|
|
SİR
HENRY WOODS'UN HATIRALARINDAN
Sultan Abdülhamid
Han’ın şahsiyeti hakkında, İngiliz Koramirali Sir Henry Woods
hatıratında şöyle demektedir :
Bana göre Sultan Abdülhamid, gelmiş gecmiş Osmanlı padişahları
arasında en müstesna mevkii işgal edenlerden biridir. Osmanlı
Devleti’nin kuruluşundan beri gelen en başarılı hükümdarlardandır.
Çok sakin ve gösterişten uzak bir halde yaşardı. Bir meseleye
çözüm ararken, mütehassıslarını dinler, ancak onların
fikirlerine esir olmazdı. Şehzade iken de akıllı, nazikti ve o
zaman da İstanbul’a gelen seçkin Avrupalılar kendisini ziyaret
etmek isterlerdi. Eğer Sultan Abdülhamid Han olmasaydı, devleti
akılla idare etmeseydi, devlet çoktan yıkılmış olurdu. Türkiye’yi
para ve personel bakımından kemiren, yoksul bırakan, gelişmesini
durduran Doksanüç Rus Harbinin (1877 Rus-Türk harbi, mali 1293
senesine rastladığı için 93 Harbi deniyor) yaralarını
sarabilmesi hayrete şayandır. Dış borçları ödedi, orduyu
kuvvetlendirdi ve Osmanlı Devleti’ni yine dostluğu ve ittifakı
aranır hale getirdi… Sultan Abdülhamid düşürülmeseydi,
Birinci Cihan Harbi patlamayacaktı. Aksini farzetsek bile Sultan, Türkiye’yi
tarafsız bırakacak ve harbden sonra hiç yıpranmamış Türkiye,
yıpranmış devletler arasında sivrilecekti. Yoksul halk tabakalarının
bütün dertleriyle üzülerek ilgilendi ve doğrusu hıristiyan
tebeasını da ayırmadı. Çok büyük olan servetini bu yolda
kullandı. Devlet yönetimini Bab-i Ali’den Yıldız’a alarak
sistemi bozdu. Avrupa büyük basınını günü gününe ve mühim
kitapları yayınlandıkları aynı yıl tercüme ettirip, okur veya
okuturdu. Bu şekilde 6,000 kitap tercüme ettirmiştir ki,
defterler halinde kütüphanesinden çıkmıştır.
Mükemmel dış politikasının esas prensipleri; soğukkanlılık,
hareketsizlik, harp tehlikesini atlatmak, devletlerin aralarındaki
en uyuşmaz noktaları, düşmanlıkları, kıskançlıkları derhal
teşhis edip, Osmanlı lehine kullanmaktı. Sabahın erken
saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar çalışarak pek az
uyurdu. Halifelik sıfatına, diğer padişahlardan çok daha fazla
ehemmiyet vermiştir. Dünyanın her tarafındaki Müslümanlarla meşgul
oldu. Onları İstanbul’a sevgi ve saygı ile bağladı. İstanbul’da
devamlı olarak binlerce yabancı Müslüman bulunur, Orta
Afrika’dan Çin’e kadar olan ülkelerdeki Müslümanlar gelip
gider, telkin ve emir alırlardı. Gerçek aile babası, çocuklarına
düşkün, onları iyi terbiye eden, hoş sohbet bir hükümdardı.
Orduyu kullanmaya azmetseydi, hiç bir kuvvet onu tahtından
indiremezdi. Ama buna yanaşmadı. Zaten savaşa ve kavgaya değil,
ince diplomasiye inanırdı. Her seviyedeki adamın bir değeri olduğunu
bilirdi. Hareket Ordusu, üç beş bin kişiden ibaretti. Arnavud,
yahudi ve rumlar çoğunluktu. Yalnız subayları Türktü. Son Cuma
Selamlığı’nda bir kaç gün önce kendisine refaket eden 8,000
çok iyi yetişmiş hassa askeri bile bu kuvveti bir çırpışta
darmadağın ederdi. Halk kendisini çok sevmiştir. Hal’inden bir
kaç gün önceki son selamlığında, “Padişahım çok yaşa”
avazeleriyle yeri gögü inleten halk, samimi idi…
(Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi, cild 1, s. 50, İstanbul, 1990.)
|
|