|
|
Ahmet
TAŞGETİREN
ATATÜRK VE İSLAM
Atatürk ve din ilişkisi çok tartışılmıştır. Bugünlerde “kimlik
tartışmaları” ve “referans arayışları” içinde de onun bu alandaki
tavrı gündeme geliyor.
Peki gerçek ne idi?
Şu söylenebilir ki, Mustafa Kemal Atatürk dindar bir insan değildi.
Yetişme dönemi okumalarında pozitivist kaynaklarla buluştuğu, ondan
kalan metinlerde inanç alanına yönelik sorgulayıcı notlar yer aldığı
biliniyor.
Türkiye’de Mustafa Kemal misyonunu dinle hesaplaşma gibi görenler,
Cumhuriyet’i ve laikliği toplum hayatından dini tasfiye gibi
tanımlayanlar, onun bu yanından yola çıkmayı tercih ediyorlar.
Ama bir de Mustafa Kemal - din ilişkisinin daha olumlu boyutta ele
alındığı yaklaşımlar söz konusu. Bunlar da kendilerine gene Mustafa
KemalPaşa’dan metinler buluyorlar.
Hangisi gerçek?
Belki ikisi de…
Farklı zamanlarda farklı Mustafa Kemaller’den söz etmek mümkün.
Bir, kendi düşünce - inanç dünyasında Mustafa Kemal, bir, savaş
ortamlarında, milli mücadele yıllarında Mustafa Kemal, bir,
devrimler sırasında Mustafa Kemal…
Kendi inanç - düşünce dünyasını bir kenara bırakalım, çünkü bizi,
daha çok, hayata yansıyan profili ilgilendiriyor.
Burada da, devrimler sırasında, laiklik operasyonlarında dini alana
mesafeli bir kişilikten söz etmek mümkün. En azından toplumun önemli
bir kısmının onun misyonunu böyle okuduğu açık. Toplumun önemli bir
kesimi böyle algılamasına, bazan Atatürk’e sahiplenen kimi kesimler
bu mesafeli duruşu çok daha katı biçimde yorumlayarak “din karşıtı”
bir Mustafa Kemal profili ortaya çıkarmasına rağmen, Mustafa Kemal
Paşa bu dönemdeki uygulamaları “Din istismarına mani olmak, dinin
ulviyetini korumak, dinin yıpranmasını önlemek” şeklinde
niteleyerek, “Dine saygı” lı bir duruşu tercih etmiştir.
Ama, özellikle memleketin varoluş - yokoluş mücadelesinin verildiği
süreçte bir başka Mustafa Kemal portresini çizmek gerekiyor; ki
orada İslam’la ilişkiyi son derece önemseyen bir kişilik vardır.
Bence, bugün Mustafa Kemal’in tam da o portresini okumak gerekiyor.
Şunun için gerekiyor:
Mustafa Kemal Paşa iyi bir asker. Önemli bir kurmay. Birinci Cihan
Savaşı cephelerinde bir büyük devletin can savaşında rol almış ve
üzerine milli mücadelede öncülük görevi düşmüş bir asker. Böyle bir
askerin en iyi bilmesi gereken şey, kuvvet değerlendirmesidir. Ve
orada, kendi halkını tanımak, onu bir savaşa güç olarak sevk etmek
son derece hayatidir. Kendi halkınızın mukaddeslerini bilmeden,
onunla buluşmadan, hatta onunla cepheleşerek bir yere
gidilemeyeceğini en iyi komutan bilir.
Onun için Mustafa Kemal Paşa’yı Balıkesir Zağanos Paşa Camiinin
minberinde bir vaiz gibi cemaata hitap ederken görürüz.
-Ey Cemaati Müslimin…
Aynı kürsüde Mehmet Akif vardır, mü’minlerin yüreğini vatan
savunması için ateşleyen…
Onun için Mustafa Kemal Paşa’yı Erzurum - Sivas Kongrelerinde
sarıklı hocalar - şeyhler arasında görürüz. (Başbakanlıkta iftar
düzenlenmesini post modern darbe gerekçesi yapanlar, bu yüzden parti
kapatanlar için anlaşılmaz bir tavır olmalı. Bunun gibi, başörtülü
bir kadınla yanyana görünmekten kaçan devlet büyüklerinin tavrı da
anlaşılması kolay olmayan tavırlardandır. )
Onun için Lozan’da İslam, Türk Temsilci Heyetinin tezinde, bu
ülkenin Türk - Kürt tüm Müslüman halklarının ortak hamuru olarak
nitelenir ve Kürtlerin azınlık diye nitelenmesinin önü alınır.
Onun için Mustafa Kemal Paşa, bu ülkenin ortak paydası olarak
İslam’dan yola çıkar ve farklı Müslüman etnik unsurları “Anasır-ı
İslamiyye” bütünlüğü içinde zikreder.
Demek ki…
Ülkenin hayat - memat mücadelesi verdiği zamanlarda hatırlanacak
ortak değerdir İslam.
Geçen 80 küsur yıl içindeki uygulamalarda zaman zaman zihniyet
farklılaşmaları olduğu açık. Ama, ben düşünürüm ki, ülkenin geleceği
üzerinde gerçekten sorumluluk hissedenler, İslam’ın bu noktadaki
ihmal edilemez misyonunu görmezden gelemezler.
Şu anda CHP’nin öncülüğünde sergilenen tavır, ne zamanı, ne zemini,
ne de Mustafa Kemal Paşa’yı doğru değerlendiren bir tavır değildir.
Ben, hayallerimi dile getirdiğim “Deli Dolu Bir Yazı”da, Başbakan’la
Genelkurmay Başkanı’nı, Diyarbakır’da bir Bayram Namazında yanyana
durmaya çağırmıştım.
Hayal işte!
Mustafa Kemal Paşa olsa, bunu yapar mıydı?
Eğer ülke bütünlüğü için bunun anlamlı olacağını bilse yapardı.
İsterseniz pragmatik bir duruş deyin, yani faydasına inanarak…
Bugün, İslam zemzem olsa, ölüm halinde ağzına almak istemeyen
kesimlerin sorumluluk duygusu (sorumsuzlukları mı demeliydim yoksa?)
yanında gerçekten bir farklılık arzediyor o.
Şunu söylemek sadece bir gerçeğin ifadesi olacaktır:
Mustafa Kemal Paşa asla İslamsız bir Türkiye’yi aklına
getirmemiştir. Hatta ben, Osmanlı’nın can pazarından çıkıp gelmiş
bir devlet adamının, İslamsız bir Türkiye’nin olabileceğine
inandığını da düşünemem. Kişisel inancı ne olursa olsun! İslam
Türkiye’nin olmazsa olmaz bir gerçeğidir çünkü. Ve bunu en iyi, en
zor zamanlarda Türkiye’nin sorumluluğunu üstlenmiş olanlar
bilecektir.
|
|