Soru:"Kahrolsun Şeriat !!!"
ifadesini kullanmak doğru mudur ?
|
Cevap:
BİR İNSAN böyle bir sözü neden söyler, niçin söyler,
hangi niyetle söyler?
Bu sözü söyleyenlerin bir kısmı var ki, ne dine inanır, ne
Allah’a; ne Kur’an’a inanır, ne de Peygambere… İslam’a ve dine
karşıdır, düşmandır. Böyle bir insan bu sözü inançsızlığından
dolayı söyler. Zaten böyle birisinin yolu da, izi de bellidir.
Hiçbir kutsalı yoktur, hiçbir manevî değer tanımaz. Onun gözünde,
dini çağrıştıran her şey zararlıdır ve yanlıştır. Böyle
düşünenleri kendi ideolojik yapısıyla baş başa bırakalım.
“Kahrolsun şeriat!” diye bağırıp çağıran başka birisi daha vardır
ki, o da neyin ne olduğunu bilmeden konuşuyor. Allah’a, dine,
Kur’an’a ve Peygambere inanıyor, inancı var, belki namaz da
kılıyordur, oruç da tutuyordur, ama “şeriat”ın siyasî ve ideolojik
bir düşünce olduğunu sanıyor, farkına varmadan bu saçma sözleri
kullanıyor, bir yerde “uydum kalabalığa” diyerek hareket ediyor.
Oysa şeriatla din aynı anlama gelir, ikisi bir arada kullanılır.
Din şeriattır, şeriat da dindir.
“Şeriat” kavramının içinde, imanla ilgili hükümler olduğu gibi,
ahlakla, ibadetle ve günlük hayattaki işlerle alakalı hükümler de
vardır.
Her şeyden önce şeriatı koyan Allah’tır. Bir diğer ifadeyle, dini
gönderen ve dinin sahibi Allah’tır. Onun için Allah’a “Şârii
Hakiki/gerçek şeriat koyucu” denir.
Zaten Allah’ın, şeriatı koymasının asıl amacı, kullarının sonsuz
hayata ve gerçek saadete ulaşmalarıdır. Şeriatın tanımına
baktığımızda da aynı gerçekleri görürüz.
Sözlük anlamıyla şeriat "yol, mezhep, metot, âdet, insanı bir
ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol" demektir.
Dinî bir terim olarak da, "Allah’ın emir ve yasaklarının
toplamı"dır.
Başka bir deyimle, "Kur’an âyetlerine, Allah Resulü’nün
(a.s.m.) sünnetine ve İslam âlimlerinin görüş birliği içinde
oldukları meselelere dayanan İlahî kanun"lar bütünüdür.
“Şeriat”, İlahî kanunlar bütünü olduğuna göre, tek Şâri/şeriat
koyucu Allah’tır. Bunun yanında peygamberler de, şeriatı insanlara
haber verdikleri için ayrıca onlar da Şâri olarak anılırlar.
“Şeriat” kelimesi bir terim olarak diğer kanunlar ve dinler için
de kullanılabilir. Mesela, “Musa Aleyhisselamın şeriatı” gibi.
Şeriat kelimesinin terim anlamı şu âyete dayanır:
"Sonra seni bu işte apaçık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona
uy. Hakkı bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma!" (Câsiye,
45:18)
Peygamberimiz Hz. Muhammed’den (a.s.m.) önce de çok sayıda
peygamber gelmiştir. Bu peygamberlerin çoğunu Cenabı Hak, bir
şeriatla/kanunla göndermiştir. Peygamberimizin getirdiği İslam
şeriatı, daha önceki şeriatların bir devamı ve tamamlayıcısı
niteliğindedir. Bu mesele Kur’an’da şöyle dile getirilir:
"Allah, dini doğru tutmanız ve onda ayrılığa düşmemeniz
hususunda Nuh’a tavsiye ettiği, sana vahyettiğimiz, İbrahim’e,
Musa’ya ve İsa’ya tavsiyede bulunduğumuz dinle ilgili hususları
size şeriat olarak koydu." (Şûrâ, 42:13)
İslam hukuku kaynakları, şeriatı üç ana bölümde inceler:
İbadetler, muameleler, ceza hukuku.
İbadetler: Allah’ın razı olduğu her çeşit ibadeti içine
alır. Özel anlamda ise, âyet ve hadislerde özel şekil ve şartları
belirlenen ibadetlerin uygulanması kastedilir. Namaz, oruç, zekât,
hac ve kurban İslam’da var olan ve bilinen ibadetlerdir.
Muameleler: İnsanlar arasında medenî, ticarî, ekonomik ve
sosyal ilişkileri, insanların devletle ve devletlerin de
birbirleriyle münasebetleri bu bölümde yer alır.
İslam dini doğumdan ölüme kadar evlenme, boşanma, nafaka, velayet,
vekâlet, vesayet, miras, alışveriş gibi toplum hayatının ihtiyacı
olan tüm medeni muamelelere ve hatta devletler hukukuna ait
hükümler getirmiştir.
Ceza hukuku: İslam şeriatının kullanımda olduğu bir İslam
ülkesinde, İslam dininin emir ve yasaklarına uymayan, toplumsal
düzeni bozmaya çalışan kimselere karşı verilecek bedenî, malî veya
caydırıcı bazı cezaî hükümleri kapsar.
İslam şeriatı, esas olarak temelde dört delile dayanır. Bunlar
şer’î deliller olarak da anılan “Kitap, sünnet, icmâ ve kıyas”tır.
Kitap: Kur’an’ın içerdiği hükümlerdir.
Sünnet: Son Peygamber Hz. Muhammed’in (a.s.m.) söz ve
fiilleridir.
İcmâ: İslam âlimlerinin görüş birliği içinde bulundukları
konulardır.
Kıyas: Kur’an ve sünnette hükmü açıkça belirtilmeyen bir
meselenin hükmünü, aralarındaki ortak nitelik dolayısıyla, hükmü
açıkça belirtilen diğer meseleye göre açıklamaktır.
İslam şeriatına karşı çıkanları Prof. Dr. Hayrettin Karaman bir
sıralamaya tabi tutuyor ve şöyle bir değerlendirme yapıyor:
|
"Biz
Müslüman’ız, İslam’a varız, ama şeriata yokuz, şeriatı kabul
etmiyoruz; şeriat Ortaçağ’ın karanlığına dönmektir"
diyenler, "Kur’an, sünnet, icma ve kıyas kaynaklarına
dayanan İslam’ın bir kısmını kabul ediyoruz, ama bir kısmını
kabul etmiyoruz" demiş oluyorlar. |
İslam’ın bütününe inanan ve tamamını yaşamaya çalışan mü’minler
“salih ve kâmil” Müslümanlardır.
Yine tamamına inanıp bağlayıcı olduğu halde bir kısmını
yaşayamayan (ameli, uygulaması eksik, kusurlu olan) mü’minler ise
“fâsık, günahkâr” Müslümanlardır; Allah Teala onları dilerse
affeder, dilerse cezalandırır.
“İslam’ın bir kısmını (şeriatı) kabul etmem” diyenler, “Onun da
dinden olduğunu kabul ediyor, böyle olduğuna inanıyorum, ancak
onunla amel etmek istemiyorum” demek istiyorlarsa, günahkâr
oluyorlar, “Bu kısmına inanmıyorum, şeriatı dinden saymıyorum”
demek istiyorlarsa, İslam’la bağlılık ve aidiyet ilişkilerini
kesmiş oluyorlar.
Şeriata karşı çıkanlar, “şeriat istemiyoruz, kahrolsun şeriat!”
diyenler, İslam’ın bir kısmını reddediyor, onunla inanç ve yaşama
bakımından ilişkilerini kesiyorlar, hatta ona karşı düşmanca cephe
alıyorlar. Bu durumda olanların aynı zamanda Müslüman olmaları
mümkün ve sahih değildir.
Şeriat sadece Kur’an hükümleri ve İslamî esaslar değildir. Az önce
anlattığımız ve herkesin “şeriat” olarak bildiği bu şeriat, Cenabı
Hakkın Kelam sıfatına dayanır ve asıl itibariyle oradan gelir.
Bir diğer şeriat daha vardır ki, o da Allah’ın İrade sıfatından
gelir ve bu sıfatın tecellisidir. Buna “sünnetullah/tabiat/doğa”
tabiri kullanılır.
Mesela, yerin çekim gücü, ateşin yakması, soğuğun üşütmesi,
zehirin insanı öldürmesi gibi tabiatta var olan fıtrî kanunlar,
kevnî kanunlardır. Bunların yaratıcısı ve işleteni Yüce Allah’tır.
Nasıl ki, Kelam sıfatından gelen kanunlara karşı gelenler belli
cezalara uğrayacağı gibi, İrade sıfatından gelen bu kanunlara
karşı duranlar da cezasını hemen görürler.
Mesela, bir kimse yüksek bir yerden atlarsa, bacağını ve kafasını
kırar. Elini ateşe uzatırsa eli yanar, soğukta durursa üşür, yüzme
bilmeden denize girerse boğulur, zehir içerse hayatını kaybeder.
Her iki şeriat için de şöyle müşterek misaller verilebilir. Zehir
içerek intihara teşebbüs eden hayatını kaybettiği gibi, intihar
etmekle haram işlediği için ayrıca günaha girmiş olur.
İkinci bir misal: Silahını suçsuz bir insana kasten çeken kimse
onun ölümüne sebep olduğu gibi, ayrıca büyük bir günah işlediği
için, İslam şeriatı ona kısas cezasını öngörür, onun da aynı
şekilde cezalanması hükmünü verir.
Mehmet Paksu