Burhan
Bozgeyik - Milli Gazete
Ahilerin
ortaya çıkışı Abbasiler zamanına dayanır. Abbasi Halifelerinden (34. Abbasi
Halifesi) Nâsır li Dinillah’ın cömertliğini kendilerine örnek alan bir grup
esnaf, cömertliği kendilerine düstur edinerek bir teşkilat kurmuştur. Daha sonra
bu örnek model yayılmıştır.
Ahiliğin başlıca prensibi şunlardır: Cömertlik, gariplere yardım, zulme
uğrayanları kurtarmak, iyilik etmek...
Ahi üyeleri yiğit, ahi ve şeyh olmak üzere üçe ayrılırdı. Teşkilatın evlenmemiş
genç üyelerine yiğit (feta) denirdi. Ahi, yiğitlerin başkanına ve bir zaviye
sahibine verilen isimdi. Şeyh ise bütün üyelerin mânevî lideri ve sözü dinlenen
büyüğü idi.
Ahi mensuplarının temel vasıfları; mükemmel dinî tahsil yapmış, güzel ahlâk
sahibi, çalışkan ve dürüst olmalarıydı. Bunlar cihada gitmekten büyük haz duyar,
devletin tehlikede olduğu ülkeye düşman hücumunun olduğu zamanlarda en ön
saflarda çarpışır, zorbalarla ve zorbalıkla mücadele eder, şehirlerde ve
kasabalarda ahlâksız ve zorba kimselerin barınmasına fırsat vermez, esnafları
iyiye, doğruya, çalışkanlığa yönlendirirlerdi.
Ahilik Selçuklular zamanında çok gelişmiştir. Öyle ki neredeyse devletin en
mühim “koruyucu unsuru” haline gelmiştir. Ahilik zamanla Esnaflara da yardım
etmiş, onlara yol göstermiş, git gide bir “esnaf teşkilatı” haline gelmiştir.
Ahiler sıkı bir disiplin içinde yaşarlar, zorbalığı ortadan kaldırmayı,
yabancılara, yolda kalmışlara, misafirlere yardımcı olmayı boyunlarının borcu
sayarlardı. Zamanı gelince savaşa katılırlar, ülkenin müdafaasında mühim rol
oynarlardı.
Ahiler tarihte “devlet idare edecek” duruma bile gelmişlerdir. Mesela Moğol
akınlarından sonra Selçuklu devleti yıpranıp da Anadolu’da büyük bir otorite
boşluğu doğunca Ahiler Ankara’da bir nevi devlet kurmuşlardı. Bu devlet bir
müddet devam etmiş, Murad Hüdâvendigâr zamanında sulhla Osmanlı devletine
iltihak etmişlerdir. Böylece Ankara’daki Ahî Cumhuriyeti 1361 tarihinde sona
ermiştir.
Ahilerin Osmanlı Devletinin kuruluşu esnasında da mühim rol oynadıklarını
görmekteyiz. Devletin kuruluşunda en büyük desteği verenler Ahi Şeyleri idi.
Devletin kurucusu Osman Gazi’nin Kayınpederi Şeyh Edebâli, bir Ahî şeyhi idi.
Sohbetleriyle Osman Gazi’ye yol gösteren Şeyh Edebâli, Orhan Gazi’ye dinî
ilimleri öğretmiş ve onu mânevî cihetten yetiştirmiştir.
Ahiler, hem dinî ilimleri mükemmelen öğrenir, hem de kendilerine bir meslek
seçerek o sahada ilerlerlerdi. Böylelikle kendi el emekleri ile geçinirlerdi.
Ahilik teşkilatına mensup müridlerin ve şeyhlerin birer mesleği vardı. Kimi
ayakkabı yapar, kimi at koşumları diker, kimi kılıç-kalkan döver, kimi mızrak
imal eder, kimi de ticaretle meşgul olurdu. Onlar Hz. Davud Aleyhisselamı bu
cihetten kendilerine örnek almışlardı. Bilindiği üzere Hz. Davud Aleyhisselam
zırh yaparak maişetini temin ederdi. Bir gün çalışır, bir gün oruç tutardı.
Osmanlı Padişahları, daha şehzadelik devrinde bir Ahî şeyhinin nezaretinde
yetişir, aynı zamanda Hz. Davud Aleyhisselâmı örnek alarak bir meslek
öğrenirlerdi. Meselâ, Fatih kendine meslek olarak “top dökümcülüğünü” seçmişti.
Her zaman devlet için faydalı olmuş olan Ahilik müessesesi, git gide temel
vasıflarını kaybetmiş, ancak bir “esnaf teşkilatı” şeklinde varlığını uzun
yıllar devam ettirmiştir.
TARİH