâbi ol) benim göstereceğim yolu takibet. (Seni bir
doğru yola eriştireyim) tâ ki, sapıklıktan kurtulup hidayet sahasına
kavuşabilesin.
44. Ey babacığım!. Şeytana
ibadet etme, şüphe yok ki: Şeytan, Rahmana isyan eder olmuştur.
44. (Ey babacığım!.
Şeytana ibadet etme) çünkü o taptığın putlar hayattan mahrumdurlar, hiç bir
kimseyi saptıracak yeteneğe sahip değildirler. Onların adına insanları saptıran
ancak şeytandır. Binaenaleyh putlara yapılan bir ibadet, şeytana ibadet
demektir. (Şüphe yok ki, şeytan) o melun iblis (rahmana) Yüce Yaratıcıya (isyan
eder olmuştur) onun emrine muhalefet ederek Hz. Adem'e secdeden kaçınmıştır.
Artık öyle âsî, mel'ûn bir mahlûka tâbi olan, şeytan ile teşriki mesai etmiş
sayılmaz mı?.
45. Ey babacığım!. Ben
muhakkak korkarım ki, sana Rahman tarafından bir azap isabet eder de artık
şeytana bir yar olmuş olursun.
45. (Ey babacığım!. Ben)
sana muhabbetimden ve hakkında hayır diler bulunduğumdan dolayı (muhakkak
korkarım ki, sana) yaptığın bir isyan sebebiyle (rahman tarafından) Yüce
Yaratıcı tarafından (bir azap isabet eder de) ebediyen felâkete uğramış (artık
şeytana bir yar) bir dost, bir yardımcı (olmuş) yani: Onunla beraber
haşrolunarak cehenneme atılmış (olursun.) Binaenaleyh böyle pek fecî bir
akibeti düşün de putperestliğe son ver, şeytanın vesveselerine aldanma, hakikî
geleceğini
güzelce bir düşün. Ne güzel
bir nasihati.
46. -Azer- dedi ki:
Ey İbrahim!. Yoksa sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviricisin?. And olsun ki,
eğer buna son vermez isen elbette seni taşlarım ve benden uzun bir
müddet uzaklaş.
46. Bu mübarek âyetler
de Hz. İbrahim'in delillere dayanmış, merhamet ve yumuşaklık ile yaptığı
ihtarına karşı babasının inatçı bir biçimde verdiği karşılığı ve tehdidin!
bildiriyor. Bunun üzerine Hz. İbrahim'in hayır diler bir şekilde babasından
ayrıldığı ve Cenab-r Hak'ka iltica eylediği için kendisine bir mükâfat olarak
neslinden Peygamberler geldiğini ve âlemde güzel bir ad bırakmış olduklarını
beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: İbrahim Aleyhisselâm'ın o pek yumuşakça ve hayır
diler nasihatlarına karşı babası Azer, sert bir lisânla (dedî ki: Ey İbrahim!.)
Nedir bu öğütler!, (yoksa sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviricisin?.) Onları
tanrı tanımıyarak kendilerinden yüz mü çeviriyorsun? (And olsun ki, eğer buna)
bu inkârına, bu sözlerine (son vermez isen) tanrılarımızın aleyhine söz
söylemekten geri durmazsan (elbette seni taşlarım) seni öldürürüm veya sana
çirkin sözler söylerim (ve benden uzun bir müddet uzaklaş) evimden, yurdumdan
çık git, seni görmez olayım.
§ Hz. İbrahim babası Azer'e:
Babacığım diye tam bir hürmetle, nezaketle hitabettiği halde Azer, ona "oğlum"
diye hitabetmeyip adını söylemekle yetinmiş ve Hz. İbrahim'in mülayim, hayır
diler sözlerine karşı Azer, onun hakkında şiddet göstermiş, tehditte bulunmuş,
onun yurdundan uzaklaşmasını istemiştir. İşte hayır diler zevata karşı kıymet
bilmeyen, ahlâksız kimselerin tarzı hareketi böyledir. Bunların böyle Kur'an'ı
Kerim'de bildirilmesi, Peygamberimiz hakkında bir teselli ifade eder. Çünkü o
pek mübarek ve bütün insanlık hakkında pek hayır diler olan zata karşı da
kavminden, kabilesinden birniceleri ve bilhassa amcası Ebu Lehb gibi kimseler ne
düşmanca bir vaziyet almışlardı, Yüce Resulü vatanı olan Mekke-i Mükerreme'den
hicrete mecbur etmişlerdi. Fakat sonra bütün başarılar o Yüce Peygamber'e nasib
olmuştur.
47. -Hazreti İbrahim de-
dedi ki: Sana selâm olsun. Senin için Rabbime elbetteki, istiğfarda bulunacağım,
şüphe yok ki, o benim için çok ikram etmektedir.
47. Hz. İbrahim de
babasının o şiddetli mukabelesine karşı yine nezaketten, hayır dilerlikten
ayrılmadı, bilakis (dedi ki: Sana selâm olsun) endişe etme, ben selâmetine dua
etmekteyim. Yahut seninle barış halinde mütarekede bulunmuş durumdayım, sana bir
fenalık yapacak değilim (senin için Rabbime elbettki, istiğfarda bulunacağım,)
seni tövbeye muvaffak etsin, seni mağfirete nail buyursun (şüphe yok ki, o)
kerim olan Rabbim (benim için çok ikram etmektedir) beni tekrar tekrar lûtf ve
iyiliğine nail buyurmuştur.
Hz. İbrahim'in bu ifadesi
gösteriyor ki, daha küfr içinde ölüp gitmemiş, İmana gelmemesinden ümit
kesilmemiş olan bir kimsenin imana, hidayete kavuşmasını temenni etmek caizdir.
Hz. İbrahim de, babasına olan vaadini yerine getirmiş "babama mağfiret buyur"
diye dua etmiştir. Fakat bu dua, Azer'ln bir Allah düşmanı olduğu apaçık ortaya
çıkmadan önce olmuştur.
48. Ve sizi ve Allah'tan
başka tapındıklannızı bırakıp çekiliyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki,
Rabbime dua ile bedbaht olmam.
48. (Ve) İbrahim
Aleyhisselâm, babasına hitaben dedi ki: Artık ben (sizi ve Allah'tan başka
tapındıklarınızı) o bâtıl putları (bırakıp çekiliyorum) nasihatlarımı kabul
etmediğiniz için hicret etmeğe karar vermiş bulunuyorum. (Ve Rabbime dua
ediyorum) ona yalvarıyorum, yahut yalnız Rabbime ibadet ve itaatta
bulunmaktayım. Çünkü kulların ibadetlerine lâyık olan ancak o'dur. (Umulur ki,
Rabbime dua ile bedbaht olmam) duamı lütfen kabul eder, siz ise putlara
yaptığınız dualardan, ibadetlerden dolayı bir fâide görmüş değilsinizdir,
bilakis hüsrana, bedbahtlığa uğramış bulunmaktasınız.
49. Vaktaki onlardan ve
Allah'tan başka ibadet ettikleri şeylerden çekilip gitti, ona Ishak'ı ve Yakub'u
ihsan ettik ve hepsini birer Peygamber kıldık.
49. (Vaktaki) Hz.
İbrahim (onlardan) o putperest kimselerden (ve Allah'tan başka ibadet ettiği
şeylerden) bâtıl mabutlardan (çekilip) Şam'a: Arzı mukaddeste (gitti) böyle
Allah rızası için vatanını, akrabasını terk etmenin mükâfatını gördü. Evet..
Allah Teâlâ buyuruyor ki: (Ona) İbrahim Aleyhisselâm'a kısırlık çağında bulunan
eşi Sare'den (Ishak'ı ve) onun oğlu olmak üzere daha sonra (Yakub'a ihsan ettik)
Hz. İbrahim'i böyle seçkin bir oğul ile bir toruna nail eyledik (ve hepsini
birer Peygamber kıldık) İbrahim Aleyhisselâm Büyük bir Peygamber olduğu gibi bir
kısım evlât ve torunları da birer mübarek Peygamber olmuşdurlar.
50. Ve onlara
rahmetimizden ihsan ettik ve onlar için dillerde yüksek, doğru bir övgü nasip
kıldık.
50. (Ve onlara) Hz.
İbrahim ile peygamber olan evlât ve torunlarına (rahmetimizden ihsan ettik)
dünyevî ve uhrevî nimetler verdik dualarına icabet ettik, kendilerini
bereketlere, hayırlı zürriyete muvaffak eyledik (ve onlar için dillerde yüksek,
doğru bir övgü nasip kıldık) bütün dinlerin mensupları, Hz. İbrahim'e karşı
hürmetkar bulunurlar. Ve onunla iftihar ederler. Hz. İbrahim, birçok ilâhî
lütuflara mazhar, Halilullah unvanına sahip olduğu gibi kâinatın iftiharı bütün
Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü olan Yüce Peygamber'in ulu atası bulunmak
şerefine de sahip bulunmuştur. Müslümanlar da o mübarek Peygamberi daima
hürmetle, selâtı selâm ile anıp durmaktadırlar. Ne büyük bir mazhariyeti.
Hz. İbrahim ve İsmail,
Ishak ve Yakub Aleyh i s selâm'in kıssaları için bakara sûresinin (124) ve (140)
inci âyetlerinin izahına bakınız!.
Sonraki Sayfa

|