|
|
LOZAN NE İŞE YARAR?
Lozan Antlaşması dolayısıyla, hep o
bildik içi boş, hayali nutuklar atılır her zaman: Lozan,
“Türkiye’nin bağımsızlık ve çağdaşlaşma mücadelesinde bir dönüm
noktasıdır” denilir.
Gerçekten öyle mi, acaba? “Hangi bağımsızlık” ve “hangi çağdaşlaşma
mücadelesi” bu?
Oysa asıl mesele şu: Lozan’la birlikte biz, Batılılara, “tamam; bu
toprağı işgal etmenize razı değiliz. Ama bizim küresel bir güç
olmamızı sağlayan Osmanlı’yla ve İslâm’la bağlantıları kesinkes
koparmayı; Türkiye’yi laikleştirerek, Batı’ya bağımlı hâle getirmeyi
ve İslâm’a dayalı iddialarımızdan vazgeçmeyi taahhüt ediyoruz”
dedik. Batılılara böyle bir söz verdik.
Şimdi bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödüyoruz: Çıkarperestlik,
yolsuzluk, köşe dönmecilik, etnik bölünme tehlikesi, kültürel
çözülme, uyuşturucu ve cinsel sapkınlıkların liselere kadar girmesi;
ruhsuz, iddiasız, heyecansız, ufuksuz, bir genç kuşağın müptelâsı
olduğu seküler-popüler Batı kültürü tarafından esir ve teslim
alınması. Daha ne olsun! Bir milletin çöküşü değil de nedir bu?
Peki bunun, “Türkiye’nin bağımsızlaşması”yla ve “çağdaşlaşması”yla
ne alası var?
Lozan, Türkiye’nin resmen Osmanlı’dan ve dolayısıyla İslam
kültüründen bağımsızlaşması, kopması ve Batı’ya bağımlı hale
gelmesinin bir başka adıdır.
Evet, “bağımsızlaşma” ve “çağdaşlaşma” bunun neresinde?
Tanzimat’la birlikte başlayan süreç, bir savunma psikolojisi’nin
ürünüydü ve Osmanlı, İslam’la ilişkilerini koparmaksızın,
problemleştirmeksizin onurunu, statüsünü, gücünü korumak amacıyla
bir silkinme hamlesi başlatmıştı. Tanzimat’ın silkinme hamlesi,
sorunu tam olarak tanımlayamadığı için başarısızlıkla sonuçlandı.
Sorun, İslam’ın dinamiklerinin, anlam haritalarının ve kodlarının
yenilenmesi, yeniden icat edilmesi sorunuydu. Tanzimat elitleri ve
aydınları bu sorunu farkedemedikleri ve ona göre hareket
edemedikleri için Tanzimat’ın hamlesi, ülkenin, kendi iddialarından
vazgeçerek Batı’ya “teslim olması”yla sonuçlandı. İşte Lozan, bu
teslimiyet’in, dolayısıyla yenilgi’nin resmen tescil edilmesidir.
Düşünsenize, bir Kurtuluş Savaşı veriyoruz, “yedi düvel”i (Batılı
sömürgecileri) müslümanlığın verdiği dinamizm, ruh ve haysiyet’le
ülkeden kovuyoruz; ondan sonra da bu galibiyetin ardından Türkiye’yi
her bakımdan Batı’ya bağımlı hale getiriyor, Batılı yörüngeye
kilitliyoruz! Gelin de çözün bu puzzle’ı (”bilmece”yi)!
O zamana kadar Osmanlı’yı dünyanın gelmiş geçmiş en büyük
medeniyetlerinden biri haline getiren İslam’ın sunduğu tüm
iddiaları, yeni bir ruhla ve dinamizmle yeniden bir imkan, bir
dinamik, bir güç haline getirebilmenin yollarını araştırmak yerine,
tüm iddialarımızdan vazgeçiyoruz. Söyleyeceğimiz, bağlanacağımız,
bize ait hiçbir Söz, hiçbir İddia bırakmıyoruz; her bakımdan
başkalarına bağımlı hale geliyoruz.
Gördüğünüz gibi Lozan, bizim için bir terminatör işlevi görmüştür:
Bizim iddialarımızı bitiren, bizi, başkalarının iddialarına ve
projelerine bağımlı hale getiren bir terminatör.
Söyleyeceğimiz, bağlanacağımız bir şey bırakmamışsak, o halde bir
şey söylememizi mümkün kılacak bir iddiamızın varolabildiğini nasıl
ve neye dayanarak söyleyebiliriz ki? Dayanacağımız, kendi başımıza
ayakta durabilmemizi mümkün kılacak asıl dayanaklarımızın
ayaklarımızın altından çekilip alınmasına göz yumuyoruz, sonra da
kalkıp bağımsızlaştığımızdan filan sözediyoruz? Bu nasıl bir iştir;
anlayabilen varsa beri gelsin!
13 Aralık 2005 Salı
(Yusuf Kaplan, Yenişafak)
|
|