39.  Ey benim iki zindan arkadaşım!. Çeşitli Tanrılar mı hayırlıdır. Yoksa gücüne karşı durulamaz olan Allah mı?

39.   Hz. Yûsuf, kalblerini hakkı kabul eyaklaştırmak için buyurdu ki: (Ey benim iki zindan arkadaşım!.) Bir kere düşününüz. Öyle sizin ve birçok insanların tapıp durduğunuz (çeşitli tanrılar mı) kendinizce mâbıt tanıdığınız öyle altundan, gümüşten, demirden, taştan, ağaçtan vesaireden büyük ve küçük birer şekilde yapılmış olan uydurma mabutlar mı sizce (hayırlıdır.) daha fazla övgüye, ibâdet ve itaate lâyıktır. (Yoksa bir) Olan, birliğe ve i I ah lığa sahip bulunan ve (kahhar olan) her dilediğini yapmaya kaadir, bütün kendisine muhalif olanları kahr ve yok etmeye gücü yeten (Allah mı?.) havilidir. Yani: Faraza o ortak koştuğunuz putlarda sizce bir hayır düşünülmüş olsa bile Allah'ın dini sayesinde kavuşulacak hayrın karşısında o zannedilen, tasavvur edilen hayrın ne ehemmiyeti olabilir?. Halbuki, o putlar hiç bir hayra sahip değildirler. Onlar uydurma mabutlardan ibarettirler. Artık onlara nasıl ibâdet edilebilir. İşte bu hususa şölece işaret buyuruluyor:

 

 

 

40.    Sizin Allah'tan başka ibâdet ettiğiniz şeyler bir takım isimlerden başka birşey değildirler. O isimleri siz ve babalarınız takmışsınızdır. Allah Teâlâ bununla hiçbir delil indirmemiştir. Hükm ise başkasına değil, ancak Allah'a mahsustur. Başkasına değil, ancak ona ibâdet ediniz diye emretmiştir. İşte dosdoğru olan din bundan ibaretdir fakat insanların çoğu bilmezler.

40. Ey zindanda bulunan müşrik kimseler!. (Sizin Allah'tan başka) Kendilerine (ibadet ettiğiniz şeyler) haddizatında bir varlığa, bir ilahlık sıfatına sahip şeyler olmayıp (bir takım isimlerden başka birşey değildirler) onlar bir takım, âdi yaratılmış şeylerden ibarettirler (o isimleri) onlara (siz ve babalarınız takmışsınızdır) onlar taşlardan, ağaçlardan ve diğer yaratılmış şeylerden ibarettirler. Onlara öyle Tanrı, ilâh adını sizler ve atalarınız vermiş bulunuyorsunuz. Evet.. (Allah Teâlâ bununla) onlara ibâdete ve itaat edilmesine dâir (hiçbir hüccet) bir kanıt, bir delil (indirmemiştir.) Onları siz öyle delilsiz mâbud tanımış bulunuyorsunuz. (Hükm ise) İşleri, hikmete göre düzenleyip yapmak ise (başkasına değil, ancak Allah'a mahsustur.) birliğe ve kemâl sıfatlarına sahip, ortak ve benzerden uzak olan Allah Teâlâya âitdir. O      Yüce Yaratıcı ise (başkasına değil, ancak ona) onun yegâne zatına (ibâdet ediniz diye) ey insanlar!. Sizlere (emir etmiştir) artık nasıl olur da başkalarına ibâdetde

bulunabilirsiniz?. (Dosdoğru olan din, bundan ibaretdir) yani: O Kâinatın Yaratıcısını birleyip tenzih etmekten ve yalnız ona kullukta bulunmaktan ve onun hükmlerine riâyet eylemekten ibaretdir, başka değildir. (Fakat insanların çokları bilmezler) Müşrik olanlar bu hakikati anlamazlar, kendilerini azaba sevk edecek şeyleri işleyerek bunun pek korkunç neticesini düşünmezler.

 

 

 

41. Ey iki zindan arkadaşım!. Rüyanızın tâbirine gelince -Biriniz-efendisine şarap sunacaktır ve diğeri ise asılacak da başından kuşlar yiyecektir. Hakkında yorum istediğiniz iş, tamam olmuştur.

41.      Bu mübarek âyetler de Hz. Yûsufun arkadaşlarını Allah'ın dinine davetini müteakip rüyalarını tâbire başlamış, onlardan birinin kurtulup hükümdara şakilik edeceğini, diğerinin de asılacağını kat'î suretde haber vermiş olduğunu bildiriyor. Ve kendisi hakkında hükümdara haber vermesini, o kurtulacağını bildirdiği arkadaşına söylemiş ise de, ona bu konuyu şeytanın unutturmuş bulunduğunu beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Hz. Yûsuf, zindandaki arkadaşlarına Allah'ın birliğine ve peygamberliğe dair bilgi verdikten sonra suallerine cevap olmak üzere buyurdu ki (Ey iki zinda arkadaşım!.) Rüyanızın tâbirine gelince (biriniz efendisine şarap sunacaktır) bu, vaktiyle de Mısır hükümdarına şakilik etmekte bulunmuş olan kimsedir. (Ve diğeri ise asılacak da başından) etlerini, parçalayarak (kuşlar yîyecektir.) Bu da o hükümdarın vaktiyle aşçısı olan şahıstır. Hz. Yûsuf, bunları açıkça belirlememişti. Çünki asılacak şahsın hemen, acılar, ıztıraplar içinde kalmasına sebebiyet vermek istememişti. Maamafih yorumladığı rüya sakinin hayatta kalacağına işaretden uzak değildi. Rivayete göre bu tabirden endişeye düşen iki genç, biz hakikaten öyle bir rüya görmedik, ancak bir şaka olmak üzere öyle söyledik demişler. Hz. Yûsuf'da işte (hakkında yorum istediğiniz iş tamam olmuştur.) dedi. Yani: Tabirini istediğiniz şeylerin neticesi bundan ibaretdir. Doğru veyahut yalan söylemiş olmanız sonucu değiştirmez. Hakkınızda Allah'ın takdiri bu şekilde ortaya çıkacaktır.

 

 

 

42.       Ve o ikisinden kurtulacağını sanmış olduğuna dedi ki: Beni efendinin yanında an. Fakat efendisine anmayı ona şeytan unutturdu ve artık zindanda senelerce kalıverdi.

42. (Ve) Hz. Yûsuf (o ikisinden) o iki zindan arkadaşı olup kendisinden rüyalarının tabirini istemiş olan iki gençten (kurtulacağını sanmış olduğuna) yani: Zindandan çıkacağını bilmiş olduğu gence (dedi ki: Beni efendinin yanında an) Mısır hükümdarına benden gördüğün masumiyete, ahlâkî fazilete, ve benim haksız yere zindana atılmış olduğuma dâir bilgi ver (fakat efendisine) Mısır hükümdarına Hz. Yûsufun masum hâlini (anmayı ona) o sakiye (şeytan unutturdu da) Hz. Yûsuf hakkında bu güzel şahitlikte bulunamadı onun zindandan çıkmasına vasıta olamadı (artık) Hz. Yûsuf (zindanda senelerce kalıverdi) bu müddet müfessirlerin ekserisine göre yedi seneden ibaretdir. Bundan evvel de beş sene zindanda kalmıştı ki, toplamı on iki seneden ibaretdir. Bu âyeti celile şöylece de yorumlanmaktadır. (Fakat efendisine anmayı) yani: Alemlerin Rabbi olan Allah Teâlâya hâlini arz ile ondan yardım istemeyi (ona) Hz. Yûsuf "a (şeytan unutturdu da) kendi hâlinin Mısır hükümdarına bildirilmesini sakiden istedi. Bu ise, peygamberliğin şanına karşı bir sürçme mesabesinde bulunmuştu. Artık bundan dolayı Hz. Yûsuf uzun bir müddet daha zindanda kalıverdi. Müfessirlerin çoğu bu görüştedirler. Bu bir dalgınlık eseri idi. Hz. Yûsuf, hükümdar gibi bir mahlûktan yardım istemiş bulunuyordu. Aslında bir zulmü kaldırmak için m ah I û kat d an yardım işlenilme si seri ât da caizdir. Fakat peygamberlik ve sıddîklik mertebesine ulaşan zatlar için öyle bakışlarını görünen sebeplerden çekerek tamamen sebeplerin müsebbibi olan Kâinatın Yaratıcısına yönelmek ve niyazda bulunmak daha üstündür. "Nitekim" buyurulmuştur ki: Salih kimselerin yaptıkları iyilikler, Allah'a yakın olanların günahları mesabesindedir.

"Allah'a tevekkül edenin yâverî haktır"

"Naşâd gönül bir gün olur şâd olacaktır"

 

 

 

 

43. Ve hükümdar dedi ki: Ben rüyamda yedi semiz sığır görüyorum ki, onları yedi zayıf -sığır- yiyor ve yedi yeşil başak ile diğer kuruları -görüyorum-. Ey seçkin topluluk!. Eğer siz rüya tabir ediyorsanız benim rüyam hakkında bana yorum yapınız.

43.    Bu mübarek âyetler, Mısır hükümdarının rüyasını başkaları bir yığın hayalden ibaret kabul ederek yorumlayamadıkları için onu tabir ettirmek üzere nihayet zindandan çıkan gencin Hz. Yûsuf'u hatırlayarak ona müracaat ettiğini ve o rüyayı Hz. Yûsuf'a anlatarak ondan bilgi almak istediğini beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Hz. Yûsufun zindandan çıkacağı zaman yaklaşmıştı. Cenab'ı Hak, bunun için bir rüya tabirini vesîle kıldı. Mısır hükümdarı "Riyanı ibnilvelîd" acâip korkunç bir rüya görmüş, (ve) bu (hükümdar) seçkin ve bilgin zatları toplayarak (dedi ki: Ben rüyamda yedi semiz sığır görüyorum ki) yani: Gördüm ki, bu hükümdar rüyasının çok tesiri altında kalmış olduğu için "gördüm" yerinde "görüyorum" demiştir ki, rüyanın hâlâ tesirinden kurtulamamış olduğunu bununla anlatmak istemiştir. (Onları yedi zayıf) Sığır (yiyor) bunlar rüyada kurumuş bir ırmaktan çıkmış bir halde görülmüşler imiş. (Ve) Yine rüyamda (yedi yeşil başak ile) buğday veya arpa sünbülü denilen otlar ile (diğer kurulan) görüyorum. Yâni rüyamda yedi yeşil başak üzerine eğilen, dolaşan bir halde yedi kuru başağı da gördüm. (Ey seçkin topluluk!.) Ey şerefli zatlar bilginler, hekimler, manzaralarıyle gözleri, eserleriyle kalpleri dolduran dostlarım!. (Eğer siz rüya tabir ediyorsanız) Rüyaların nelere işaret ettiğine dâir bilginiz var ise, onlar dış ve iç âlemde nelere işaret olunduğunu anlar iseniz (benim rüyam hakkında bana fetva veriniz) şu size söylediğim rüyanın yorumunu bana haber veriniz, bu rüya neye işaret ediyor?. Bu hususta yorum yapın demeyip de "fetva verin" demesi, rüyasının ehemmiyetine ve sorduğu kimselerin şerefine işaret içindir.

 

 

 

44.  Dediler ki: -Bunlar- karmakarışık rüyalardır ve biz karışık rüyaların yorumunu bilici değiliz.

44.    O seçkin topluluk, hükümdara cevaben (dediler ki:) senin bu gördüğün rüya haddizatında (karmakarışık rüya) yani: Birbirine karışmış, ot demetleri gibi çeşitli, bâtıl rüyalardan ibaret, hakikî birşeye işareti yok (ve biz) öyle (karşıık rüyaların yorumunu bilici değiliz.) Onlar için bizce bir yorum yoktur. Onları bizden sorma.

§ Rüyalar başlıca üç kısma ayrılmaktadır. Bir kısmı salih rüyalardır ki, bunlar melekler vasıtasiyle olur. Bunlar yorumtanıp tabir edilebilir. Bir kısmı da nefsin hayalleri kabilindendir, birer kuruntu neticesidir. Hayal gücünün tasvir ettiği asılsız şeylerdir. Diğer bir kısmı da şeytanın vesvesesi kabilindendir ki, bunları şeytan, insanları üzüntü ve endişeye düşürmek için inşalara uyku halinde atar. Bu iki kısım, evham kaabilinden olup yoruma tâbi olmaz. Bunlardan dolayı Cenâb-ı Hak'ka sığınmalıdır.

 

 

45. Ve o ikisinden kurtulmuş olan, uzunca bir müddet den sonra hatırladı da dedi ki: Ben size onun tabirini haber veririm, beni hemen gönderiniz.

45.     (Ve o ikisinden) yani: Zindana atılmış iki gençten (kurtulmuş olan) zindandan çıkarılarak hükümdara şaki tâyin edilen şahıs (uzunca bir müddetden sonra) Hz. Yûsuf'u, onun ne kadar güzel rüya tabir ettiğini ve onun kendisine yapmış olduğu vasiyeti, temenniyi (hatırladı da) hükümdara ve yanındaki şerefli topluluğa (dedi ki: Ben size onun) hükümdarımızın gördüğü rüyanın (tabirini) neye işaret ettiğini (haber veririm) ben ona dâir size bir haber getirebilirim. (Beni) hemen zindanda bulunanan Hz. Yûsufun yanına (gönderiniz) ondan o rüya hakıknda bilgi alarak gelir size arzederim.

 

 

46.          Hz. Yûsuf a geldi dedi ki: -Yûsuf!.- Ey pek doğru sözlü!. Bize bilgi ver, yedi semiz sığır hakkındaki onları yedi zayıf -sığır- yiyor. Ve yedi yeşil başak ile diğer kuru başaklar -Hakkında-. Umulur ki, o insanlara dönerim, belki, onlar da doğruyu öğrenirler.

46. Sâki'nin bu ifadesi üzerine onu Hz. Yûsufun yanına gönderdiler. O da (Hz. Yûsuf e geldi) zindanda onunla görüştü ve ona tam bir hürmetle (dedi ki:

Yusuf!.   Ey pek doğru sözlü) zat!, (bize bilgi ver) sana nakledeceğim rüyanın neye işaret ettiğine hükmet, onu yorumlama lûtfunda bulun. Hükümdarın rüyasında gördüğü (yedi semiz sığır hakkındaki onları yedi zayıf) sığır (yiyor) bu neye işaret ediyor. (Ve) Yine hükümdarın rüyasında gördüğü (yedi yeşil başak ile diğer kuru başaklar) hakkındaki bu başaklar birbirine karışmış bulunuyormuş. Bununla da acaba neye işaret edilmiş oluyor?. (Umulur ki, o insanlara dönerim) O hükümdar ile yaındaki topluluğun yanına bir engel çıkmadan senin vereceğin bilgi ile dönerim. Ve (ihtimâl ki:) onlar da (öğrenirler) onlar da bu sayede bu rüyanın yorumunu, neye işaret ettiğini anlamış olurlar. Veya Ey muhterem Hz. Yûsuf!. Senin ilm ve fazilet itibariyle olan yüksek mertebeni öğrenmiş olurlar.

 

 

 

47. Dedi: Yedi yıl âdetiniz üzere ekersiniz. Sonra biçeceğiniz şeyleri başağı içinde bırakınız. Ancak yiyeceklerinizden az bir miktar müstesna.

47.       Bu mübarek âyetler, Mısır hükümdarının görmüş olduğu rüyayı Yûsuf Aleyhisselâm'ın ne sekide yorumlayıp tabir buyurmuş olduğunu bildirmektedir. Şöyle ki: Hz. Yûsuf kendisinden yorumu istenilen rüya hakkıda sual eden şahsa (dedi ki:

Yedi yıl âdetiniz) üzere ekinlerinizi (ekersiniz) yani: Ziraat hususundaki âdetiniz üzere biri biri ardınca yedi sene ekin ekiniz. Böyle ziraat d e bulunmak onların zaten âdetleri olduğu için ve bunun ehemmiyetine işaret için bunu emir ederek (ekiniz) dememiş, "ekersiniz" diye buyurmuş ve bununla rüyadaki yedi semiz sığırın bu yedi bereketli seneyi gösterdiğine işaretde bulunmuştur. Ve buyurdu ki, (sonra yiyeceğiniz şeyleri başağı içinde bırakınız) tâki, bozulmasın, kendilerini bit, kene gibi şeyler yemesin. Mısır'ın civarında, ağaçlı çukur sahalarında böyle arızalar vuku bulurmuş. (Ancak) O seneler içinde (yiyeceklerinizden az bir miktar müstesna) böyle az bir miktardan başkasını, gelecek sıkıntılı seneler için saklayınız, ihtiyaç miktarını asmayınız. Bu güzel bir iktisadî tavsiye mahiyetinde bulunmaktadır.

§ "Deeb" lâfzı: ciddiyet, canlılık, âdet, devam, birşeyi diğer birşeye çalışarak ulaştırmak manasınadır. Deeben demek; devamlı, peş peşe, adet üzere gibi bir mânâ ifade eder.

 

 

 

48. Sonra onun ardından yedi şiddetli -sene- gelir ki: Onlar için önceden biriktirmiş olduklarınızı yerler. Ancak tohumluk için s akliyat ağınızdan birazı müstesna.

48.        Hz. Yûsuf, rüyada görülen yedi zayıf sığır ile yedi kurumuş başakların yorumuna da işaret için buyurdu ki: (Sonra onun ardından) O yedi bolluk, ucuzluk senenin arkasından (yedi şiddetli) kurak sene (gelir ki, onlar için) o kurak seneler için, yani: O senelerde yaşayanlar için (önceden biriktirmiş) başaklar içinde bırakmış (olduklarınızı yerler) işte yedi zayıf sığır ile yedi kurumuş başak da böyle yorumlanmış oluyor. (Ancak) O ekinlerden (tohumluk için saklayacağınızdan bir azı müstesna) bunları yemeyip yine gelecek senenin ziraati için saklamış olursunuz.

 

 

 

49. Sonra bunu müteakip bir sene de gelir ki, onda insanlar yağmura kavuşurlar. Ve on'da sıkıp sağacaklar.

49.   Maamafih bu kıtlık böyle devam etmez. (Sonra bunu müteakip) o yedi kıtlık senelerinin arkasından (bir sene de gelir ki, onda) o sene içinde (insanlar yağmura kavuşur) bol bol yağmurlar yağar, yerlerin bitirme kuvvetini arttırır ve yahut o sene içinde insanlar yardıma, kurtuluşa ulaşırlar. Öyle bir darlıktan kurtulurlar, (ve on'da) O senede insanlar (sıkıp sağacaklar) dır. Yani: Bol bol meyvelere, sebzelere kavuşacaklardır, üzüm, hurma, zeytin, susam gibi şeyleri sıkarak sularından istifâde edeceklerdir. Veyahut birçok sağılır hayvanata kavuşarak onları sağacaklar, sütlerini alıp içeceklerdir. Bu feyizli, bereketli seneye dâir rüyada bir işaret yoktur. Hz. Yûsuf, bunu sırf kavuştuğu bir vahiy ve ilham neticesi olarak onlara müjdelemiştir ve ileride öyle de gerçekleşmiştir. Yoksa bu, rüyanın yorumundan bir parça değildir. Bu mübarek âyetler, rüyaları tabir etmenin câlz olduğunu göstermektedir.

 

 

 

50.     Ve hükümdar dedi ki: Onu bana getiriniz. Ne zaman ki ona elçi geliverdi, dedi ki: Efendine dön, ona sor ki, o ellerini kesen kadınların maksatları ne imiş?. Şüphe yok ki, benim Rab'bim onların hilelerini hakkıyla bilicidir.

50.       Bu mübarek âyetler, Mısır hükümdarının fazilet ve olgunluğu kendisince de anlaşılmış, olan Hz. Yûsuf'u zindandan çıkarıp yanına almayı istediğini bildiriyor. Hz. Yûsufun da, iffet ve temizliğinin, hainlikten uzak olduğunun daha iyi anlaşılması için hemen zindandan çıkmayıp kadınlardan hakkında araştırma yapılmasını teklif buyurmuş olduğunu bildiriyor. Yapılan sual neticesinde de kadınların Hz. Yûsuf'u temize çıkardıklarını, Mısır Azizinin eşi de kusurun kendisinde olup Hz. Yûsufun kusurdan beri olduğunu itiraf ettiğinden onun da bu ifadesini beyân buyurmaktadır. Ve Hz. Yûsufun mütevazi davranarak kendini temize çıkarmayıp nefislerin kötülüğü emrettiğini ve herhalde Cenab'ı Hak'ka sığınmanın lüzumuna işaret buyurmuş olduğunu gösteriyor. Şöyle ki: Hz. Yûsuf ile görüşüp ona hükümdarın rüyasını yorumlatmış         olan elçi, hükümdara gelip yommu anlatdı, hükümdar da Hz. Yûsufun ilm ve faziletini anladı. (Ve hükümdar dedi ki: Onu) Hz. Yusufu (bana getiriniz) o yorumu kendisinden de işiteyim, kendisine ikram edeyim (vaktaki) bu teklif üzerine (ona) Hz. Yûsuf'a hükümdar tarafından davet için (elçi geliverdi) bu elçi o hükümdara şakilik yapan genç imiş, hükümdarın bu davetini ulaştırınca Hz. Yûsuf (dedi ki:

Efendine dön, ona sor ki: O ellerini kesen kadınların maksatları ne imiş?.) Neden dolayı onlar öyle ellerini yaraladılar, onların hâl ve durumları neden ibaret bulunmuştu, (şüphe yok ki, benim Rab'bim) Yüce Allah (onların) o kadınların (hilelerini hakkıyla bilicidir.) o kadınlar ki: Hz. Yûsuf'a Zeliha'nın arzusunu yerine getirmeği teklif etmişlerdi. Bu bir hile kabilinden idi. Ve bu açıklamada şuna da işaret var ki: Eğer o kadınlar Hz. Yûsuf aleyhine gerçek dışı açıklamada bulunmak suretiyle şahitlik ederlerse bu bir hile ve oyun olacağından elbetde Cenab'ı Hak, bunu bilir, onların cezalarını verir. Artık böyle bir hileye nasıl cesaret edilebilir?. Hz. Yûsuf davete hemen icabet ederek zindandan çıkmamıştı. Tâki kendisinin masumiyet ve temizliği hükümdarca tamamen anlaşılıp kendi hakkında bir töhmet şüphesi bulunmasın. Hz. Yûsuf, bu suretle de insanlık için bir fazilet örneği olmuştur. Her insan için lâzımdır ki, kendini töhmetden kurtarabilmek için çalışsın, töhmetli mevkilerden kaçınsın, gerektiğinde iffetini, beraatini gösterecek sebeplere başvursun.

 

 

51.      Hükümdar kadınlara -dedi ki:- Durumunuz ne idi?. O vakit ki, Yûsufun nefsinden muradınızı almak istemiş idiniz. Dediler ki: Hâşâ! Allah için biz onun aleyhinde bir kötülük bilmiş değiliz.Aziz'in karısı da dedi ki:Şimdi hak ortaya çıktı.Onun nefsinden ben murad almak istemiştim ve şüphe yok ki, o elbette doğrulardandır.

51. Hükümdarın gönderdiği elçi, geri gelip Hz. Yûsufun dileğini haber verince (hükümdar) Zelihâile diğer kadınları huzuruna çağırarak onlara (dedi ki: Mühim hâliniz) önemli durumunuz (ne idi?) söyleyiniz bakalım (o vakit ki. Yûsufun nefsinden muradınızı almak istemiş) ona kavuşma temennisinde bulunmuş (idiniz) ona karşı böyle hilede bulunmaya cesaret göstermiştiniz. Zeliha'nın ziyafetinde bulunan kadınlar, Hz. Yûsuf'a Zeliha'nın arzusuna riâyet etmesini tavsiye etmiş oldukları için kendilerine bu şekilde hitâb olunmuştur. O kadınlar da Hz. Yûsufun öyle gayrı meşru arzulara meyletmekten uzak olduğunu beyân etmek ve onun iffet ve temizliğinden dolayı hayretlerini göstermek için (dediler ki: Hâşâ!. Allah için biz onun aleyhinde bir kötülük bilmiyoruz) yani: Cenâb-ı Hak'ki Hz. Yûsuf gibi iffet ve masumiyet sahibi bir zâtı yaratmaya kaadir olmamakdan tenzih ederiz. Hz. Yusuf'tan hiçbir hiyanetin, suikastin meydana geldiğini asla bilmiyoruz. (Azîz'in karısı) Zelihâ (de dedi ki: Şimdi hak ortaya çıktı) anlaşıldı (onun nefsinden ben murad almak istemedim) ona kavuşabilmek için ben ona karşı hile ve düzen kurmak arzusunu gösterdim. (Ve şüphe yok ki, o) Hz. Yûsuf (elbetde sadıklardandır.) O doğru sözlü zatlardandır, o bana değil ben ona hilede iftirada bulunmuş idim.

Hz. Yûsuf kendi hakkında araştırma yapılması için Zelihâyı söz konusu etmemiş, onun hakkını gözetmek, şerefini korumak, ondan meydana gelen bir eğilimi gizlemek için onun adını söylememişti. Zelihâ da Hz. Yûsufun bu nezâket ve iyilikseverliğini anlamış, bu iyiliğe karşı bir iyilik ile karşılıkta bulunmak isteyerek hakikati itiraf etmek dayanıklılığını göstermiştir.

 

 

 

 

 

52. -Hz. Yûsuf dedi ki: Bu, bilmesi içindir ki: Ben ona gıyabında hiyanet etmiş olmadım. Ve şüphesiz ki. Allah Teâlâ hâin olanların hilesini başarıya ulaştırmaz.

52.    Hz. Yûsuf, şöyle de demişti ki: (Bu) Gerçek durumun ortaya çıkması için zindanda kalıp hemen davete icabet etmemem, Mısır Azizinin (bilmesi içindir ki, ben ona gıyabında) o benden, ben ondan gaip bir hâlde iken ne eşi ve ne de şâire hakkında (hiyânet etmiş olmadım) ben öyle bir töhmetden uzağım. İşte bunun güzelce anlaşılması için bir müddet daha zindanda kalmayı tercih ettim (ve şüphesiz ki. Allah Teâlâ hâin olanların hilesini) hiçbir şekilde başarıya (muvaffakiyete erdirmez.) onu yerine getirmez. Binaenaleyh eğer ben de hâin olsa idim, Cenâb-ı Hak, beni de bu büyük tehlikeden kurtarmazdı. Madem ki, kurtardı, lehimde şahitlikler yapıldı, artık benim o isnat edilen töhmetden beraat ettiğim anlaşılmıştır.

 

 

53.       Ve nefsimi temize çıkarmıyorum. Şüphe yok ki: Nefis kötülüğü pek fazla emredicidir. Rab'bimin esirgemiş olduğu müstesna. Muhakkak ki: Rab'bim çok bağışlayıcıdır, çok esirgeyicidir.

53.  (Ve) Yûsuf Aleyhisselâm, kendi nefsini övüp, temize çıkarmadığını göstermek için bir alçakgönüHülük alâmeti olarak dedi ki: Ben (nefsimi temize çıkarmam) bütün kusurlardan, kötülüklerden tenzîh eylemem (şüphe yok ki, nefis) insanlığın nefsanî kuvveti ve psikolojik durumu elbetdeki (kötülükle pek fazla emir edicidir.) Kendisi şehvetlere eğilim gösterir, kendi kuvvetini kötülüğe yöneltmek ister (Rab'bimin esirgemiş olduğu müstesna) Cenâb-ı Hak, insanlığın nefislerinden bir kısmını öyle şehvetlere fazla düşkünlükten kötülüklere atılmaktan korumuştur. İşte Hz. Yûsufun nefsi de bu cümledendir. O Yüce bir Peygamber olduğu için masumiyete ilâhî korumaya kavuşmuştur. (Muhakakk ki: Rab'bim) gafurdur, yani (bağışlayıcıdır) bağışı pek büyüktür, kötülüğe meyletmiş olan nefis sahiplerini de tövbekar olup Allah'ın affına sığınırlarsa onları affeder ve bağışlar ve O Kerem Sahibi Yaratıcı, rahimdir (çok esirgeyicidir) nice nefisler Allah'ın bir rahmeti sayesinde kötülüklerden kaçınarak masumane bir hâlde yaşamaya kaadir olur. Bütün bu başarılar, Allah Teâlâ'nın bir lûtf ve merhameti neticesidir.

§         Diğerbiryorumagörebuiki âyeti celile, Mısır Azizinin eşine ait itiraf ı ifade etmektedir. Zelihâ, bir özür dileme m aks adiyi e demiş oluyordu ki: Ben şimdi itiraf

ediyorum, vaktiyle kusur bende olmuştu. Artık Hz. Yûsuf bilsin ki, ben şimdi onun gıyabında ona hainlik etmiş, onu yalanlamış bulunmuyorum, benim ona eğilim göstermiş olduğumu söylüyorum. Gerçek durum neden ibaret ise onu itiraf etmiş bulunuyorum. Onun hakkında vaktiyle yapmış olduğum hileden, aleyhte söylemiş bulunduğum lâkırdıdan dolayı kendimi temize çıkarmıyorum. Kötülüğü emreden nefis, insanı kötülüğe sevkeder. Ancak Hz. Yûsufun nefsi gibi ilâhi rahmet sayesinde günahsızlığa kavuşan nefisler müstesna, onlardan öyle fenalıklar meydana gelmez. Böyle kusurları bilip itiraf etmek, ondan tevbe edip af dilemek ahlâki bir fazilet eseri olduğu için övülmüştür.

 

 

54.    Ve hükümdar dedi ki: Onu bana getirin, onu kendime tahsis edeyim. Vaktaki onunla konuştu Dedi ki: Şüphesiz sen bizim yanımızda makam sahibi ve güvenilir birisin.

54. Bu mübarek âyetler de masumiyet ve fazileti sabit olan Hz. Yûsuf'u Mısır hükümdarının yanına alarak kendisini yüksek bir makama, ve selâhiyete eriştirdiğini bildiriyor. Ve Hz. Yûsufun güzel hareketlerine bir mükâfat olmak üzere kendisine Allah tarafından bir lütuf olmak üzere Mısır'da öyle yüksek bir makam, geniş bir selâhiyet ihsan buyurulmuş olduğunu beyân buyuruyor ve imân ile takva sahiplerinin daha nice uhrevİ nimetlere kavuşacaklarını müjdelemektedir. Şöyle ki: Nihayet Hz. Yûsufun beraati, yüce mertebesi tamamen anlaşılmış oldu, onun haksız yere zindana atılmış olduğu hükümdarca da anlaşıldı, (ve hükümdar) Reyyan (dedi ki onu) Hz. Yusufu (bana getirin) o muhterem zâtı (kendime tahsis edeyim) onu benim özel danışmanlanından kılayım. Artık kendilerine böyle emir edilen kimseler zindana geldiler,      Hz. Yûsuf'u zindandan çıkararak hükümdarın sarayına götürdüler (Ne zaman ki) hükümdar (onunla) Hz. Yûsuf ile (konuştu) onunla sohbete başladı. Veyahut Hz. Yûsuf, hükümdar ile konuştu, hükümdar, ötemiz yarat ılışlı zât ile konuşmasından çok haz duydu. Rüyasını ona yeniden yo ru mi attırdı. (Dedi ki: Şüphesiz sen bizim yanımızda makam sahibi ve güvenilir birisin) sen pek doğru, emin bir zâtsın, ülkemizin idaresi hakkında görüşün nedir?. Bize bildir.

 

 

55. Hz. Yûsuf da dedi ki: Beni yurdun hazineleri üzerine tayin et, muhakkak ki, ben çok iyi korurum, bu işi bilirim.

55.        Bunun üzerine Hz. Yûsuf da (dedi ki: Beni yurdun hazineleri üzerine tayin et) Mısır'ın arazisine, mallarına, ürünlerine ben bakayım (ve muhakkak ki, ben çok iyi korurum) Memleketin servetini, ekonomisini güzelce idareye, korumaya güç yetiririm ve ben (bu işi bilirim) yurdun nasıl idare edileceği ve bütün halkın menfaatlerine nasıl çalışılacağı konusundatam bilgi sahibiyim.

§ Yûsuf Aleyhisselâm, o yörede büyük iktisadî hâdiselerin meydana geleceğini ilâhî vahiy yoluyla ve görülen rüyanın işaretiyle bilmiş idi, kendisi ise yaratılıştan pek büyük bir zekâya, idare kabiliyetine sahip bulunuyordu. Artık öyle müşkil ve buhranlı zamanlarda ıslah etmeye kudreti olan bir zâtın halkın işlerini idare etmesi bir insanlık görevidir. Özellikle kıtlık ve pahalılığa tutulacak bir topluluk hakkında lâzım gelen tedbirleri güzelce almaya güç yetiren bir zâtın bu vazifeyi üslenmesi aklen pek güzeldir. İnsanlık hakkında bir merhamet icabıdır. İşte bu gibi sebeplerden dolayı idi ki, Hz. Yûsuf, Mısır'da öyle bir mevkie tâyin edilmesini istemişti. Özellikle kendisi Yüce bir Peygamber olduğundan insanlığa bu şekilde de iyilikte bulunmayı uygun görmüştü.

 

 

56.    Ve öylece Yûsuf için o yerde bir makam, bir selâhiyet verdik. Oradan dilediği yerde ikâmet eder idi. Biz dilediğimize rahmetimizi nasib ederiz. Ve iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmeyiz.

56. Bu sırada maliye bakanı Kıtmîr ölmüş, eşi Zelihâ da dul kalmıştır. Mısır hükümdarı tarafından Mısır maliye bakanlığına Hz. Yûsuf tâyin edilmiş, Zelihâ da Hz. Yûsuf'e nikâh edilerek onun eşi olmak şerefine kavuşmuştu. Kısacası artık Hz. Yûsuf çileden kurtulmuş, Allah'ın yardımıyla rahata ermişti. Şüphe yok ki, bunlar birer Allah'ın lûtfunun eseri idi, hükümdarlar vesaire ise bu hususta birer âlet, birer görünür sebeplerden ibaret bulunmuştu. İşte bu hususa işaret için Cenab'ı Hak buyuruyor ki:

(Ve öylece) Zindandan kurtardığımız gibi (Yûsuf için o yerde) Mısır diyarında (bir mevki) yüksek bir kudret (bir selâhiyet verdik) onu pek iyi bir idare sahibi kıldık (oradan dilediği yerde ikâmet eder idi) yani: O ülke sanki yalnız onun bir ikametgâhı olmuştu. Bir insan kendi evinde nasıl tasarruflarda bulunabilirse o da Mısır da öyle tasarrufta bulunabiliyordu. (Biz dilediğimize merhametimizi nasib ederiz) yani: Ben Kerem Sahibi Yaratıcı, dilediğim kullarıma dünyada da âhirette de rahmetimi, lûtf ve ihsanımı tahsis ederim (ve iyilik edenlerin) ihsan sahiplerinin (mükâfatını zâyetmeyiz.) Ya hemen veya daha sonra kendilerine kavuştururuz. Çünki lâyık olanların mükâfatını zâyetmek, ya acizlikten veya cehâletden veya cimrilikten doğar. Bu gibi hallerin hepsi de Allah Teâlâ'nın hakkında imkânsızdır, o bilicidir, kerem sahibidir, kudretlidir Yüce Yaratıcıdır. Buna inancımız tamdır.

İşte Hz. Yûsuf de lâyık olduğu mükâfata kavuşmuştur. Bu muhterem zât maliye bakanı olunca rüyanın tâbirine göre hareket etmişti. Mısır'ın yedi sene içindeki ürünlerin! güzelce elde etmiş, lüzumundan fazlasını saklatmış idi. Bilahara meydana gelen yedi kıtlık senesi içinde de o saklanılan ürünleri her tarafa bir intizam dairesinde dağıtmaya başlamşıtı. Şam, Ken'an beldelerinden Mısır'a müracaat edenlere de bir usul dairesinde zahire vermek lûtfunda bulunmuştu, bir intizam dairesinde fazla ve noksan harcamadan sakınarak pek adilce ve iktisatlı bir tarzda idareye devam etmiş, çevresini fazla darlıklardan, üzüntülerden kurtarmayı başarmıştır.

 

 

 

 

 

 

57. Ve elbette ki, imân eden ve takvaya devam edip duran kimseler için âhiretin mükâfatı daha hayırlıdır.

57. Allah T e âlâ Hazretleri, Yûsuf Aleyhisselâm'ın daha gençliğinden beri pek takva sahibi, pek güzel davranan, şerefli bir zât olduğuna işaret için de buyuruyor ki:

(Ve) Şüphe yok (elbetdeki, imân etmiş) Allah'ın birliğini tasdik eylemiş (ve tekvaya devam edip duran) günahlardan, kötü şeylerden kaçınmaya devam edip durmuş (kimseler için âhiretin mükâfatı daha büyüktür.) Her türlü dünyevî nimetlerin üstündedir. İşte Hz. Yûsuf da olgun bir mümin, gerçek takva sahibi olup, özellikle peygamberlik şerefini taşıdığı için o dünyada mükâfatlara erdiği gibi âhiret âleminde de daha mükemmel, ebedî mükâfatlara, ilâhî lütuflara elbetdeki kavuşacaktır. Bu, bütün insanlık için en güzel, en kutsî bir teşviktir. Artık ebedî mükâfatlara kavuşmak isteyenler için imâna sarılmaları, takvadan ayrılmamaları pek gereklidir.

 

 

58. Ve Yûsufun kardeşleri geldi, hemen onun huzuruna girdiler. Derhal onları tanıdı. Onlar ise onu tanımıyorlardı.

58.       Bu mübarek âyetler, Hz. Yûsuf ile kardeşlerinin Mısır'daki görüşmelerini ve Hz. Yûsufun onları tanıyıp onların Hz. Yûsuf'u tanıyamadıklarını bildiryor. Ve Hz. Yûsufun kardeşlerine güzelce muamele yapıp yiyecek verdiğini ve diğer bir kardeşlerini de Mısır'a getirmelerini teklif edip aksi takdirde kendilerine artık yiyecek vermiyeceğini bildirmiş olduğunu, kardeşlerinin de bu isteğe uyduklarını beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Hz. Yûsufun yorumu üzere Mısır'da yedi sene pek bolluk olmuş, fazla yiyecekler saklanılmıştı sonra yedi senede bir darlık başlamış, yağmurlar yağmamış, ekinler olmamış, her taraf bir sıkıntı İçinde kalmıştı. Dışardan birçok kimseler Mısır'a geliyorlar, Hz. Yûsuf vasıtasiyle belirli miktarda yiyecek alabiliyorlardı. İşte bu sırada Hz. Yakub'un bulunduğu Şam hududundaki Filistin = Kenan diyarında da kıtlık ve pahalılık yüz göstermişti. Artık Hz. Yakub'un oğulları (ve) Hz. Yûsufun baba bir (kardeşleri) olan on zât, erzak almak için Mısıra (geldi) maksadlarını arzetmek üzere (hemen onun) Hz. Yûsufun (huzuruna girdiler) ihtiyaçlarını bildirdiler, Hz. Yûsuf da (derhâl onları tanıdı) Hz. Yûsuf, kendisinin kuvvetli anlayışı ve kardeşlerinin şekil ve huy bakımından değişikliğe uğramamış olmaları sebebiyle onların kimler olduğunda asla tereddütde bulunmadı (onlar ise) o kardeşleri ise (onu) Hz. Yusufu (inkâr ediciler idi) yani onu tanıyamadılar, onun Hz. Yûsuf olduğuna asla ihtimâl veremediler. Çünki o zindana atıldığı zaman pek genç idi, ve Ibni Abbas Hazretlerinden rivayete göre o zindana atıldığı tarihten itibaren kırk sene geçmişti ve şimdi ise yüksek bir makamda bulunduğundan kendisine sıkıca bakılmasına sosyal terbiye müsaade etmezdi. Maamafih Hz. Yûsufun artık vefat etmiş olduğunu da kardeşleri zannediyorlardı.

 

 

59.       Ve onların yüklerini hazırlayıp tanzim edince dedi ki: Bana siz baba bir kardeşinizi getiriniz. Görmüyor musunuz ki, ben ölçeği tamam ölçüyorum ve ben misafir kabul edenlerin en hayırlısıyım.

59. Hz. Yûsuf, Mısır'da biriktirilen erzakı bir oran dahilinde dağıtıyordu. Dışardan gelen her şahıs için bir deve yükünden fazla yiyecek vermiyordu. Binaenaleyh kardeşleri de on kişi olduğundan onlara da o oranda yiyecek verilmesini emret di. Maamafih onların pederleri ve onun yanında kalmış diğer bir kardeşleri adına da bu defa bir fazla yardım olarak yiyecek vermişti. (Ve onların yüklerini hazırlayıp tanzim edince) de yani: Onlara verilecek erzakı temin edip hazırlayınca da onlara (dedi ki:) siz pederinizin yanında kalmış "Bünyamin" adında bir kardeşinizin bulunduğunu söylüyorsunuz, onun için de ileride yine erzak verilmesi için (bana siz) o söylediğiniz (baba bir kardeşinizi) de tekrar gelince (getiriniz) ki, size tekrar erzak verelim. (Görmüyor musunuz ki, ben ölçeği) nüfus başına fazla ve noksan olmaksızın (tam ölçüyorum) bizim idaremizde böyle bir intizam vardır. (Ve ben misafir kabul edenlerin en hayırlısıyım) dışardan gelenlere her türlü iyilikte, kolaylık gösterekte bulunuyorum. Gerçekten de, Hz. Yûsuf, kardeşlerini de o müddet içinde misafir olarak kabul etmiş, kendilerine güzelce muamelede ve ziyafetlerde bulunmuştu.

§ "Cihaz"; lügatte birşeyi hazırlamaktır ve insanın hâlini, idaresini islâh eden şeydir ve gelin için, misafir için veya ölü için lâzım gelen şeydir. "Teçhiz" de böyle bir malı hazırlamaktan ibâretdir.

 

 

 

60. İmdi onu bana getirmezseniz artık benim yanımda sizin için bir -kile bile hububat- yoktur ve bana yaklaşmayınız.

60.     Hz. Yûsuf, şöle de buyurdu: İşte bizim nasıl iyi kötü iş yapmakta bulunduğumuzu görüp anladınız (İmdi onu) o kardeşiniz! (bana getirmez iseniz artık) benden bir yardım beklemeyiniz (benim yanımda sizin için bir kile) miktarı bile erzak (yoktur) size hiçbir yardım yapılamayacaktır. (Ve bana yaklaşmayınız) gelip bana müracaatda bulunmayınız, bizim ülkemize girmeyiniz, bizden artık lütf ve ihsan beklemeyiniz. Hz. Yüsufun bu hitabeleri birer teşvik ve korkutma mahiyetinde bulunuyordu.

 

 

 

61.  Dediler ki: Ondan dolayı babasına müracaat edeceğiz ve müsaade almaya çalışacağız. Ve muhakkak biz -bunu- herhalde yapacağız.

61.      Hz. Yüsufun kardeşleri de bu ihtarlara cevaben (dediler ki: Ondan dolayı) o kardeşimizi de alıp sana getirmek için (babasına) Hz. Yakub'a (müracaad eder) ondan (müsaade almaya çalışırız) onu alıp getirmek için her türlü çareye başvururuz. (Ve muhakkak biz) bunu, bu emir ettiğin şeyi, kardeşimizi alıp sana getirmeyi (herhalde yaparız) bu husüsda gayretimizi sarfetmekten geri durmayız.

§ Müravede; birşeyi başkasından tatlılıkla, nezaketle ve aldatma yoluyla istemektir.

 

 

 

62.   Ve -Hz. Yûsuf- hizmetkârlarına dedi ki: Onların sermayelerini yükleri içine koyuveriniz. Belki aileleri yanına dönüp gidince onun farkına varırlar ve umulur ki: Geri dönerler.

62. Bu mübarek âyetler, Hz. Yüsufun emriyle kardeşlerinin getirmiş oldukları erzak bedellerinin kendi yüklerine gizlice konulmuş olduğunu bildiriyor. Ve kardeşleri kendi yurtlarına dönünce muhterem babaları ile görüşüp tekrar yiyecek alabilmek için geri kalan kardeşlerinin de kendileriyle beraber Mısır'a gitmesine müsaade istemiş olduklarını anlatıyor ve Hz. Yakub'un da onların sözlerine güvenemeyeceğine işaret edip Cenab'ı Hak'kın koruma ve himayesine sığınmış olduğunu bildirdiğini ifâde etmektedir. Şöyle ki: (Ve) Hz. Yûsuf, kardeşlerine öylece teklifde bulunduktan sonra kendi (hizmetkârlarına) erzakları ölçüp dağıtan genç uşaklarına (dedi ki: Onların) o kardeşlerin (sermayelerini) aldıkları yiyecekler için verdikleri bedelleri ki, bir rivayete göfe dirhemlerden ibaret bulunuyormuş (yükleri içine koyuveriniz) öyle gizlice kendilerine iade etmiş olunuz (belki aileleri yanına dönüp gidince) Ken'an diyarına dönünce (onu) o sermayelerinin kendilerine iade edildiğini yüklerini açınca görüp (bilirler) tekrar yiyecek almak için elde bir sermaye edinmiş olurlar. (Ve umulur ki) bizim yanımıza (geri dönerler) gelip erzak alırlar.

§ Hz. Yûsuf ne için o sermayelerini kardeşlerine iade etmişti?. Bunun başlıca sebepleri muhterem babasına, kardeşlerine yardım etmek ve tekrar gelip yiyecek alabilmelerini t e' min içindi. Bu suretle de bir cömertlik göstermek ve senelerden beri olan ayrılığa bir son vermenin başlangıcını hazırlamak içindi.

§ "Fetâ"; lûgatde genç, delikanlı, yiğit, mert demektir. Çoğulu, Fityandır.

§ Bize; ticaret için kullanılan mal, sermâye demektir. "Rihâl" de Rehl'in çoğuludur ki: Hayvanların sırtlarına yükletilen eşyalar, vesairedir. Bir yerden diğer bir yere gitmeğe de rahlet, irtihâl denilir.

 

 

 

63. Ne zaman ki babalarına dönüverdiler, dediler ki: Ey babamız!. Bizden erzak yasaklandı, artık bizimle beraber kardeşimizi de gönder ki, erzak alalım ve muhakkak ki, biz onun için elbette koruyucu kimseleriz.

63.   (Ne zaman ki) Hz. Yüsufun kardeşleri muhterem (babalarına) Yâkub Aleyhisselâm'ın yanına (dönüverdiler) Mısır'da gördükleri ikramı, ziyafetleri antatlılar ve (dediler ki: Ey pederimiz!.) Bir daha müracaat ettiğimiz zaman bize tekrar yiyecek verilmeyecek (bizden yiyecek men edildi) kardeşimiz Bünyamin bizimle beraber Mısır'a gitmedikçe artık bize yiyecek verilmiyeceğini Mısır maliye bakanı bize hatırlattı. Bizim ise yiyeceğe ihtiyacımız var (artık) tekrar yiyecek alabilmemiz için (bizimle beraber kardeşimizi de) Bünyamin'i de (gönder ki) onun adına da bizim adımıza da (yiyecek alalım ve) sen Bünyâmin'den dolayı korkma, (muhakkak ki, biz onun için elbetde koruyucu kimseleriz) onu güzelce korumaya gücümüz yeter. Onu sana iade edinceye değin korumaya çalışır dururuz.

 

 

 

64.    -Hz. Yâkub da- dedi ki: Onun hakkında size inanabilir miyim? Meğer ki evvelce kardeşi hakkında size güvendiğim gibi ola. İmdi Allah Teâlâ'dır, en hayırlı koruyucu ve merhamet edenlerin en merhametlisi.

64.  Hz. Yâkub da onların bu sözlerine, güvencelerine cevaben (dedi ki:

Onun) Bünyamin'in korunması (hakkında size inanabilir miyim?.) Vaktiyle Yûsuf hakkında vermiş olduğunuz güvencenin nasıl asılsız olduğu meydana çıkmış değil mi? (Meğer ki) Yine aldanarak (evvelce) Bünyâmin'in (kardeşi) Yûsuf (hakkında size güvendiğim gibi ola) o güvenim nasıl ki, boşa çıkmış oldu, bu defa da emniyet edersem öyle olmak ihtimâli var. Evet.. Hz. Yûsuf hakkında yemin ederek güvence vermişlerdi. Halbuki, bu güvenceye riâyet etmemişlerdi. Artık onların bu sözlerine de nasıl güvenilebilirdi? Güven ise kalbin inanmasından ibâretdir ki, bunun meydana gelmesi için onu bozacak bir hadisenin vuku bulmamış olması gerekir. Binaenaleyh Hz. Yâkub onların sözlerine itimat edemiyeceğin! bildirmiş ve demşitir ki:

(İmdi) Öyle insanlar vesaire değil, sırf (Allah Teâlâ'dır en hayırlı koruyucu) mahluklarını koruyup muhafaza edici (ve) O Kerem Sahibi Yaratıcıdır kullarına (merhamet edenlerin en merhametlisi) artık ben ancak O Yüce Yaratıcıya sığınırım, işlerimi ona havale ederim, beni bir daha Yûsuf un kaybolması gibi bir musibete, bir üzüntüye uğratmayacağını O Kerem Sahibi mabudumun lütuf ve ihsanından beklerim.

Hz. Yâkub, bu suretle hatırlatmış oluyor ki: İnsan her işinde başarıya ulaşabilmesi için Cenâb-ı Hak'ka sığınmalıdır, ve her hususunda emniyetini, selâmetini, başarısını O Yüce Yaratıcıdan beklemelidir, niyaz etmelidir.

 

 

 

65.   Ne zaman ki yüklerini açtılar, sermayelerinin kendilerine geri verildiğini gördüler. Dediler ki: Ey babamız!. Daha ne isteriz?. Bu bizim sermayemizdir, bize geri verilmiş. Ailemize yine yiyecek getiririz ve kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de arttırırız. Bu ise az bir miktardır.

65. Bu mübarek âyetler, Hz. Yakub'un Mısırdan dönen oğullarının kendilerine sermayelerinin geri verilmiş olduğunu anlayınca daha bolca yiyecek getirebilmeleri için diğer bir kardeşlerini de yanlarına alarak tekrar Mısır'a gitmelerini muhterem babalarından istemiş olduklarını bildiriyor. Hz. Yakub'un da oğullarına hitaben Allah adına yemîn ile kendisine güvence verilmedikçe onlara müsaade de bulunmayacağını bildirdiğini ve Mısır'a gidince de şehire farklı kapılardan girmelerini onlara tavsiye eylediğini ve bununla beraber Allah'ın takdirine hiç bir şeyin engel olamıyacağını da onlara ihtar buyurmuş olduğunu beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Yûsuf Aleyhisselâm'ın       kardeşleri Mısır'dan kendi yurtlarına dönmüşlerdi (Ne zaman ki) Mısır'dan getirmiş oldukları (yüklerini açtılar) erzak almak için Mısır'a götürmüş

oldukları (sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüler) kendilerine bir iyilik, bir yardım yapılmış olduğuna kanaat getirdiler, Hz. Yakub'a hitaben (dediler ki, ey babamız!. Daha ne isteriz?.) bu, Mısır maliye bakanının bizlere bir ihsanı değil mi?. (Bu) yüklerimizden (ikan şey (bizim sermayemizdir) Mısır'a götürmüştük (bize geri verilmiş) hakkımızda ne iyi bir yardım!. Bu sermaye ile tekrar Mısır'a gidelim (ailemize yine) bu sermaye ile (erzak) geçimimize vasıta olabilecek şeyler (getiririz) Mısır hükümetinden almış bulunuruz. (Ve) Bu kere bizimle beraber göndereceğin (kardeşimizi) Bünyamin'i de (muhafaza ederiz) onu tehlikelerden koruruz, ona korkacağın bir şey isabet etmez. (Ve) Onun adına da yiyecek alacağımız için (bir deve yükü de) erzakımızı (arttırırız) şimdi (bu) getirmiş olduğumuz (ise az bir erzaktır.) Bize yetmez. Artık müsaade et de kardeşimizi de beraber alıp Mısır'a götürelim. Diğer biryomma göre de (bu ise) öyle bir deve yükü daha erzak alıp getirebilmemiz ise: Mısır maliye bakanının bizlere göstermiş olduğu ikrama, misafirperverliğe göre (az bir miktardır) cüz'î birşeydir, onu da bize vermekten çekinmez.

§ "Meyir"; başka yerden yiyecek getirmek demektir. "Meyire" de böyle getirilen erzaktır. Böyle bir erzakı getirmeye "imtiyar" da denilir.

 

 

 

66. Dedi ki: Onu sizinle beraber göndermem, onu bana getireceğinize dâir Allah T e âlâ'd an bana sağlam bir söz verinceye kadar. Ancak kuşatılmanız hariç. Vaktaki, ona teminatlarını getiriverdiler. Dedi ki: Allah T e âlâ'd a dediklerimizin üzerine şahit d ir.

66.  Hz. Yâkub da oğullarının bu arzularına cevaben (dedi ki: Onu) oğlum Bünyamin'i (sizinle beraber) Mısır'a (göndermem) buna hiç bir vakit müsaade etmem (onu bana getireceğinize dâir Allah Teâlâ'dan bana sağlam bir söz verinceye kadar) yani: Bünyamin'i hakkında kötü bir muamelede bulunmaksızın tekrar bana getireceğinize dâir Cenâb-ı Hak'kın kutsal adına yemin ederek bana öyle kuvvetli, tekit M bir söz vermedikçe onu sizinle beraber göndermem. (Ancak) sizin kaediniz olmaksızın bir musibetle (kuşatılmanız hariç) gittiğiniz yerde sizin için saymaya güç yetiremeyeceğiniz bir felâket yüz göstersin, hepinizde bir kötülüğe, bir helake uğramış olasınız, böyle bir hâl ise müstesnadır, o takdirde siz mazur sayılırsınız. Hz. Yakub'un böyle kendisine teminat vermelerini teklif etmesi üzerine oğulları (Ne zaman ki tâki, ona) Hz. Yakub'a istediği şekilde (teminatlarını) Allah'ın adına yemin etmek suretiyle taahhütlerini (getiriverdiler) and içtiler, teminat verdiler, Hz. Yâkub da (dedi ki: Allah T e âlâ dediklerimiz üzerine şahiddir) bu aramızdaki konuşmayı, andı t amam iyi e bilmektedir. Artık buna riâyet d e bulunmak bizim için bir vazifedir. Hz. Yâkub, bu ifadesiyle oğullarının verdikleri teminata hakkıyla uymalarını kendilerine tavsiye etmiş bulunuyordu.

 

 

 

67.      Ve dedi ki: Oğullarım!. Bir kapıdan girmeyiniz, ayrı ayrı kapılardan giriniz. Maamafih Allah tarafından takdir edilen herhangi bir şeyi sizden savamam. Hükm ancak Allah'ındır. Ben Allah'a dayandım ve tevekkül edenler ancak ona dayansınlar.

67. Hz. Yâkub, bütün oğullarının Mısır'a gitmelerine müsaade etti (ve dedi ki: Oğullarını!.) Mısır'a gittiğiniz zaman hepiniz şehre (bir kapıdan girmeyiniz) araları ayrılmış olan (ayrı ayrı kapılardan giriniz) o kapılar öyle birbirine pek yakın: Bitişik bir halde bulunmasın. Bu size göz değmesine engel olan fâideli bir hareketdir. (Maamafih Allah tarafından) takdir edilen her (hangi bir şeyi sizden savamam) Allah göstermesin, hakkınızda bir kötü hâdise takdir edilmiş ise o elbetteki, meydana gelir. Benim bu tavsiyem ise bir şefkat eseridir, görünen sebeplere riâyet etmenin lüzumuna bir işaret içindir, yoksa (hüküm ancak Allah'ındır) onun iradesinin dışında kimse bir şeye kaadir olamaz. (Ben Allah'a tevekkül ettim) benim vekilim o'd ur. Onun her fiiline ben razıyım, onun bir hikmet gereği olduğuna inanıyorum. Allah'ın takdiri ne ise o tecellî eder (ve tevekkül edenler) hak'ka itimad etme hususunda sebat etmek isteyenler (ancak ona) o eşsiz Yaratıcıya (tevekkül etsinler) başkalarına dayanıp, güvenmesinler. Çünki yalnız Hak Teâlâya dayanıp güvenmek, vazifelerin en büyüğü bulunmaktadır.

§   Tefsirlerde ayrıntılı olarak yazılı olduğu üzere Yâkub Aleyhisselâm'ın oğulları, kuvvete, olgunluğa ve güzelliğe sahip idiler, muhterem bir zâtın oğulları olan seçkin bir topluluk halinde bulunuyorlardı. Onların öyle birlikte bir kapıdan içeri girmeleri insanların kendilerine bakışlarını çekebilirdi. Bu yüzden göz değmesine uğramaları düşünülebilirdi. İsabeti ayrı = göz değmesi ise arasıra olan bir hakikattir. Bu hikmet gereği bazı insanlarda bulunan bir ruhsal durumun eseridir. Yaratılışlarındaki uğursuzluktan, yüreklerindeki kıskançlık ve fakirlikten doğmaktadır. Bunlar bakıp hoşlandıkları veya kıskandıkları bazı kimseler üzerinde yanlızca gözlerinin dokunmasiyle kötü tesirlerde bulunurlar. Bu hâl inkâr edilemez. Nice gözlerde gizli kuvvetler vardır ki, varlıklar üzerinde çeşit çeşit tesirlerde bulunur. Binaenaleyh bazı gözlerde de böyle görülemeyen bir kuvvet, bir özellik bulunabilir ki, onun yanlızca yönelmesiyle bir kötü hâdise meydana gelebilir. Bunu kimse aklen inkâr edemez. Naklen ise bu sabittir. Ve vakit vakit de görülmektedir. Nitekim bir hadisi şerifte de: (Elâynü hakkan) buyurulmuştur. Yani: Göz dokunması, sabittir,      hakikaten meydana gelmektedir. Yine hadisi şerif kitaplarında ve tefsirlerde yazılı olduğu üzere Rasülü Ekrem Efendimiz, muhterem torunları Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin hakkında Allah Teâlâyı sığınır. dua ederdi, İbrahim

Aleyhisselâm da oğulları İsmail ve Ishâk Aleyhimesselâm hakkında böyle duada, İstiazede bulunurdu. Yâni: İkinizi de Allah Teâlâ'nın kelimeleriyle, ilâhî âyetleriyle her bir şeytandan, yılan, akrep gibi her bir zararlı hayvandan, ve her bir kötü bakışlı gözden dolayı Cenâb-ı Hak'kın koruma ve himayesine havale ederim. Kısacası: Zararlı şeylerden kaçınmak fâideli şeyleri elde edebilmek için görünen sebeplere başvurmakla beraber asıl Cenâb-ı Hak'kın korumasına sığınmalı, ona dayanmalıdır. Kurtuluş ve selâmeti ondan beklemelidir.

Evet.. Tevekkül etmek istiyor isen işini yapmaya çalış, meselâ: Ekinini ek, sonra Cenâb-ı Hak'ka dayan, maksadın tahakkukunu onun bereketinden bekle. İşte Hz. Yakub'un oğullarına tavsiyesi de böyle sebeplere başvurmanın caiz olduğunu göstermektedir.

 

 

 

68. Ne zaman ki, babalarının kendilerine emretdiği şekilde -şehre-girdiler, böyle bir giriş, onlardan hiçbir ilâhî takdiri savar olmadı. Ancak Yakub'un nef sindeki bir dileği yerine getirmiş oldu. Ve şüphe yok o, kendisine öğretmiş olduğumuzdan dolayı bir ilm sahibi idi. Fakat insanların çoğu bilmezler.

68. Bu mübarek âyetler de Hz. Yûsufun kardeşlerinin tekrar Mısır'a gidip babalarının tavsiyesi üzere şehre girdiklerini ve bu suretle muhterem babalarının bir arzusuna hizmet etmiş, fakat takdir edilen hususların tecellîsini bertaraf edememiş bulunduklarını bildiriyor. Ve Hz. Yüsufun özkardeşini yanına alarak kendisini ona bildirdiğini ve ona teselli verdiğini ve onu yanında alıkoymaya bir vesile olmak üzere su kabını onun yükü içine bıraktırmış bulunduğunu beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Yâkub Aleyhisselâm'ın müsaadesiyle bütün oğulları Mısır'a gittiler. (Ne zaman ki) Muhterem (babalarının kendilerine emretdiği şekilde) ayrı ayrı kapılardan şehre (girdiler,         böyle) dağınık (bir giriş, onlardan) o muhterem aile efradından (hiçbir ilâhî takdir savar olmadı) haklarında takdir edilen şey ne ise yine o meydana geldi,

onların o tedbirleri kendilerini Allah'ın korumasından beri kılmadı, ancak Cenâb-ı Hak'kın koruması sayesinde göz değmesine uğramadılar. Fakat haklarında başka türlü takdir edilen hususlar, ortaya çıktı. Bir kardeşlerinin bir müddet Mısır'da alıkonulmasına lüzum görüldü. Hz. Yâkub da bu sebeple yine geçici bir müddet üzüntü ve keder içinde kaldı. Fakat öyle başka başka kapılardan şehre girilmesi (ancak) Hz. (Yakub'un nefsindeki bir dileği yerine getirmiş oldu) onun bir şefkat eseri olan emrine uyulmasını sağladı. Veyahud böyle dağınık bir şekilde şehre girilmesiyle Hz. Yâkub, kendi nefsindeki, düşüncesindeki bir dileği, bir şefkat eserini meydana getirmiş oldu. Oğullarının kendisine muhalefet etmediklerini görmüş bulundu. İşte o giriş, yalnız kendisi için böyle fayda verici olmuştur. (Ve şüphe yok ki, o) Hz. Yâkub (kendisine öğretmiş) vahyile, delil getirmekle ile bir nice şeyler bildirmiş (olduğumuzdan dolayı bir İlim sahibi idi) Allah'ın takdirine bir şeyin engel olamayacağını bilirdi, bazı hâdiselerin meydana gelip veya gelmemesine bazı şeylerin sebep olarak yaradılmış bulunduğunu biliyordu, birçok hakikat ve menfaat hakkında      bilgi sahibi bulunuyordu. Binaenaleyh oğul arın a bir tavsiyesi de bir ilm neticesi olmuştur. (Fakat insanların çoğu bilmezler) Kaderin sırlarını bilmezler. Bir takım sebeplere sarılmanın kadere engel olacağını sanar dururlar. Hz. Yâkub ise elbetde böyle bir kanaatde bulunmamıştır.

 

 

69. Ve Yûsufun huzuruna girdikleri zaman, kardeşini yanına alıverdi. Ve dedi ki: Şüphe yok, ben senin kardeşinim artık onların yaptıkları şeyden dolayı üzülme.

69.  Hz. Yakub'un oğulları tekrar Mısır'a gittikleri (ve) kardeşleri Hz. (Yûsufun huzuruna girdikleri zaman) Hz. Yûsuf, Bünyamin adındaki ana-baba bir (kardeşini yanına alıverdi) hakkında birçok gönül alıcı muamelede bulundu. Sonra da ona (dedi ki: Şüphe yok, ben senin kardeşinim) öyle senelerce muhterem babasından uzak düşmüş olan Yûsuf benim (artık) o diğer kardeşlerimizin benim hakkımda vaktiyle (yaptıkları şeyden dolayı üzülme) o ilâhî bir takdir eseri idi ki, meydana gelmiş oldu. Cenab'ı Hak da lûtf ve ihsanda bulundu. Bizleri yine bir araya getirdi, nîmetlere kavuşturdu. Hz. Yûsuf, Bünyamin'e şu mealde birtenbihde bulunmuştu. Şimdi seni bir bahane ile bir müddet yanımda alıkoyacağım, bundan dolayı da sakın üzüntüye kapılma, neticesi pek güzel olacaktır.

 

 

70.  Ne zaman ki; onların yüklerini hazırlattı, su kabını kardeşinin yükü içine koydu. Sonra bir tellâl: Seslendi ki: Ey kafile -halkı-şüphe yok ki, siz hırsızlarsınız.

70.     (Ne zaman ki) Yûsuf Aleyhisselâm (onların) o kardeşlerinin (yüklerini hazırlattı) kendilerine verilecek yiyecekleri hemen hazırlattı, bu sırada (su kabını) altundan veya gümüşden yapılmış olan maşrapasını veya cevherler ile süslenmiş olan pek kıymetli bir ölçeği, Bünyamin adındaki (kardeşinin yükü içine) bizzat veya hizmetçisi vâsıtasiyle gizlice (koydu) kardeşleri kendi yanından ayrılıp biz gittikden (sonra) arkalarından (bir tellal seslendi ki) yüksek bir sesle çağırdı ki: (Ey kafile!.) Halkı, Kervan ahalisi!, durunuz. (Şüphe yok ki, siz hırsızlarsınız) yani: Siz vaktiyle Hz. Yûsuf'u babasından çalarcasına almış, kuyuya atmış, o suikaedinizi gizlemiş kimselersinizdir. Yahud böyle bir seslenme, Hz. Yûsufun emriyle olmaksızın hizmetçiler tarafından yapılmıştı. Veyahud bu seslenme, bir soru mahiyetindedir. Denilmiş oluyordu ki: Siz herhalde hırsız kimseler misiniz?. Durunuzda araştırmada bulunalım.

 

 

71.  Onlar döndüler de dediler ki: Ne arıyorsunuz?.

71.      Bu mübarek âyetler, Yûsuf Aleyhisselâm'ın kendilerine hırsızlar diye seslenilen kardeşlerinin sorusuna verilen cevabı ve o hususa dâir iki tarafın konuşmasını ve hırsız olan şahsın çaldığı mal karşılığında ceza olarak köle edinileceğini beyân buyurmaktadır. Şöyle ki: Hz. Yûsufun kardeşleri yiyeceklerini alarak Mısırdan ayrılmak üzere yola çıkmışlardı. Arkalarından seslenilerek siz hırsız kimselersiniz!. Durunuz gitmeyiniz denilince bu zatlar (onlara) o seslenen şahsa, hükümdarın adamlarına doğru (döndüler de dediler ki:) Hangi malınız çalınmış?. (Ne arıyorsunuz?.)

 

 

72.  Dediler ki: Hükümdarın su kabını arıyoruz, ve onu getirecek kimse için bir deve yükü vardır. Ve ben de ona kefilim.

72.     O seslenenler de (dediler ki: Hükümdarın su kabını arıyoruz) o maşrapa kaybolmuş (ve onu getirecek kimse için) onu öyle inceleyip araştırmaya ihtiyaç bırakmaksızın alıp bize getirecek şahıs için (bir deve yükü) yiyecek (vardır) ona bir ayak kirası, bir mükâfat olmak üzere böyle bir şey verilecektir. (Ve) Öyle seslenen kimse de dedi ki: (Bende ona) O yiyeceğin verileceğine (kefilim) onun verilmesini üzerime alırım.

 

 

73.  Dediler ki: Allah'a and olsun, siz de muhakkak bilmişsinizdir ki, biz bu yerde fesat çıkarmak için gelmedik ve biz hırsız kimseler de değiliz.

73. Hz. Yûsufun kardeşleri üzüldüler ve (dediler ki: Allah'a and olsun) ki, biz hırsız kimseler değiliz. (Siz de) Ey Mısır hükümdarının adamları (muhakkak bilmişsinizdir ki,)  daha evvel bizim gelip gitmemizden, şahsî hallerimizden dolayı bakıp anlamışsınızdır ki (biz bu yerde) bu Mısır diyarında öyle hırsızlık gibi bir fesat çıkarmak için* buraya (gelmedik ve) yine siz muhakkak bilirsiniz ki (biz) hiçbir şekilde (hırsız kimseler olmadık) artık bizlere öyle bir suçlama nasıl isnâd edilebilir?. Hattâ deniliyor ki: Vaktiyle onların yükleri içine gizlice komilimi; olan sermayelerini tekrar Mısıra gidince hükümete geri verip teslim etmişlerdi. Bu defa denilmiş oluyor ki: Eğer biz hırsız kimseler olsa idik öyle denklerimiz arasında bulunan bir sermayeyi size geri verir miydik?.

 

 

74. Dediler ki: Eğer siz yalancı kimseler oldunuz ise onun cezası nedir?.

74.         Hz. Y il s ıı f ıı n adamları ve o seslenen şahıs (dediler ki: Eğer siz yalancı kimseler oldunuz ise) yani: Ey yolcular!. Eğer kaybolan su kabı sizin eşyanız arasında bulunur da yalan söylemiş olduğunuz anlaşılırsa (onun) öyle bir hırsızlığın (cezası) sizin dininize göre (nedir?.) Böyle bir şeyi çalan kimse ne şekilde cezaya çarptırılır.

 

 

75.  Dediler ki: Onun cezası, kimin yükünde bulunur ise, işte o onun cezasıdır. Biz zâlimleri böylece cezalandırırız.

75.   Hz. Yüsufun kardeşleri de hırsızlıktan beri olduklarına kanaatleri olduğu için kendi dinlerinin hükmünü açıklayarak (dediler ki: Onun cezası, kimin yükünde bulunursa) yani: O çalınan şey, aranır da hangimizin yükünden meydana çıkar, çalınmış olduğu ortaya çıkarsa (o) çalmış olan şahıs (onun) o hırsızlık fî'linin (cezasıdır) bir sene kadar müddetle köle olarak malını çalmış olduğu şahsın yanında kalmaya mahkûm olur. (Biz zâlimleri) Hırsızları böyle köle olarak alıkoymak suretiyle (cezalandırırız) bizim dinimizin hükmü budur. Mısır hükümetinin kanunlarına göre ise böyle bir hırsız döğülürdü ve kendisinden çaldığı malın iki misli alınırdı.

 

 

76.   Artık kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Sonra onu kardeşinin yükünden çıkarıverdi. İşte Yûsuf için böyle bir tedbir yaptık. Yoksa hükümdarın dinine göre kardeşini alıkoyabilecek değildi. Ancak Allah T e âlânın dilemesi hariç. Biz dilediğimiz kimseyi de re çeleri e yükseltiriz. Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.

76. Bu mübarek âyetler, Hz. Yüsufun öz kardeşini geçici olarak yanında alıkoymak için seçtiği tedbirin nasıl cereyan ettiğini bildiriyor. Kaybolan malın kendi yükünde bulunması bahanesiyle o kardeşini yanında alıkoyduğunu ve diğer kardeşlerinin ricalarına karşı vermiş olduğu cevabı beyân buyurmaktadır. Şöyle ki:

Kaybolduğu söylenilen su kabının kafile eşyası arasında aranmasına lüzum gösterilmişti. Bunun üzerine kafile geri dönerek yüklerinin aranmasını istediler. (Artık) Hz. Yûsuf (kardeşinin) ana baba bir kardeşi Bünyâmin'in (yükünden önce onların) o diğer baba bir kardeşlerinin (yüklerini aramaya başladı) bir suçlama şüphesi bulunmasın diye böyle hepsini aramayı gerekli gördü. (Sonra) da (onu) o kaybolan su kabını (kardeşinin yükünden) arayıp buldu, meydana (çıkarıverdi) güya bu hırsızlığı o yapmış gibi görülerek onu Hz. Yûsuf yanında alıkoydu. Cenab'ı Hak'd a buyuruyor ki: (İşte Yûsuf için böyle bir tedbîr yaptık) yani: Hz. Yüsufun öz kardeşini yanında bırakması ve sonuçta kendisinin varlığından bütün kardeşlerinin haberdar olmaları için böyle bir muamele yapmayı Hz. Yûsuf'e ilham etmiş olduk. (Yoksa hükümdarın dinine göre) onun hırsızlar hakkındaki hükmünü dikkate alarak (kardeşini ahkoyabilecek değildi) çünki o hükümdarın cezası böyle bir hırsızlığın yapılması durumunda hırsızlık yapanı döğmekten ve ondan iki kat para cezası almaktan ibaret idi. Halbuki, Hz. Yüsufun tâbi olduğu ilâhî dinin hükmü öyle değildi. Bilâkis hırsızlık edeni bir sene kadar köle olarak alıkoymaktı. Maamafih şimdi hakikî bir şekilde bir hırsızlık da yok idi. Artık kardeşini elbet de hükümdarın hükmüne tâbi tutamazdı. (Ancak, Allah Teâlâ'nın dilemesi hariç) yani hükümdarın hükmü üzere muamele yapılmasına Cenâb-ı Hak'kın izin vermesi müstesna. Diğer bir görüşe göre de: Fakat Allah Teâlâ'nın dilemesiyle kardeşini hükümdarın dininden başka bir dine, Yâkub ailesinin dinine "şeriatine göre yanında alıkoydu, onu geçici bir köle gibi gösterdi. Cenab'ı Hak, Yûsuf Aleyhisselâm'ın bu husustaki tedbirini yerinde bulmuş olduğunu göstermek için buyuruyor ki: (Biz dilediğimiz kimseyi derecelerle yükseltiriz)     yani: Dilediğimiz kulu ilm ve irfan ile, dini hükümlere riâyet ile seçkin kılar ve onun kaderini yüceltiriz. İşte Hz. Yûsuf da böyle bir şerefe kavuşmuş, kardeşlerinden daha fazla yüksek derecelere sahip olmuştu. (Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bilen birisi vardır.) Evet.. Ilm sonsuz değildir, insanlığın ilm sahasındaki mertebeleri ise farklıdır. Hiçbir kimse kendisini bütün ilm sahiplerinin üstünde zannedemez. İşte Hz. Yüsufun kardeşleri de haddizatında birer bilgin zatlar idilerse de Hz. Yûsuf İlim bakımından onlardan üstün idi. Kısacası: Bütün beşerî ilimler, birbirinden farklıdır ve sonludur. Ancak Allah Teâlâ'nın ilmi sonsuzdur. Öğrenmeden münezzehdir, bütün mahlûklarının ilimlerinin üstündedir, ezelîdir, ebedîdir. Buna inancımız tamdır. Bu âyeti kerime bir delildir ki: İlm, makamların en şereflisidir, ve derecelerin en yükseğidir.

"İlmin ulûvvi kadrini bervechi bililerin"

"Isbat eder şehadeti hel yestevillezîn"

 

 

77. Dediler ki: Eğer çaldı ise onun bir kardeşi de daha evvel çalmış idi. Yûsuf de bunu nefsinde gizledi ve bunu onlara açıklamadı. Dedi ki: Siz kötü bir durumdasınız ve Allah Teâlâ sizin anlattığınızı çok iyi bilir.

77.  Yûsuf Aleyhisselâm'ın kardeşleri kendilerinden utanmayı savmak ve nefislerini teselli etmek için (dediler ki: Eğer) Bünyamin o yükünden çıkarılan maşrapayı (çaldı ise onu bir kardeşi de daha evvel çalmış idi) onun öz kardeşi de vaktiyle bir hırsızlık yapmış değiliz. Hz. (Yûsuf da bunu) onların bu isnadından meydana gelen kalbi üzüntüsünü (nefsinde gizledi) sabr etti, sükûtda bulundu. (Ve bunu onlara açıklamadı) Onların sözlerinden dolayı üzlüdüğünü, bu ruhî durumunu onlara anlatmadı, ilgisiz kaldı. Ve kendi kendine kalben (dedi ki:) Ey kardeşlerim!, (siz kötü bir durumdasınız) yani: Bana hırsızlık isnat ettiğinizden dolayı veya beni vaktiyle babamın yanından ayırarak hakkımda zalimce muamelede bulunmuş olduğunuzdan dolayı kötü bir vaziyet d e bulunmuşsunuzdur. (Ve Allah Teâlâ sizin anlattığınızı) bana öyle hırsızlık isnâd etmenizin doğru olmadığını, onun bir iftiradan ibaret bulunduğunu (çok iyi bilir) artık sizi, bana isnat ettiğiniz o vuku bulmayan vasıfdan dolayı sorumlu tutabileceğini hiç düşünmez misiniz?. Artık ne cesaret ki, bana öyle gerçeğe aykırı bir isnâdda bulunmuş oldunuz?.

§ Hz. Yûsufun kardeşleri Bünyamin hakkında bunun kardeşi de bir hırsızlıkla bulunmuşdu sözleriyle Hz. Yûsuf'u kasdetmişlerdi. Hz. Yûsuf'e vaktiyle bir hırsızlık isnâd edilmiş idi. Şöyle ki: Bu hususta çeşitli rivayetler vardır. Kısaca deniliyor ki: Hz. Yûsuf gençliği zamanında muhterem babası Hz. Yakub'un evindeki bir tavuğu alarak bir dileniciye vermişdi. Veya muhterem babasının sofrasına âit yiyeceklerden alarak fakirlere verirdi. Veyahud Hz. Yûsuf annesinin emri üzerine o putu gizlice alıp kırmış, helaya atmış, bunun neticesinde o şahsın puta ibâdeti terkedeceğini ummuşlardı. İşte bu gibi bir olay Hz. Yûsuf hakkında bir hırsızlık kabul edilmişti. Diğer bir rivayete göre de Hz. Yûsufun annesi vefat edince onu halası, yani Ishâk Aleyhisselâm'ın kızı yanına aldı, bu kadın daha pek çocuk bulunan Hz. Yûsuf'u pek fazla seviyordu. Hz. Yâkub o masumu kendi yanına almak isteyince bu halası bir hile düşündü, Ishâk Aleyhisselâm'dan kendisine intikâl eden bir kemer vardı ki, bu kemer ile bereket umulurdu. Bu kemeri daha çocuk olan Hz. Yûsufun elbisesi altından beline bağlanmış olduğunu görmüşler. Hz. Yâkub da eğer onu Yûsuf çalmış ise onu bir sene yanında alıkoy demiş, halası da bu bahane ile o pek sevdiği masumu bir müddet daha yanında tutmuştu. Kısacası: Bunlardan hiç biri bir hırsızlık değilse de kardeşleri böyle bir şeyi hırsızlık sanarak. Hz. Yûsuf'a isnâd etmişlerdi.


Sonraki Sayfa