Şia'nın Hz. Alinin ilk halife olması
gerektiği iddiasına getirdikleri deliller nelerdir, bu
iddialara nasıl cevap verilebilir?
Bu
iddialara çeşitli başlıklar altında cevap vermek mümkündür.
1-"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Şayet
yapmazsan O'nun risaletini yerine getirmemiş olursun. Allah
seni insanlardan koruyacaktır."(1)
Ayetin ifadesinde Hz. Alinin hilafetiyle ilgili hiç bir şey
yoktur. Şevkaninin de belirttiği gibi, ayet umum ifade
etmektedir.(2) Yani, "rabbinden sana ne indirilmişse,
hepsini tebliğ et" demektir. Nitekim Hz. Aişe, "her kim
'Muhammed kendisine indirilenlerden bir şey gizledi' derse,
yalan söylemiş olur" demiş ve üstteki ayeti okumuştur.(3)
Durum böyle iken, şia bazı zayıf ve uydurma rivayetlere
dayanarak, (4) mezkur ayetin Hz. Alinin hilafetini
bildirdiğini söyler. Halbuki bu iddialarıyla Hz. Peygamberi
görevini tam yapmamakla itham etmektedirler. Zira ayet eğer
onların anladığı gibiyse, Hz. Peygamber bunu tebliğ etmeden
gitmiş demektir.
2-Hz. Peygamber bir sefere (Süyutinin rivayetinde Tebük
seferine) giderken yerine Hz. Aliyi bırakır. Hz. Ali, "Beni
kadın ve çocuklarla mı bırakıyorsun?" deyince Hz. Peygamber
şu cevabı verir: "Benimle Hz. Musa ve Harun misali olmak
istemez misin? Ancak şu var ki, benden sonra peygamber
yoktur."(5)
Hz. Peygamberin cevabında Hz. Musanın Tura gidiş olayına
işaret vardır. Hz. Musa, yerine kardeşi Harunu bırakarak
Tura gitmiştir. Hz. Harun da kardeşi Musa gibi bir
peygamberdir.
Üstteki rivayetten Hz. Alinin faziletine istidlalde bulunmak
son derece makuldür ve buna kimsenin bir itirazı da yoktur.
Fakat bu rivayetten "ilk halife Hz. Ali olmalıydı"
neticesine varmak zoraki bir yorumdur. Zira Hz. Peygamber
sefere giderken Hz. Aliden başkalarını da yerine
bırakmıştır. Abdullah b. Ümmi Mektum bunlardan biridir.(6)
3-"Bera b. Azib anlatıyor: "Bir seferde Ğadir-i Hum'da
konakladık. Namaza nida olundu... Namazdan sonra Hz.
Peygamber Hz. Alinin elini tuttu. "Ben kimin efendisiysem
Ali de onun efendisidir. Allahım, ona dost olana dost,
düşman olana düşman ol" dedi."(7)
Bu rivayet sahih olarak kabul edilse bile, buradan Hz.
Alinin ilk halife olması lüzumunu anlamak mümkün
değildir.(8) Çünkü Hz. Ali gerçekten müslümanlar içinde en
seçkin kimselerden biridir. Cesaretiyle, Allahın aslanı
ünvanını taşır. Şah-ı velayet makamına sahiptir. Bunlar gibi
seçkin özellikleri sebebiyle tarih boyunca bütün
müslümanların efendisi olmuştur. Alusinin dediği gibi, şayet
Hz. Peygamber yerine halife olarak Hz. Aliyi bırakmak
istese, "Ey insanlar! Bu, benden sonra idareciniz,
emirinizdir. Dinleyin itaat edin" derdi.(9) Böyle bir emir
ise, mutlaka yerine getirilirdi. "Anam babam sana feda
olsun" diyen sahabelerin, böyle ciddi bir konuda Paygamberin
sözünü dinlememeleri elbette düşünülemez. Nitekim, "Benden
sonra size Ömeri tavsiye ederim" diyen Hz. Ebubekirin isteği
yerine getirilmiş, Müslümanlar Hz. Ömere biat
etmişlerdir.(10)
4-Şianın haklılıklarına delil olarak ileri sürdükleri
rivayetlerden biri de şudur: "Hz. Peygamber, vefatı öncesi
hastalığı ilerlediğinde, "Bana kalem kağıt getirin, size
benden sonra sapmamanız için vasiyet yazdırayım" der. Hz.
Ömer, "Peygamberin rahatsızlığı şiddetlendi. Allahın Kitabı
bize kafidir" deyince ileri geri konuşmalar olur. Hz.
Peygamber, "Kalkın yanımdan, der. Benim yanımda niza
(çekişmek) yakışmaz."(11)
Şianın iddiasına göre Hz. Peygamber, yerine Hz. Alinin
geçmesini yazdırmak istemiş, Hz. Ömer ise buna engel
olmuştur.(12) Halbuki, mezkur rivayette asla buna bir
delalet yoktur. Rivayeti o tarzda değerlendirmek sadece bir
zorlamadır.
5-"De ki: Yaptığım tebliğe karşı ben sizden yakınlık
sevgisi dışında bir ücret istemiyorum." (13)
Bir rivayette, ayet nazil olunca Hz. Peygambere "Ya
Rasulallah, sevmemiz vacip olan yakınların kimlerdir?" diye
sorulmuş, Hz. Peygamber, "Ali, Fatıma ve oğulları" cevabını
vermiş.( 14 )
Bu ayet şia tarafından Al-i Beyt sevgisine bir delil olarak
zikredilir. Bunu işari bir mana olarak kabul etmek mümkün
olmakla beraber, ayetin sarih manasında buna bir delalet
yoktur.
İbn-i Abbasa bu ayetten sorulur. Daha cevap vermeden, orada
bulunanlardan Said b. Cübeyr, "Al-i Muhammed" deyince, İbn-i
Abbas "Acele ettin, der. Çünkü Kureyşin hiçbir ailesi yoktur
ki Hz. Peygamberin onlara akrabalık bağı olmasın. Ayetin
manası "hiç olmazsa yakınlık hakkını gözetin" demektir."(15)
İbnu Kesir, ayetin yorumunda şu manaya dikkat çeker: "Bana
yardım etmiyorsanız, hiç olmazsa aramızda olan akrabalık
sebebiyle eziyet etmeyin."(16)
Kendisinin şu yorumu da gerçekten zikre şayan bir incelik
arzeder: "Ayetten muradın "Hz. Ali, Fatıma ve oğullarıdır"
şeklindeki rivayet senet olarak zayıftır. Ayrıca, sure Mekki
surelerdendir. Mekede ise Hz. Fatımanın çocukları yoktu. Hz.
Ali ile evlilikleri hicretin ikinci yılında Bedir Savaşı
sonrası olmuştur. Ancak bu rivayeti kabul etmemek, Al-i
Muhammede sevgi beslememek anlamında değildir. Çünkü onlar
temiz bir zürriyetten, fahr, hasep ve nesep noktasında
yeryüzündeki en şerefli evden gelmişlerdir."(17)
Fahreddin Razi, "Ehl-i Beytim Nuhun gemisine benzer; binen
kurtulur" ve "Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uysanız
hidayete erersiniz"(18) rivayetlerini nazara verip şu yorumu
yapar: "Şimdi biz mükellefiyet denizindeyiz. Şüphe ve
şehvet dalgaları bize çarpmaktadır. Denizde yol alan iki
şeye muhtaçtır:
1-Sağlam bir gemi.
2-Işık saçan yıldızlar.
İşte, böyle bir gemiye binen ve yıldızlara bakarak yol
alanların kurtulma ümidi fazla olur. Ehl-i Sünnet, Ehl-i
Beyte muhabbet gemisine binmiş, sahabe yıldızlarına bakarak
yol almaktadır." (19)
Ehl-i Sünnetin Ehl-i Beyti sevmeme diye bir problemi yoktur.
Her namazın teşehhüdünde onlara dua ederiz ve onları ciddi
severiz.(20) Ehl-i Sünnet arasında "Ali, Hasan, Hüseyin,
Fatıma..." gibi isimler son derece yaygındır.
Kaynaklar:
1- Maide, 67
2- Şevkani, Muhammed, Fethu'l- Kadir, Daru İhyai't- Türasi'l-
Arabi, Beyrut, ts. II, 59. Ayrıca bkz. Kurtubi, VI, 157
3- Buhari, Tefsir, 5/7; Şevkani, II, 59
4- Bkz. Şevkani, II, 59-60
5- Tirmizi, Menakıb, 20; Süyuti, Celaleddin, Tarihu'l Hulefa,
Daru'l- Kütübi'l- İlmiyye, Beyrut, 1988, s. 133
6- Bkz. Hamidullah, Muhammed, İslamın Hukuk İlmine
Yardımları, İst. 1962, s. 142-143
7-İbnu Hanbel, IV, 281; Süyuti, Tarihu'l- Hulefa, s. 134;
Alûsî, VI, 192-193
8-Bkz. Onat, Hasan, Emeviler Devri Şii Hareketleri ve
Günümüz Şiiliği, TDV. Yay. Ankara, 1993, s. 24
9-Alûsî, Ebu'l-Fadl, Ruhu'l-Meani, Daru İhyai't-Türasi'l-Arabi,
Beyrut, 1985, VI, 195
10-Süyuti, Tarihu'l - Hulefa, s. 62-64
11-Buhari, Merda, 17; Müslim, Vesaya, 22; İbnu Hanbel, I,
325
12-Naim, Ahmet, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Diyanet
Yay. Ankara, 1982, I, 108. Ahmet Naim, ilgili rivayetleri
burada ve devamında çok güzel bir şekilde tahlil etmektedir.
Geniş bilgi için oraya bakılabilir.
13-Şura, 23
14-Beydavî, Kadı, Envaru't-Tenzil ve Esraru't-Te'vil, Daru'l-Kütübi'l-İlmiyye,
Beyrut, 1988, II, 362
15-Kurtubi, XVI, 15-16; İbnu Kesir, VII, 187; Süyuti,
Dürrü'l- Mensur, Daru'l - Mektebi'l- İlmiyye, Beyrut, 1990,
V, 699
16-İbnu Kesir, VII, 187
17-Age. VII, 189
18-Aclûnî, I, 132
19-Razî, XXVII, 167
20-Razî, XXVII, 166
Şadi Eren (Doç.Dr.)
kaynak:
www.sorularlaislamiyet.com