|
|
SAHTE
PEYGAMBERLER, HARİCİLER, VEHHABİLER
NECD
BÖLGESİNDEN ÇIKAN FİTNELER
“Necd kabileleri
ve mensupları…Medine’deki İslami yönetime karşı Hz.
Peygamber’in [aleyhisselam] vefatından hemen sonrasında gelişen
siyasi sorunların en başta gelen kaynakları oldular. Tayy, Esed,
Bekr, Temim, Hevazin, Kinde ve Hanife, Necd’in ve güneyindeki
Yamame bölgesinin o dönemdeki sahipleri olan bedevi kabilelerin en
büyükleridir. Hz. Ebubekir’in [radıyallahü anh] hilafeti sırasında
bu kabilelerden Hanife, Bekr, Esed ve Temim ile, Hevazin ve
Kinde’nin bir kısmı irtidat ederek halifeye isyan ettiler.
Yine bu dönemde ortaya çıkan dört yalancı peygamberden üçü,
Necdi kabileler içinden çıkmıştır. Benu Esed’den Tuleyha b.
Huveylid, Benu Temim’den Secah ve Benu Hanife’den Müseyleme,
ortaya attıkları iddialarla yeni dinin inanç ve fikir kimliği üzerinde
manevi tahribat yapmaları yanında, ellerinde tuttukları askeri güçle
Medine İslam devletine tehlikeli günler yaşatmışlardır.
Hz. Ali [radıyallahü anh] döneminde ortaya çıkan Haricilik
fitnesi, yine Necdi kabileler içinde vücut bulan bir dini
hareketin sonucudur. Bilindiği gibi ilk Harici cemaatları, çoğunlukla
Temim, Bekr, Hanife ve Şeyban kabilelerine mensup bedevilerden oluşuyordu.
..Necd’in İslam tarihi sayfalarına tekrar dönüşü, Vehhabiliğin
bu topraklarda ortaya çıkmasıyla başlar.” (s.20-21) [2]
Vehhabilerle Hariciler arasındaki inanç ve davranış
benzerliklerine de dikkat çeken ve bu benzerliklere misaller veren
Doç. Dr. M. A. Büyükkara şu tespiti yapıyor:
“Bütün bu benzerlikler, aynı coğrafyada doğmuş olan bu iki
dini grubun zihniyetlerinin aralarında on üç asır olmasına rağmen
ne kadar uyum gösterdiğini gözler önüne sermektedir.” (s.69)
HARİCİLER VE VEHHABİLER
Vehhabiler, kâfirleri, müşrikleri ve münâfıkları bildiren âyet-i
kerimeleri ve hadis-i şerifleri yazarak Ehl-i sünnet olan temiz müslümanlara
saldırıyor. Türbelere puthâne, Evliyâya put diyebilmek için,
âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere yanlış mâna veriyorlar.
Ebu Hamid bin Merzuk hazretleri diyor ki:
La ilahe illallah kelime-i tevhidini söyleyenleri tekfir etmek
cehennem köpeklerinin adetidir. Vehhabiler ve Harranlı imamları
İbni Teymiyye haricilerin uydularıdır. Havaric taifesinin bütün
vasıfları da Harraniye’ye de şamil olduğundan dolayı, kendisi
müslümanları tekfir edici, bozuk re’yinin hayranı, deliliğin
son haddine kadar fikrini takdis eden ve müşrikler hakkında varid
olan ayat-ı Kur’aniyelerin ahkamını, mü’minlere tatbik eden
kimsedir. Hariciyye taifesi hakkında Peygamberimizden (aleyhisselam)
rivayet edilen birkaç hadis şöyledir:
İbni Mace, Sünen adlı eserinde, Ebu Umame’den (r.a.) rivayet
ederek: (Gökyüzü altında öldürülenlerin en kötüsü,
Cehennem ehli olan köpeklerdir ve öldürülenlerin en iyisi,
Cehennem ehli olan köpeklerin öldürdükleri kimsedir; şüphesiz
bunlar Müslüman iken sonra kafir oldular.) Bu hadisi, Ebu
Umame’den rivayet eden Ebu Galib anlatıyor: “Ey Ebu Umame, sen
bunu kendinden mi söylüyorsun?” diye sordu. “Hayır, bunu
Resulullahdan (aleyhisselam) duydum” diye cevap verdi.
Hafız İbni Hacer, Fethu’l-Bari adlı eserinde (c.12, Kitabu İstitabeti’l-Mürteddin
el-Muanidin ve Kıtalihim), İmam-ı Buhari’nin zikrettiği İbni
Ömer’in hadisini şerhederken şöyle demiştir: “Ve İbni Ömer,
onlar, KAFİRLER HAKKINDA NAZİL OLAN AYETLERİ, MÜ’MİNLER
HAKKINDA TE’VİL YOLUNA GİTMİŞLERDİR, diye buyurdu. Ben de
derim ki: Bu rivayetin senedi sahihtir.”
MÜSLÜMANLARI TEKFİR EDEN VE KATLEDEN BİR FIRKA: VEHHABİLER
Prof. Dr. Z. Kurşun şunları yazıyor:
“İbn Suud’un, kendilerine uymayan Mekke ve Medine ahalisini
“mezhebi muktezasınca şirk ile ittiham ederek tecdid-i imana
davet ettiğini” kaydeden Harem-i Nebevî müderrisi Abdurrahman,
daha sonra “Yapılan münazara ve görüşmelerden elde edilen
bilgilere göre; Vehhabîler, bu mezhebe mensub olmayan diğer ehl-i
İslâm’a müşrik nazarıyla bakmakta ve bunların mezheblerine
girmeleri için zorlanmalarını kendilerine vacib görmektedirler.
Ayrıca, davetlerine uymayanların katlinin de gerekliliğine
inanmaktadırlar”demektedir.” [1]
Doç. Dr. M. A. Büyükkara’nın kitabından:
“Kendilerinden olmayan veya kendileri gibi olmayan insanlar,
Vehhabi ulema ve İhvan açısından kafir veya en azından kınanmayı
haketmiş mücrim ve fasık kişilerdir.” (s.66)
“Önlerine çıkan kadın, erkek, yaşlı, çocuk, kim olursa
olsun genellikle sağ kurtulamazdı. Esir alma adetleri yoktu.”
(s.78 )
Prof. Dr. Erman Artun da şu bilgileri veriyor [3]:
“Vehhabiler, pek çok sünni ve şii ulemayı, halktan binlerce kişiyi
kılıçtan geçirdiler. Kuran ve Hadisler dışındaki kaynakları
bidat kabul ettikleri için dini, tarihi ve edebi eserleri parçaladılar,
İslam büyüklerinin ve ashabın mezarlarını yıktılar. …
Kerbela, Taif, Mekke, Medine ve Hicaz’ı alıp yağmaladılar.”
[1] Doç. Dr. Zekeriya Kurşun, Tarih ve Medeniyet, Sayı 30.
[2] Doç. Dr. M. Ali Büyükkara, İhvan’dan Cüheyman’a Suudi
Arabistan ve Vehhabilik, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2004.
[3] Prof. Dr. Erman Artun, 19. Yüzyıl Osmanlı Dönemi Ortadoğu’nun
Sosyal Tarihine Bir Kaynak : Aşık Esrari’nin Vehhabi Destanı. (Çukurova
Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.)
VEHHABİLERDE “CİHAD” ANLAYIŞI
“İhvan, 1912’den, tasviye edildikleri tarih olan 1930’a kadar
Abdülaziz bin Suud’un askeri kuvvetlerinin belkemiğini oluşturdu.”
(s.75)
“Kendilerinden olmayan veya kendileri gibi olmayan insanlar,
Vehhabi ulema ve İhvan açısından kafir veya en azından kınanmayı
haketmiş mücrim ve fasık kişilerdir.” (s.66)
“Önlerine çıkan kadın, erkek, yaşlı, çocuk, kim olursa
olsun genellikle sağ kurtulamazdı. Esir alma adetleri yoktu.”
(s.78 )
“Yaptıkları akınlarda kadın ve çocukları öldürecek kadar
taassup gösteren ve vahşileşebilen İhvan mensuplarının, teşkilatları
dağıldıktan sonraki itiraflarında, yapmış oldukları bu tür işlerin
“İmam İbni Suud tarafından kendilerine bulaştırılan delilik
derecesindeki bir hasta ruh halinin” sonuçları olduğunu söylediklerini
görmekteyiz. Katlettikleri her kafir karşılığında büyük mükafata
kavuşacakları yönündeki telkinler, ölmeleri durumunda Cennet
bahçelerinin ve içindeki huri kızlarının garanti edilmesi bu
hastalığı ağırlaştıran faktörler olarak gösterilmekteydi.”
(s.68)
“İhvan’ın en önde gelen reislerinden birisi olan ed-Deviş’in
sağ kolu sayılan Şeyh Mutluk, İhvan’ın 1921’deki Hail kuşatması
sırasında, kendilerine devamlı Cennet ve hurileri anlatarak savaşa
teşvik eden, fakat kuşatma sırasında mütemadiyen kampta
oturarak çarpışmalara katılmayan Vehhabi alim İbn Süleyman’ın
bu davranışına bir anlam veremez. Kuşatma bittikten sonra Şeyh’in
yanına gider ve onun savaşa katılmamak suretiyle Cennet ve
hurilere kavuşma şansını niçin kaçırdığını merak ettiğini
söyler. Bu tehlikeli merak, Mutluk’un apar topar İbn Suud’un
yanına götürülmesine varacak kadar ciddiye alınır. İbn Suud
ona, şeytan vesvesesi olan bu düşüncelerinin İhvan arasında
fitneye sebep olacağını, bunları açığa vurmaya devam etmesi
halinde kafasının vurulacağını söyler. Mutluk bu hatırasını
1932’de, İhvan’ın tasfiyesinden ancak iki sene sonra
anlatabilmiştir.” (s.68, dipnot)
Kaynak: Doç. Dr. M. Ali Büyükkara, İhvan’dan Cüheyman’a
Suudi Arabistan ve Vehhabilik, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2004.
|
|