|
49. Ve o zamanı
hatırlayınız ki, sizi Firavun taraftarlarından kurtardık. Sizi en kötü azap ile
cezalandırıyorlardı. Oğullarınızı boğazlıyorlardı, kadınlarınızı da diri
bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbiniz tarafından pek büyük bir imtihan
vardı.
49. Bu mübarek âyetler,
İsrail Oğullarına vaktiyle nail olmuş oldukları kurtuluşu, Allah'ın korumasını
hatırlatıyor, düşmanlarının da nasıl helak olup gittiklerini bildiriyor,
kendilerini uyanmaya davet buyuruyor. Şöyle ki. Ey İsrail Oğulları!.. (Ve) siz
(o zamanı da hatırlayın ki) bir ilâhî lütuf olarak (sizi Firavun
taraftarlarından kurtardık.) Yani sizin ecdadınızı Furavuna tâbi olanların ezâ
ve cefâsından kurtardık. Onlar (sizî en kötü azab ile cezalandırıyorlardı.)
Onlar, dedelerinizi en şiddetli işkencelere uğratıyorlardı. Onlar sizin
(oğullarınızı boğazlıyorlardı.) Sülâlenizin erkek çocuklarınızı öldürüyorlardı.
(Kadınlarınızı da diri bırakıyorlardı.) Kız çocuklarınızı öldürmüyorlardı. Onlar
düşmanlarınız bulunuyorlardı. (Bunda) bu azapta, bu kurtuluşta ise (sizin için
Rabbiniz tarafından pek büyük bir imtihan vardı.) Ta ki öyle düşmanlardan
halâsınızı büyük bir nîmet bilip Cenâb-ı Hakka hamd ve şükür edesiniz. Bilahare
sabredenlerin muazzam mükâfatlara nail olacaklarını bilesiniz. Artık o pek büyük
tarihî yakaları güzelce düşünerek bir intibah dersi almak lâzım gelmez mi?
50. Ve hatırlayınız o
zamanı ki sizin için denizi yardık da hepinizi kurtardık. Firavunun
taraftarlarını da sizler bakıp dururken boğduk.
50. (Ve) Ey İsrail
Oğulları! (Hatırlayınız o zamanı ki, sizin) selâmetiniz uçin denizi) Kızıl
denizi (yardık da hepinizi) sizin ecdadınızı (kurtardık.) Firavunun kahrından,
denizde boğulmaktan kurtardık. (Firavun taraftarlarını da) sularda (boğduk.)
Hepsini hayattan mahrum bıraktık. (Bir haldeki sizler bakıp duruyordunuz.) Yani
ecdadınız Firavun ile taraftarlarının nasıl boğulduklarını seyredip durmuşlardı.
Yahut birbirine bakıp duruyorlardı. Artık ırkınız hakkında bu gibi nimetleri
hatırlayarak Şükrünü ifaya, Allah'ın dinine uymaya çalışmalı değil misiniz?
§ Bu ilâhi
açıklamalarda söyle bir uyan vardır: Bir zata veya bir kavme hayır veya ser
olarak her ne isabet ederse bu Allah Teâlâ'nın sırf hikmet olan takdirine
dayanmaktadır. Binaenaleyh,
o s ey hayır ise kadrini bilip şükret melidir. Ve eğer ser ise sabrederek
Allah'ın korumasına sığınmalı ve islenilmiş bir kusur varsa ondan da tövbe edip
peşim an olmalıdır ki, onun güzel bir inanç sahibi olduğu bu şekilde ortaya
çıksın.
§ Firavun: Mısır'da yaşamış
olan Amâlika hükümdarlarının unvanıdır. Bunların en son hükümdarı rüyasında
görmüştü ki Beyti Martik tarafından bir ateş yönelip Mısırı kaplamış, Mısır
ahalisinden olan her kıptiyi yakmış, yalnız İsrail Oğullarına dokunmamış-
Firavun bu rüyasını kâhinlere söylemiş, onlar da: İsrail Oğullarından bir erkek
çocuk doğacak, senin helakin ve hükümetinin yok olması onun elinde bulunacaktır.
Bunun üzerine Firavun, İsrail Oğullarının her doğan erkek çocuğunu öldürtmüştü.
Bunların miktarı bir rivayete göre on iki bindir. Bu yavrulardan yalnız Hz. Musa
müstesna bulunmaktadır. Şöyle ki: Hz. Musa, İsrail oğulları hanedanından imran
adında bir zatın oğlu olarak dünyaya geldi. Annesi bu mübarek yavrusunun Firavun
tarafından öldürülmemesi için bir sandık içine koyup Nil nehrine attı. Firavunun
esi Asiye ise bu fevkalâde güzel çocuğu nehirde görüp çıkarmış onu sevip himaye
etmiş, onu Firavunun sarayında yetiştirmiştir. İste ilerde Firavunun helakine
sebep olacak çocuk, bu melek yüzlü yavru idi. Evet!.. Bu muhterem yavru büyüdü.
Hatta annesi bir süt anne olarak saraya alındı. Yavrusuna kavuşmuş oldu. Bu
muhterem zat sonra da peygamberlik şerefine kavuştu. Firavuna karsı pek muazzam
mucizeler göstererek onu titretti. İsrail Oğullarını Mısır'dan alıp Kenan iline
çıkarmak için birçok müracaatlar neticesinde Firavundan müsaade aldı. Fakat...
İsrail Oğulları toplanıp Mısırdan çıkarken Firavun pişman oldu. Onları mahvetmek
için takibe başladı. Bundan kurtulmak için yeni bir mucize gerçekleşti. Şöyle
ki: İsrail Oğulları kendilerini Firavunun takip ettiğini görünce heyecana
geldiler. Fakat Hz. Musa bir mucize olmak üzere asasını (bastonunu) Süveyş,
denizine vurdu, denizde oniki yol açıldı, İsrail Oğullarının oniki kabilesi bu
yollardan sahile sağ salim çıktılar. Firavun ise askerleri ile bunları takip
ederken, denizin ayrılmış olan suları tekrar birleşti, bunların yollarını
kapadı, Firavun da, ordusu da suların içinde helak olup gittiler.
Bu muazzam hâdise de
gösteriyor ki Allah'ın takdirine hiç bir tedbir mâni olamaz.
"Takdiri huda, kuvve i bazu
ile dönmez"
"Bir şem"! ki mevlâ yaka
bir veçhile sönmez"
"Allah'ın takdiri pazu gücü
ile dönmez."
"Mevla'nın yaktığı mum
hiçbir şekilde sönmez."
51. Ve bir vakit Musa ile
Kırk geceyi vadeleştirmiştik, sonra siz zalimler olarak onun arkasından buzağıya
tutunmuş idiniz.
51. Bu mübarek
âyetler, İsrail Oğullarının hayat safhalarını gösteriyor. Haklarındaki ilâhî
nimetlere karşı ne kadar münasabetsiz hareketlerde bulunmuş olduklarını
kendilerine bir uyanma vesilesi olmak üzere hatırlatıyor. Şöyle ki: Ey İsrail
Oğulları! (Ve) hatırlayınız ki (bir vakit Musa ile kırk geceyi vadleştirmiştik)
yani: Musa Aleyhisselâma 40 gün 40 gece Tur dağında bulunarak bizimle konuşması
ve kendisine ilâhî vahyin nüzulü için bir vaadde bulunduk. Ona böyle bir zaman
tâyin ettik. (Sonra siz zalimlerden olarak onun arkasından) Hz. Musa'nın Tura
gitmesini müteakip (buzağıya tutunmuş idiniz.) Buzağıyı mabud edinmiş, böyle
ibâdeti yapılması gerekenden başkasına yapmakla nefsinize zulmeylemiş
bulundunuz.
52. Sonra bunu müteakip
sizi affettik, gerekli ki, şükredesiniz.
52. (Sonra bunu)
böyle cahilce hareketiniz! (müteakip sizi) bu suçunuzu (affettik) hakkınızda afv
gösterdik ve bağışladık, sizi bu putperestee hareketinizden dolayı hemen
cezalandırıp mahv etmedik. (Gerekti ki) böyle bir ilâhî nîmeti elde etmenizden
dolayı (şükredesiniz.) Hakkınızda tecelli eden bu afv ve keremin kıymetini
takdir eyleyesiniz.
53. Ve bir vakitte Musa'ya
kitap ve furkan vermiştik. Ta ki hidâyete eresiniz.
53. (Ve) gene hatırlayınız
ki (bir vakitte) pek büyük ilâhî bir lütuf olarak (kitap) Tevrat'ı Şerif (ve
furkan vermiştik) yani ona hak ile bâtılın, helâl ile haramın aralarını ayırmaya
vâsıta olan şeyleri, özellikle âsâ (baston) gibi, beyaz el gibi, mucizeleri
ihsan etmiştik. (Ta ki hidâyete eresiniz,) doğru yola gidesiniz. Bu gibi
nimetlere nail olanlara lâyık odur ki bunların kadrini bilip şükrünü ifa
etsinler, bunlara aykırı hareketlerde bulunmasınlar.
§ Tarihen sabittir ki
İsrail Oğulları Hz. Yusuf'tan sonra Mısır'da yerleşmiş, çoğalmışlardı. Hz. Yakup
ile Hz. Yusuf'un şeriatlarına tâbi bulunuyorlardı. Eski Mısır ahalisi
ise kıpt kavmi olup putlara, yıldızlara tapıyorlardı, İsrail Oğulları
daha sonra Hz. Musa ile ve onun kardeşi olan Hz. Harun ile beraber Mısır'dan
çıkıp yolda
Amalikadan bir kavmin
yurduna uğradılar. Onların öküz heykellerine taptıklarını gördüler, cehalet
sebebiyle o müşrik kavmin bu hareketlerine bir eyilim gösterdiler. Hz. Musa ise
Allah tarafından Tur dağına davet olmuştu. Kardeşi Harun Aleyhisselâmı yerine
vekil bırakarak kendisi Tura gitti. Orada 40 gün kalıp ibâdette, duada bulundu.
Orada vasıtasız olarak Cenab'ı Hakkın kelâmını işitti ve kendisine Tevrat kitabı
ihsan olundu. Tih çölünde kalmış olan İsrail Oğulları ise S amiri adındaki bir
münafıkın aldatmalarına kapıldılar. Samirî yanlarında bulunan altınları toplayıp
eritti, bundan bir buzağı heykeli yaptı "Bu sizin ve Musa'nın mabududur" diyerek
onları buzağıya taptırdı. İsrail Oğulları Harun Aleyhisselâmın nasihatlerini
dinlemediler, bu cehaleti İşlediler. Musa Aleyhisselâm Tur'dan avdet edince
kavminin bu müşrikçe hareketlerinden dolayı çok müteessir oldu, kendilerini
kınadı. Onlar da pişman olup tevbe ettiler.
§ Hz. Musa'nın Tur'da
bulunduğu müddet: Zilkade ayı ile Zilhiccenin on gününden ibarettir.
54. Ve o zamanki Musa
kavmine: Ey kavmim! Buzağıya tutunmakla nefsinize zulmetmiş oldunuz. Hemen
Yaratıcınıza tevbe edin, nefislerinizi öldürün. Bu sizin için rabbiniz katında
hayırlıdır demişti -O Kerem Sahibi Yaratıcı da- tevbenizi kabul etmişti. Şübhe
yok ki tevbeleri kabul eden rahim olan ancak Odur.
54. Bu âyeti kerime,
İsrail Oğullarının bir aralık Buzağıya taptıklarını, sonra tevbe edip
yaptıklarından pişman olduklarını bildirmektedir. Şöyle ki: Ey İsrail Oğulları!
iVe» yine düşününüz (o zamanki Musa) Aleyhisselâm (kavmine) bir tövbe ve pişman
olmaya davet için (ey kavmim!) Siz (Buzağıyı tutunmakla) hakikî mabud olan Allah
Teâlaya tapacak yerde kendinize buzağıyı mabud etmekle (nefsinize zulm etmiş
oldunuz.) Şüphe yok ki Allah'ı ortak koşmak en büyük bir zulümdür, en büyük bir
felâkettir. (Hemen Yaratanınıza tevbe edin) nadim ve peşim an olduğunuzu arz
edin. (Nefislerinizi öldürün) ebedî hayatınızı kurtarmağa çalışınız. (Bu) tövbe
ve nefsi öldürme (sizin için Rabbinizin katında hayırlıdır.) Bu sebeple ilâhi
azaptan kurtulmuş olursunuz, (demişti.) Bu emir ve tavsiye üzerine onlar da
tevbe etmişlerdi. Binaenaleyh o Kerem sahibi yaratıcı da (tevbenizi kabul
etmişti) yâni ecdadınızın o tevbeleri Allah katında kabul edilmişti. (Şüphe yok
ki tövbeleri kabul eden) kulları hakkında (rahim) çok merhametli (olan ancak
O'dur) o Yüce Yaratıcıdır. Artık siz de bundan ibret alınız. Hz. Muhammed'i,
Kur'ân-ı Kerîm'i diğer mukaddesa dinî şeyleri tasdik ederek hakikî bir imana ve
bu sayede ebedî bir selâmet ve saadete nail olunuz. Sizin için başka kurtuluş
çaresi yoktur.
§ Beni İsrail'in şeriatına
göre dinden dönen bir kimsenin tövbe edebilmesi için bu hareketinden pişman olup
kendini öldürmesi lâzımdır. Binaenaleyh Hz. Musa'nın bu teklifi üzerine üç bin
kişinin kendini öldürdüğü Tevrat'ta yazılıdır. Bizim müfessirlerin beyanlarına
göre bunlar on bin kişiden ibarettir.
§ Tefsircilerin çoğunluğuna
göre bu öldürmeden maksat gerçek öldürmedir, intihardır. Bazı zatlara göre de bu
kendini öldürmekten maksat mecazî mânadır ki, nefsi islâh etmek, onun kötü
temayüllerini gidermek, onu hayra yöneltmekten ibarettir. Fakat bu görüş
asılsızdır.
55. Ve hatırlayınız ki siz:
"Ya Musa! Sana îman etmeyiz Allah Teâlâ'yı aşikâr surette görmedikçe" demiştiniz
de sizi yıldırım çarpmıştı. Siz ise bakıp duruyordunuz.
55. Bu mübarek âyetler,
vaktiyle İsrail Oğullarının liyakatları üstünde bir talepte bulunarak
imanlarındaki zayıflığı göstermiş olduklarını bildirmektedir. Ve bu yüzden bir
ceza olarak hayattan mahrum kaldıklarını ve bir şükür vesilesi olmak için de
tekrar hayata nail kılınmış olduklarını beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Hz. Musa
bir mucize olarak mekândan ve zamandan münezzeh olan Allah Teâlâ ile
konuşmak, onun emirlerini almak için Tur dağına gidiyordu. Bu mucizeyi görüp
kavmine haber vermeleri için veya buzağıya tapıldığından dolayı özür dilemeleri
için kavminden 70 kadar kimseyi beraber alıp götürdü. Onlar Hz. Musa ile beraber
Tura gidince orasını bir bulut kapladı. Musa Aleyhisselâm onları dağın tepesine
yakın bir yerde bıraktı, kendisi dağın tepesine çıktı. Cenab'ı Hak ile konuşma
şerefine nail oldu. Bu yetmiş, kimse ise o konuşmayı İşittikleri halde bulut pek
kesif olduğu için Hz. Musayı göremiyorlardı. Bu konuşmanın Cenâb-ı Hak ile olup
olmadığında şüphe ettiler. Cenâb-ı Hakkı görmek isteme cüretinde bulundular.
Bunların bu cüretini bu âyeti kerime şöyle beyan buyuruyor: (Ve) Ey İsrail
Oğulları! (Hatırlayınız ki siz) yani ecdadınız (ya Musa! Sana İman etmeyiz)
senin peygamberliğini, Hak T e âlâ ile konuştuğunu tasdik eylemeyiz. (Allah
Teâlâ'yı) bizler (aşikâr surette görmedikçe) bizler öyle açık bir şekilde
görmedikçe (demiştiniz de) bu cüretinizden dolayı (sizi yıldırım çarpmıştı) yani
bir yıldırım hücum ederek o görme isteğinde bulunan ecdadınızı hayattan mahrum
bırakmıştı. (Siz ise bakıp duruyordunuz) yani bir haldeki kendilerine gelmekte
olan bu musibet! onlar görüp duruyorlardı.
Bunlar Hz. Musa'nın
gösterdiği bir nice mucizeleri görmüşlerdi. O halde böyle bir istek ve iddiada
bulunmaları büyük bir cehalet ve gaflet eseri değil miydi?
56. Sonra sizi ölümünüzü
müteakip diriltmiştik, ta ki şükredesiniz.
56. (Sonra sizi) Ey
İsrail Oğulları! Öyle yıldırım çarpmasiyle meydana gelen (ölümünüzü müteakip)
ilâhî kudretim ile (diriltmiş) yeniden hayata nail etmiş (dik.) Hakkınızda böyle
bir ilâhî lütuf cerayan etmişti. (Ta ki) bu ilâhî lütfü elde etmenizden dolayı
(şükredesiniz) kulluk vazîfelerinizi ifaya çalışasınız.
§ Evet... İsrail
Oğullarının bir cemaati öyle bir ölüm musibetine mâruz kalmışlardı. Hz. Musa
bundan müteessir olmuş, bunların bu feci ölümünü geride kalan kavmine nasıl
haber vereceğini düşünmüş, Cenab'ı Hakka tazarru ve niyazda bulunarak tekrar
hayata nail olmalarını İstirham etmiş, Allah Teâlâ Hazretleri de bir yaratma
harikası olmak üzere onları yeniden hayata kavuşturmuştur. Kerem sahibi Yüce
Yaratıcı her şeye kadirdir. Buna inanmışızdır.
57. Ve üzerinize
bulutları gölgelik kıldık. Ve üzerinize kudret helvası ile -Selva denilen- yelve
kuşunu indirdik. Size rızk olarak verdiğimiz şeylerin pak -helâl-olanlarını
yiyiniz -dedik-. Bize zulmetmiş olmadılar ancak kendi nefislerine zulmeder
oldular.
57. Bu mübarek
âyetler de vaktiyle İsrail Oğullarının nail oldukları nimetleri bildiriyor.
Birçok şeylerden istifâde etmeleri için kendilerine müsaade edildiğini
hatırlatıyor, buna rağmen onların muhalif vaziyet alarak pek büyük felâketlere
uğradıklarını bir ibret dersi olmak üzere hatırlatıyor. Şöyle ki: (Ve) Ey İsrail
Oğulları! Vaktiyle Tih çölünde (üzerinize) gamamı -ince- (bulutları gölgelik
kıldık) güneşin hararetinden korunuldunuz. (Ve üzerinize) men denilen (kudret
helvası İle) selva denilen (yelve) veya bıldırcın (kuşunu indirdik) bunlar ile
sizi rızıklandırdık (Size rızk olarak verdiğimiz şeylerin pek -helâl- olanlarını
yiyiniz -dedik-.) İçinizden bu nimetlerin kadrini bilmeyip şükrünü eda
etmeyenler ise (bize zulmetmiş olmadılar. Ancak kendi nefislerine zulmeder
oldular.) nimete karşı nankörlük etmekten dolayı cezayı hak ettiler.
58. Ve hani demiştik
ki: Şu kasabaya girin, ondan dilediğiniz yerde bol bol yiyiniz. Kapısından secde
ederek giriniz ve "hitte" deyiniz, sizin için hatalarınızı bağışlayalım. Ve
iyilik edenlere -mükâfatı- daha artıracağız.
58. (Ve hani) ecdadınıza
hitaben (demiştik ki: Şu kasabaya) beyti makdise veya erihaye (girin) Tih
sahrasında gezip durmaktan kurtulun. (Ondan) onun meyvalarından,
ürünlerinden (dilediğiniz yerde) oturup (bol bol yiyiniz.) Ve onun içine
(kapısından secde ederek) mütevazi ve düşünür bir vaziyet alarak (giriniz.) Sizi
bu nimete kavuşturan Rabbinize şükranlarını arzediniz. (Ve hitta) yani:
Günahlarımızın, hatalarımızın affedilmesini niyaz ederiz (deyiniz.) Siz böyle
yalvarınız ki (sizin için hatalarınızı bağıtlayalım) Onlar ile sizi hesaba
çekmeyelim. (Ve iyilik edenlerin) ibâdet ve itaatte, Allah'ın yaratıklarına
karşı lütuf ve ihsanda bulunanların (-mükâfatını- daha artıracağız.) Onların
sevaplarını, nimetlerini daha ziyade kılacağız. Ne büyük bir ilâhî müjde!..
59. Fakat nefislerine
zulmedenler, sözü kendilerine söylenilenden başkasıyla değiştirdiler. Biz de
zulmeden kimseler üzerine yaptıkları fışıklar sebebiyle gökten korkunç bir azap
indirdik.
59. (Fakat nefislerine
zulmedenler) yani İsrail Oğullarından zulmeden şahıslar (sözü) hitta kelimesini
(kendilerine söylenilenden başkasıyla değiştirdiler.) Hitta yerine hintai hadra
= kırmızı buğday gibi bir söz söyleyerek alayımsı bir tarzda harekette
bulundular. (Biz de) böyle ilâhî emre karşı gelmekle nefislerine (zulmeden
kimseler üzerine yaptıkları fısklar sebebiyle) öyle itaatten ayrıldıklarından
dolayı (gökten korkunç bir azap indirdik) kendilerini lâyık oldukları cezaya
kavuşturduk.
§ Ricz, kelimesi lügatte:
Korkunç ve pis şey, takdir edilen azap demektir. Gökter. indirilen ricz'in taun
hastalığı olduğu rivayet edilmektedir ki bir saat içinde 70 bin veya 24 bin
şahsın ölümüne sebep olmuştur.
Velhasıl: Bütün bu gibi
felâketler, insanların yaptıkları fenalıklardan dolayı başlarına gelmiştir.
Binaenaleyh tarihten ibret almalıdır. Öncekilerin faziletlerini takdir ve takip
etmelidir. Kötülüklerinden de kaçınmalıdır. Onların selâmetlerine veya
felâketlerine sebep olan şeyleri güzelce düşünerek uyanık bir halde yaşamağa
çalışmalıdır.
60. Ve hani bir vakitte
Musa, kavmi için su isteğinde bulunmuştu. Biz de aşan ile taşa vur, demiştik -o
da vurunca- taştan on iki çeşme fış kırdı. Her gurup kendisinin su alacağı
çeşmeyi bildi. -Biz de onlara dedik ki-: Allah Teâlâ'nın rızkından yiyiniz ve
içiniz ve yer yüzünde bozgunculardan olarak haddi aşmayınız.
60. Bu âyeti kerime de Hz.
Musa'nın göstermeye muvaffak olduğu mühim bir mucizeyi bildiriyor. İsrail
Oğullarının da bu sayede rızıklanıp kendilerine bozguncu hareketlerin
yasaklanmış olduğunu hatırlatıyor. Şöyle ki: İsrail Oğulları, Tih sahrasında
susuz kalmışlardı. Mısır'daki suları, nimetleri hatırlayarak oradan
ayrıldıklarından dolayı Hz. Musa'ya karşı, üzüntülerini göstermişlerdi. Bunun
üzerine Musa Aleyhisselâm, Allah'ın dergâhına yönelerek kendilerine su ihsan
buyurulmasını istirham etti. İşte bu mübarek âyet, bunu şöylece beyan buyuruyor:
(Ve hani bir vakitde Musa, kavmi için su isteğinde bulunmuştu) yani Cenâb-ı
Haktan su ve yağmur istemiş dua ve niyazda bulunuvermişti. (Biz de) yani ben
Yüce Yaratıcı da ona vahye d erek (âsân ile taşa vur demiştik.) Hz. Musa da
asasını taşa vurunca (taştan) İsrail Oğullarının kabileleri sayısınca (on iki
çeşme fışkırdı) Bu kabileler birbirine zahmet vermeksizin (her gurup kendisinin
su alacağı çeşmeyi bildi). Kendilerine tâyin edilen pınarları tanıyıp onlardan
sularını aldılar, su ihtiyacından kurtuldular. Biz de onlara dedik ki: Yani
haklarında şöyle bir ilâhî vahip tecelli ettik ki: Ey İsrail Oğulları!.. (Allah
Teâlâ'nın rızkından yiyiniz ve içiniz.) Yani kudret helvası bıldırcın etinden
yiyip bu yerden kaynayan sulardan istifade ediniz. Ve yer yüzünde bozgunculardan
olarak haddi asmayınız.). Bu nimetlerin kadrini bilip şükür vazifesini yerine
getirmeye çalışınız.
§ Bir gurubun baba ve
dedelerinin kavuştukları nimetler, kendileri için de bir hayat kaynağı bir
kurtuluş vesilesi ve bir iftihar sebebi olduğundan onlara da bunun şükrünü
yerine getirmeye çalışmak lâzım gelir.
§ Asanın yere vurulması ile
suların hemen fışkırması, bir mucizedir. Bu kâinatta Allah'ın kudretiyle nice
mucizelerin, nice olağanüstü şeylerin zaman zaman meydana geldiğini görüp işiten
hakikî aydın ve mütefekkir zatlar için bu gibi mucizeleri inkâra asla imkân
yoktur.
61. Hani siz bir vakitte
demiştiniz ki: Ya Musa! biz bir çeşit yemeğe elbette s ab re dem eyiz. Bizin
için rabbine dua et d e yerin bitirdiği tere, hıyar, buğday, mercimek,
soğandan bizim için de çıkarsın. -Musa da- demişti ki: Siz bayağı olan
şey ile hayırlı olan şeyi değiştirir misiniz? Öyle ise bir kasabaya ininiz sizin
için istediğiniz
şeyler -orada- vardır.
Onların üzerlerine alçaklık, yoksulluk vuruldu ve Allah'ın gazabına uğradılar.
Bu da şüphe yok ki Allah'ın ayetlerini inkâr, peygamberlerini haksız yere
katletmeleri sebebiyle olmuştur. İşte bu ceza onların isyan etmelerinden ve
haddi aşmış olmalarından dolayıdır.
61. Bu ayeti kerime
de İsrail Oğullarının ne kadar nankör, isyankâr bulunmuş olduklarını ve bunun
neticesinde ne kadar felâketlere maruz kaldıklarını göstermektedir. Şöyle ki:
İsrail Oğulları Tih çölünde dolaşırken Hz. Musa'nın duasıyla kendilerine gökten
kudret helvası, bıldırcın kuşları gibi nimetler verilmiş, yerlerden sular
fışkırmağa başlamıştı. Hiç bir zahmet çekmeden bu gibi pek mükemmel nimetlerden
istifade etmekteydiler. Fakat İsrail oğulları bu nimetlerin kadrini bilmediler.
Mısır'daki yiyip içtikleri âdi şeyleri arzu ettiler, İşte Cenab'ı Hak bunların o
halini şöylece beyan buyuruyor! (Hani siz) Ey İsrail Oğulları!., (bir vakitte
demiştiniz ki ya Musa! biz bir çeşit yemeğe elbette sabredemeyiz.) Böyle bir
çeşit yemek ile yetinip duramayız. (Bizim için rabbine dua et de yerin bitirdiği
tere, hıyar, buğday, mercimek, soğandan bizim için de çıkarsın) biz onlar ile
gıdamızı temin edelim. Bunlar adeta Mısır'dan çıkmış olduklarına pişman
olmuşlardı. Firavunun kendilerine yaptığı eza ve cefâyı unutmuşlardı. Hz. (Musa
da) bunların bu kıymet bilmez hallerini görünce (demişti ki: Siz bayağı olan şey
ile hayırlı olan şeyi değiştirir misiniz?) Siz en hayırlı olan kudret helvası ve
bıldırcın eti gibi şeyleri öyle âdi şeyler ile değişmek istiyorsunuz. Bu ne
kıymet bilmezlik!.. (Öyle ise bir kasabaya ininiz). Haydi bir şehre gidiniz ki
(sizin için istediğiniz şeyler) orada (vardır) o alıştığınız şeyleri orada
bulabilirsiniz. Artık (onların üzerlerine) bu kötü hareketlerinden dolayı
(alçaklık, yoksulluk vuruldu.) Onlara ebediyyen z el il li k ve miskinlik
damgası vurulmuş oldu. (Ve Allah'ın gazabına uğradılar.) Nice milletlerin
esareti altında yaşamağa mecbur oldular. (Bu da) böyle ilâhi gazaba uğramaları
da (şüphe yok ki Allah'ın ayetlerini inkâr, peygamberlerini haksız yere
katletmeleri sebebiyle olmuştur.) Nitekim onlar incil gibi Kur'ân-ı Kerîm gibi
semavi kitaplara inanmazlar. Şa'ya, Zekeriya ve Yahya Aleyhisselâm gibi
peygamberleri şehit etmişlerdir. (İşte bu ceza) onların ebediyyen zillet ve
hakarete maruz kalıp durmaları kendilerinin dini hükümlere, esaslara (isyan
etmelerinden) ve insanların ve bilhassa peygamberlerin hukukuna tecavüz ile
(haddi aşmış olmalarından dolayıdır.) Artık bu gibi cinayetlere, İsyanla ra
cüret edenler ebedi bir hüsrana maruz olmazlar mı?
62. Şüphe yok ki,
mü'minler ile Yahudilerden ve Hıristiyanlar ile sabiîlerden her hangi kimseler
Allah Teâlâ'ya, âhiret gününe İman edip salih amellerde bulunmuş olurlarsa onlar
için rabları katında mükâfatlar vardır. Ve kendilerine asla korku yoktur. Ve
onlar mahzun da olmayacaklardır.
62.Bu ayeti kerime,
kimlerin azaptan, felâketten emin, mükâfatlara nail olacaklarını bütün insanlığa
tebliğ ediyor. Şöyle ki: Vaktiyle peygambere uyup, İman etmiş olan (mü'minler
ile Yahudilerden ve Hıristiyanlar ile sabiîlerden her hangi kimseler)
peygamberlerinin bildirdikleri şekilde (Allah Teâlâ'ya) onun birliğine,
yaratıcılığına, i I âh lığına ve (âhiret gününe) kıyametin, mahşerin ve cennet
ile cehennemin varlığına (İman edip salih amellerde) namaz, oruç, zekat gibi
yapılması gereken ibadetlerde hayır ve iyiliklerde (bulunmuş olurlarsa onlar
için) öyle hakikî şekilde dindar olan iyi kullar için (rableri katında
mükâfatlar vardır.) Bu güzel amellerinin sevabına ulaşacaklardır. (Ve
kendilerine) dünyada (asla bir korku yoktur.) Tam bir emniyet içinde
yaşayacaklardır. (Ve onlar) ahirette sevaptan yoksunolma ve nimetlere erişememe
sebebiyle (mahzun da olmayacaklardır.) Onlar her türlü ilâhî lutfa
kavuşacaklardır. İşte hakikî İmânın mükâfatı!..
Evet... Bu ayeti kerime de
gösteriyor ki: Her hangi bir insan, Allah'ın azabından emin ve geleceğinin
güvenli olması için hakikî bir dine bağlanmış, olması lâzımdır. Vaktiyle her
hangi bir peygamberin tebliğlerine uyanlar o peygamberin ümmetinden sayılmış, ve
hak dine sahip bulunmuşlardır. Bilâhare geçmiş dinlerin bir çok hükümleri
kaldırılarak son din olan İslâmiyet, bütün insanlığın dinî olmak üzere Allah
tarafından şanı yüce son peygamber olan Hz. Muhammed aleyhisselâm vasıtasıyle
bütün insanlara tebliğ edilmiştir. Nitekim Kur'ân'ı Kerîm'de"Şüphesiz Allah
katında din, İslâm dinidir (Al-i Imran 3/193) buyurulmaktadır.
Binaenaleyh peygamberlerin
sonuncusu Hz. Muhammed'den itibaren onun tebliğleri doğrultusunda Allah Teâlâya,
âhiret gününe diğer dinî esaslara İman eden ve namaz, oruç gibi salih amellerde
bulunan insanlar, hangi bir kavme, hangi bir ırka mensup bulunmuş olurlarsa
olsunlar artık selâmettedirler, onlar için ahiretle ilgili bir korku, bir hüzün
ve keder yoktur. Onlar ilâhî lutfa aday bulunmaktadırlar.
§ Yahudiler vaktiyle Hz.
Musa'nın dinine girmiş kimselerdir. Rivayete göre Yakup aleyhisselâmın
oğullarından birinin adı "Yahuda" imiş, bilâhare İsrail oğuları bu isme nisbetle
Yahudi adını almışlardır. Bunlar bilâhare Hz. Musa'nın dini adına bir takım
hurafelere tabi olmuşlar, Hz. Isa gibi Hz. Muhammed aleyhimasselâm gibi büyük
peygamberleri inkârda bulunmuşlardır.
S N as ara: Haz ret i
İsa'nın ümmetine verilmiş bir isimdir. Bunlar Hz. İsa'ya yardım ettikleri veya
"nasıra" denilen kasabada Hz. Isa ile beraber bulundukları için bu ismi
almışlardır. Dinlerine "nesraniyyet" (Hiristiyanlık) denilmiştir. Bunlar da
bilâhare bir çok mezheplere ayrılmış, Hz. İsa'nın asıl tebliğlerine muhalif
itîkatlarda bulunmuşlardır.
§ S ab i e; Hz. Nuh'un veya
Hz. İbrahim'in dinî üzerine bulunmuş kimselerdir. Bir görüşe göre bunlar
meleklere veya yıldızlara tapan bir guruptur.
Velhasıl: Bütün bu
milletler, bu guruplar yanlış ve küfür dolu inançlarını harekelerini bırakır da
Cenâb-ı Hakka layık şekilde, şartları dahilinde İman etmiş olurlarsa hidayete
ermiş, korkudan, hüzün ve kederden emin bulunmuş olurlar. İşte insanlık için en
yüce gaye bundan ibarettir.
63. Hanı bir vakitte
misakınızı almış. Turu da üzerinize kaldırmış size verdiğimizi kuvvetle tutunuz,
onda olanı zîkreyleyiniz ki, korunmuş olabilesiniz, demiştik.
63. Bu mübarek ayetlerde
Beni İsrail'in geçmiş zamanlardaki kötü hareketlerini ve bir mucize olarak Tur
dağının üzerlerine kalkıp düşecek bir vazıyet almış olduğunu bununla beraber
haklarında ilâhî rahmet eseri olarak bir takım felâketlerden kurtulmuş
olduklarını hatırlatıyor. Şöyle ki: Ey İsrail oğulları!.. (Hani bir vakitte)
ecdadınızın zamanında Musa aleyhisselâma tabi olup Tevrat ile amel etmeniz için
sizden, sizin ecdadınızdan söz ve (misakınızı almış, turu da üzerinize
kaldırmış) size bu kudret harikasını göstermiştik. Ve (size verdiğimizi) Tevrat
kitabını (kuvvetle tutunuz) tam bir gayret ve kuvvetle tutarak hükümlerine
uyunuz. (Onda olanı) onunu bildirdiği hükümleri (zîkreyleyiniz) hatırlayınız ve
tefekkür eyleyiniz (ki korunmuş) o sayede hem korunmuş hem de, kendinizi korumuş
(olabilesiniz.. demiştik.) Ne yazık ki bir rahmet eseri olan böyle kutsi bir
uyarıya riayet edilmemiştir.
64. Sonra o misakın
ardından yüz çevirdiniz.. Eğer üzerinize Allah Teâlâ'nın fazi ve rahmeti
olmasaydı elbette hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.
64. Ey İsrail oğulları!..
(Sonra) siz İOJ söz ve ımisakın ardından) ona uymadınız, ondan lyüz çevirdiniz.)
T anlı; yollar takibine başladınız. (Eğer üzerinize Allah Teâlâ'nın lütuf ve
keremi) koruma ve himayesi (olmasa idî e! bette) büsbütün (hüsrana uğrayanlardan
olurdunuz.) Tamamen mahv ve perişan olur giderdiniz. Artık uyanın, kaybedilen
şeyleri telâfi etmeye çalışın.
§ Bu Tur hadisesi; bir
harikadır, bir mucizedir. Mübarek peygamberlerin ellerindi halkın İman etmeleri
için bir nice mucizeler meydana gelmiştir. Bu mucizeleri gördük ten sonra güzel
bir tefekkür ve kanaat neticesinde ortaya çıkacak bir İman, sahihtir Zora dayalı
bir İman değildir. İşte Tur'un kaldırılması harikası da böyledir. Bunu
görenlerin imanı da, zorlamaya dayanan bir İman sayılamaz ki makbul olmamış
olsun.
§ Bu Tur'un kaldırılması
Allah'ın kudreti karşısında imkânsız görülemez. Üstünde yaşadığımız yer yüzü bir
yere dayanmaksızın havada dönüp durmaktadır Üzerimizdeki gök kubbesinde güneş,
ay ve yıldız denilen binlerce kürenin fezada dönüp durduğu da fen ve his yoluyla
sabittir. O halde Allah'ın kudretiyle bir dağ parçasının yerden ayrılarak bir
müddet hava sahasında dönüp durması nasıl imkânsız görülebilir? Böyle bir
hâdise, insanlık için bir uyarı vasıtasıdır, bir mucize örneğidir.
§ Bu ayeti kerimedeki "Tur"
dan maksat, bilinen Turi sinadır. Bir kavle göre de dağ şeklinde görülen diğer
bir hava olayıdır. Araf süresindeki (171) inci ayeti kerimenin izahına da
bakınız.
65. And olsun ki, sizler
içinizden cumartesi gününde haddi aşanları elbette bilmişsinizdir. Biz de onlara
sefil, hakir maymunlar olunuz, demiştik.
65. Bu mübarek ayetler de
vaktiyle İsrail oğulları arasında Allah'ın emrine muhalefet edenlerin bu yüzden
uğramış oldukları müthiş sonlarını bildirmektedir. Bu acı verici sonucun bir
ibret ve nasihat vesilesi olduğunu beyan buyurmaktadır. Şöyle ki: Ey İsrail
oğulları!.. (Andolsun ki sizler içinizden cumartesi gününde haddi aşanları)
kendilerine yasak edilen avlanmaya karşı cür'et gösterip durmuş olanları
(elbette bilmişsinizdir.) Bu bir tarihî hakikattir, milletInlzce bilinmektedir.
(Biz de onlara) böyle haddi aşanlara (sefil, hakir maymunlar olunuz demiştik.)
Onlar da hemen maymun olmuşlardı. İşte ilâhî emre karşı gelmenin cezası. Artık
bu gibi korkunç cezalara tutulmamak için Cenâb-ı Hakkın emirlerine karşı
gelmekten sizlerin de kaçınmanız lâzım değil midir?
66. Artık bunu o
zamandakilere ve ondan sonrakilere bir ibret, korunanlar için de bir nasihat
kıldık.
66. (Artık bunu) bu cezayı,
yani: Cumartesi gününün haramlığını tanımayan bir gurubun öyle bir cezaya
uğrayışını (o zamandakilere) o hadiseyi görenlere (ve ondan sonrakilere)
bilâhare vücude gelip bu tarihi hâdiseden haberdar olanlara (bir ibret) kıldık.
Bu fevkalâde hâdise, bütün insanlar için bir ibret vesilesidir. Ve bunu
(korunanlar için de bir nasihat kıldık.) Bundan asıl istifâde edecek olanlar da
gerçekten korunmuş olanlardır.
§ Bilinmektedir ki:
Yahudiler vaktiyle cumartesi gününe saygı göstermekle o gün dünya ile ilgili
İşlerini bırakıp ibâdet ve itaatte bulunmakla mükellef kılınmışlardı. Alı;
verişle, avlanma ile uğraşmaları dini yönden yasak idi. Halbuki bunlardan "İle"
kasabası ahalisi bu güne asla riâyet etmiyorlardı. O günde aralıksız balık
avlamakla meşgul bulunuyorlardı, İşte bunlara "maymun olunuz" ilâhî emri tecelli
etmiş, hepsi de derhal maymun kesilmişti. Bu hadiseyi Yahudiler bilirler.
Evet... Bu ceza Allah'ın emrine karşı gelmenin bir cezası idi. Ve bütün insanlık
için bir ibret ve uyarı vesilesi idi. Allah'ın kudreti karşısında böyle bir
trajedinin meydana gelmesi İmkânsız değildir.
Binaenaleyh tefsircilerin
çoğunluğuna göre bu maymunluğa dönüşme işi, hakikaten vaki olmuştur. Bazı
zatlara göre ise o kavmin maymun kesilmesi, şeklen değil, ruhen idi. Onlar
insaniyet şerefini kaybetmiş ahlâk ve davranış yönünden maymun kesilmişlerdi.
Fakat kuvvetli bir delil bulunmadıkça bu gibi dinî metinleri, dış anlamlarına
ters düşecek şekilde yorumlamak doğru görülemez.
S ile; Medine-i münevvere
ile Turi sina arasındaki bir deniz sahilinde bulunan bir kasabadır.
67. Bir vakitte Musa
-aleyhisselâm- kavmine dedi ki: Allah Teâlâ bir sığır boğazlamanızı size
muhakkak emrediyor. Dediler ki: Sen bizimle alay mı ediyorsun? -Musa
aleyhisselâm da- dedi ki: Ben cahillerden olmaktan Allah Teâlâ'va sığınırım.
67. Bu mübarek ayetler
de İsrail Oğullarının ruh hallerini gösteriyor, onların aldıkları dinî emirlere
karşı ne kadar tereddütlü ve inatçı olduklarını bildirmektedir. Söyle ki: (Bir
vakitte Musa) aleyhisselâm aldığı bir ilâhî vahiy sebebiyle (kavmine) hitaben
(dedi ki: Allah Teâlâ bir sığır) hayvanı (boğazlamanızı size muhakkak
emrediyor.) Onlar da bu emre hemen uyacakları yerde itiraza başladılar
da (dediler ki) Ya Musa! (Sen bizimle alay mı ediyorsun?) Onlar Hz. Musa'ya
yalan isnat etmişler, onun Cenâb-ı Hak adına emrettiği bir vazifeyi bir alay
sanarak "Sen bizimle alay mı ediyorsun" demişlerdi. Musa aleyhisselâm da
kendisini müdafaa etmiş, alayın cahilce bir hareket olup peygamberliğin şanına
layık olmadığına işaret için (dedi ki: ben cahillerden olmaktan Allah Teâlâ'ya
sığınırım.) Size bu emrettiğim, bir ilâhî vahye dayanmaktadır.
68. Dediler ki:
Bizim için rabbine dua et, o sığırın ne olduğunu bize bildirsin. Dedi ki:
Cenab'ı Hak buyuruyor. O bir sığırdır ki, ne pek yaşlıdır ne de pek gençtir, iki
ortası dinç bir sığırdır. Artık emrolunduğunuz işi yapınız.
68. İsrail
oğulları, Hz. Musa'nın bu uyansı üzerine ağız değiştirerek (dediler ki: Bizim
için) bizim hakîkatten haberdar olmamız için (rabbine dua et o sığırın ne
olduğunu) ne gibi bir vasıf ve tavırda bulunduğunu (bize bildirsin.) Hz. Musa da
aldığı bir ilâhî vahye dayanarak (dedî ki Cenab'ı Hak buyuruyor, o bir sığırdır
ki ne pek yaşlıdır, ne de pek gençtir. İkisi ortası bir dinç sığırdır.t
Binaenaleyh böyle bir sığır bularak boğazlayınız, emrolunan şeyi yerine
getiriniz. Fakat yine onlar suallerine devam ettiler.
69. Dediler ki:
Bizim için rabbine dua et onun rengi nedir. Bize açıklasın. Dedi ki: Muhakkak o
buyuruyor ki: O sarı renkte bir sığırdır. Onun rengi tam sarıdır. Kendisine
bakanları sevindirir.
69. Bu mübarek ayetler, bir
cinayetin harikulade bir suretle meydana çıkarılması için İsrail oğullarının
kendilerine teklif edilen bir husus hakkında tekrar tekrar açıklama isteğinde
bulunmuş olduklarını bildirmektedir. Ve bu teklif edilen hususun bir alay
için değil, bir hikmet, bir ilâhî emir gereği olduğu
kendilerinceanlaşılınca ağız değiştirdiklerini beyan buyurmaktadır. Şöyle ki:
İsrail oğulları (dediler ki:) Ya Musa (bizim için rabbine dua et) istirhamda
bulun. (Onun) o boğazlayacağımız sığırın (rengi nedir) onun ne renkte olduğunu
(bize açıklasın) onu tamamen anlayalım. Hz. Musa da onlara cevaben: (Dedi ki:
Muhakkak o) Rabbim (buyuruyor ki: O sarı renkte bir sığırdır.) Onun rengine
başka bir renk karışmamıştır. (Onun rengi tam sarıdır.) Öyle ki; O (kendisine
bakanları sevindirir.) Memnun eder, neşeler içinde bırakır.
70. Dediler ki: Rabbine dua
et bize açıkça bildirsin. Şüphe yok ki o sığır bize karışık geldi. Ve şüphesiz
ki Allah Teâlâ dilerse biz elbette hidâyete ermişler oluruz.
70. İsrail oğulları
aldıkları bu bilgilerle yetinmediler. (Dediler ki:) Ya Musa (Rabbine dua et bize
açıkça bildirsin) o sığırın nasıl olduğunu anlayalım, biri birine benzeyen bir
çok sığır hayvanı vardır. (Şüphe yok ki o sığır bize karışık geldi) Bunun
açıklığa kavuşturulmasını arzu etmekteyiz. (Ve şüphesiz ki Allah Teâlâ dilerse
biz elbette hidâyete ermişler oluruz.) Yani bizler inşaallah bu sığırın nasıl
olduğunu tamamen öğrenir, onu keserek Allah'ın emrini yerine getirmiş ve
hidâyete ermiş oluruz.
§ İsrail oğullarının böyle
"İnşaallah" demeleri İmdatlarına yetişmiş, İstenen sığırı bulup em re dildi ki
eri vazîfeyi yerine getirmişlerdir.
Şöyle ki:
71. Dedi ki; O
buyuruyor ki: O muhakkak bir sığardır ki zillete uğramamıştır. Ne tarla sürmeğe,
ne de ekin sulamada alıştırılmamıştır. Bütün kusurlardan uzaktır. Onda renk
karışıklığı yoktur, tam sarıdır. Dediler ki: İşte şimdi hakikati getirdin. Hemen
onu -o sığırı bulup- boğazladılar. Halbuki -bunu- yapmağa asla yaklaşmıyorlardı.
71. Musa aleyhisselâm
onlara ıDedi ki: O) Yüce Yaratıcı (buyuruyor ki: O muhakkak) öyle (bir sığırdır
ki zillete uğramamıştır.) O zelûl = hakarete, meşakkate maruz kalmış değildir. O
(ne tarla sürmeğe, ne de ekin sulamağa alıştırılmamıştır.) Onda bir leke yoktur.
(Bütün kusurlardan uzaktır.) Böyle müstesna bir hayvandır. (Onda renk
karışıklığı yoktur, tam sarıdır.) Bunun üzerine İsrail oğulları tam bilgi sahibi
oldular. Ve Hz. Musa'ya hitaben (dediler ki:
İşte şimdi hakikati
getirdin.) gerçek olanı emrolunan şeyin tam mahiyetini getirip bize haber verdin
ve (hemen onu) o emrolundukları sığırı bulup (boğazladılar) emre uymuş oldular.
(Halbuki) bu emroldukları şeyi evvelce (yapmağa asla yaklaşmıyorlardı.) Nihayet
bunu yerine getirmeye muvaffak olmuşlardır.
§ Bu mübarek ayetlerde
işaret vardır ki bir ilâhî emre hemen yapışmamak, lüzumsuz suallerle açıklama
isteğinde bulunmak, sorumluluğu artırır ve bazen hoş olmayan neticelere
sebebiyet verir, Eğer İsrail oğulları İlk emre uyarak her hangi bir sığırı =
bakarayı kesecek olsalardı başka sorumlulukla karşı karşıya kalmazlardı.
§ Müfessirlerin izahına
göre bu sığır = bakara bir çok araştırmalar neticesinde bulunmuş, bir çok bedel
karşılığında da ancak temin edilebilmişti. Şöyle ki: Bu sığır, bir yetimin malı
imiş, ihtiyar, salih pederi kendisinden sonra oğlu için yaşam vasıtası olmak
için bu sığın bir ormana salmış, yarabbi! Bunu oğlum için sana emânet veriyorum,
sen bunu muhafaza buyur diye dua etmiş, bu sığır ormanda korunmuş, çocuk da
olgunluk çağına ermiş, bunun ardından İsrail oğulları aradıkları vasıfları ancak
bu hayvanda bulmuşlar ve bunu o yetimden büyük bir para karşılığında alıp
kesmişlerdir.
72. Ve yine hatırlayınız
ki: Siz bir şahsı öldürmüştünüz, sonra bunda çekişmeye kalkıştınız. Allah Teâlâ
ise sizin gizlediğiniz şeyi -meydana- çıkarıcıdır.
72. Bu mübarek ayetler de
İsrail oğullarına bir garîb tarihî olaylarını hatırlatıyor. Allah'ın kudreti ile
ne harikaların meydana gelebileceğini bütün insanlığa bildiriyor. Herkesi
güzelce ve akıllıca düşünmeğe davet buyuruyor. Şöyle ki: Ey İsrail oğulları!..
(Ve yine hatırlayınız ki) ırkınıza âid tarihî mühim bir olayı da düşünüp ibret
alınız ki (bir şahsı öldürmüş idiniz.) Yani sizin ırkınızdan bazı kimseler bir
şahsı öldürmüşlerdi. O katiller ise meçhuldü. (Sonra bunda) bu katil hâdisesinde
müdafaaya ve (çekişmeye kalkıştınız) Bu cinayeti meydana çıkarmak
istemiyordunuz. (Allah Teâlâ ise sizin gizlediğiniz şeyi) meydana (çıkarıcıdır.)
Nitekim de çıkarmıştır.
§ Tefsirlerde açıklandığı
üzere Beni İsrail zenginlerinden bir şahsın bir oğlu ile iki yeğeni varmış. Bu
iki kardeş, amcalarının vefatında malı kendilerine kalsın diye onun o bir tek
oğlunu gizlice öldürmüşler. Cesedini de götürüp halkın her gün toplanacakları
bir yere atmışlar. Sonra da bir çok yapma şamatalar kopararak katilin bulunup
meydana çıkarılmasını istiyorlar, bu yüzden aralarında büyük çekişmeler oluyor.
Bir çok araştırmalar yapılıyorsa da katiller bulunamıyor. Nihayet alınan ilâhî
bir emir sayesinde katiller anlaşılıyor.
§ iddira: Lügatte; müdafaa,
düşmanlık besleme ve çekişme demektir. Bir cinayetin vukuunu bazı kimselerin
birbirine isnat etmeleri bir iddira'dır.
73. İmdi dedik ki:
Onun -Boğazlayacağınız sığırın- bazı parçasını o öldürülen kişiye vurunuz. İşte
Allah Teâlâ ölüleri böyle diriltir ve sizlere ayetlerini gösterir. Gerektir ki
akıllıca düşünesiniz.
73. (İmdi dedik ki:) yani
yapılan cinayetin meydana çıkarılması için Hz. Musa'ya vah ip yoluyla bildirdik
ki (onun» boğazlayacağınız sığırın (bazı parçasını o öldürülen kişiye vurunuz)
onlar da vurdular. Öldürülen şahıs Allah'ın kudreti ile yeniden dirildi,
kendisini öldürenlerin amcaoğulları olduğunu bildirdi. Bunun ardından yine
ruhunu teslim ederek vefat etti. İşte bu, bir kudret delilidir. (İşte Allah
Teâlâ) diğer ölüleri de (böyle) kudretiyle (diriltir) hayat sahasına çıkarır.
(Ve sizlere ayetlerini gösterir.) Bütün insanlığa vakit vakit böyle kudret ve
yüceliğine delâlet ve şahadet eden harikalar! yaratır. Artık ey insanlar!
(Gerektir ki, akıllıca düşünesiniz.) Hasn ve neşri, âhiret hayatını inkâra cüret
etmeyesiniz. Kanlatın Yaratıcısı bütün bunlara her bakımdan kadirdir, inancımız,
tamdır.
§ Bakar ve bakara: Erkek
olsun, dişi olsun mutlaka sığır hayvanı demektir. Bunların erkeğine öküz,
dişisine de inek denir. Kur'ân'ı Kerîm'de beyan olunan bakara hadisesi bir takım
işaretleri, hikmetleri içine almaktadır. Yalnız zikredilen maktulün diriltilerek
katillerini haber vermesi için değildir. Belki bundan başka daha nice şeylere
işareti kapsamaktadır. Kısaca, bu sığırın boğazlanması evvelâ: İsrail
oğullarının ruh hallerini peygamberlerinin emirlerine karşı ne kadar tereddütlü
bir şekilde hareket etmiş olduklarını gösterir. İkincisi: Bu muamele, Allah'ın
emri üzerine bir kurban kesilmesi şeklinde gerçekleşmiştir. Üçüncüsü: Allah'a
emanet verilen çocuklar ve torunların ilâhî koruma altında olacaklarına bir
işareti kapsamaktadır.
Dördüncüsü: ölmüş bir
şahsın ilâhî kudrette tekrar hayat bulacağına açıkça bir alâmet ve şehâdeti
içine almaktadır. Beşincisi: İnşallah deyip muvaffakiyeti Cenâb-ı Haktan
bilenlerin işlerinde muvaffak olacaklarına dâir bir işaret taşımaktadır.
Altıncısı: Şahsî ve gayri meşru menfaatleri için başkalarının zararına hareket
edenlerin er geç anlaşılıp meydana çıkacaklarına bir delildir.
§ Bakara kıssası, işbu (73)
üncü ayeti celileyle tamam olmuştur.
74. Sonra onun ardından
kalpleriniz katılaştı. O kalpler taşlar gibidir. Veya katılıkça daha
şiddetlidir. Ve şüphesiz taşlardan öylesi vardır ki ondan ırmaklar kaynar. Ve
yine şüphe yok taşlardan öylesi vardır ki yarılır, kendisinden su çıkar. Ve yine
şüphe yok taşlardan öylesi vardır ki, Allah korkusundan aşağıya düşüverir. Allah
Teâlâ ise sizin yaptıklarınızdan asla gafil değildir.
74. Bu ayeti kerime de
İsrail oğullarının taşlardan daha katı olan ruhi sertliklerini tasvir ediyor. Ve
onlar için bir tehdid mahiyetinde bulunmaktadır. Şöyle ki: Ey İsrail oğulları!..
O maktulün ilâhî kudrette nasıl dirildiğini gördükten (sonra) uyanmalı değil
miydiniz? Halbuki (onun) o Allah'ın kudretine şehâdet eden harikayi (ardından
kalpleriniz katılaştı.) Daha ziyâde sertleşti. Bu harikadan ibret alıp
uyanmadınız. Çünkü (o kalpler taşlar gibidir) kolay kolay ibret alamazlar. (Veya
katılıkça daha şiddetlidir.) daha ziyâde katıdır, serttir (Ve şüphe yok
taşlardan öylesi vardır ki) yarılır (ondan ırmaklar kaynar.) Nehirler meydana
gelir. (Ve yine şüphesiz taşlardan öylesi vardır ki yarılır, kendisinden su
çıkar.) Gözeler, sular meydana atılır. (Ve yine şüphe yok taşlardan öylesi
vardır ki Allah korkusundan aşağıya düşüverir.) Kainatı Yaratanın emir ve
iradesine göre dağların tepelerinden aşağıya iniverir. Sizler ise ilâhî emirleri
yerine getirmiyorsunuz. (Allah Teâlâ ise sizin yaptıklarınızdan, asla gafil
değildir) Elbette sizi bu hareketinizin cezasına er geç kavuşturacaktır.
§ Bu ayeti kerime,
gösteriyor ki bütün kâinat Allah'ın hükmüne tabidir. Bütün cansız varlıklar ve
hayvanlar da Allah'ı tanıma şerefine ermişler ve Yüce varlığın iradesine
boyun eğmişlerdir. Onların da kendilerine göre ibâdetleri,
teşbihleri vardır. Nitekim bir ayeti "O'nu övgü ile teşbih etmeyen
hiçbir şey yoktur." llsra 17/44) buyurulmuştur. Diğer bir ayeti kerimede de
"Allah Teâlâ'ya göklerde ve yerde
bulunanların güneş ile ayın
ve diğerlerinin secde ettikleri" zikredilmiştir. Şu kadar var ki bu teşbihlerin,
bu ibâdetlerin ne şekilde olduğunu biz bilemeyiz. Biz bunu Allah'ın bilgisine
havale ederiz.
75. Artık sizin için
onların îman edip inanacaklarını ümit eder m i-sin iz? Onlardan muhakkak bir
gurup vardır ki Allah'ın kelâmını işitirler de onu akılları ile anladıktan sonra
değiştirmeye kalkışırlar. Halbuki onlar bilirler.
75. Bu ayeti celile; İsrail
oğullarının Islâmiyete ve Allah'ın kelâmına karşı olan cüretlerini
bildirmektedir. Şöyle ki: Asrı saadetle müslümanlar, bütün insanlığın hakikî bir
dine, Islâmiyete kavuşup kurtuluşa ermelerini bir fazilet dininin eseri olarak
arzu ederlerdi, kendilerine İslâm dinine girmelerini tavsiyede bulunurlardı.
Halbuki Yahudilerden bir çokları inatçı bir şekilde veya münafıkça bir vaziyet
alır İslâmiyetî kabule yanaşmazlardı. İşte bu ayeti kerime onların bu halini
şöylece beyan buyuruyor:
Ey müminler!.. (Artık sizin
için onların) o Yahudilerin (İman edîp inanacaklarını ümit eder misiniz?) onlar
ne inatçı kimselerdir. Hattâ (onlardan bir gurup vardır ki) bile bile
sapıklıklarında ısrar eder dururlar. (Allah'ın kelâmını işitirler de onu) o
kendilerine tebliğ edilen ilâhî sözlerin yüceliğini, gerçekliğini (akıllarıyle
anladıktan sonra) yine cüret ederek (değiştirmeye kalkışırlar) Yani Allah
Teâlâ'nın kelâmı olan Tevratı işitir, dinlerler, içindekileri anlarlar da sonra
onu değiştirmeye çalışırlar. Evet... Onlar Tevrat'ta peygamber efendimizin
vasıflarını görüp okurlar da bunu örtbas eder, değiştirmeye cüret gösterirler.
Tâki başkaları bunu anlayıp Islâmiyeti kabul etmesinler. (Halbuki onlar) böyle
bir cürette bulunanlar, bu kötü hareketlerini (bilerler) buna rağmen yine bundan
vaz geçmezler. Artık bunların müslümanları tasdik etmeleri yüceltmeleri nasıl
ümit edilebilir?
Diğer bir görüşe göre
Yahudilerden 70 kadar kimse Tun sinada Hz. Musa'nın, nail olduğu ilâhî konuşmayı
işittikden sonra onun mealine aykırı iddialarda bulunmuşlar, Cenâb-ı Hakkın: Şu
vazifeleri dilerseniz yapınız ve dilerseniz terk ediniz" dediğini gerçeğe aykırı
olarak iddiaya cüret göstermişlerdi. İşte bu ayeti kerime, buna da işaret
etmektedir.
76. Onlar, müminlerle
karşılaştıkları zaman biz de îman ettik derler. Ve bunların bazıları diğer
bazıları ile tenha kalınca da derler ki: Allah'ın size açtığını o müslümanlara
haber verir misiniz, ki onunla rabbiniz katında size karşı delil getirsinler.
Sizin buna aklınız ermiyor mu?
76.Bu ayeti kerime
müslümanlara karşı münafıkça hareket eden bir kısım Yahudiler ile kendi
bilgilerini açıklayan diğer bir kısım Yahudilerin hallerini bildirmektedir.
Şöyle ki: (Onlar, mü'minlerle karşılaştıkları zaman) yani: Asrı saadetteki
Yahudilerin münafıkları müslümanlar ile görüştükleri vakit (bîz de İman ettik
derler.) Yani: Biz de müslümanlığı kabul ettik, siz hak üzeresiniz,
peygamberiniz de, gelişi Tevrat'ta müjdelenmiş olan zattır, diye itirafta
bulunurlar. (Bunlardan bâzıları dîger bâzıları İle tenha kalınca da) bunlardan
Kab ibni Eşref gibi başta gelenleri o münafıklara hitaben (derler ki Allah'ın
size açtığını) yani: Hz. Muhammed'in vasıflarına dâir Tevrat'ta haber verdiğini
(o müslümanlara haber verirmisiniz ki, onunla rabbiniz katında size karşı delil
getirsinler) Sizinle karşılıklı düşmanlıkta bulunsunlar, sizi kendi
ifâdelerinizle sustursunlar. Onlara tabi olmadığınızdan dolayı sizi itham
eylesinler. (Sizin buna aklınız ermiyor mu?) Bu sözlerinizin aleyhinizde bir
delil olacağını neden düşünmüyorsunuz?
§ Diğer bir yoruma göre <&
<J _*J-**-> ,'_?' ■?-
müslümanlara hitaptır. Bu takdirde buyurulmuş oluyor ki: Ey müslümanlar!..
Onların imana gelmelerini nasıl ümit ediyorsunuz.
Onların hallerini, düşmanlıkların! inatçılıklarını bilip düşünemiyor musunuz?
Artık öyle bir ümide yer yok.
77. Bilmiyorlar mı ki
Allah T e âlâ şüphesiz onların sakladıklarını da, açığa vurduklarını da bilir.
77. Bu ayeti celile
münafıkların ne kadar cahilce hareket ettiklerini kötülemektedir. Şöyle ki: O
münafıklar ve onları kınamayan kâfirler (bilmiyorlar mı ki Allah Teâlâ şüphesiz
onların sakladıklarını da açığa vurduklarını da) tamamen (bilir.) Evet Yüce
Allah onların küfürlerim de imanlarını da bilir. Ve Tevrat kitabında onlara
bildirilmiş olduğu şeyleri, kısaca peygamberin vasıflarını gizleyip aksini iddia
eylediklerini ve kendi kanaatlerini saklamayıp meydana koyduklarını da tamamen
bilir. Artık bu çirkin hareketlerinin cezasını görmeyecekler mi sanıyorlar?
Heyhat!.. Onlar, sakladıkları hakikatleri Kur'ân-ı Kerîm'in müslümanlara haber
vereceğini de düşünmelidirler.
78. Ve onlardan bâzıları da
ü m midirler. Kitabi bilmezdirler. Ancak bir takım batıl şeyleri bilirler. Ve
onlar yalnız zanneder dururlar.
78. (Ve onlardan) İsrail
oğullarından 'bâzıları da) bir takım şahıslar da vardır ki (ümmidirlert okuyup
yazmak bilmezler. (Kitabı) de Tevrat kitabını da (bilmezleri onuniçeriğinden
habersizdirler. Onlar (ancak bir takım batıl) faydasız, hayali şeyleri
(bilirler.) Hakikatlerden haberleri yoktur. (Ve onlar zanneder dururlar) uydurma
ve isteklerine ait şeylerle yetinirler. Artık bu gibi cahilce hallerden
kaçınmalı değil midirler?
§ Bu ayeti kerimede
Tevrat'ın sonradan bir takım değişikliğe uğradığına işaret vardır.
§ Ümmî; okuyup yazmak
bilmeyen bir kimse demektir. Cemi: Ümmiyyundur. Bu, henüz anasından doğmuş, bir
şey bilmez bir çocuk gibi sayıldığından "ana" mânasına olan ümme nisbet
edilmiştir.
79. İmdi yazıklar olsun o
kimselere ki, kitabı elleriyle yazarlar da sonra bununla az bir behâ satın almak
için "bu Allah tarafın d an d ir" derler. Artık yazıklar olsun onlara o
ellerinin yazmış olduğu şeylerden dolayı. Ve yazıklar olsun onlara o kazanmış
oldukları şeylerden dolayı.
79. Bu ayeti celile kendi
uydurma yazılarına ilâhî bir kıymet vererek dünyaya ait bir menfaat teminine
çalışanları kötülemekte ve onların helake uğrayacaklarını ihtar etmektedir.
Şöyle ki: (İmdi yazıklar olsun) yani acıtıcı bir azap veya cehennemdeki bir vadi
(o kimselere ki) onlar uydurma (kitabı elleriyle yazarlar da) kendi
taraflarından hazırlar, bununla halkı aldatmak isterler de (sonra bununla) bu
yazdıkları asılsız şeyler ile (az bir baha satın almak) yani: mukabilinde âdi,
geçici bir menfaat temin etmek (için bu) yazılan şey (Allah tarafından) bir
semavî kitabtır. (derler.) Bu ne kadar büyük cüret, hakikate muhalefet!.. Artık
(Yazıklar olsun onlara) öyle iddiada bulunanlara. (O ellerinin yazmış olduğu
şeylerden dolayı.) Bu yüzden ne büyük azaba uğrayacaklardır. (Ve yazıklar olsun
onlara o kazanmış oldukları şeylerden dolayı.) Bu yüzden ne büyük zarar ve
ziyana uğrayacaklardır. Evet... Vay bu gibi cahilce hareket edenlerin ve gayri
meşru menfaatler peşinde koşanların hallerine.
§ Eski kavimlerden bazıları
özellikle Yahudiler, kendi kuruntularına göre bazı şeyler yazmışlar, bunlara bir
ilâhî kitab süsü vermek istemişlerdir. Kısacası Tevrat'ta peygamberimizin
vasıflarını ve recm ayetini değiştirmişlerdir. Maksatlarını kabul ettirmek için
bu yazdıkları şeylerin Allah katından gönderildiğini iddiada bulunmuşlardır.
Böyle bir hareket ise Cenab'ı Hakka karşı bir iftiradır. Böyle hakikate,
diyanete muhalif, yazıları vasıtasiyle elde edecekleri kazançları ise ne kadar
maddi yönden çok olsa da haddizatında onların hiç bir kıymeti yoktur, bilâkis
felâketlerine sebeptir. Çünkü o cüretlerinden dolayı ebedî saadetten, ahirete
dair mükafatlardan ebediyyen mahrum ve azaba uğramış olacaklardır. Artık insan
böyle bir alçaklığa, cinayete nasıl cüret edebilir!.. İşte bu ayeti kerime
onların helake, azaba ebediyyen yakalanmış olacaklarını hatırlatıp durmaktadır.
Yazıklar olsun o gibi cahilce cüretlere devam edenlere.
80. Ve dediler ki:
Bizlere bir kaç sayılı günden başka cehennem ateşi temas etmeyecektir. De ki:
Siz Allah'ın huzurunda bir ahid mi aldınız? Elbet de Allah Teâlâ dönmez. Yoksa
bilmeyeceğiniz bir şeyi Cenab'ı Hakka isnad edip söylüyor musunuz?
80. Bu mübarek ayetler;
İsrail oğullarının gerçeğe aykırı iddialarını reddetmektedir. Küfür içinde ölüp
gidenlerin, ebediyyen azap göreceklerini hatırlatmaktadır, İmân ve iyi hal ile
vasıflanan zatlarında ebediyyen cennetlerde kalacaklarını müjdelemektedir. Şöyle
ki: İsrail oğullarına İslâmiyeti kabul etmeleri, aksi takdirde ebediyyen azap
görecekleri hatırlatılınca bunu inkâr ettiler. (Ve dediler ki: bizlere bir kaç
sayılı günden başka cehennem ateşi temas etmeyecektir.) Bizim cehennemde
kalacağımız nihayet bir kaç günle sınırlı bulunacaktır. Cenâb-ı Hak ise
onları yalanlamak için buyuruyor ki: Rasûlumü onlara (de ki: siz Allah'ın
huzurunda) katında
(bir ahid mi aldınız?) bir
söz mü aldınız? (elbette Allah Teâlâ ahdinden dönmez.) Buna inandık!.. Fakat
böyle bir akid neyle sabit. (Yoksa bilmeyeceğiniz bir şeyi Cenâb-ı Hakka isnad
edip söylüyor musunuz?) Buna nasıl cesaret edilebilir?
§ İsrail oğulları
kendilerini müdafaa için temelsiz bir iddiaya kalkışmışlardır, şöyle ki:
Vaktiyle İçlerinden bazıları 40 gün buzağıya tapmış oldukları için cehennemde
nihayet 40 gün kalacaklarını söylemişlerdir. Diğer bir kanaatlerine göre de
dünyanın 7000 sene ömrü olduğundan her bin sene için bir gün cehenneme
gireceklerini, bu cihetle cehennemde nihayet 7 gün kalacaklarını iddia
etmişlerdir. İşte bunların bu pek yanlış ve boş iddialarını Cenâb-ı Hak bu ayeti
celilesi ile reddedip çürütmektedir.
81. Hayır, her kim bir
yaramazlık işler, günahı da kendisini kuşatırsa işte onlar ateş halkıdır. Onlar
o ateşde ebedî kalacak kimselerdir.
81. (Hayır) öyle
değil (her kim bir yaramazlık işler) bir günahı yapar durur (günahı da kendisini
kuşatırsa) yaptığı o günah kendisini her taraftan sararsa (İşte onlar ateş
halkıdırlar.) Ebediyyen cehennem ehlidirler. (Onlar o ateşte) cehennem içinde
(ebedî kalacak kimselerdir) oradan asla çıkamayacaklar. Devamlı şekilde azap
görüp duracaklardır. Artık onların öyle geçici olarak cehennemde kalacaklarına
ait iddiaları asılsızdır. Kendilerinin uydurmasıdır. Böyle bir vaziyet, böyle
cehennemde ebedî kalmak küfür ehline mahsustur. Çünkü bir şahsı her yönden
kuşatan, ruhuna ve vicdanına musallat bulunan günah, küfürden başka değildir.
82. îman edenler ve salih
amellerde bulunanlar ise işte onlar cennet ashabıdır. Onlar cennette ebedî
kalacaklardır.
82. Kur'ânı i erimde hoş ve
mükemmel bir üslûp vardır. Bir azap ayeti zikredildi mi onun ardından bir sevap,
bir lûtf ve inayet ayeti de zikredilir. Bu şekilde Cenâb-ı Hakkın şiddetli azap
edici olduğu gibi esirgeyici ve merhametli olduğu da açıklanmış olur. İşte bu 82
inci âyeti kerime de bu kabildendir. Bunda buyurulmuş oluyor ki: (İman edenler
ve salih amellerde bulunanlar ise) yani: İman edilmesi dinen icab eden şeyleri
kalben tasdik ve lisânen ikrar eyleyen ve üzerlerine düşen güzel güzel amelleri,
vazîfeleri ifaya çalışan zatlar yok mu (İşte onlar ashabı cennettir.) Cennet
onlara mahsustur. (Onlar cennette devamlı kalacaklardır) Cennette ebedî olarak
kalacaklardır. Ne büyük müjde.
Evet... Allah Teâlâ hem
azabı şiddetli olan, hem de acıyan ve merhamet edendir. Bu kutsî sıfatları
elbette tecellî edip duracaktır. Onun gösterdiği yolu takip edenler onun sonsuz
rahmetine kavuşacaklardır. Onun gösterdiği binlerce delillere ve kanıtlara
rağmen onu inkâr ederek veya ona ortak koşarak sapıklık içinde kalmış olanlarda,
ebedî bir azaba tutulacaklardır. Hak Teâlâ'nın bütün açıklamaları gerçeğin ta
kendisidir. Artık insanlık ona göre hayatını tanzim etmelidir.
83. Ve biz bir vakit İsrail
oğullarının misâkını almıştık ki siz Allah'tan başkasına ibâdet etmezsiniz,
ananıza babanıza da ihsan -da bulunursunuz- Akrabalara, yetimlere, yoksullara da
-ihsan edersiniz- Ve insanlara güzel söz söyleyin. Ve namazı doğruca kılın,
zekatı da verin. Sonra siz, içinizden pek az müstesna olmak üzere yüz çevirdiniz
ve siz halâ yüz çeviren kimselersiniz.
: 3. Bu ayeti kerime İsrail
oğullarının vaktiyle mükellef olup, üstlenmiş oldukları dinî hükümlere,
vazîfelere ne kadar muhalefette bulunmuş olduklarını bildirmektedir. Şöyle ki
Hak Teâlâ hazretleri buyuruyor ki (ve biz) yani ben şanı Yüce Yaratıcı (bir
vakit) Musa aleyhisselâm zamanında Tevrat vasıtasıyla (İsrail oğullarının
misâkını) sözünü, teminatını (almıştık ki siz Allah'tan başkasına ibâdet
etmezsiniz.) Yani yalnız ona ibâdette bulunun, başkasına ibâdet etmeyin. Ondan
başka ibâdet edilecek yoktur. (Ananıza, babanıza da ihsan) da bulunursunuz. Yani
bunlara da iyilik edin. (Akrabalara) hısımlardan olana da (yetimlere, yoksullara
da) iyilikte bulunun. (Ve insanlara güzel söz söyleyin.) Yani halk ile güzelce
konuşun, bir birinize iyiliği tavsiye ediniz, hayra yo ne İtici öğütler veriniz.
Ve sorumlu olduğunuz (namazı doğruca kılın.) Rükün ve şartlarına uyarak kılın.
Ve üzerinize düşen (zekatı da verin.) Ne yazık ki bu emirlere uyulmadı. (Sonra
siz, içinizden pek azı müstesna olmak üzere yüz çevirdiniz.) Söz ve yemine
uymadınız, sizden Abdullah ibni Selâm gibi az bir zümre müstesna olmak üzere
hepiniz de sözünüzde durmadınız. İşte sizin tarihî hayatınız böyle geçmiştir.
'Ve) mamafih (siz halâ yüz çeviren kimselersiniz.) Evet... Siz halâ haktan dönen
bir kavimsiniz.
§ Bu ayeti kerime, semavî
kitapların ne kadar faydalı, insanlığı yükseltmeye sevkedici hükümler
taşıdıklarını göstermektedir. İşte Tevrat'ta da insanlara şu ahlâkî, sosyal,
dinî hükümler, vazifeler emir ve tavsiyeler buyrulmuştur:
1) Yalnız Allah Teâlâya
ibâdet edilmesi. Evet... Bütün kâinatın yaratıcısı, ibâdet edileni birdir. Bütün
kudret izleri buna şahittir. Binaenaleyh Allah Teâlâ'dan başkasını ilâh tanıyıp
ona ibâdette bulunmak en büyük bir sapıklıktır. Artık böyle cahilce bir
hareketten sakınılması emrolunmuştur.
2) Anaya, babaya ihsan
edilmesi: Ana, baba insanın hayatına vesiledir. Onlar varlıklarına sebep
oldukları çocukları hakkında ne kadar şefkatli, ne kadar fedakârdırlar. Artık
onların kadrini bilmek, kendilerine hizmette ve yardımda bulunmak, onların meşru
emirlerine riayet eylemek mühim ve insanî bir vazife değil midir? İşte ilâhî
dinler insanları bu vazife ile mükellef tutmuştur.
3) Yakınlara
iyilikte bulunmak: Evet... Akraba, ana ve baba tarafından olan hısımlar, adeta
bir aile teşkil etmiş olurlar, aralarında mühim bir münâsebet, bir sosyal alâka
vardır. Artık bunlar ile güzelce görüşüp konuşmak, kendilerine iyilikte bulunmak
mühim bir vazîfe değil midir? İşte ilâhî dinler bu hususa uyulmasını da
emretmektedir.
4) Yetimlere yardım
edilmesi: Vaktiyle babasını kaybetmiş, onun şefkatli bakışlarından,
yardımlarından mahrum kalmış bir çocuğu düşünelim. Bunun bu vaziyeti, şefkatli
bakışı ve merhameti celbedecek bir halde değil midir? Artık bunlara da uygun
şekilde yardımda ve güzel mumelede bulunmak ne kadar insanî bir görevidir. İşte
mukaddes dinler bu hususa da uyulmasını İnsanlara emretmiş bulunmaktadır.
5) Miskinlere,
yani: geçimlerini temin edecek kuvvete ve hiç bir mala malik bulunmayan yoksul
kimselere yardım edilmesi: Malumdur ki her yerde, her zamanda bir takım aciz,
perişan insanlar bulunur ki, kendi geçimlerini temin edecek birşeye sahip
bulunmazlar. Artık bunlara hali, vakti yerinde olan hemcinslerinin yardım
etmeleri lâzım değil midir?
İşte ilâhî dinler insanlara bu hayırlı yardımı da tavsiye buyurmaktadır.
6ı Bütün insanlar ile
güzelce konuşulması: Malumdur ki insanlar cins olarak aynıdırlar, bir Yüce
Yaratıcısının kullarıdır, aralarında sosyal bağlar vardır. Artık biri biriyle
güzelce, nazikâne konuşmaları ve aralarında bir dayanışmanın, bir iyilik
severliğin cereyanı gerekmez mi? Hakiki İnsaniyet ve medeniyet bu suretle ortaya
çıkar. İşte semavi dinler insanlara bu mühim, bu karşılıklı vazîfeyi de
yüklemiştir.
7) Kerem sahibi
Rabbimize kulluk arzında bulunulması: Şüphe yok ki bizler bir Yüce Yaratıcının
kullarıyız. Bizler daima onun nimetlerine nail bulunuyoruz. Artık daima o Yüce
Yaratıcımızın lütuf ve ihsanını düşünmeli, ona vakit vakit kulluk arzında ve
şükranda bulunmalı değil miyiz? Bizler birer uyanık ruha ve nurlu kalbe sahip
olmalı değil miyiz? İşte mükellef olduğunuz namazlar ve dualar bizlere bu yüce
fâideleri temin etmektedir. Binaenaleyh doğru, hikmetli ve esasen aynı olan
ilâhî dinler insanlığa bu yüksek farizeyi de yüklemiştir.
8) Fakir dindaşlara
zekât adıyla yardım edilmesi: Malumdur ki aralarında din bağı bulunan insanlar
din kardeşidirler. Bir hikmet gereği olarak bu insanlar, geçim itibariyle aynı
durumda bulunamazlar. Bunlardan bir kısmı servete ve refaha ulaşmış olduğu halde
diğer bir kısmı da maddi yönden bir ihtiyaç içinde bulunabilir. İşte birinci
zümrenin bu ikinci yoksul zümreye maddi bakımdan yardım etmesi pek uygun olmaz
mı? İşte ilâhî dinler zekât vazifesiyle bu insanî davranışı da temin etmiş
bulunmaktadır. Artık ilâhî dinlerin ve özellikle dinlerin sonuncusu olan ve
hükmü bütün insanlığa yönelik bulunan ve bütün bu yüksek vazifeleri en mükemmel
bir şekilde bütün insanlık alemine teklif buyuran mukaddes İslâm dininin
yüceliğini İtiraf etmek emirlerini, yasaklarını tam bir şevk ve hürmetle kabul
etmek bütün insanlara lâzım gelmez mi? Ne yazık ki bir çok kütleler bu
hakikatten gafil bulunuyorlar. Bu gibi faydalı, yüce hükümlere uymaktan
kaçınıyorlar. İşte İsrail oğulları hakkında yapmış olduğumuz Kur'ânî açıklamalar
da buna şahittir. Cenab'ı Hak cümlemize uyanıklıklar nasip buyursun amin!..
84. Ve bir vakitte biz:
Kendi kanlarınızı dökmeyeceksiniz ve nefislerinizi yurdunuzdan çıkarmayacaksınız
diye bir ahdinizi almıştık. Sonra ikrarda etmiştiniz. Ve siz -bu ikrarınıza-
şahadet de edersiniz.
84. Bu ayeti
kerime İsrail oğullarının kabul etmiş ve itirafta bulunmuş oldukları bir söz ve
yemini beyan etmektedir. Bu söz ve yeminin hem Musa aleyhisselâm
zamanındaki bir söz ve
yemine, hem de Hz. Peygamber zamanındaki bir kısım Yahudilerin arap kabileleri
ile yapmış oldukları anılaşmayı içine alır. Buyrulmuş oluyor ki: (Ve) ey İsrail
oğulları! (bir vakitte biz, kendi kanlarınızı dökmeyeceksiniz) birbirinizi
öldürmek suretiyle hayatınıza tecavüz etmeyeceksiniz, (ve nefislerinizi
yurdunuzdan çıkarmayacaksınız) bir kısmınız, diğer bir kısmınızı vatanından
çıkarıp dışarı atmayacaksınız (diye bir ahdinizi almıştık) sizden bu hususlara
dair kesin söz almıştık. (Sonra) siz (ikrar da etmiştiniz) yani: Bu ahdin hak
olduğunu söyleyerek kabul de eylediniz. (Ve siz) bu ikrarınıza (şahadet de
edersiniz) Böyle bir söz ve ikrarı itiraf edersiniz. Artık bu söze uymalı değil
miydiniz?.. Halbuki buna uymadınız.
S işbu: 83. ve 84. âyetler
Beni İsrail hakkındaki "Evamiri aşereyi = On emri" kapsamaktadır. Bunların
sekizi 83. âyeti celilenin izahında görülmektedir. Dokuzuncusu da haksız yere
adam öldürme ve intihardır. Onuncusu da bir kimseyi haksız yere vatanından
çıkarmak, sürgün etmektir ki işbu 84. âyeti kerime de bunları tesbit
buyurmuştur.
Velhasıl bu âyeti celilede
suna da İşaret vardır ki: Bir milletin fertleri bir birlik teşkil ederler, her
birinin kanı, nefsi, vatanı diğerinin de kanı, nefsi ve vatanı mesabesindedir.
Bunlardan birinin haksız yere kanını döken, sahsım vatanından uzaklaştıran sanki
kendi kanını dökmüş, kendi sahsım yurdundan uzaklaştırmış gibi olur. Artık
insanlar böyle bir hale teşebbüs etmemelidirler. Halbuki İsrail Oğulları
bilahara böyle bir harekette bulunmuşlardır. İste 85. âyeti çelil bunu
göstermektedir.
85. Sonra siz o
kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürürsünüz ve sizden olan bir fırkayı da
yurtlarınızdan çıkarırsınız. Ve onların aleyhine günah ile, düşmanlıkla
yardımlaşıyorsunuz. Ve onlar size esir olarak gelince de onlar ile fidyelesmekte
bulunuyorsunuz. Halbuki onların öyle yurtlarından çıkarılması sizin üzerinize
haram bulunmuştur. Artık siz kitabın bir kısmına inanır da bir ki simini inkâr
mı eyliyorsunuz? İmdi sizden böyle bir fiilde bulunanların cezası, bu dünya
hayatında zilletten başka değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en
şiddetlisine sevkolunacaklardır. Allah Teâlâ da sizin yaptıklarınızdan gafîl
değildir asla.
85. Bu âyeti celile,
asrı saaddetteki bir kısım yahudi zümrelerinin birbirine düşman kesilmiş,
Tevrat'ın da hükümlerine muhalefette bulunup durmuş olduklarını beyan ile bu
hareketlerini vermektedir. Şöyle ki: Ey İsrail Oğulları! (Sonra siz o
kimselersiniz ki kendinizi öldürürsünüz) birbirinizin hayatına kast edersiniz.
(Ve sizden olan bir fırkayı da yurtlarından çıkarırsınız) kendi milletinizden
bulundukları halde onları vatanlarından uzaklaştırırsınız. (Ve onların aleyhine
günah ile, düşmanlıkta yardımlaşıyorsunuz.) O fırkanın aleyhine olarak müttefiki
bulunduğunuz kabilelerin fertleri ile bir diğerinize yardımda bulunuyorsunuz.
Zalimce hareketlere devam ediyorsunuz. (Ve onlar) o sizin ırkdaşınız olan
fırkanın fertleri (Size esir olarak gelince de onlar ile fidyelesmekte
bulunuyorsunuz.) Onların fidyelerini verip kendilerini esaretten kurtarmak
istiyorsunuz. Diğer bir görüşe göre: Onlardan fidye alıyorsunuz, haklarında esir
muamelesi yapıyorsunuz. (Halbuki onların öyle yurtlarından çıkarılması)
Tevrat'ın hükümlerine göre (sizin üzerinize haram bulunmuştur.) Buna neden
uymuyorsunuz? (Artık siz kitabın bir kısmına inanır da bir kısmını inkâr mı
ediyorsunuz?) Halbuki İman edilecek şeylerin bir kısmını kabul, diğer bir
kısmını inkâr etmek, imana aykırıdır ve küfrü gerektirmektedir. (İmdi sizden
böyle bir fiilde bulunanların cezası) pek büyüktür. (Bu dünya hayatında
zilletten başka değildir.) Onlar daima zelilce yaşayacaklardır. (Kıyamet gününde
ise onlar azabın) cehennem ateşinin (en şiddetlisine sevk olunacaklardır.) Ne
ebedî felâket!.. (Allah Teâlâ da sizin yaptıklarınızdan) hâşâ (gafîl) habersiz
(değildir.) Hepsini tamamen bilmektedir. Buna inancımız tamdır. Artık
istikbalinizi düşünün!..
§ Tarihen sabittir ki:
Peygamberimizin yaşadığı dönemdeki Yahudilerden Medinei Münevvere civarında
bulunan "Beni Kaynuka"' ile "Beni Kureyza" kabileleri biri birinin düşmanı
kesilmişti. Bunlardan Beni Kaynuka' araplardan "Evs" kabilesiyle, Beni Kureyza'
da araplardan "Beni Nadir" ve "Hazrec" kabileleriyle ittifak kurmuşlardı. Eve ve
Hazrec kabileleri arasında ise İslâmiyetten evvel bir düşmanlık devam edip
duruyordu. Bu suretle bu Yahudiler de diğer tarafta olan Yahudiler ile düşman
kesilmiş, vakit vakit çarpışıp duruyorlardı. Sonra da Yahudilerden esir
düşenlerin fidyelerini vererek onları esaretten kurtarmak isterlerdi. Ne için
bunlar ile hem savaşta bulunuyorsunuz, hem de bunlardan esir düşenleri
fidyelerini vererek esaretten kurtarmak istiyorsunuz? Denilince de: "Tevrata
böyle emrolunmuştur, ona binaen o dindaşlarımızı esaretten kurtarmak istiyoruz"
derlerdi. Halbuki onların kendi dindaşlarına karşı savaşta bulunmaları, onları
yurtlarından uzaklaştırmaları men edilmişti. Binaenaleyh Tevrat'ın bâzı
emirlerini tutuyorlar, bâzı emirlerini de tutmuyor, inkâr etmiş bulunuyorlardı.
İşte onların bu hallerini Kur'ân'ı Kerîm böylece haber veriyor. Ne kadar
dalalette kalmış olduklarına işaret buyuruyor.
86. İşte onlar öyle
bir güruhtur ki, âhiret karşılığında dünya hayatını satın almışlardır.
Binaenaleyh onlardan azap hafiflendirilmeyecektir. Ve onlar yardımda
olunmayacaklardır.
86. Bu âyeti çelik
İsrail Oğullarının ne kadar dünyaya bağlı ve ebedî azabla karşı karşıya
olduklarını göstermektedir. Şöyle ki: (İşte onlar) o ilâhî hükümlere muhalefet
edip duran İsrail Oğulları (öyle bir güruhtur ki) öyle geçici menfaatlere
düşkün, yalnız dünyayı düşünmekle meşgul bir cemaattır ki (âhiret karşılığında)
yâni ebedî hayat ve saadet mukabilinde, bunları feda ederek (dünya hayatını
satın almışlardır.) Kendi elleriyle kendilerini ebedî azaba düşürmüşlerdir.
(Binaenaleyh onlardan azap hafiflendirilmeyecektir.) Onlardan değiş-tokuş
yüzünden ebediyen uğrayacakları azaplar asla azaltılmayacaktır. (Ve onlar
yardımda olunmayacaklardır.) Onların haklarında bir şefaatçi, bir yardımcı
bulunmayacaktır. Artık bu aMbeti düşünmelidirler.
5 Malûm olduğu üzere dünya,
en yakın ve en aşağı manasınadır, içinde yaşadığımız bu fâni âleme verilmiş bir
isimdir. Ahiret ise dünya hayatından sonra yüz gösterecek olan ebedî bir âlemdir
ki, İman sahipleri orada bir ebedî saadet içinde yaşayacaklardır. İmandan mahrum
olanlar da orada ilel ebed azab görüp duracaklardır. Artık aklı başında olan bir
insan o âhiret hayatına kıymet vermez de bu dünya hayatına hırslı bir şekilde
sarılabilir mi?.. Her gün bu fâni dünya hayatına veda edip gidenleri acaba
görüyor muyuz? Bahtiyar ve hakikaten akıllı o kimsedir ki dünya hayatından da
meşru şekilde istifade eder, bu hayat sayesinde dünyasını da, âhiretini de
makbul, makul ve mesuliyetten uzak bir şekilde kazanmaya muvaffak olur.
87. And olsun ki muhakkak
biz Musa'ya kitap verdik, ondan sonra da biri biri ardınca peygamberler
gönderdik. Meryem'in oğulu İsa'ya da mucizeler verdik. Ve onu ruhulkuds ile
destekledik. Sizler ise her ne vakit nefislerinizin hoşlanmadığı bir emir ile
peygamber gelince büyüklük taslayarak bir kısmını yalanlayıp, bir kısmını da
öldürecek misiniz?
87. Bu âyeti celile de
İsrail Oğullarının vaktiyle kendilerini aydınlatacak ve irşad edecek
peygamberlere, kitaplara ve diğer delillere karşı ne fecî vaziyetler almış
olduklarım bildirmektedir. Şöyle ki: Ey İsrail Oğulları! (And olsun ki, muhakkak
biz) ben şanı Yüce Rab (Musa'ya kitap verdik) ona Tevrat'ı Şerifi birden
indirdik. (Ondan sonra da biri biri ardınca peygamberler gönderdik.) Bu zatların
vasıtalariyle dinî, dünyevî hükümler sizlere ulaştırılmış oldu. Kısacası
(Meryem'in oğlu İsa'ya da mucizeler verdik.) Ona açık deliller, açık mucizeler,
ölüleri diriltmek gibi, gaybdan haber vermek gibi harikalar veya incil gibi bir
kitap ihsan ettik. (Ve onu) Hz. İsa'yı (ruhulkuds ile) yani Cibrili Emin ile
veya Allah Teâlâ'nın ismi azamı ile veya incil Kitabı ile (destekledik) onun
yüce bir peygamber olduğunu gösterdik. (Sizler ise) o mübarek zat d an da
istifadeye çalışmadınız, bilâkis onu inkâra cüret ettiniz. Artık sizlere (her ne
vakit nefislerinizin hoşlanmadığı) gönüllerinizin istek ve arzularına zıt düşen
(bir emr ile) bir dinî hükm ile (peygamber gelince) siz (büyüklük taslayarak)
kibirli ve gururlu bir vaziyet alarak o muhterem zatların (bir kısmını
yalanlamış olacak, bir kısmını da öldürecek misiniz?) Nefisleriniz sizi daima
böyle cinayetlere mi sevkedecek? Bu ne alçakça hareket!.. Nitekim onlar Hz. Isa
ile son peygamber Hz. Muhammed'i yalanlamaktadırlar. Hz. Zekeriya ile Hz.
Yahya'yı da şehit etmişlerdir. Kendilerinde merhamet ve Hakka saygı eseri asla
görülmemiştir.
88. Ve dediler ki: Bizim
kalblerimiz perdelidir. Öyle değil. Allah Teâlâ onlara küfürleri sebebiyle lanet
etmiştir. Onun içindir ki az pek az îman ederler.
88. Bu mübarek âyetler de
bir takım Yahudilerin son peygamber Hz. Muhammed'e karşı olan inkarcı
durumlarını bildirmektedir. Şöyle ki: Rasûlü Ekrem Efendimiz, kendi zamanında
bulunan yahudi kabilelerini Islâmiyete davet edip onların yanlış inançlarını
açığa vurdukça onlar buna karşı alaycı bir tavır aldılar. (Ve dediler ki,
bizim kalblerimiz perdelidir) biz senin bu açıklamalarını Kur'ân'ın
emirlerini, yasaklarını İşitip kabul edecek bir durumda değiliz. Bizim
yüreklerimiz kaşarlıdır. Halubik (öyle değil) onar mükellef insanlar oldukları
için tabiatları İtibariyle o gibi emirleri, yasakları işidip anlayabilecek bir
yaradılışta bulunmuşlardır. Öyle olmasaydı zaten mükellef olmazlardı. Nitekim
akıl hastaları mükellef değildir. Fakat onların bu alayımsı sözlerini söyleyip
Hakkı kabulden kaçınmaları sebebiyle Cenab'ı Hak onları rahmetinden
uzaklaştırmıştır. Evet... (Allah Teâlâ onlara küfürleri sebebiyle lanet
etmiştir.) Onları öyle yüksek bir yetenekten yoksun bırakmıştır. 'Onun içindir
li» onlar (az pek az İman ederler.) Bazı şeyleri tasdik etseler de birçoğunu
inkârda bulunurlar.
89. Vaktaki onlara Allah
tarafından yanlarındakini tasdik edici bir kitap geldi, halbuki evvelce
kâfirlere karşı fetih ve yardım isterlerdi. Fakat o bildikleri şey kendilerine
gelince onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın laneti kâfirler üzerinedir.
89. (Vaktaki onlara) o
yahudîlere (Allah tarafından yanlarındakini) Tevrat Kitabını (tasdik eden bir
kitap geldi) yani Kur'ân'ı Kerîm nazil olarak hepsini İman daireyisine davet
etti, onu inkâra kalkıştılar. (Halbuki evvelce kâfirlere karşı) öyle gelecek
ilâhî bir kitap ile, Kur'ân'ı Kerîm ile veya gönderilecek âhirzaman peygamberi
ile (fetih ve yardım isterlerdi.) O sayede hürriyete kavuşup, başka milletlere
galip geleceklerini beklerlerdi. (Fakat o bildikleri) İnsanlık âlemine ergeç
şeref vereceğine inandıkları (şey) o yüce nebi veya o kitabı kerim (kendilerine
gelince) kendilerini İslâm dinîne davet edince (onu inkâr ettiler.) Sırf
hasetlerinden ve makamlarını kaybedecekleri endişesinden dolayı o yüce
peygamberi ve ona inen kitabı kerimi İnkâra cüret gösterdiler. (Artık Allah'ın
laneti) bütün (kâfirler üzerinedir.) Artık o münkirler de bu lanetten
kendilerini kurtaramayacaklarını düşünsünler.
90. Nefislerini
karşılığında sattıkları şey ne kötü bir şey!.. O şey. Allah'ın lütfuyla
kullarından dilediği zata indirmiş olmasına haset ederek Allah Teâlâ'nın
indirdiğini inkâr etmeleridir. Artık gazaptan gazaba uğradılar. Kâfirler için
bir alçaltıcı azap da vardır.
90. Bu âyeti celile de
İsrail Oğullarının ne kadar inkarcı ve inatçı hareketlerde bulunmuş, ne
derecelerde azabı hak etmiş olduklarını bildirmektedir. Şöyle ki: O İsrail
Oğullarının (nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü bir şey) Onlar
dünya hayatı için ebedî hayatlarını feda ettiler de farkında değillerdir.
Evet... (O şey Allah'ın lütfuyla) lütuf ve keremiyle (kullarından dilediği zata)
Son peygamber Hz. Muhammed'e vahiy yoluyla kitap (İndirmiş olmasına haset ederek
Allah Teâlâ'nın indirdiğini) Kur'ân-ı Kerîm'i, o ilâhî vahyi (inkâr
etmeleridir.) İşte bu inkâr, ne kötü, ne felâket getiren bir şeydir. Bu sırf bir
küfürdür. Evet... Onlar (artık) bu sebeple (gazaptan gazaba uğradılar.) Bu
küfrün bir cezasıdır. Böyle (kâfirler için) şüphe yok ki bir (alçaltıcı)
aşağılayıcı küçük düşürücü ve alçaltıcı (bir azap ta vardır.) Onlar dünyada da,
ahirette de felâketten felâkete uğrayacaklardır. Evet... Tarihen de sabittir ki:
İsrail Oğulları, hem Tevrat'a İman ettiklerini iddia ederler, hem de Tevrat'ta
vasıfları bildirilmiş olan âhir zaman peygamberini inkârda bulunurlar. Onlar
vaktiyle firavunun ve diğer kavimlerin bir çok hakaretlerine uğramış, nîmetleri,
vatanları, devletleri ellerinden çıkmıştı. Bunlar onların haklarında birer ilâhî
gazab eseri idi. Sonra da âhir zaman peygamberini ve ona nazil olan Kur'ân'ı
Kerim'i inkâr etmekle gazap üstüne gazaba layık olmuşlardır. Ne yazık ki onlar
bu hasetlerinde, inkârlarında devam edip durmaktadırlar.
Sonraki Sayfa

|