|
|
VEHHABİİLİK ve VEHHABİLER
Ehl-i sünnet
alimlerinin yazdığı eserlerde Vehhabilik hakkında şu bilgiler
verilmektedir:
On sekizinci asrın ortalarında Arabistan Yarımadasında Necid
bölgesinde Mehmed bin Abdülvehhab tarafından kurulan dînî ve siyâsî
bir yol, fırka. Mehmed bin Abdülvehhab 1699 (H.1111)da Necd’de,
Hureymile kasabasında dünyâya geldi. Bazı kaynaklarda doğum tarihi
1703 olarak yazılıdır. 1791 (H.1206)de öldü. Önceleri seyâhat ve
ticâret için Basra, Bağdat, İran, Hind ve Şam taraflarına gitti. İbn-i
Teymiyye’nin (vefatı m. 1328) kitaplarını okuyarak onun sapık
fikirlerinin savunucusu ve yayıcısı oldu. Yazdığı kitaplarıyla ve
bozuk düşünceleriyle köylüler ve Der’iyye ahâlisini ve bunların
reislerini aldatıp, saptırdı. Vehhâbilik ismiyle bilinen fikirlerini
kabul edenlere “Vehhâbi” ve “Necdî” denir. Vehhâbilik daha sonraları
dînî ve siyâsî görüş olarak Arabistan Yarımadasına hâkim oldu.
Vehhabiler mezhebsizdir; Ehl-i sünneti kandırmak için genellikle
“Hanbeliyiz” derler. Ama, hiç bir mezhebe bağlı değildirler.
Düşüncelerinin temeli, üç meseledir:
1. Amel, ibâdet, îmânın parçasıdır. Bir farzı yapmayan dinden çıkar.
Bunu öldürmeli, mallarını Vehhâbilere taksim etmeli, diyorlar.
2. Peygamberlerin (aleyhimüsselâm) ve evliyânın ruhlarından şefâat
isteyen, bunların mezarlarını ziyâret edip, bunları vesile ederek
duâ eden müşrik olur diyorlar.
3. Yine bunlara göre; mezarlar üzerine türbe yapmak ve türbelerde
namaz kılmak ve orada hizmet ve ibâdet edenlere kandil yakmak ve
ölülerin rûhuna sadaka adanması câiz değilmiş!…Haremeyn ahâlîsi
şimdiye kadar kubbelere, duvarlara tapınıyor imiş. Ehl-i sünnet olan
ve Şî’î olan müslümanlar bunun için müşrik oluyormuş. Bunları
öldürmek, mallarını yağma etmek helâl imiş. Kesdikleri leş olurmuş.
Böyle bozuk fikirlere ilk önce babası Abdülvehhab karşı çıkmış,
oğlunun peşinden gidilmemesini tavsiye etmiştir. Kardeşi Süleyman
bin Abdülvehhab da Savaik-ı İlâhiye fî Redd-i Alel Vehhâbiyye isimli
kitabında vesikalarla kardeşinin yanlış yolda olduğunu ispat
etmiştir. Ayrıca Mekke müftisi Ahmed ibni Zeyni Dahlan (öl. 1772)
tarafından Hülâsat-ül-Kelâm, Ed-Dürer-üs-Seniyye, Fitnet-ül-Vehhâbiyye
adlı ve daha pekçok kitap yazılmıştır. Vehhâbilik hakkında, birçok
Türkçe kitap da neşredilmiştir. Burada verdiğim bilgilerin hemen
hepsi [6] ve [7] nolu kaynaklarda bulunabilir.
Vehhabilerin ve “ganimet” ele geçirmek için bunların arasına karışan
cahil, kaba kimselerin, Taif’de, Mekke ve Medine’de ve diğer
yerlerdeki müslümanlara yaptıkları işkenceler, kadınların,
çocukların barbarca öldürülmeleri, Ahmed bin Zeyni Dahlan’ın Hulasat-ül-kelam
kitabında ve Eyyub Sabri Paşa’nın Tarih-i Vehhabiyan ve Mirat-ül-Haremeyn
kitaplarında uzun yazılıdır. Yüreği dayanabilenler bu gibi
kaynaklardan okuyabilirler. Tarih-i Vehhabiyan kitabı hem orijinal
diliyle hem de bugünkü Türkçeyle (sadeleştirilmiş olarak) Bedir
Yayınevi tarafından yayınlanmıştır. Bunların, Osmanlı devleti
tarafından nasıl cezalandırıldıkları ve birinci cihan harbinden
sonra, İngilizlerin bol para ve silah yardımı ile tekrar nasıl
devlet kurdukları da bu gibi kaynaklarda yazılıdır.
Yapılan katliamların ve yağmaların temel sebebi, kendileri gibi
Vehhabi olmayanları müşrik olarak görmeleridir. Harem-i Nebevî
müderrislerinden Abdurrahman b. İlyas tarafından 1909’da kaleme
alınıp, Sadaret’e takdim edilen raporda şu bilgileri görüyoruz:
“O esnâda Necef ve Kerbelâ’ya tecavüz ile Vehhabîler, mübarek
makamların kubbelerini yıkarak, buralarda mevcud olan kutsal
emanetler ile kıymetli eşyaları gasb eylemişlerdir. Haremeyn’e
(Mekke ve Medine’ye) tecavüz ederek, kısa bir muhasaradan sonra
Mekke’yi ve Medine’yi zaptetmiş ve Hz. Peygamber’in kabrini yağma ve
Ashâb-ı Kirâm hazretlerinin kabirlerini yerle bir etmişlerdir.
Vehhabîler, Mekke ve Medine’yi istilâları sırasında, mahmel-i
şerîfin ve hacıların da Hicaz’a girmesine engel olmuşlardır.” [1]
Bu raporu yayınlayan Prof. Dr. Z. Kurşun, şunları yazıyor:
“İbn Suud’un, kendilerine uymayan Mekke ve Medine ahalisini “mezhebi
muktezasınca şirk ile ittiham ederek tecdid-i imana davet ettiğini”
kaydeden Harem-i Nebevî müderrisi Abdurrahman, daha sonra “Yapılan
münazara ve görüşmelerden elde edilen bilgilere göre; Vehhabîler, bu
mezhebe mensub olmayan diğer ehl-i İslâm’a müşrik nazarıyla bakmakta
ve bunların mezheblerine girmeleri için zorlanmalarını kendilerine
vacib görmektedirler. Ayrıca, davetlerine uymayanların katlinin de
gerekliliğine inanmaktadırlar” demektedir.”[1]
Doç. Dr. Mehmet Ali Büyükkara’nın kitabında [2] şu bilgiler
verilmiş:
“Uyeyne’ye bağlı tüm beldelerdeki türbeler, yüksek mezarlar ve
kendilerine kutsallık atfedilen mağaralar ve ağaçlar, İbn
Abdülvehhab, Osman b. Hamad ve adamları tarafından tek tek ortadan
kaldırıldı. Sahabeden Zeyd b. Hattab’ın Cübeyle’deki türbesini ise
İbn Abdülvehhab bizzat kendi elleriyle tahrip etti.” (s.22)
“Vehhabi görüşleri kabul etmeyenler müşrik kabul edilerek canları ve
malları helal sayılır. Cihad sırasında, şirk ve bid’at alameti
saydıkları yapıları da hedef alan Vehhabiler, özellikle Hicaz’daki
bu tür eylemlerinden dolayı bazı tarih kayıtlarında ‘mezar
yıkıcılar’ olarak tavsif edilmişlerdir.” (s.27)
“Vehhabiler şiddetli çatışmalar neticesinde 18 Şubat 1803’de Taif
şehrini ele geçirdiler. Çok sayıda Taifli öldürüldü ve malları talan
edildi. Türbe ve mezarlar tahrip edildi. Abdullah b. Abbas’ın
türbesi de yıkılan binalar arasındaydı. Mekke ise, 30 Nisan 1803
günü Vehhabilerin eline geçti….Başta Hz. Hatice’nin evi olmak üzere
ileri gelen sahabilere ait oldukları bilinen ve hatıra olarak
korunan evler yıkıldı.” (s.32)
“[1805’de Medine’yi ele geçirdiler ve] Başta Baki kabristanındakiler
olmak üzere şehirdeki türbeler ve mazar taşları yıkıldı. Hz.
Peygamber’in türbesindeki tezyinat yağmalandı, değerli eşyalar gasp
edildi.” (s.33)
“İhvan, 1912’den, tasviye edildikleri tarih olan 1930’a kadar
Abdülaziz bin Suud’un askeri kuvvetlerinin belkemiğini oluşturdu.”
(s.75)
“Kendilerinden olmayan veya kendileri gibi olmayan insanlar, Vehhabi
ulema ve İhvan açısından kafir veya en azından kınanmayı haketmiş
mücrim ve fasık kişilerdir.” (s.66)
“Önlerine çıkan kadın, erkek, yaşlı, çocuk, kim olursa olsun
genellikle sağ kurtulamazdı. Esir alma adetleri yoktu.” (s.78 )
Prof. Dr. Erman Artun da şu bilgileri veriyor [3]:
“Vehhabiler, pek çok sünni ve şii ulemayı, halktan binlerce kişiyi
kılıçtan geçirdiler. Kuran ve Hadisler dışındaki kaynakları bidat
kabul ettikleri için dini, tarihi ve edebi eserleri parçaladılar,
İslam büyüklerini ve ashabın mezarlarını yıktılar. … Kerbela, Taif,
Mekke, Medine ve Hicaz’ı alıp yağmaladılar.”
Ehl-i sünnet alimleri Vehhabiliğe cevap olarak birçok kıymetli eser
ortaya koymuşlardır. Burada iki iktibas yapmakla iktifa edeceğim:
Hanefi mezhebinde en meşhur ve muteber fıkıh kitabı olan Redd-ül-Muhtar’da
buyruluyor ki: “Vehhabilik Necd çöllerinde meydana çıkıp Harameyni
(Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere)almışlardır…Kendilerinin
Müslüman olduğuna inanıp, kendilerine muhâlif olanların müşrik
olduğuna inanmaktadırlar. Bundan dolayı Ehl-i sünneti ve Ehl-i
sünnet âlimlerinin öldürülmesini mubah görürler. 1233 senesinde Ehl-i
sünnet ordusu Allah Teâlâ’nın lütfuyla onlara üstün gelip kahru
perişan etmiştir.”[4]
Nimet-i İslam herkes tarafından bilinen, en muteber ilmihal
kitaplarından biridir. Bu kitapta Vehhabilerle evlenmenin caiz
olmadığı bildiriliyor. Şirk sebebiyle muharremattan olanlar bahsinde
bâtıniyye ile evlenmenin haram olduğu bildirildikten sonra, 1
numaralı dipnotta deniyor ki: “Bâtınıyye ki, onlara Talimiyye ve
İsmailiyye ve İbahiyye dahi denir. Son asırlarda onlar Vehhabiyye
ismini almışlardır ve din kisvesi içre, öteden beri dinsiz oldukları
halde ehl-i dine ihanet ede gelmişlerdir.” [5]
Vehhabiliğin tarihi ve inançları hakkında Eyüb Sabri Paşa’nın kitabı
[6] tavsiye edilir. Bozuk fikirleri Vehhabiliğe kaynak teşkil eden
İbni Teymiyye’ye ve talebesi İbni Kayyım’a Ehl-i sünnet alimlerinin
verdiği cevapların bir kısmı büyük alim Ebu Hamid bin Merzuk’un
eserinde bulunabilir [7].
[1] Doç. Dr. Zekeriya Kurşun, Tarih ve Medeniyet, Sayı 30. (Bu
makalenin tamamı için bkz. http://www.dallog.com/buyutec/tezgah.htm
)
[2] Doç. Dr. M. Ali Büyükkara, İhvan’dan Cüheyman’a Suudi Arabistan
ve Vehhabilik, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2004.
[3] Prof. Dr. Erman Artun, 19. Yüzyıl Osmanlı Dönemi Ortadoğu’nun
Sosyal Tarihine Bir Kaynak : Aşık Esrari’nin Vehhabi Destanı.
(Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve
Edebiyatı Bölümü.)
[4] İbni Abidin, Redd-ül-Muhtar, Tercüme: Ahmed Davudoğlu. Şamil
Yayınevi, İstanbul; c.9, s.96.
[5] Mehmed Zihni Efendi, Nimet-i İslam, Salah Bilici Kitabevi,
İstanbul; s.627.
[6] Eyüb Sabri Paşa, Tarih-i Vehhabiyan, Bedir Yayınevi, İstanbul,
1992.
[7] Ebu Hamid bin Merzuk, Bera’atü’l Eş’ariyyin, Bedir Yayınevi,
İstanbul, 1994.
|
|