|
|
|
|
|
|
|
Yavuz, 40 bin Alevi’yi kesti mi?
Mustafa Armağan
Tarihi bir türlü siyasetten ayrı ele almayı
beceremiyoruz. Tarih, siyasetin yakasından düşmediği sürece de, kafalarımızdaki
savaş ve karanlık devam edecek gibi görünüyor. Neden mi söylüyorum bunları?
Hatırlarsanız geçen hafta yeni bir ezber bozma
girişiminde bulunmuş ve o “küçük fil”imizi tarihin zücaciye dükkânına Kasr-ı
Şirin kapısından salmıştık. Demiştik ki, siyasetçilerimiz Kasr-ı Şirin’den beri
İran sınırımızın değişmediğini, hatta İran’la 400 yıldır dost olduğumuzu
söylüyorlar, halbuki bu tarihen yanlış bir bilgi.
‘Vay efendim sen ne demek istiyorsun?’ Ne
Bush’un yardakçısı olmadığım kaldı, ne İran’a saldırmak için diş bileyen kesime
top toplayıcılığı yaptığım.
Eğer yazımdan ille de bir siyasî sonuç
çıkarılacaksa, bu çürük iddiamız karşısında Bush’un eli armut toplamayan
‘tarihçileri’ de kalkıp, ‘Bakın, Kasr-ı Şirin’den bu yana İran’la en az 10 kez
savaşmışsınız, sınırlarınızda delinmedik nokta kalmamış, bir kere daha delinse
ne lazım gelir?’ deseler ve bizi kendi silahımızla vurmaya kalksalar ne
diyeceğiz? Bu işleri tarihçilere bırakalım mı?
Yıllar önce Bakü’de bir müzeyi geziyoruz.
Adının İrade olduğunu öğrendiğimiz hanım rehberimiz Şah İsmail’in Çaldıran
savaşını Osmanlı topları yüzünden kaybettiğini ağlamaklı bir tonda anlatıyor.
Besbelli hayranı olduğu Şah İsmail Çaldıran’da bir duvar teşkil eden toplarımızı
geçemeyince hiddetinden kılıcıyla topun ağzına öyle bir vurmuş ki, tuncu
paramparça etmiş!
Burada efsanenin kendisine takılmayın derim.
“Türk” olduğunu düşündüğümüz Azeri kardeşlerimizin bu savaşta Şah İsmail’in
ordusunda saf tutmaları ve Yavuz’u saldırgan bir işgalci olarak görmeleriydi
beni asıl şaşırtan.
Bir de özellikle bazı Osmanlı karşıtı
kesimlerin dillerine doladıkları ve maalesef İsmail Hami Danişmend gibi ateşli
Osmanlı yanlısı ‘Sünniler’in de Şii-Alevi husumetlerinden ötürü köpürttükleri
‘Yavuz’un 40 bin Alevi’yi kestiği’ söylentisi var. Ne yalan söyleyeyim, her iki
kamp da bu tehlikeli ateşe odun taşımakta fevkalade mahirler. Halbuki Fethullah
Gülen hocaefendinin yakınlarda yaptığı ‘mum söndü iftirası’ hakkında sağduyuya
çağıran konuşmasını okusalar, bu meseleye nasıl bir denge bilinciyle
yaklaşacaklarına dair değerli ipuçlarını yakalayabilirlerdi.
Yavuz Sultan Selim, Doğu’da namağlup unvanına
sahip Şah İsmail’in adamlarının Tokat’ı ele geçirip kendi adına hutbe okuttuğu,
hatta Kütahya önlerine kadar geldiği, Bursa’yı tehdit ettiği ve Rumeli’deki
kardeşleriyle buluşmalarına ramak kaldıkları bir ortamda tahta çıkmış buldu
kendisini. Üstelik de bir Osmanlı şehzadesi olan yeğeni Murad, Şiiliği kabul
etmiş ve Şah İsmail’in yanına kaçmıştı. Yani Safevi etkisi, bırakın halka
yayılmayı, bizzat saraya kadar girmişti.
Burada özellikle belirtmek istiyorum ki,
Yavuz’un birinci sorunu, bir inanç olarak Alevilik değil, Fransız tarihçi
Jean-Louis Bacque-Grammont’un akıl dolu deyişiyle, Safevi Devleti’nin
Anadolu’daki Alevileri ‘beşinci kol’, yani istihbarat unsuru olarak, daha da
önemlisi, devleti yıkacak tertipler içine girecek potansiyel bir işbirlikçi güç
olarak kullanmaya kalkmasıydı. Şah İsmail’in gerçek niyetinin Osmanlı’yı Şiî bir
devlete dönüştürerek bir darbede başına geçmek olduğuna ve bu uğurda çalıştığına
dair güçlü kanıtlar bulunuyor. Nitekim 1511 Nisan-Temmuz aylarında Bursa’dan
Antalya ve Kayseri’ye kadar yayılan, Anadolu’nun büyük bölümünün yakılıp
yıkılmasına ve 50 bin insanın ölümüne yol açan Şahkulu isyanı da gerçek bir ders
olmuştur Yavuz’a.
Anadolu’daki Aleviler ya İran’a göç edip Şah
İsmail’in saflarına katılıyor veya muhtemel bir Anadolu seferinde ona destek
vereceklerine dair işaretler veriyorlardı. Osmanlı Devleti’nin 1402’de içine
yuvarlandığı fetret devri yeniden yaşanacak mıydı? Bu soru, 112 yıldır hiç bu
kadar sarsıcı olmamıştı.
Bunun üzerine Yavuz, hem İran’a insan kaynağı
sağlayan göçü önlemek, hem de Safeviler üzerine düzenleyeceği seferde arkasını
sağlama almak için Mustafa Akdağ’ın deyişiyle, “Şah İsmail’e bağlılıkları,
sadece dinî bir inanç olma çizgisini aşarak, para yardımı, asker olarak gidip
ordusuna katılma, Kızılbaşlık propagandası yapmak ve şaha casusluk etmek gibi
yollarla hizmet ettikleri sabit olanlar hakkında kovuşturma başlattı”. Bu
kovuşturmanın bir tür fişlemeye dönüştüğünü biliyoruz. Tutulan defterlere
yukarıdaki eylemlere karışmış 40 bin Kızılbaş’ın adının geçirildiğini, bunların
tutuklanıp sorguya çekildiklerini biliyoruz. Suçlu bulunanlar elbette idam veya
hapisle cezalandırılmıştır. Ancak bu kovuşturma sonunda ne kadarının idam
edildiğini, ne kadarının hapse atıldığını veya sürgüne gönderilip serbest
bırakıldığını bilmiyoruz.
İşte o 40 bin kişi, bu kovuşturma maksadıyla
fişlenen ve yakalanan casuslar, düşmana yardım ve yataklık yapanlar, daha önce
Şah İsmail’in ordusunda savaşmış olanlar, propagandasını yapanlardı. Ve hepsinin
öldürüldüğüne dair en ufak bir kanıt olmadığını ben değil, yine Bacque-Grammont
söylüyor:
“Göründüğü kadarıyla, bu “büyücü avı”,
özellikle olaylara bulaşan tımar sahiplerini yerlerinden atmak ve bilinen
elebaşıları öldürmekten ibaret kaldı. 1513 ya da 1514’te olan 40.000 sapkının
kırılması efsanesinin destekleyen hiçbir kanıt yok elimizde; sayılar karşısında
doğulu baş dönmesiyle alabildiğine damgalı görünüyor bu.” (Bkz. Ed.: Robert
Mantran, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, I, Cem Yay. 1995, s. 173)
40 bin aileyi, yani ortalama 200 bin nüfusu
ilgilendiren böylesine büyük çaplı bir ‘katliam’ın belgelere de bir şekilde
yansıması gerekmiyor muydu? İşte Alevi kökenli olduğu bilinen tarihçi Mustafa
Akdağ, “Yavuz Selim’in o zaman, Kızılbaş mezhepli 40 bin kişi öldürttüğü
hakkında tarihlere geçmiş bir rivayet vardır… Ancak, biz bunu pek şişirilmiş bir
sayı bulmaktayız. Çünkü, bu Padişah devrine ait pek çok mahkeme defterleri hâlâ
elimizdedir. Bunlar üzerinde yaptığımız araştırmalarda, bu çapta kitle
idamlarına rastlayamadık. Eğer öyle kanlı bir olay geçseydi, bu defterlerde yer
alması zorunlu idi.” sözleriyle bu balonu patlatıyor. (Türkiye’nin İktisadî ve
İçtimaî Tarihi, 2, Tekin Yay., 1979, s. 154)
Düzeltiyorum: Tarih ne çekmişse siyasetten ve
efsanelerden çekmiştir.
TARİH
|
|
 |
|
|
|
|
|
|