RASÛLULLAH (S.A.)'IN SAHABİLERİNE
SÖVMENİN YASAK OLDUĞU
Ebu
Said (r.a.)'den (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.):
"Sahabilerime sövmeyiniz! Varlığı elinde olan zata yemin
ederim ki eğer biriniz, sadaka olarak Uhud Dağı kadar altın
dağıtsa bu onlardan birinin bir müdd (lüka sadakasının
sevab)ına erişmez ve (hatta bunun) yarısına da ulaşamaz"
buyurmuştur.
Bu
hadis-i şerif ashab-ı kiramın ümmeti Muhammed içerisinde
işgal ettiği üstün mevkiyi ve amellerinin Allah katındaki
değerinin ümmetin diğer fertlerinin amelleıiyle kıyas kabul
etmeyecek kadar yüksek olduğunu ifade etmektedir.
Nitekim, bu hususu yüce Allah: "... Elbette içinizden
(Mekke'nin) Feth(in)den önce (hak yolunda) harcayan ve
savaşanlar ötekilerle) bir olmaz. Onların derecesi sonradan
infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür..."
mealindeki âyet-i kerimesinde de açıklanmıştır.
Hz.
Peygamberin sahabelere sövmeyi yasaklayan bu sözlerindeki
muhatabları, o anda orada hazır bulunan sahabilerle, onların
şahsında orada hazır bulunmayan tüm sahabiler ve sahabilerin
dışında kalan tüm müslümanlardır.
Hadis-i şerif sahabe-i kiramdan birine sövmenin haram
olduğuna delâlet etmektedir. Sahabe arasındaki ihtilaflar
bir içtihat neticesidir. İsabet eden on, hata eden ise bir
sevap almıştır. Meseleye bu açıdan bakmak gerekir. Sahabeye
söven bir kimsenin kafir olacağını söyleyenler de vardır.
Nitekim Hanefi ulemasından İbn Abidin (r.a.) "Kitabü
Tcnbihi'I-Vülat ve'1-Hukkâm" isimli özel bir risale
hazırlayarak bu mevzudaki görüşlerin tümünü nakletmiş ve
aynı zamanda kendi görüşünü de belirtmiştir.
Netice
olarak onlara sövmenin fasıklık ve büyük günahlardan
olduğunda ittifak olduğu gibi, onlara sövmeyi helal sayarak
sövmenin küfür olduğunda da ittifak vardır. Bu suçu işleyen
kimseler siyaseten öldürülürler.
İmam
Nevevi'nin açıklamasına göre "Şafii uleması ve Cumhuru
ulemâ bu suçu işleyen kimsenin tazir cezasıyla
cezalandırılması gerektiği görüşündedirler.
Malikilerden bazılarına göre ise bu suçu irtikab eden
kimseler öldürülür."
Sahabilerin verdikleri sadakanın değerinin Allah katında
başkalarının verdiği sadakaların değerlerinden daha üstün
olmasının sebebi ise şüphesiz ki onların bu sadakayı fakr-ü
zaruretin getirdiği çok ağır şartlar altında vermiş
olmalarının yanında büyük bir ihlas duygusu içerisinde
vermiş olmalarıdır.
Hanefi
mezhebine göre bir müdd 1/4 sa'dır.
Bir sa
3.334 kg. ettiğine göre bir müdd bu rakamın 1/4'dir.
Amr
b. Ebî Kurre'den (rivayet olunmuştur); dedi ki: Huzeyfe
Medayin'de idi ve Rasûlullah (s.a.)'ın öfke halinde
sahabilerinden bazı kimseler için sarfetmiş olduğu sözleri
(halka) aktardı. Bunları Huzeyfe'den dinleyenlerden bazıları
da gider Selman'a haber verir ve Huzeyfe'den duyduklarını
ona anlatırlardı. Selman da "Huzeyfe söylediği (sözün
doğruluk derecesi) ni (benden) daha iyi bilir" derdi. Sonra
da Huzeyfe'ye gelip:
"Senin
sözlerini Selman'a anlattık. Seni ne tasdik etti ne de
tekzib etti." derlerdi. Huzeyfe (bir gün) sebze tarlasında
bulunan Selman'a varıp; "Ey Selman benim Rasûlullah
(s.a.)'dan duyduklarımı tasdik etmekten seni engelleyen
(sebep) nedir? dedi. Hz. Selman da (ona şöyle) cevap verdi:
"Gerçekten Rasûlullah (s.a.) (bazan) öfkelenirdi ve öfkeli
iken sahabilerinden bazıları hakkında (bazı ağır) sözler
söylerdi. Bazan da hoşnut olur ve hoşnutluk halinde
sahabilerinden bazıları hakkında (sitayişkâr)sözler
söylerdi. Artık sen (Hz. Peygamberden her duyduğun sözü
nakletmeye) bir son vermiyor musun? (Eğer sen bu
rivayetlerine devam edersen) Bazı kimseler (in kalbin)e bazı
kimselerin sevgisini, bazı kimseler (in kalbin) de
bazılarının nefretini aşılarsın ve neticede bazı
anlaşmazlıkların ve bölünmelerin meydana gelmesine sebep
olursun. Oysa sen Rasûlullah (s.a.)'ın bir hutbesinde:
"Ben,
öfkeli iken Ümmetimden herhangi bir kimseye sitem ya da
beddua edersem (bu bir insanlık halidir); çünkü ben de Adem
oğullarından biriyim. (Binaenaleyh) onların öfkelendiği
gibi (bazan) ben de öfkelenirim (fakat, Allah) beni alemlere
sadece rahmet için göndermiştir. (Bu sebeple ben rabbime:
Ey Allah'ım, ben ancak bir beşerim, Müslümanlardan herhangi
birisine, hakketmediği halde beddua ya da sitem edersem)
kıyamet gününde bunu onun için bir rahmet kıl (diye dua
ettim. Rabbim de bu duamı kabul etti)" dediğini bilmektesin.
Allah'a yemin olsun ki ya bu sözlerine son verirsin ya da
(bunu) Ömer'e mektupla bildireceğim."
Bu
hadis-i şerif Peygamber (s.a.)'in ümmetine gösterdiği dikkat
ve şefkati beyan etmektedir. Bu mevzuda gelen rivayetlerin
umumundan anlaşılıyor ki, Peygamber (s.a.)'in bedduası ve
sitemi bunları haketmeyen birine yapılmışsa o kimse için
rahmet ve keffaret olur. Yoksa hak edenler için böyle bir
şey mevzu bahis olamaz. Peygamber (s.a.), kafirlerle
münafıklara beddua etmiş, fakat bu onlara rahmet olmamıştır.
Burada şu sual hatıra gelebilir: Bedduayı hak etmeyen
kimseye Peygamber (s.a.) nasıl beddua eder? Bu suale ulema
iki vecihle cevap vermişlerdir. Birinci veçhe göre bedduayı
haketmemekten murad, kulun batında yani Allah indinde onu
haketmemiş olmasıdır. Zahire göre o kul bedduayı hak
etmiştir. Peygamber (s.a.) şer'i bir emareye göre onun
bedduayı hak ettiğine hüküm vermişir. Çünkü o zahirle hüküm
vermeye memurdur. Sırları bilen yalnız Allah’dır. İkinci
veçhe göre Rasûlullah (s.a.)'ın beddua etmesi, sitemde
bulunması ve emsali şeyler kasten söylenmiş olmayıp,
Arabların adetine göre niyyetsiz olarak dile gelen
sözleridir. Muaviye hakkında:
"Allah
onun karnını doyurmasın!"
"Allah
senin yaşını büyütmesin."
demesi hep bu kabildendir. Bunlardan duanın hakikati
kastedilmemiştir. Maamafîh Peygamber (s.a.) bu sözlerden
birinin icabet saatine rastlayarak kabul edileceğinden
endişe duymuş ve Hak Teâlâ hazretlerine niyaz ederek bu
sözlerin muhatabları hakkında rahmet, keffaret ve sevab
olmasını dilemiştir. Şu da muhakkaktır ki Rasûlullah (s.a.)
bu gibi sözleri pek nadir söylemiştir. Kendisi kötü söz
söylemez, kimseye lanet etmez, şahsı için kimseden intikam
almazdı. Nitekim ashab Devs kabilesine beddua etmesini
istedikleri halde, O:
"Ya
Rab, Devs'e hidayet ver" diye dua etmiş. Kavmi kendisine
nice eza ve cefalarda bulundukları halde:
"Allahim,
kavmimi af buyur. Çünkü onlar bilmiyorlar." diye niyazda
bulunmuştu.
Kaynak: Sünen-i
Ebu Davud Tercüme ve Şerhi
Buhari feadilu's-sahabe 5; Müslim,
fedâil-u ashâbi"n-Nebiyy 221. 222; Tirmizî, menakıb 58;
Ahmed b. Hanbel, 111. 11. İbn Mace. mukaddime 11.
Buhari, davat 34: Müslim, birr,
88, 89,91,92,94; Darimi, rikak 52; Ahmed b. Hanbel. II.
390. 488. 496; II. 333. 384. 391. 400; V. 294. 437. 439;
VI. 45.