|
Akraba;evlilikleri zararlı olduğu halde, dinimiz bundan
sakındırmamış, hatta teşvik babından Hz. Ali ile Hz. Fatma (ra)
izdivaç etmişler.
Evvelâ, akraba
evlilikleriyle ortaya çıkması muhtemel hastalıklara bir
gözatalım:
"İrsi
hastalıklar": Ana babadan çocuğa"irsi olarak"geçen hastalıklara
verilen addır. İrsî hastalıklara, yakın akraba olan
(ana-babanın) çocuklarında, diğer çocuklara oranla daha çok
rastlanır. Akrabalar arasında yapılan evliliklerden doğan
çocuklarda, ortak atadan aktarılan ve irsî hastalığın taşıyıcısı
olan genlerden iki tane bulunması ihtimali büyüktür.
Az rastlanan
irsî hastalıklardan birisi akşınlık (Albinizm)dir. Akşınların
gözlerinde ve saçlarında boya maddesi (Pigment) yoktur. Bu
hastalık sadece görünüşü bozmakla kalmaz, yarı körlüğe de yol
açar.
Veraseti , DNA
adı verilen ve gen adlı birimlerde toplanmış olan bir madde
gerçekleştirir. Genler organizmanın gelişmesini düzenleyen
bilgiyi taşırlar.
Bazı
hastalıklar irsîdir ve bu hastalıklara bir enzim yetersizliği
yol açar. Vücutta meydana gelen bütün "biyokimyevi" hadiseler,
enzimlerin kontrolü altında gerçekleşir. Bütün "birleşimler" ve
"çözülmeler" belli bir sıra izlerler. Yani bir madde doğrudan
doğruya son ürüne dönüşmez, daha önce çeşitli bileşik
dizilerinden geçer. İstenilen son ürünü meydana getirmek için bu
dizilerdeki bileşiklerin herbirine yeni maddeler eklenir ya da
çıkarılır.
Zekâ geriliğine
yol açtığı sanılan Mongolizm, Fenilketonüri gibi 28 kadar irsî
hastalık bilinmektedir. Bunlarda yetersiz enzim tesbit
edilmiştir.
Orak hücreli
anemi, Talessemi gibi bazı kan hastalıkları, ayrıca sistinüri,
ve galaktosemi de irsî hastalıklardır. Saniyen İslâm, akraba
evliliklerini teşvik etmemiş, belli bir çerçevenin
dışındakilerin evlenmelerini tecviz etmiştir. Salisen, İslam'ın
yasaklar çerçevesi içine aldığı akrabalar da küçümsenmeyecek
kadar bir yekûn teşkil etmektedir. Mamafih, aslında zararlı olan
akraba evliliği değil anne-babada mekni bulunup evlenince,
katlanıp çocukda ortaya çıkan hastalıklardır. Bir aile, bir
sülale, bir oymak ve bir kabilede bu hastalıklardan biri varsa,
aynı oymak içinde aynı hastalığı taşıyan iki kişi izdivacla bir
araya gelince, hastalık ortaya çıkıyor. Yani çocuk annesinde ve
babasında meknî bulunan bu hastalığı tevarüs edinmiş oluyor.
Şimdi, eğer,
böyle bir hastalık taşıyan aile; kabile içinde değil de dıştan
olsa, hatta evlenenlerin biri Çin'den biri de Maçin'den gelse
hastalık olmayacak mı? Aksine, kimden ve nereden olursa olsun,
çocuğun kaderi olarak ortaya çıkan, anne-baba hastalığı
akrabadan olmuş, uzakdan olmuş farketmez. Binaenaleyh, asıl
mahzurlu olan, iki hastanın bir araya gelmesi, çocukda, kâmil
mânâda ortaya çıkan bu tür hastalıkla hasta olanların
evlenmesidir.
Bu tür
hastaların evlenmesiyle çocuklarda bir kısım ârızalar oluyorsa,
hekimler bunu araştırmalı; şayet böyle bir hastalık varsa,
bunların evlenmeleri tecviz edilmemelidir. Böyle, aynı kabile
aynı oymak içinde, izdivaçla ortaya çıkan hastalıklarda
hassasiyet gösterildiği gibi, dünyanın tâ öbür ucundan alıp
evlendireceğimiz kimseler hakkında da titiz davranılmalıdır.
Zira aynı hastalık onlarda da olabilir, dolayısıyla aynı vahim
netice, onlar için de bahis mevzuudur. Binâenaleyh böyle bir
meselede belli çerçevenin dışında akraba evliliklerine cebhe
almak bir haksızlıktır ve ilim adına faraziyecilerin işine de
çok yaramayacaktır...
Şayan-ı
teessüfdür, bir kısım dindar ilim adamları da meseleyi
faraziyecilerin aceleciliği içinde ele alarak, tıbbî hükme menat
teşkil eden hususu tamamen kulak ardı edip, "zaten Kur'ân'da
bütün bütün akraba evliliklerini yasak etmiştir" diyerek Kur'an'
la tenakuza düşmektedirler. Bir kere Kur'ân-ı Kerim: "Ey
peygamber, biz, ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini,
Âllah in sana ganimet olarak verdiği (savaş esir) lerinden
elinin altında bulunan (câriye) leri, amcanın, halalarının,
dayının ve teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını sana
helâl kıldık. Bir de kendisini (mehirsiz olarak) peygambere hibe
eden ve peygamberin de kendisini almak dilediği inanmış kadını,
diğer mü'minlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helâl
kıldık). Biz, eşleri ve ellerinin altında bulunan (cariye) leri
hakkında müminlere ne farz ettiğimizi bildik (onların bu hususta
ne yapması lâzım geldiğini açıkladık) ki,sana bir zorluk
olmasın, (sen bir sıkıntıya, güç bir duruma düşmeyesin). Allah,
çok bağışlayan, çok merhamet edendir. " (Ahzab-50)
Pratikte de, ne
peygamberimiz ne de Ashab efendilerimiz, muharremât ayetiyle
çerçevesi belirlenenlerin dışındakilerle evlenmede beis görmemiş
ve bu mübahı kullanmışlardı. Efendimiz, (S.A.V) halasının kızı
Zeyneb binti Cahş'la; Hz. Ali amca torunu Hz. Fatıma'yla ve daha
yüzlercesi yüzlercesiyle evlenmişti... Hem sıhhatli bir oymak
içinde niçin kız alınıp verilmesin ki? Hatta, o oymak ve o
sülâlenin sıhhat, ruh, karakter ve fiziki yapısının korunması
için bunda faydabile olabilir. Meselâ, Dâğıstan halkının
umumiyet itibariyle bu mevzuudaki hassasiyetleri sayesinde,
sağlam nesiller olarak bugünlere kadar gelip ulaşdıkları
söylenmektedir. Denilebilir ki, bunlar daha sıhhatli, daha
zinde, Allah'ın bir lütfu, ihsanı, takdiri olarak daha uzun
ömürlü olabilmişler.
Şanlı Osmanlı
devletinde de bu mübah kullanılıyordu ama, endişe edilen
rahatsızlıkların pek çoğu yoktu. Hatta, bizzat Âl-î Osman
Hânedanı bu mübaha karşı açıkdı ve bizim korkulu rüyalarımız
sayılan hastalıklardan hiçbiri de bilinmiyordu. Hem bir insan
kendi soyunun, sopunun, sıhhatini; güçlü, kuvvetli ve zinde
olmasını düşünüyorsa, tabii ki, en sıhhatli ailelerden kız
alacaktır. Kendi kabilesi en sıhhatli ise neden ondan almasın
ki...?
Hasılı,
çiftlerin bir araya gelmesinde mahzur teşkil eden şey uzak ve
yakın olmakdan daha ziyade; eşlerin biraraya geldiklerinde,
çocuğun acı kaderi olabilecek hastalıklardır. Ve zannımca
üzerinde durulması gerekli olan da budur. Yoksa, insanlara
faideli olan şeylerin en küçüğünü dahi ihmal etmeyip gösteren ve
bir yudum içki gibi, zararın en küçüğünün üzerinde hassasiyetle
durup onları sakındıran Kur'ân-ı Kerim, çok önemli şeyleri
önemsememiş; çok önemsiz şeyler üzerinde de fazlaca durmuş
sayılırdı ki, bu da onun herkesce kabul edilen "muvazene kitabı"
olma ruhuna aykırı demektir.
Kur'ân-ı Kerim:
"Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı: Analarınız,
kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş
kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt
bacılarınız, karılarınızın anaları, birleştiğiniz karılarınızdan
olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız - eğer onlarla henüz
birleşmemişseniz, (kızlarını almaktan ötürü) üzerinize bir günah
yoktur - kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları ve iki
kız kardeşi bir arada almanız. Ancak geçmişte olanlar hâriç.
Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir" (N;sa-23)
ayetiyle haram olanların çerçevesini belirledikten sonra,
yukarıda temas edip geçdiğimiz Ahzab sûresinin 50. ayetiyle de
şöyle buyurarak:
"Ey peygamber,
biz, ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini, Allah’in sana
ganimet olarak verdiği (savaş esir) lerinden elinin altında
bulunan (cariye)leri, amcanın, halalarının, dayının ve
teyzelerinin seninle beraber göç eden kızlarını sana helâl
kıldık. Bir de kendisini (mehirsiz olarak) peygambere hibe eden
ve peygamberin de kendisini almak dilediği inanmış kadını, diğer
mü'minlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helal kıldık).
Biz, eşleri ve ellerinin altında bulunan (cariye) leri hakkında
müminlere ne farz ettiğimizi bildik (onların bu hususta ne
yapması lâzım geldiğini açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın,
(sen bir sıkıntıya, güç bir duruma düşmeyesin). Allah, çok
bağışlayan, çok merhamet edendir." (Ahzab 50) herhangi bir
iltibasa meydan vermeyecek şekilde, neyin yasak olup, neyin
olmadığını apaçık göstermektedir.
Bununla
beraber, evlenmeyi, sağlık prensiplerine riayet ölçüsü içinde
mubah kılmak başka, izdivaca zorlamak başkadır. Belli bir
çerçevenin dışındakilerin evlenmelerine yollar açık ve herhangi
bir mâni yoktur. Ama, aynı zamanda, evleneceklerin sağlık
açısından biraraya gelip gelemeyeceklerinin tetkik ve
araştırılması neticesinde, şayet, bir mahzur bahis mevzuu ise
böyle bir izdivacın engellenmesinde de sakınca yolctur. Hatta,
engellemek, yararlı ve insanidir.
Her şeyin en
iyisini Allah bilir. |