|
Mezheplere tâbi olmayanların durumu nedir
açıklar mısınız?
Mehmet Kırkıncı
Hak
mezheplerde akıl ve mantığın tasdik etmediği hiçbir mesele yoktur.
Çünkü onların dayanak noktası Kuran, sünnet, icma-i ümmet ve kıyas-ı
fukahadan ibaret olan edille-i şeriyyedir. Dağlardan daha metin olan
o edille-i şeriyye, hiçbir beşerî kuvvetin tahrip edemeyeceği
çelikten bir kaledir. Bu kaleden çıkanların, ehl-i sünnete düşman
olan olumsuz cereyanlara kapılmaları veya alet olmaları kuvvetle
muhtemeldir. Şunu da ehemmiyetle nazara vermekte fayda görmekteyim:
Mezhepleri beğenmeyen, onlardan birine uymayan veya mezheplerin
kolay yanlarını alan bir kimse, asırlardan bu yana gelip geçmiş
milyonlarca Müslümanın yolundan ayrılmış, kendi başına yeni bir yol
tutmuş olur. Böyle kimseler, Kur’an-ı Kerim’in; “Kim, Peygambere
karşı çıkar ve kendisi için doğru yol belli olduktan sonra
Müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve
cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir” tehdidinden de hissedar
olurlar.
Bir mezhep
imamını taklit eden kimse hangi mezhebe bağlanmış ise artık her
meselede o mezhebin hükümleriyle amel etmesi ve mezhebinde sebat
etmesi lâzım gelir. Ancak zaruret hallerinde her hangi bir meselede
yine kendi mezhebinde kalmak şartıyla diğer bir mezhebin hükmüyle
amel edebilir. Bu ise ancak bir âlimin fetvasıyla mümkün olabilir.
İmam-ı Gazali Hazretleri de bu görüştedir.Mademki taklit sahibi bir
mezhebi iltizâm etmiştir, artık onda sebat etmesi gerekir. Netice
olarak; kişinin kendi hevesine uyarak sık sık mezhep değiştirmesi
onları hafife almak manasına gelir.
Son asrın
müdakkik alimlerinden Muhammed Kevserî, Makalât adlı eserinde bu
gibi kimselerin halini şöyle tasvir eder:
“Evet,
her grubun kendisiyle gördüğü fakat gerçekte ne onunla ne de bununla
olan, yani Arap şairinin dediği gibi: “Yemenlilere vardığında
Yemenli, Maadlilere vardığında Adnani” görünen kişiden daha
bozguncusu yoktur.”
Kevserî aynı
eserinde, mezhepsizliğin dinsizliğe götüren bir köprü olduğunu da
söyler.
Dr. Ramazan
el-Bûti ise bu konuda, “Evet, bütün İslâm milleti uzun tarihi
boyunca İslâm’ı aynıyla yaşatma imkânını en geniş ölçüde veren
müçtehitlerin bu dört imam (İmam-ı A’zam, İmâm-ı Şafi’i, İmâm-ı
Mâlik ve İmâm-ı Hanbel) olduğu üzerinde ittifak edegelmişlerdir.
der ve bu imamların yolunu bırakıp insanları mezhepsizliğe davet
etmenin “İslâm dinini tehdit eden en tehlikeli bid’at”
olduğunu ilâve eder. Ramazan el-Bûti, mezhepsizlik dava edenlerin
yeni hâdiselere çözüm getirmek yerine, İslâm’ın temel rükünlerini
sarsmaya çalıştıklarına dikkati çekerek şöyle der:
“Ben bu
mezhepsizlerden hiç birinin bir gün kalkıp da, halkın her gün sorup
durduğu yeni meselelerden birini araştırdığını görmüş değilim.
Onların bütün dertleri, binası tamamlanan, hükümleri yerleşmiş
bulunan ve gereğince amel edilmekle Müslümanların borçtan kurtulup
selamete çıkacakları İlâhî emirler hususunda yol gösterici olan hak
mezhepleri yıkmak için bütün güçlerini sarf etmekten ibarettir!
Dr.
Ramazan el-Bûti mezhepsizlik dava edenlere şu iki soruyu sorar:
“Bütün insanları inşaat işlerinde mühendislere uymaktan vazgeçmeye
çağırsan ne olur? İnsanları teşhis ve tedavi hususunda doktorlara
tabi olmaktan uzak kalmaya davet etsen ne olur?”
Bu soruya
kendisi şöyle cevap verir: “Hiç şüphe yoktur ki, bunun arkasından
gelecek olan şey, insanların tamir edeceğiz diye kendi evlerini bile
bile tahrip etmeleri, tedavi zannıyla kendi canlarına kendilerinin
kıymalarıdır.”
Mezhep
tanımayanları bu tehlikenin kapısına getiren ve müçtehitlere tâbi
olmaktan men eden en mühim sebep kendi rey ve düşüncelerini
müçtehitlerin görüşlerine müsavi, hatta onlardan daha üstün
görmeleridir. İmam-ı Şârânî Hazretleri de bu hususta şöyle buyurur:
Müçtehitlerin sünnet buyurduklarının hepsi ile amel et ve mekruh
dediklerini terk et! Onlardan bu hususta delil aramağa kalkma! Çünkü
sen, onların dâirelerinde mahpussun. Onların makamına varmadıkça
doğrudan kitab ve sünnete ulaşmakta, onları geçmen ve hiçbir zaman
hükümleri onların aldığı yerden alman mümkün değildir…Bütün
mezhepler, bana göre, parmakların el ayasına ve gölgenin aslına
bitişik olması gibi, şeriata bitişiktirler… Bu vesile ile şu noktayı
da kaydetmek icap ediyor. Müçtehitlere uymayarak kendi reyine uymak
büyük bir gururdur. Bu ise insanın manen çöküşüne sebep olur.
Bediüzzaman Hazretleri bu gibi kimselerin akıbeti hakkında şu
tesbitlerde bulunur:
“Evet
gurur ile insan maddî ve manevî kemalât ve mehasinden mahrum kalır.
Eğer gurur saikasıyla başkaların kemalâtına tenezzül etmeyip, kendi
kemalâtını kâfi ve yüksek görürse, o insan nakıstır. Böyle insanlar,
malûmat ve keşfiyatlarını daha yüksek görmekle, eslaf-ı izamın
irşadat ve keşflyatlarından mahrum kalırlar. Ve evhama maruz kalarak
bütün bütün çizgiden çıkarlar.”
Diğer Kaynaklar:
1.
İndirilen İslamın Muhkem Kaleleleri: Mezhepler
2.
Dini
Hassasiyetin Zayıflaması Mezhep Hassasiyetinin Zayıflaması ile Doğru
Orantılıdır
3.
Mezhepsizlik Niçin Dinsizliğin Köprüsüdür?
4.
İçtihad Farklılıkları ve Mezhepler
5.
Ebubekir Sifil ile Mezhepler ve
Mezhepsizlik Fitnesi
|