SORU 12:
Rabıta nedir?
Rabıta; iki şeyi
birbirine bağlayan ilgi, bağ, münasebet gibi manalara gelir.
Tasavvuf yolunda ise rabıta; Allah-u Zülcelal'e O'nun Resulüne ve
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in varisleri olan salih
kimselere duyulan bir sevgiden ibarettir. Nasıl ki sevgi;
sevgilinin hayalini, güzelliğini, hal ve hareketlerini düşünerek
kalbi sevgiliye bağlamak anlamına geliyorsa; rabıta da insanın
Allah-u Zülcelal'in rızasını kazanmak için O'nun salih kullarına
gönülden bağlanmaktır.
Yani rabıta,
muhabbet ve hürmetle kalbi bağlamaktan ibarettir. Rabıtanın özü
şudur: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in varisi olan
alim ve salih bir kimseyi düşünmek, sadece onun şahsını hayal
etmek ve müstakil olarak ondan bir şey istemek değildir. Bilakis
aslında her şeyi yaratan ve yapan faili hakikinin Allah-u Zülcelal
olduğuna itikat ederek, Allah-u Zülcelal'in o âlim ve salih
kimseye ihsanda bulunup, o insanda ortaya çıkardığı fazileti
düşünmektir.
Bu durum şuna
benzer. Bir fakir ihtiyacını karşılamak için bir zenginin
karşısına gelip talepte bulunur. Fakat o fakir bilir ve inanır ki,
gerçekte veren ve İhsan eden Allah-u Zülcelal'dir. Çünkü yerlerin
ve göklerin hazineleri O'nun elindedir. O'ndan başka faili hakiki
yoktur. Fakir, zenginin kapısında ancak, Allah'ın nimet
kapılarından bir kapı ve oradan kendisine bir nimet vermesinin
mümkün olduğunu bildiği için durur. İşte rabıtanın özü de budur.
Tabii günümüzde
bazı kimseler:
"Allah-u
Zülcelal'den başka varlık düşünülür mü? Niçin Allah 'ı
düşünmüyoruz da, bir insanı düşünüyoruz? Bu şirk değil midir?
Allah-u Zülcelal'in sevgisi bölünmüş olmuyor mu?"
gibi
aklın kabul etmeyeceği yanlış bir takım fikirler öne sürerek,
samimi olarak Allah-u Zülcelal'in rızasını arayan insanların
kafalarına şüphe sokmaya çalışıyorlar.
Öncelikle şunu
belirtelim ki, zat ve sıfatları ile hiçbir benzeri ve eşi, ortağı
bulunmayan Allah-u Zülcelal'i düşünmek, O'nun zatını hayale
getirmeye çalışmak değildir. Çünkü insanın bir zatı düşünebilmesi
için, onu görmesi gerekir. Onun için insan ne kadar istese de
Allah-u Zülcelal'i hayal edemez ve zaten hayal etmesi de caiz
değildir. Çünkü Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve şellem bir
hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
"Allah'ın
zatını tefekkür etmeyin. O'nun nimetlerini ve yaratıklarını
düşünün. Çünkü siz Allah'ın zatını düşünmeye güç yetİremezsiniz.
" (Beyhaki, Ahmet bin Hanbel)
Hal böyle olunca,
insanlar içinde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in varisi
olmuş alim ve salih olan ve Allah-u Zülcelal'in:
"...Ben
onları severim, onlarda beni sever..."
(Maide;54)
iltifatına ulaşmış ve hayatlarının her anını
insanlara faydalı olabilmek için harcayan, kalpleri ilahi nurla dolu
olan salih kimseleri sevmenin, bu sayede Allah-u Zülcelal'in
rızasına doğru gitmeye çalışmanın gerekli olduğu açık olarak
anlaşılmaktadır. Çünkü onlar Allah'ı hatırlatır, Allah'ı sevdirir ve
herkesi Allah'a sevketmeye çalışırlar.
Tabii bu da
Allah-u Zülcelal'in bir vergisidir. Bunca alim ve salih kimselerin
ısrarla söylediği, büyük menfaatleri olan bir şeyi, ancak ahiretinin
üzerinde meraklı olan kimselere nasip etmektedir.
Herkesin şunu
iyice bilmelidir ki, bu kadar âlim ve salih kimselerin tasavvuf ve
tasavvufun kural ve kaideleri hakkında kitaplar yazmaları, bunları
savunmak için değil; insanı Allah-u Zülcelal'in rızasına götüren bu
yola bilmeden veya bilerek düşmanlık eden kötülemeye çalışan
kimselerin içinde bulundukları bu büyük yanlıştan dönmeleri içindir.
En büyük hidayet
ve nur kaynağı olan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i
görüpte iman etmeyenler, o güneşten zerre kadar ışık alamadan ölüp
gitmişlerdir. Şüphesiz bir kişi, istifade etmek amacıyla peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem'in varisi olan alim ve salih kimselere
baktığında, sohbet meclislerinde bulunduğunda istifade eder. Onu
düşündüğünde de durum aynıdır. Görmesi ile düşünmesi arasında fark
yoktur.
Yani Allah-u
Zülcelal'in sevdiği kimseleri sevmek, onlara uymak ve onlara
benzemeye çalışmak, Allah-u Zülcelal'i sevmenin alametidir. Rabıta
da bu sevgiyi kazanmaya çalışmanın yollarından biridir.
Kaynak: Seyda Muhammed Konyevi K.S
Hanefi ve Şafi Mezhebine Göre Asrımız Meselelerine
Fetvalar
Tasavvuf
|