|
MENEMEN'İN
SON TANIKLARINDAN
Menemen’in son
tanıkları anlatıyor:
“‘70 bin Arap geliyor’ dediler. Korktuk. Alkışladık”
Menemen’de Kubilay’ın katledilişine tanıklık edenlerle 10 yıl
önce bir belgesel için görüşmüştüm. Belgeselde kısaca yer
verebildiğimiz bu tanıklıkları bugün, Kubilay’ın katledilişinin
75′inci yılında ilk kez yayımlıyoruz
SAMİ
ÖZYILMAZ
“Kubilay ‘Hücum’ dese hepsi süngünün ucunda kalırdı”
Eniştem bakkaldı. Sabah dükkanı açmış. ‘Menemen’in etrafını
70 bin Arap’ın çevirdiğini’ duymuş. Eniştem ‘Gel dükkanı
kapatalım’ diye beni kaldırdı. Dükkanı kapattık. O eve
gitti. Ben Hükümet’in (Vilayet’in) önüne gittim.
6-7 kişi vardı orada… Normal adamlardı, kafaları kasketli,
omuzlarında çanta var. Birinin eli silahlı… Ellerinde bir
bayrak… Musabey köyünün Çarşı Camii’nden almışlar sabah
namazında… ‘Öğlene kadar o bayrağın altından geçen geçecek,
geçmeyen kılıçtan geçecek’ diyorlarmış.
Millet etraflarını çevirmiş. Ben köşeden onlara bakıyorum.
Epey durdular. Hükümet tarafından ya da büyüklerden kaymakam,
hoca falan gelse, sivillere ‘Yakalayın bu adamları’ dese,
yakalarlardı.
Ondan sonra telefon ettiler Alay’a… Bir manga asker geldi karşı
sokaktan… Asker süngüyü taktı. Siviller açıldı. Orada
Kubilay askere süngüyü taktıktan sonra ‘Hücum’ dese, hepsi
süngünün ucunda kalacaktı.
Bir silah patladı. Bir tek el ateş edildi. Kubilay ayağından
vuruldu. Asker geri kaçtı. Millet kaçıştı.
Kubilay önce Hükümet’e giriyor, kapılar kapalı. Oradan geri,
camiye dönüyor, cami avlusundaki taşın dibinde düşüyor.
Bunlar da gidip başını kesiyorlar.
Sonra askere telefon ediyorlar Hükümet’ten… Asker geliyor.
Kahveden onlara makineleri tüfeklerle ateş ediyor. Hepsi esrarkeşmiş
zaten. Asker hepsini vurdu, yalnız bir tanesi kaçtı, onu gördüm.
Sonra bütün cesetleri topladılar oraya… Halk toplandı,
jandarmalar, subaylar geldi, ölülerin torbalarından esrar çıktı,
parça parça… Ben de esrarı ilk orada gördüm. Cesetleri
kamyonlarla götürdüler.
Sonra sıkıyönetim oldu. Kaçan adamı bulmak için haftalarca nöbet
tuttuk. Evleri aradılar tek tek… Manisa’da bulundu. Bir
oduncunun ekmek torbasını almış. Oduncu da ihbar etmiş,
yakalanmış orada… 28-29 gün sonra… Mahkemeye getirdiler.
Adama bizi gösterip ‘Bunlardan kimse var mıydı?’ diye
sordular. O da bakıp ‘Bu vardı’, ‘Bu yoktu’ diyordu.
‘Var’ dese yandın.
Ben şofördüm. Mahkemenin emrinde akşam iki araba nöbet
bekliyorduk. Adam kimin ismini söylediyse ‘Getirin’ diye
telefon ediyorlardı. Getiriyorduk, içeride mahkeme ediyorlardı.
Onların asılacağı gün, nöbet yine bendeydi. Korkudan
otomobilin dışına çıkmıyordum. Hep seyrettik, üzüldük.
Hükümet’in altında Birincieller’in evi var, önce onu astılar:
Manisalı Hocazade Ahmet Efendi… Astıktan sonra önüne ismini asıyorlar.
Ondan sonra geldik akasyaların altında birini astılar. Sonra Ali
Efendi’yi tütün satılan barakanın yanında astılar. Adamlara
mecburen cigara satan Molla Osman’ı astılar. O çok bağırdı
asılırken ‘Kurtarın’ diye, askerler vaziyet aldı. Ondan
sonra sırayla asıldı, asıldı, ta çarşının içine kadar
hepsini gördüm.Kamyonlarla atıp mezara götürdüler öğlene
kadar…
Bence asılanlar içinde suçlu olan yoktu. 6-7 tane sarhoşun işi…
Bunlar içinde Menemen’den bir Gazozcu Abbas vardı, bir de
Kubilay’ın kafasını bayrağa asmakta kullandıkları urganı
elinden aldıkları çocuk…
Olaydan sonra bizi caminin önünde topladılar. Sivil birkaç kişi
vardı, bir de alay komutanı paşa… Orada gözlüklü bir sivil
“Menemen’i toprak halinde (yerle bir) görseydim, iftihar
ederdim” dedi.
Bunlar gelmeden Menemen’de gericilik yoktu. Ama parti meselesi
vardı. Serbest Fırka kazanmıştı. Onun intikamı mı, bilmem.
Bildiğim şu ki Menemen’in bu işte hiçbir suçu yok. Zaten içlerinde
Menemenli de yok.”
SABAHAT
ERKAL
“Atatürk geçerken pencereyi açmazdı”
Babam Sabri Bey, Seferihisar’dan Menemen’e posta müdürü
olarak atandı. İlkokulu bitirince 14 yaşında postanede çalışmaya
başladım. Kubilay okulunun karşısındaki bir Rum evinde
oturuyorduk.
Menemen mutaassıp küçük bir kasabaydı. Biraz gericiliği vardı.
Mesela şapkaya karşı çok düşmanlık vardı. ‘Şapkayı
gavurlar giyiyor, biz nasıl giyeriz?’ derlerdi.
O gün babam sabah 5′te postaneye gitmiş. Kahvenin önünde 6
kişinin hu çektiğini görmüş. Bunlar esrarkeşmiş, içip içip
köylerden silah bıçak topluyorlar, şehre girince ‘Biz
mehdiyiz. Arkamızda 70 bin kişi var, Müslümansanız bu bayrağın
altından geçin, yoksa kurtulamazsınız’ falan diyorlarmış.
Babam Kaymakam’ın evine gidip durumu anlatmış. Alay Kumandanı’na
gitmişler. Kumandan, hemen ‘Cephane alın ve Hükümet meydanına
gidin’ diye emir vermiş. Kubilay’ı görevlendirmişler.
Kubilay bir manga askerle meydana gitmiş. Gençlikten olsa gerek,
hemen ‘Ne istiyorsunuz?’ diye birinin yakasına yapışmış.
Fakat içlerinden biri silahı ateşleyince Kubilay ayağından
vurulmuş. Askerler de ellerinde süngü olduğu halde kaçmışlar.
Kubilay sürüne sürüne yakındaki camiye kaçmış, musalla taşına
yaklaştığı sırada Mehmet’lerden birisi (bunlar dört Mehmet,
iki Zeki idi) gidip bağ bıçağıyla kafasını kesmiş. Civardaki
dükkanlardan sopa, ip istemişler. Kafayı sopanın ucuna asmışlar.
‘Biz mehdiyiz’ deyince halk da inanmış.
Biz pencereden seyrediyorduk, geçenler kaçışırken ‘Kafayı değneğin
ucuna takmışlar, gözlerini açıp kapatıyor’ diyordu, çok
fena oluyorduk. Böyle bir kargaşa… O sırada babam geldi eve,
anneme ‘Kadriye, siz hemen ev sahibinin evine geçin, memur
ailelerine karşı bir hareket var’ dedi. Bu arada iki bekçi de
vurulmuştu. Kubilay’ın cenazesinde onlar da vardı arkada…
Adamlar, ‘Arkamızda 70 bin kişi var’ dediğinden çalılar, bağlar,
her yer arandı. Hatta komutan tepelere toplar, tüfekler yerleştirdi.
Şimdiki Kubilay İlkokulu’na kurulan Divan-ı Harp mahkemesinde
ben şahitlerin ifadesini yazıyordum. Köyden gelen adamlara,
hocalara ‘Allahınız kim?’ diye soruyorlardı. Onlar da ‘İstanbul’da
Esat Hoca’ diyordu. Mehdi diye bunlara tapmışlar.
Esat Hoca’yı İstanbul’dan sedyeyle getirdiler. 90 yaşındaydı,
eceliyle ölür diye asmadılar. Zaten çok yaşamadı, öldü. İdam
edilecekleri gün babam dışarı çıkmadı, bizi de çıkarmadı.
İbret için ortalığa asmışlar. Asılanlar içinde adamlara
sigara, kazma, ip verenler de vardı. Babama durumu haber verdiği için
İçişleri Bakanlığı takdirname verdi. Maaşına zam yapıldı.
Sonradan duyduk ki, Atatürk Manisa, Menemen çevresinden trenle geçerken
penceresini bile açmazmış. Biz istasyona giderdik onu görelim
diye, göremezdik.”
MUSTAFA
ŞENGÖNÜL
Ben Menemen’de marangoz çırağıydım. Dükkanı açmaya gittim.
Karşımda uncu Mehmet Efendi vardı. Belediye Meclis üyesiydi.
Bana ‘Dükkanı açma, eve git. Çarşıda bir karışıklık
var’ dedi. ‘İzmir’den 70 bin kişi harekete geçti. Burayı işgal
edeceklermiş’ diye duyduk.
Ben dükkanı açmadan döndüm. Ama sonra meraktan geri gittim. Köşeden
baktım, direğin etrafında 7-8 kişinin döndüğünü gördüm.
Menemenli değillerdi. Bazısı sakallı. Aralarında genç olanlar
da vardı. Bozalan’da kazandıkları parayla esrar alıp içmişler
diye duyduk sonradan… Ellerinde silah vardı.
Bekçi Hasan’ı kafasından vurdular. Yere düştü. O zaman
millet kaçtı. O ara Kubilay alaydan bir manga askerle gelmiş.
Ben Kubilay’ı tanıyordum. Bizim mahallede otururdu, yüksekte,
Dermandağı’nda ev tuttuydu, gidip dönerken bizim evin önünden
geçerdi. Uzun boyluydu.
Kubilay askeri yolun kenarına bırakmış, adamların yanına gitmiş.’Ne
yapıyorsunuz burada?’ diye sormuş. Adamlardan birine tokat atmış.
Bunun üzerine ateş etmişler Kubilay’a, yaralanıp yere düşmüş.
Silah patlayınca asker kaçmış. Cephanesizmiş. Kubilay sürüne
sürüne cami avlusuna girmiş. Arkadan gelip kafasını kesmişler.
Ben kanları gördüm sonradan… Karşıda eskici Kamil vardı
ondan ip alıp kafasını bayrağın üstüne bağlamışlar.
Fabrikada çalışan bir Musevi vardı, oradan geçerken ‘Sen de
bayrağın altından geç’ dediler. Bayrağın altından onu da geçirdiler.
Karşıda Molla Osman’ın çalıştığı bir büfe vardı, ondan
sigara aldılar.
Sonra ahaliye mecburi alkış yaptırdılar. Millet ‘70 bin kişi
geliyor’ korkusundan yaptı. Hepimiz korktuk. Meğer adamlar sarhoşken
böyle demişler, hepsi yalanmış.
Ordu, haber alınca geldi. Kahvenin oraya mitralyözü koydular,
bunlara ateş ettiler, kimi yaralandı, kimi öldü. Manisalı genç
olan, mezbahanın oradan kaçtı.
Sonra sokağa çıkma yasağı kondu. Şimdiki Kubilay okulunun
orada mahkeme oldu. Her gün benim dükkanın önünden geçiyorlardı.
4-5 jandarma bir kişiyi götürüyordu. Elleri kelepçeliydi.
Sakalları uzamıştı.
İstanbul’dan bir şeyh geldi, o da mahkemelik oldu. Bunların asılacağı
gece ‘Yarın hepimiz asılıyoruz’ demiş, kendisi de o gece
mahpusta ölmüş.
Ben hepsinin asıldığını gördüm. Sabah geldiğimde caminin yanından
Kabak Pazarı’na kadar 8-10 kişi vardı. İstasyonda 7 kişi vardı.
Tren yolunda böyle boydan boya asılmışlardı. Kamil de
istasyonda asılmıştı. Önlerinde bir kağıt vardı, ne suçu
olduğu yazılıydı.
Manisalı bir çocuk, Kubbeli bakkalın önünde asılmıştı.
Suçsuz olanlar da asıldı. ‘Neden sigara verdin?’, ‘Neden ip
verdin?’ diye Kamil’le Molla Osman’ı astılar. Halbuki
Menemen içinden o hadiseye karışan kimse yoktu.
Sonradan bir emir gelmiş ‘Menemen’i yakın’ diye. Onu duydum.
Korktuk tabii… Manisa’dan her sene otobüslerle gelip miting
yapmaya başladılar. Çok şeyler söylediler bize, ama katlandık.
Çünkü Menemenlilerin bu işte zerrece günahı olmadığını
onlar da bilmiyordu.”
(CAN DÜNDAR - MİLLİYET)
|