Soru:
Şiiler, Bahailer,
İsmaililer, Reşat Halifeciler, Vahhabiler, Hariciler, Mutezile,
Cebriye ve reformist-modernistlerin hükümleri nedir? Bunlardan
küfrüne hükmolunan mezhepler var mıdır? Varsa niçin? Küfrüne
hükmedilmeyenlerin hükmü nedir? Bir süre cehennemde yanıp sonra
cennete girme gibi bir şey mi?
Cevap:
Öncelikle soru
sahibini, “bid’at fırka” kavramını hayata tetabuk ettirerek ele
alan yaklaşımından ötürü kutladığımı belirteyim. Zira “bid’at
fırka” kavramı yaygın olarak tarih içinde olup-bitmiş olgular ve
devrini tamamlayıp tarihe mal olmuş oluşumlar için kullanılır,
günümüze tatbik edilmez ve tabii ki bu eksik bir değerlendirmedir.
Yukarıda adı aynı
bağlam içinde anılan fırka ve oluşumlara gelince, bunları mutlak
surette kategorize ederek ele almak gerekir. İlke şudur: “Dinden
olduğu zaruretle sabit olan hususlar”ı inkâr etmeyenler İslam
dairesi içinde, edenlerse dışında değerlendirilir.
Burada bir hususa
dikkat çekmek gerekiyor:
el-Kevserî merhum,
el-Melatî’nin et-Tabsîr’ine yazdığı takdim yazısında, fırkalar
hakkında hüküm verirken son derece dikkatli ve ihtiyatlı olmak
gerektiğinin altını çizmiş ve şu hususlara dikkat çekmiştir:
Fırkalar hakkında eser veren ulemadan kimi sadece bu fırkaları ve
görüşlerini zikretmekle yetinip, görüşlerini tartışmazken, kimi de
bu tartışmayı alabildiğini sert bir şekilde yapar ve her fırkayı,
kendi görüşlerinin gereği saydığı hususlarla ilzam eder. Bu
fırkalar hakkında konuşurken, onları, sadece kendi eserlerinde yer
alan görüşlerle ilzam etmek ve muarızlarının onlar hakkında
yazdığı eserlerde zikrettikleri her görüşü onlara nisbet etmekten
sakınmak gerekir…
Bu değerlendirmeler
ışığında gerek mezkûr fırkaları, gerekse bunların alt dallarını
birbirinden ayrı tutmak durumundayız. İslam dairesi içinde
bulunanlara Şia’nın “gulat/aşırılar” dışındaki alt dallarını,
Vehhabiler’i, ve yine Hariciler’in –Necdât gibi– bazı kollarını
örnek verebiliriz. Mu’tezile, Cebriye vd., de böyledir. Bunların
her birinin alt dalları, liderleri ve kendine mahsus görüşleri
vardır. Aynı durum Modernist/reformistler için de böyledir.
Aralarında son derece aşırıya gidenler olduğu gibi, ılımlı olanlar
da vardır. Bahailer, Reşad Halifeciler… gibi “yalancı
peygamberlere inananlar”a gelince, bunların durumu tıpkı
Müseylimetü’l-kezzâb’a inananların durumu gibidir. Gerek ona,
gerekse diğer yalancı peygamberlere inananlarla yapılan savaşlara
“ridde savaşları” dendiği malumdur. Hz. Peygamber (s.a.v)’den
sonra peygamber gelmeyeceği, dinde zaruretle sabit olduğu halde
bunlar, sahte peygamberlere iman etmekle bu zarureti inkâr
etmişlerdir.
Bütün bu fırkalar
içinde küfrüne hükmolunanlar, yukarıda da belirttiğim gibi “dinden
olduğu zaruretle sabit olan hususlar”dan herhangi birini red/inkâr
ettiği için bu hükme muhatap olmuştur. Kur’an veya mütevatir
Sünnet ile sabit olan hususlardan herhangi birini inkâr edenlerin
durumu böyledir.
Tekfir edilmeyenlere
gelince, bunlar Ümmet-i Muhammed’in günahkârlarından olarak
cehennemde belli bir süre azap çekerler. Zira bid’atleri küfre
varan aşırılıkta değildir. Dolayısıyla bunlar esas olarak
“mü’min”dir.
Ebubekir Sifil