|
Soru: Cenâb-ı Hak bizim bu
dünyada nasıl hareket edeceğimizi biliyor. Emirlerine uyup
uymayacağımızı da biliyor. İmtihana neden lüzum görüyor da
bizi dünyaya gönderiyor.
Cevap: Evet, Allah nasıl
hareket edeceğimizi biliyor, bununla beraber imtihan etmek
için dünyaya gönderiyor, tâ sırtımıza yüklediği
mükellefiyetlere istidat ve kabiliyetlerimizi inkişaf
ettirelim. Evet, O bizi yaratırken, tıpkı ma'denler gibi
yaratmıştır. Bakır ma'deni, kömür ma'deni, demir ma'deni,
altın ma'deni, gümüş ma'deni.
Bunu, herşeyi
varedip geliştiren Rabbimiz olarak yapmış. Nasıl bir
sanatkârın mimarî ve estetik gibi kabiliyetleri, mehâretleri
olur. Ve o, bu sanat eseriyle görünüp bilinmeyi arzu eder.
Aynen onun gibi; Cenab-ı Hakk'ın da birçok isimleri ve
bunların tecellîsi olarak sanatları vardır. İşte, bu çeşit
çeşit sanatlannı insanların nazarlanna arzetmek için, bu
meşhergâhı açarak gizli güzelliklerini izhâr buyurmuştur.
Daha açık
ifadesiyle, kömür ma'deninde isimler nasıl tecellî ediyor;
demirde, altında, gümüşte nasıl kendisini gösteriyor; sonra
insanın müdâhalesi ile som altında, som gümüşte; mamûl demirde
nasıl tecellî ediyor. Ve, bir adım atmakla, kömürün elmas
olmasında nasıl kendisini göstereceğini nazarımıza arzetmek
için, çeşitli derece ve kademelerde isimlerinin cilvelerini
sergiliyor ve böylece, kendisini tam tanıyabilmemize, tam bir
fikir edinmemize imkân veriyor. Evet, herşeyi yapan O'dur. Hem
de, her şeyden binlerce meyve verdirerek...
Neticede onun
bu icraatıyla insanlar tasafi ediyor, saflaşıp berraklaşıyor
ve cennete ehil hâle geliyor. Yani ma'denler altın oluyor,
elmas oluyor; gümüş oluyor. Bu hususta Efendimiz (S.A.V.) bir
hadis-i şeriflerinde şöyle buyııruyorlar: "İnsanlar tıpkı
ma'den gibidirler. Câhiliyede hayırlı olanı, İslâmiyette de
hayırlıdır. Yani, câhiliyede izzetli, onurlu Ömer,
İslâmiyet'te de, vakârlı, ciddiyetli, gönül sahibi, azametli
ve aziz ÖMER... Birinde, oldukça sert, oldukça haşin ve
istediğini yaptırtan; öbüründe tevâzu kanatlan yerlere kadar
ve insanların ayağının altında; fakat kâfirlere, fâcirlere
karşı azîm, cesim bir Ömer!.. Câhiliye devrinde ma'den olarak
nasılsa İslâmiyet'te de öyle.. Onun için atak, canlı, kanlı
insanlar gördüğümüzde arzu ederiz ki, müslüman olsunlar...
Çünkü câhiliyede aziz olan, İslâmda da aziz olacaktır.
İslâm insan
unsuru olan bu ma'deni ele alır. Yoğurur; olgunlaştırır; som
altın hâline getirir. Sahabi böyle som altın hâline gelmişti.
Sonraları, değer ve ayar düşmeye başladı. 22 ayar, derken 21,
20, 18, 17, 15... Yirminci asırda müslümanlar arasında 1 ayara
kadar düşenler de oldu. Evet bu asır, o kadar cürûfu, züyûfu
fazlalaşmış bir asır!..
Demek ki biz,
dünyada imtihana tâbi tutuluyoruz, tasaffî edelim... Bu arada
Allah (C.C) ne yolla sâfileşeceğimizi biliyor da bizi imtihana
tâbi tutuyor. -Hâşâ- O bilmediği şeyi bizden öğrenmek için
değil. Yani O, bizi bizimle imtihan ediyor. Daha doğrusu biz
kendi kendimizle imtihan oluyoruz.
Evet, biz
cehd ve sa'y ettiğimiz, tasaffî etme yolunda bulunduğumuz;
demir ma'deni isek demir olma; altın ma'deni isek, altın olma
sevdâsına tutulup yoluna girdiğimiz.. evet, böyle bir
gayretimiz olduğu takdirde Rabbimizin ezelde bildiği şeyin
ortaya çıkmasına vesile olmuş bulunacağız. Ve, işte biz,
bunlarla kendi kendimizi imtihan edip O'nun Yüce huzuruna
kendi durumumuzla çıkacağız. Kur'ân'ın ifâde ettiği gibi "O
gün onların elleri ayakları -ilâve edelim,- gözleri kulakları,
dilleri, dudakları aleyhlerinde şehâdet edecek." Sen de bunu
biliyorsan kendi kendinle imtihan olduğunu anlarsın. Allah
(C.C) senin durumunu -hâşâ- öğrenmek için imtihan etmiyor.
Bilâkis seni sana gösteriyor ve seni, seninle de imtihan
ediyor.
Herşeyin
iyisini O bilir. |