|
|
DERSİM
En aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi
bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu
anda yalnız ana prensip ve manasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın,
tarihte bir benzeri gösterilemez.Babalarını arayan ve yanına
gitmek istediklerini söyleyen iki masum çocuğun Hozat Kaymakamı
tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi…
Kendisinin öğretmen ve köy halkıyle alakasız bir şahıs olduğunu
iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla
itilip alevler içine atılması ve karşısında sigara içilmesi…
Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün
bir köy halkı… Annesinin karnından sivri uçlu aletle çıkartıldıktan
sonra yaşamakta devam eden ve hala topuğunda bu sivri uçlu
aletin izini taşıyan çocuk… Bir dere içinde boğazlanan ve
bu fiili yerine getiren celladın bulunması bir hayli zorluğa yol
açan yİrmi masum… Ve buna benzer Daha neler, daha
neler!..Cesetleri değil, manaları muhakeme ve idam eden tarih,
bakalım bu 50.000 çocuk, genç, ihtiyar, kız, kadın, hasla,
alil müslüman cesedine karşılık kaç ferdin manası üzerinde
ebedi kararı verecektir?
Elazığ Ortaokulunda okuyan iki çocuk… Tatili geçirmek üzere
memleketleri olan Hozat’a geliyorlar ve facianın tam üstüne düşüyorlar.
Hozat yakınlarındaki köylerine geldikleri zaman babaları Yusuf
Cemil’in öldürtülmüş olduğunu öğreniyorlar ve ağlamaya
başlıyorlar. Onlara şu karşılık veriliyor:«- Sizi de onun yanına
götüreceğiz!»Çocuklar odadan sürükletilerek çıkartılıyor
ve jandarma muhafazasında gittikleri yolda süngületiliyorlar. Böylece
babalarının yanına gönderilmişlerdir.Her evi ayrı ayrı tutuşturulduktan
sonra dört bir etrafı ayrıca çalı çırpı içine alınıp alev
alev yakılan bir köyden, deli gibi bir adam çıkıp, çalı yığınları
gerisinde manzarayı seyredenlere doğru ilerliyor ve haykırıyor.«Durun,
ben köyah alisinden değilim!. Muallimim! Müsade edin, kendimi
size isbat edeyim!»Fakat sözüne mukabele, bir kalasla itilerek
alevler içine atılması oluyor.
Adam, evvela göğsünün kılları tutuşarak alev alev yanarken,
çalı yığınları gerisinde amir, zevk ve istihza ile sigarasını
içmektedir. (Bu vak’a, bana, 1944 yılında, Eğridir’de
askerliğimi yaparken, resmi şahıslar huzurunda, yanan adama karşı
sigarasını zevkle içtiğini söyleyen amirden bizzat
dinleyenlerce anlatılmıştır.)Yusuf Cemil’in köyünden 200 kadın
ve çocuk öldürtülmüş ve bunların cesetleri buğday sapları
üzerinde yakılmıştır, Öldürülenler arasında, Elazığ’da
askerliğini yapan ve o sırada izinli olarak köyünde bulunan Rüstem
adında biri de vardır. Bu zavallı, mezun olduğunu ve
isterlerse hüviyet ve izin kağıdını da gösterebileceğini söylediği
halde derdini dinletemiyor ve dört çocuğu ile seksenlik anası
arasında, onlarla beraber, kurşunlanıyor.Hozat’ın Karaca köyünden
Cafer oğlu Kasım… Bu adam, o tarihten 30 sene kadar evvel
Amerika’ya gitmiş, orada 15 yıl kalmış, epeyce para kazanmış
ve sonra köyüne dönmüştür.
Kasım, Amerika dönüşünde, Birinci Dünya Harbinde Kafkas
cephesi Köprüköy muharebesinde şehit düşen kardeşi Yüzbaşı
Şükrü’nün iki çocuklu dul karısı Şirin Hatunla evlenmiş,
Hozat’a gelip yerleşmiş, orada bir mağaza açmış ve
ticarete başlamıştır. Hükümetle de bazı taahhüt işlerine
girişmektedir. Dersim hareketi esnasında, işbu Cafer oğlu Kasım,
taahhüt bedelinden alacağı olan 6.000 lirayı tahsil etmek üzere
Ovacık Kaymakamlığına müracaat ediyor. Muamelesini tekemmül
ettirip parayı kendisine veriyorlar. Muamele biter bitmez «Seni
Hozat’tan çağırıyorlar!» diyerek, onu, mahfuzen yola çıkarıyorlar.
Cafer oğlu Kasım, kasabadan ayrıldıktan bir saat sonra
jandarmalara öldürtülüyor. Koynundaki 6.000 lira da, iki alakalı
idare amiri arasında taksim ediliyor.Zavallı zevcesi Şirin Hatun,
o esnada, dört çocuğuyle birlikte, komşularına oturmaya gitmiştir.
Kadın, evine döndüğü zaman bir de görüyor ki, kapısı kırılmış
ve bütün eşyası etrafa dökülüp saçılmıştır. Haykırmaya
başlıyor:«- Yetişin, evimize eşkiya girdi!..»Bu feryadına karşılık
olarak kadın, kapısının önünde, çocuklarıyle beraber öldürülüyor
ve dolgun miktarda altını, parası ve eşyası yağma ediliyor.Bu
arada, Hozat’ın Zımbık köyünde (Şekspir)in hayaline bile
taş çıkartacak bir vak’a cereyan etmektedir. Erkekleri tamamıyle
doğranmış olan köyün 100 kadar kadın ve çocuğu, sivri uçlu
aletle (süngü) öldürülüyor. Öldürülen kadınlar arasında
biri, doğurmak üzere bir gebedir. Bu kadının kamına giren sivri
uçlu alet, barsaklarını yere döküyor, rahmini parçalıyor ve
kendisini öldürüyor. Tehlike geçtikten sonra gizlendikleri
yerden çıkan birkaç kadın, ölüleri gözden geçirirken, bu
kadının rahminden düşen çocuğun sağ olduğunu dehşetler içinde
görüyorlar. Muazzam bir kader cilvesi olarak yaşamakta devam eden
çocuğu alıyorlar, emzirtip büyütüyorlar ve ona «Besi» adını
koyuyorlar. Bu kız bugün hala aynı köyde ve hayattadır. Sivri
uçlu alet annesinin karnına girip rahmini deldiği zaman da onun
topukçuğunda bir yara açmıştır ve kız hala bu yarayı topuğunda
taşımaktadır.
(24 yıl evvelki Büyük Doğu’lardan)Hozat’ın Dolantanır köyünden
Veli isminde bir genç, Elazığ Muallim Mektebinde okuduktan sonra
öğretmen olarak Trakya’ya gönderilmiş, orada evlenmiş, 3 çocuk
sahibi olmuş ve tam da Dersim hareketi başlamak üzereyken, karısı
ve çocuklarıyle, yaz tatilini geçirmek üzere köyüne gitmiştir.
Genç muallimin köyü, erkekli ve kadınlı, çocuklu ve ihtiyarlı
doğranırken, kendisi, karısı ve çocukları da aynı akıbete
mahkum edilmiş ve cesetleri yakılmıştır.Mazgirt Tersemek
nahiyesinin halkı doğranmakta… Merhamet sahiplerinden biri,
birle on yaşı arasında 20 kadar çocuğu alıp bir derenin içine
saklanmıştır. Vaziyet birden haber alınıyor. Çocukların öldürülmeleri
emri veriliyor. Fakat bu emri yerine getirebilecek kimse zuhur
edemiyor. En katı yürekliler bile, böyle müdafaasız masumlara
silah kullanamayacaklarını söylemeye mecbur kalıyor. Tecrübe
birkaç defa akamete uğruyor ve hayli sıkıntı mevzuu oluyor.
Nihayet en kara yüzlü çingeneden daha karanlık suratlı bir adam
bulunuyor ve bir dere içinde titreşe titreşe bekleyen 20 masumun
işi bitiriliyor.Murat suyunun kandan kıpkızıl aktığını görenler
olmuştur.Celal Bayar’ın Başvekil ve Mareşal Fevzi Çakmak’ın
Genelkurmay Başkanı bulunduğu 1938 yılında cereyan eden Dersim
faciası, bütünleştirilmesini okuyucularımızın hayaline ve
istikbaldeki tarihçinin kalemine bıraktığımızbirkaç teferruat
çizgisi halinde budur! Dayandığı tek sebep de birtakım asayişsizlik
ve itaatsizlik bahanesi altında, bütün Doğu Anadolu’yu
kapsayıcı olarak, o mıntıkanın bir türlü sulandırılamayan
koyu İslami rengidir.
Bir kıvılcım halinde gösterdiğimiz Dersim yangının kömürleştirilmiş
50.000 cesedinde, kutup şahsiyetler dışı bir yığın olarak din
mazlumluğunun en çarpıcı levhasını seyredebilirsiniz!
Necip Fazıl Kısakürek-Son Devrin Din Mazlumları
|
|