ALLAH RASÛLÜNÜN SAHABİLERİNİN FAZİLETİ
İmran b.
Husayn'dan (rivayet edildiğine göre) Rasûlullah (s.a.)
(şöyle) buyurmuştur: "Ümmetimin en hayırlısı kendilerine
gönderildiğim asır (da olanlar) dır. Sonra onlardan
sonrakiler, sonra da onlardan sonrakilerdir."
(İmran dedi ki): Hz.
Peygamber; "sonra onlardan sonrakiler" sözünü "üçüncü bir
defa daha tekrarladı mı yoksa tekrarlamadı mı (iyice
hatırlamıyorum), Allah daha iyi bilir.
(Hz. Peygamber sözlerine şöyle
devam etti): "Sonra kendilerinden şahitlik istenmediği halde
şahitlik yapan bir kavim zuhur edecek. Söz verecekler,
sözlerini yerine getirmeyecekler. Hıyanet edecekler,
kendilerine güvenilmeyecek. (Allah korkusundan yoksunlukları
ve oburlukları sebebiyle) aralarında şişmanlık
yaygınlaşacaktır."
Bilindiği gibi, Hz.
Peygamberin, peygamber olarak gönderildiği asırda
yaşayanlar sahabilerdi. Mevzumuzu teşkil eden bu hadis-i
şerifte, ümmet-i Muhammedin en hayırlısının sözü geçen
devirde yaşayan sahabiler olduğu ifade edilmektedir.
Ümmeti Muhammed, içerisinde
hayırlılıkta ikinci dereceyi sahabeden sonra gelen
müslümanların üçüncü dereceyi de onları takibeden
müslümanlann aldığı ifade edilmektedir. Hatırlanacağı üzere
sahabeden sonra gelen kimselere tabiim; taibûndan sonra
gelen kimselere etbau't-tabiîn denilir. Terim olarak bir
sahabi ile mü'min olarak görüşen konuşan ve ondan ilim alan
kimselere "tabiûn", tabiim ile görüşüp onlardan hadis
rivayet edenlere de "etbau't-tabiîn" denir.
Metinde geçen birinci: "sonra
onları (yani sahabileri) takibedenler" cümlesiyle tabiiler,
ikinci "Sonra onları (yani tabileri) takibedenler"
cümlesiyle de etbau't-tabiîn kaydedilmektedir.
Ravi. Hz. Peygamberin, bu
cümleyi iki defa tekrarlayarak sahabiden sonra gelen tabiim
ve etbau’t-tabiîn nesillerini Övdüğünden emin olmakla
beraber bu kelimeyi üçüncü defa tekrarlayarak etbâu tebe i't-tabiîn
denilen ve etbâu'(-tabiinden sonra gelen nesli de
övdüğünden emin değildir. Ancak İbn Kayyim'in Sünen-i Ebi
Davud üzerine yazdığı "Tehzîb" isimli eserinde açıkladığına
göre şu hadis-i şerifte bu dördüncü nesil de Hz. Peygamberin
diliyle övülmektedir. "İnsanlar üzerine zaman gelecek,
kendilerine bir ordu gönderilecek de; "Bakın aranızda
Peygamber (s.a.)'in ashabından bir kimse bulabilecek
misiniz?" denilecek. Böyle bir zat bulunacak ve kendilerine
onların sayesinde fetih müyesser olacak. Sonra ikinci bir
ordu gönderilecek yine:
Acaba bunların arasında
Peygamber (s.a.)'in sahabilerini görenler var mı?
diyecekler ve onun sebebiyle kendilerine fetih müyesser
olacak. Sonra üçüncü bir ordu gönderilecek ve: "Bakın
aralarında peygamberin ashabını görenleri gören var mı?"
denilecek. Sonra dördüncü ordu gönderilecek ve yine; "Bakın
içlerinde Peygamber (s.a.)’ın ashabını göreni gören birini
gören var mı?" denilecek. Böyle birisi de bulunacak ve onun
sayesinde kendilerine fetih müyesser olacak.”
Yine Müslim'in Ebu Said el-Hudri'den
rivayet etliği başka bir hadisi şerif
te de bu dördüncü nesil övülmüştür.
Muhammed Zekeriyya İbn Yahya
el-Kândehlevî'nin İzâletü'l-hafâ'dan naklettiğine göre;
Birinci neslin (yani
sahabenin) devri, hicretle başlar. Peygamber (s.a.)'ın
vefatı ile sona erer.
İkinci neslin devri, Hz. Ebu
Bekir'in hilafeti ile başlar, Hz. Ömer'in şehid edilmesiyle
sona erer.
Üçüncü neslin devri ise. Hz.
Osman'ın hilafeti zamanıdır. Fethu'1-Vedûd isimli eserde
verilen bilgiye göre ise sahabe dönemi Hz. Peygamberin
bi'setiyle başlar. Dünyada sahabilerden hiç bir kimse
kalmayıncaya kadar yani hicretin yüzonuncu senesine kadar
devam eder. Tabiûn dönemi ise sahabe döneminin sona
ermesiyle başlar yetmiş sene devam eder.
Tebeuttabiîn devri ise
hicretin 220. senesine kadar sürer. Bu dönemden sonra
bidatlar çoğalır. Ulemanın bidatçılarla başları derde girer.
Mevzuumuzu teşkil eden hadis-i şerifte zuhur edeceği haber
verilen menli zümreler bu dönemden sonra yavaş yavaş artma
gösterir. İmam Nevevi'nin açıklamasına göre metinde geçen "sirhen"
kelimesi "şişmanlık" anlamına gelmektedir. Cumhuru ulema bu
görüştedir. Binaenaleyh tebe-ü tabiin ya da etbeü tebei
tabiin döneminden sonra halk arasında şişman insanlar
çoğalmaya başlayacaktır. Bazılarına göre burada bu
kelimeyle şeref ve fazilet taslayan, şeref ve fazilet
yoksunu kimseler, kasdedilmektedir. İnsanların aşırı mal
toplama gayretleri anlamına geldiğini söyleyenler de vardır.
Her ne kadar metinde geçen:
".... Kendilerinden sahicilik istenmediği halde şahitlik
yapacaklar..." mealindeki cümle ile: "şahidlerin en
hayırlısı kendisinden şahitlik istenmeden gelip şahitlik
edendir."
mealindeki hadis arasında zahiren bir çelişki varmış gibi
görünmüyorsa da aslında böyle bir çelişki yoktur.
Çünkü mevzuumuzu teşkil eden
hadis-i şerifte yerilen şahid dava sahibi onun şahitliğini
bildiği ve bilerek şahitliğe çağırmadığı halde davetsiz
olarak şahitlik yapmak üzere mahkemeye gelen kimsedir. Diğer
hadis-i şerifte övülen şahit ise, dava sahibi bir şahide
muhtaç iken ve bu hususta şahitlik yapacak bir kişinin
bulunduğunu bilmezken kendiliğinden gelip hakkın ortaya
çıkması için şahitlik yapan kimsedir.
Yine mevzumuzu teşkil eden ve
etbâu't-tabiin ya da etbeu tebeittabiin devrinden sonraki
nesiller arasında bidatlerin ve bidatçilerin artacağını
ifade eden hadisle "ümmetim bir yağmura benzer, başı mı sonu
mu hayırlı bilinmez."
hadisi arasında da bir çelişki söz konusu değildir. Çünkü
sahabenin ve onu takibeden üç neslin daha faziletli
olmasından maksat, bu nesiller içerisinde hayırlı insanların
sayıca daha fazla olmasıdır. Yani ümmetin sonunu teşkil
eden nesillerde de sayıca çok iyi insan vardır. Ancak; ilk
nesiller kadar değildir. Yahut da son nesiller içerisinde
fert fert öyle insanlar vardır ki neredeyse onlar çok az da
olsalar iyilikte ilk nesillere yaklaşırlar. Cumhur-u
ulemanın görüşü de bu ikinci tevil doğrultusundadır.
Bu mevzuda İbn Kuteybe de,
şöyle diyor: "Ümmetim yağmura benzer, başı mı hayırlıdır,
yoksa sonu mu bilinmez" hadisini, onların derecesinin
ashabına yakın olduğunu ifade etmek için söylemiştir.
Nitekim "Bu elbisenin önü mü daha güzel, arkası mı?"
denilir. Önü daha güzeldir, ancak sen bununla (güzellik
bakımından) elbisenin önü ile arkasını birbirine
yaklaştırmayı kasdetmiş olursun. Keza "Bu kadının yüzü mü
güzel yoksa boynu mu?" demen de buna benzer. Yüzü daha
güzeldir, fakat sen güzellikte yüz ile boynu birbirine
yaklaştırmak istiyorsun.
Rasûlullah'ın,
Tihame hakkında: "O (Tihame) bal tulumuna benzer, başı mı
daha iyidir, yoksa sonu mu bilinmez" buyurması da bunun
gibidir.
Bal, tulumda; sütün kapta
kesilip bozulduğu gibi bozulmaz ki, başı sonundan iyi
olsun. Başı da sonu da hemen hemen birdir. Başının sonundan
bir üstünlüğü yoktur."
Kaynak: Sünen-i Ebu Davud Tercüme ve Şerhi
Buharı, şehadât 9: fedâil I; rikak 7: eyman 10. 27;
Müslim. fedail 210. 214; Tirmizi, fiten 45; şehadet 4;
menakıb 56; İbn Mace, ahkâm 27; Ahmed b. Hanbel, I, 378.
417, 434,438, 444; II. 228. 410. 479: IV. 267. 276. 277
426. 436, 440; V, 350, 357.
İbn Kuteybe,
Hadis Müdafaası, (Çeviren; M. H. Kirbaşoğlu) I57-158.