ASHABIN FAZİLET VE
MENKIBELERİNİN YÜCELİGİ
(Bu fasılda
iki fer' var)
BİRİNCİ FER'
BİR GRUBA HAS MÜŞTEREK FAZİLETLER
ـ4369 ـ1ـ
عَنْ سعيد بْنِ زَيدٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قالَ: ]سَمِعْتُ
رَسُولَ اللّهِ # يَقُولُ: أبُو بَكْرٍ في الْجَنَّةِ،
وَعُمَرُ في الْجَنَّةِ، وَعُثْمَانُ في الْجَنَّةِ، وَعَلِيٌّ
في الْجَنَّةِ، وَطَلْحَةُ في الْجَنَّةِ، وَالزُّبَيْرُ في
الْجَنَّةِ، وَسَعْدُ بْنُ مَالِكٍ في الْجَنَّةِ، وَعَبْدُ
الرَّحْمنِ بْنُ عَوْفٍ في الْجَنَّةِ، وَأبُو عُبَيْدَةَ
ابْنُ الْجَرَّاحِ في الْجَنّةِ، وَسَكَتَ عَنِ الْعَاشِرِ.
فَقَالُوا: مَنْ الْعَاشِرِ؟ فقَالَ: سَعِيدُ ابْنُ زَيْدٍ،
يَعْنِى نَفْسَهُ. ثُمَّ قَالَ: واللّهِ لَمَشْهَدُ رَجُلٍ
مَنْهُمْ مَعَ رَسُولِ اللّهِ # تَغَبَّرَ فيهِ وَجْهُهُ
خَيْرٌ مِنْ عَمَلِ أحَدِكُمْ عُمْرَهُ، وَلَوْ عُمِّرَ عُمْرَ
نُوحٍ[. أخرجه أبو داود وهذا لفظه والترمذي .
1. (4369)-
Saîd İbnu Zeyd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'ın şöyle söylediğini işittim:
"Ebu Bekr
cennetliktir, Ömer cennetliktir, Osman cennetliktir, Ali
cennetliktir, Talhâ cennetliktir, Zübeyr cennetliktir, Sa'd
İbnu Mâlik cennetliktir, Abdurrahman İbnu Avf cennetliktir,
Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrâh cennetliktir."(Râvi der ki: Zeyd)
onuncu da sükut etti. Dinleyenler: "Onuncu kim?" diye
sordular. (Bu taleb üzerine):
"Saîd İbnu
Zeyd!" dedi. Yani bu, kendisi idi. Zeyd sonra ilave etti:
"Allah'a yemin
ederim. Onlardan birinin Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)
ile birlikte yüzü tozlanacak kadar bulunuvermesi, sizden
birinin ömür boyu çalışmasından daha hayırlıdır, hatta ömrü,
Hz. Nuh aleyhisselâm'ın ömrü kadar uzun olsa bile." [Ebu
Dâvud, Sünnet 9, (4648, 4649, 4650).]
AÇIKLAMA:
Resûllah (aleyhissalâtu
vesselâm) bu hadislerinde aşere-i mübeşşere dediğimiz
cennetle müjdelenenleri saymaktadır. Bunlar hadiste ismi
geçen on kişidir Sahabeler arasında faziletce bunlar birinci
sırayı teşkil ederler. Bunların ilk dördünün sıralanışında
ittifak vardır. Ehl-i Sünnet, önce Ebu Bekr'in, sonra Hz.
Ömer'in, sonra Hz. Osman'ın, sonra da Hz. Ali'nin geldiğinde
ittifak eder. Bazı ehl-i sünnet âlimi, Hz. Ali'yi takdim
etmiştir. Şia ise Hz. Ali'nin en efdal olduğunu iddia
etmekle kalmaz; -râfizî takımında olduğu üzere- diğer
büyükleri tekfir eder. Çok az sayıda sahâbe dışında, hepsini
reddedip, tekfir ederler.
ـ4370 ـ2ـ
وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قالَ: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #:
أرْحَمُ أُمَّتِى بِأُمَّتِى أبُو بَكْرٍ، وَأشَدُّهُمْ في
أمْرِ اللّهِ تَعالى عُمَرُ، وَأشَدُّهُمْ حَيَاءً عُثْمَانُ،
وَأقْضَاهُمْ عَليٌّ، وَأعْلَمُهُمْ بِالْحَلِ وَالْحَرَامِ
مُعَاذُ بْنُ جَبَلٍ، وَاَفْرَضُهُمْ زَيْدُ بْنُ ثَابِتٍ،
وَأقْرَؤُهُمْ أُبَىُّ ابْنُ كَعْبٍ وَلِكُلِّ اُمَّةٍ أمِينٌ،
وَأمِينُ هذِهِ ا‘مَّةِ أبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ،
وَمَا أظَلَّتِ الْخَضْرَاءُ وََ أقَلَّتِ الْغَبْرَاءُ
اَصْدَقَ لَهْجَةً مِنْ أبِي ذَرٍّ أشْبَهَ عِيسى عَلَيْهِ
السََّمُ في وَرَعِهِ. فقَالَ عُمَرُ رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ:
أنَعْرِفُ ذلِكَ لَهُ؟ قَالَ: نَعَمْ، فَاعْرِفُوهُ لَهُ
رَضِيَ اللّهُ عَنْهُم أجْمَعِينَ[. أخرجه
الترمذي.»الْخَضْرَاءُ« السَّمَاءُ.و»إظَْلُهَا« تَغْطِيَتُهَا
لِمَا تَحْتَهَا.وَ»الغَبراءُ« ا‘رْضُ.و»إقَلُهَا« حَمْلُهَا
لِمَا فَوْقَهَا.و»اللَّهْجَةُ« اَللِّسَانُ وَالنُّطْقُ .
2. (4370)-
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Ümmetimin(in
ferdleri arasında) ümmetime karşı en çok merhametli olan
kimse Ebu Bekr'dir. Onlar içinde Allah'ın emri hususunda en
çok titiz olanı Ömer'dir. Haya cihetiyle en şiddetli olanı
Osman'dır. (Davalarda) en isabetli hüküm vereni Ali'dir.
Helal ve haramı en iyi bileni Muâz İbnu Cebel'dir. Ferâizi
en iyi bilen Zeyd İbnu Sâbit'tir. Kur'ân okumasını en iyi
bileni Übey İbnu Ka'b'dır. Her ümmetin bir emîni vardır. Bu
ümmetin emîni Ebu Ubeyde İbnu'l-Cerrâh'dır. Ebu Zerr'den
daha doğru sözlü olan birini ne gök gölgeledi, ne de yer
taşıdı. O, verâda Hz. İsa aleyhisselâm gibiydi."
Hz. Ömer (radıyallahu
anh) (hased etmişçesine): "Yani biz bu hasletin onda
olduğunu kabul edecek miyiz?" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm):
"Evet. Bu
hasletleri onda var bilin!" buyurdular." [Tirmizî, Menakıb
(3793, 3794).]
AÇIKLAMA:
Bu hadiste Ebu
Zerr (radıyallahu anh)'ın en doğru kimse olduğu ifade
edilmektedir. Halbuki doğruluk deyince Ebu Bekr es-Sıddîk
akla gelir. Âlimler bu hususta, Ebu Zerr'in doğruluğunun
mutlak olmayacağını belirtirler. Buradaki hasr'dan murad
onun sıdkında te'kîd ve mübalağa olduğu belirtilir. "Zira,
derler, Ebu Zerr'in Hz. Ebu Bekir'den asdak (daha doğru)
olacağını söylemek câiz olmaz. Çünkü o, bu ümmetin "sıddîkı"dır,
peygamberlerden sonra da en hayırlısıdır. Resûlullah ise Ebu
Zerr'den ve bütün ümmetten asdakdır."
Hadis,
Aleyhisselâtu vesselâm'ın, Ashabından mümtaz olanları
kabiliyetleri ile tanıyıp, o yönleriyle ümmetine tanıttığını
göstermektedir.
ـ4371 ـ3ـ
وعن حذيفة رَضِيَ اللّهُ عَنْهُ قالَ: ]قالَ رَسُولُ اللّهِ #:
إنِّى َ أدْرِى مَا قَدْرُ بَقَائِى فِيكُمْ فَاقْتَدُوا
بِالَّذِىنَ مِنْ بَعْدِى، وَأشَارَ إلى أبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ
رَضِيَ اللّهُ عَنْهُما. واهتَدُوا بِهَدْيِ عَمَّارٍ، وَمَا
حَدَّثَكُمْ ابْنُ مَسْعُودٍ فَصَدِّقُوهُ[. أخرجه
الترمذي.»الهَدْيُ« السَّمْتُ، والطَّرِيقةُ وَالسِّيرةُ .
3. (4371)-
Hz. Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Ben aranızda
ne kadar kalacağımı bilemiyorum. Benden sora "iki"ye uyun"
dedi ve Ebu Bekr ile Ömer'e işaret etti. (Sözlerine devam
ederek): "Ammar'ın davranışlarını örnek alın. İbnu Mes'ud ne
söylemişse tasdik edin" buyurdu. [Tirmizî, Menakıb, (3804).]
AÇIKLAMA:
Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) burada birkaç sahabeyi bilhassa tafdil
buyurmaktadır.
1)
Hz. Ebu Bekr ve Ömer (radıyallahu anhüma). Bu ikisinin
faziletleri ümmetçe müsemmeldir.
2)
Ammâr İbnu Yâsir (radıyallahu anh). Resûlullah, onun çok
müstakim olduğunu böylece beyan etmiş olmaktadır. Bir başka
hadislerinde Aleyhissalâtu vesselâm: "Ammar, ne zaman iki
işten birini tercih durumunda kalsa mutlaka en hayırlısını
seçer" buyurmuştur.
Ammâr (radıyallahu
anh), Erkâm'ın evinde İslâm'a giren ilklerdendi. Annesi
Sümeyye Hâtun'la birlikte çok sıkıntı çektiler, işkencelere
maruz kaldılar. Sümeyye (radıyallahu anha) işkence altında
can verenlerdendir. Ammâr'ın da bâğî bir grup tarafından
öldürüleceğini Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) haber
vermiş, bildirdiği aynen çıkmıştır ve Sıffîn'de şehid
edilmiştir. Onun burada şehid edilmesi, bu vak'ada Hz. Ali
taraftarlarının haklı, muhaliflerinin de haksız olduğunu
böylece doğrulamış oldu.
Şehid olduğu
zaman doksan küsur yaşında idi, (radıyallahu anh).
ـ4372 ـ4ـ
وعن جابر رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #:
أُرِيَ اللَّيْلَةَ رَجُلٌ صَالِحٌ كأنَّ أبَابَكْرٍ نِيطَ
بِرَسُولِ اللّهِ #، وَنِيطَ عُمَرُ بِأبِي بَكْرٍ، وَنِيطَ
عُثْمَانَ بِعُمَرَ، قَالَ جَابِرٌ: فَلَمَّا قُمْنَا مِنْ
عِنْدِ رَسُولِ اللّهِ #، قُلْنَا: أمَّا الرَّجُلُ الصَّالِحُ
فَرَسُولُ اللّهِ #، وَأمَّا تَنَوُّطُ بَعْضِهِمْ بِبَعْضٍ
فَهُمْ وَُةُ ا‘مْرُ الَّذِى بَعَثَ اللّهُ بِهِ نَبِيَّهُ #[.
أخرجه أبو داود.»قَوْلُهُ نِيطَ« أىْ علّق بهِ وضمّ إليهِ.
4. (4372)-
Hz. Cabir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Geceleyin
(rüyamda) bana sâlih bir adam gönderildi. Sanki Ebu Bekr,
Resulullah'a yamanmış gibiydi, Ömer de Ebu Bekr'e yamanmış
gibiydi. Osman da Ömer'e yamanmış gibiydi."
Câbir der ki:
"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanından kalktığımız
zaman dedik ki: "(Rüyanın yorumu şöyle olmalıdır): "Oradaki
salih kimse Resulullah'tır. Onların birbirlerine
yamanmaları, Allah'ın, peygamberleriyle gönderdiği işin
(dinin) sorumluları olmalarıdır." [Ebu Dâvud, Sünnet 9,
(4636).]
ـ4373 ـ5ـ
وعن جابر رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رسُولُ اللّهَ #:
رَأيْتُنِى دَخَلْتُ الْجَنَّةَ فَإذَا أنَا بِالرُّمَيْصَاءِ
اِمْرَأةِ أبِي طَلْحَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما، وَسَمِعْتُ
خَشْخَشَةَ فَقُلْتُ: مَنْ هذَا؟ قَالُوا: بَِلٌ؛ وَرَأيْتُ
قَصْراً بِفِنَائِهِ جَارِيَةٌ. فَقُلْتُ: لِمَنْ هذَا؟
قَالُوا: لِعُمَرَ ابْنِ الْخَطَّابِ. فَأرَدْتُ أنْ أدْخُلَهُ
فَأنْظُرَ إلَيْهِ، فَذَكَرْتُ غَيْرَتَكَ، فَوَلَّيْتُ
مُدْبِراً. فَبَكَى عُمَرُ وَقَالَ: أعَلَيْكَ أغَارُ يَا
رَسُولَ اللّهِ[. أخرجه الشيخان.»الْخَشْخَشَةُ« صَوْتُ السَّح
5. (4373)-
Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Ben kendimi
cennete girmiş gördüm. Derken Ebu Talha'nın hanımı Rumeysa
ile karşılaştım (radıyallahu anhüma). Bir de hışırtı
kulağına geldi.
"Bu kim(in
hışırtısı)?" dedim."
Bilâl(in)!"
dediler. Avlusunda bir câriye bulunan bir köşk gördüm.
"Bu kime ait?"
dedim.
"Ömer İbnu'l-Hattâb'ındır!"
dediler. İçine girip bakmayı arzu ettim. Ancak senin kıskanç
olduğunu hatırladım ve geri döndüm!"
Ömer, bu söz
üzerine ağladı ve:
"Sana karşı da
mı kıskanç olacağım ey Allah'ın Resûlü!" dedi." [Buhârî,
Ta'bir 31, 32, Bed'ü'l-Halk 9, Fezâilu'l-Ashab 19, Nikâh
107; Müslim, Fezailü's-Sahâbe 21, (2395).]
AÇIKLAMA:
1-
Hadiste geçen
Rumeysa (radıyallahu anhâ), Hz. Enes'in annesi olan Ümmü
Süleym'dir. Rümeysâ, çapak manasına gelen ramas'dan ism-i
tasgîrdir. Ümmü Süleym'in gözündeki çapak sebebiyle rumeysâ
ona bir vasıf olmuştur. Asıl adı Sehle'dir. Başka isimlerde
söylenmiştir.
2-
Hadis, Hz. Ömer, Hz. Bilâl ve Ümmü Süleym'in cennetle
müjdelenmelerini ifade ediyor.
ـ4374 ـ6ـ
وعن بريدة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قَالَ رَسُولُ اللّهِ #:
يَا بَِلُ بِمَ سَبَقْتَنِى الى الْجَنَّةِ؟ فَمَا دَخَلْتُ
الْجَنَّةَ قَطُّ إَّ سَمِعْتُ خَشْخَشَتَكَ أمَامِى دَخَلْتُ
الْبَارحَةَ الْجَنَّةَ فَسَمِعْتُ خَشْنَشَتَكَ أمَامِي،
فَأتَيْتُ عَلى قَصْرٍ مُرَبَّعٍ مُشَرَّفٍ مِنْ ذَهَبٍ.
فَقُلْتُ: لِمَنْ هذَا الْقَصْرُ؟ فَقَالُوا لِرَجُلٍ مِنَ
الْعَرَبِ؛ فَقُلْتُ: أنَا عَرَبِىٌّ، لِمَنْ هذَا الْقَصْرُ؟
قَالُوا لِرَجُلٍ مِنْ قُرَيْشٍ فَقُلْتُ: أنَا مِنْ قُرَيْشٍ،
لِمَنْ هذَا الْقَصْرُ؟ قَالُوا لِرَجُلٍ مِنْ أُمَّةِ
مُحَمَّدٍ # فَقُلْتُ: أنَا مُحَمَّدٌ، لِمَنْ هذَا
الْقَصْرُ؟ قَالُوا: لِعُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللّهُ
عَنْه. فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللّهِ! مَا أُذِّنْتُ قَطُّ إَّ
وَصَلَّيْتُ رَكْعَتَيْنِ، وَمَا أُحْدَثْتُ قَطُّ إَّ
تَوَضَّأْتُ عِنْدَهُ، وَرَأيْتُ أنَّ للّهِ عَلىَّ
رَكْعَتَيْنِ. فَقَالَ رَسُولُ اللّهِ #: بِهِمَا[. أخرجه
الترمذي وصححه .
6. (4374)-
Hz. Büreyde (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) buyurdular ki:
"Ey Bilâl! Ne
ile benden önce cennete girdin? Her ne zaman cennete
girdiysem, her seferinde önümde senin hışırtını işittim. Dün
gece de cennete girmiştim, önümde (yine) senin hışırtını
duydum. Sonra altından şerefeler olan murabba bir köşke
geldim.
"Bu köşk
kimin?" diye sordum.
"Araplardan
birinin!" dediler. Ben cevaben:
"Ama ben de
bir Arabım, (benim olmadığına göre) bu köşk kimin?" dedim.
Bunun üzerine:
"Kureyş'ten
birinin!" dediler. Ben tekrar:
"Ben de bir
Kureyşliyim, bu köşk kimin?" dedim. Bu sefer:
"Muhammed
ümmetinden birinin!" dediler. Ben de:
"Muhammed
benim, bu köşk kimin?" dedim. Bunun üzerine:
"Ömer İbnu'l-Hattâb'ın"
dediler, (radıyallahu anh). Bunun üzerine Bilâl:
"Ya Resûlullah!
Her ezan okuyuşunda iki rek'at namaz kıldım. Her ne zaman
hades vaki oldu ise derhal abdest tazeledim ve Allah'a iki
rek'at namaz kılmayı üzerimde borç gördüm" dedi. Bilâl'in bu
açıklaması üzerine Aleyhisselâtu vesselâm:
"İşte bu iki
şey sebebiyle (cennete girmede benden evvel davranmış
olmalısın)" buyurdular. [Tirmizî, Menâkıb, (3690).]
AÇIKLAMA:
1-
Hadis, Hz. Bilâl (radıyallahu anh)'ın cennete girmede
tekaddüm imtiyazına nail olmasını iki sebeple
açıklamaktadır:
1)
Ezanla ikâmet arasında kılınan iki rek'at namaz. Bazı
âlimler bundan akşam namazını istisna tutmuşlardır: "Ezandan
sonra hemen ikamet okunur, nafile kılmaya vakit yoktur"
derler. Ancak, namazla ilgili bahiste de geçtiği üzere,
akşam vakti girdikten sonra da iki rek'at nafile kılındığına
dair rivayetler mevcuttur. Dolayısıyla sonradan istikrar
bulmuş duruma göre değerlendirerek "akşam vaktinde, önce
farz kılınır, nafileye yer yoktur" gibi bir mülahaza ile,
hadisin beş vakte şamil olan ıtlakını dört vakitle
kayıtlamak câiz olmaz.
2)
Bilâl'e imtiyaz kazandıran ikinci husus, hades vaki olur
olmaz abdest tazeleyip iki rek'at nafile kılmasıdır. Bu
namaz da "mekruh vakitler dışında" diye kayıtlanmıştır.
Ancak hadisi ıtlak üzere anlayıp, abdest üzerine kılınacak
iki rek'atlik namazı mekruh vakitlerdeki yasaklamadan
istisna kılmışlar her ne zaman abdest alınırsa iki rek'a
nafile kılınabileceğini söylemişlerdi. Bu namaza âlimler
şükür namazı derler: "Ezâ'nın izâlesi ve temizliğe ulaşmada
Allah'ın tevfiki sebebiyle şükür.
2-
Âlimler, Peygamberlerin rüyası haktır kaziyesinden
hareketle, bu zikri geçen zâtların cennetlik olduklarına
hükmetmişlerdir.
ـ4375 ـ7ـ
وعن عَمْرُو بنِ العاصِ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]سَألْتُ
رَسُولَ اللّهِ #: أىُّ النَّاسِ أحَبُّ إلَيْكَ؟ قالَ:
عَائِشَةُ. قُلْتُ: وَمِنَ الرِّجَالِ؟ قَالَ: أبُوهَا.
قُلْتُ: ثُمَّ مَنْ؟ قَالَ: عُمَرُ، فَعَدَّ رِجَاً[. أخرجه
الشيخان والترمذي .
7. (4375)-
Amr İbnu'l-Âs (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'a sordum:
"(Ey Allah'ın
Resulü!) İnsanların hangisi size daha sevgilidir?"
"Aişe!"
buyurdular.
"Ya
erkeklerden?" dedim
"Babası!"
buyurdular.
"Sonra kim?"
dedim.
"Ömer!"
buyurdular ve başka bazı erkekler saydılar." [Buharî, Meğâzî
63; Müslim, Fezâilu's-Sahâbe 8, (2384); Tirmizî, Menâkıb,
(3879).]
AÇIKLAMA:
1-
Daha önce de geçtiği üzere (4303. hadis) Resûlullah, Amr
İbnu'l-Âs (radıyallahu anh)'ı Zât u Selâsil gazvesine
komutan tayin eder. Emri altına Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömer
gibi Ashab'ın büyükleri de asker olarak verilince, Amr'ın
içinden: "Herhalde ben hepsinden efdalim, Resûlullah beni
hepsinden çok seviyor olmalı" diye geçer. Bunu tahkik etmek
üzere, sefer dönüşü, kendisine, kimin daha sevgili olduğunu
sorar. Yukarıda görüldüğü üzere ilk sıralarda yer almadığını
görerek, daha gerilerde isminin çıkmaması için, sorusunu
devam ettirmekten vazgeçer.
ـ4376 ـ8ـ
وعن اُسامة بن زيد رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]كُنْتُ جَالِساً
عِنْدَ النَّبِىِّ # إذْ جَاءَ عَلِيٌّ وَالْعَبَّاسُ
يَسْتَأذِنَانِ. فقَال: أتَدْرِى مَا جَاءَ
بِهِمَا؟
قُلْتُ: َ قَالَ: لكِنِّى أدْرِى، ائْذنْ لَهُمَا، فَدَخََ
فقَاَ: يَا رَسُولَ اللّهِ جِئْنَا نَسْألُكَ، أىُّ أهْلِكَ
أحَبُّ إلَيْكَ؟ قَالَ: فَاطِمَةُ بِنْتُ مَحَمَّدٍ. قَا: مَا
جِئْنَاكَ نَسْألُكَ عَنْ أهْلِكَ. قَالَ: أحَبُّ أهْلِى
إلَىَّ مَنْ أنْعَمَ اللّهُ عَلَيْهِ وَأنْعَمْتُ عَلَيْهِ،
يَعْنِى أسَامَةَ بْنَ زَيْدٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما. قَاَ:
ثُمَّ مَنْ؟ قَالَ: ثُمَّ عَليٌّ بْنُ أبِي طَالِبٍ. فقَالَ
الْعَبَّاسُ رَضِيَ اللّهُ عَنْه: يَا رَسُولَ اللّهِ!
جَعَلْتَ عَمَّكَ آخِرَهُمْ. فقَالَ: إنَّ عَلِيّاً سَبَقَكَ
بِالْهِجْرَةِ[. أخرجه الترمذي .
8. (4376)-
Usâme İbnu Zeyd (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ben Resûlullah
(aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında oturuyordum. Ali ve
Abbâs (radıyallahu anhümâ) gelip (huzuruna girmek için) izin
istediler. Aleyhisselâtu vesselâm:"
Ne getirdiler
biliyor musun?" buyurdular.
"Hayır,
bilmiyorum!" dedim.
"Ama ben
biliyorum, onlara izin ver!" buyurdular. (İçeri aldım),
onlar da girdiler.
"Ey Allah'ın
Resûlü! Ehlinden hangisi sana daha sevgili? Sormaya geldik!"
dediler.
"Ehlimin bana
en sevgili olanı, kendisine (hidayet ederek) Allah'ın
nimetlendirdiği, (azad edip evlat edinmemle de) kendimin
ikram etmiş olduğu kimsedir!" buyurdu ve Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu
anh)'ı zikretti.
"Pekalâ sonra
kim?" dediler.
"Sonra Ali
İbnu Ebî Tâlib!" buyurdular. Bunun üzerine amcası Abbas (radıyalluha
anh):
"Ey Allah'ın
Resûlü! Amcanı en sona bıraktın!" dedi.
"Ali hicrette
senden önce davrandı!" cevabını verdiler" [Tirmizî, Menâkıb,
(3821).]
AÇIKLAMA:
1-
Resûlullah'ın azad ettiği ve evlat edindiği kimse Üsâme
değil, babası Zeyd'dir (radıyallahu anhümâ). Resûlullah'ın,
Üsame'yi azad etmiş gibi ifadede bulunmasını ülemâ: "Bu iki
nimette evlat babaya tabidir. Onun hükmüyle ifade edilmesi
câizdir" diye açıklamıştır. Esasen, Resûlullah'ın, Zeyd'i, o
suretle ifade etmesi, Zeyd'le ilgili olarak Kur'ân-ı
Kerîm'de onun aynı tabirlerle tavsifi sebebiyledir: "Hani
Allah'ın iman nasib ederek ikramda bulunduğu ve senin de
azad edip evlatlık edinerek ikramda bulunduğun kimseye sen:
"Hanımını bırakma, Allah'tan kork" diyordun" (Ahzâb 37).
2- Âlimler, bu
hadisten hareketle sevgi sıralamasının kan yakınlığına göre
değil, efdaliyete göre olması gerektiği hükmünü
çıkarmışlardır.
ـ4377 ـ9ـ
وعن ابْنِ عُمََرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما قال: ]كُنَّا
نُفَضِّلُ بَيْنَ النَّاسِ زَمَانَ رَسُولِ اللّهِ #
فَنَقُولُ: أبُو بَكْرٍ، ثُمّ عُمَرُ. ثُمَّ عُثْمَانُ، وََ
يُنْكِرُ ذلِكَ عَلَيْنَا[. أخرجه البخاري وأبو داود والترمذي
.
9. (4377)-
İbnu Ömer (radıyallah anhümâ) anlatıyor: "Biz Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm) zamanında insanları derecelendirir ve şöyle
sıralardık: [Ümmet-i Muhammed'in, Resûlullah (aleyhissalâtu
vesselâm)' dan sonra en efdali] Ebu Bekr, sonra Ömer, sonra
Osman. [Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu sıralamayı
işitir] bize itiraz etmezdi (radıyallahu anhüm ecmaîn)." [Buhârî,
Fezâilu'l-Ashâb 4, 7; Ebu Dâvud, Sünnet 8, (4627, 4628)
Tirmizî, Menâkıb, (3707).]
AÇIKLAMA:
Hadiste, Hz.
Osman'ın faziletçe Hz. Ali (radıyallahu anhümâ)'den önce
olduğu te'yid edilmektedir. Ehl-i Sünnet'in cumhûru bu
görüştedir. Bunu te'yid eden başka rivayetler de var. Ancak
bu hususta farklı görüşler mevcuttur:
*
Süfyan-ı Sevrî'nin Hz. Ali'yi efdal gördüğü, ancak bu
görüşünden döndüğü rivayet edilmiştir.
*
Huzeyme'nin de
bu görüşte olduğu söylenmiştir.
*
İmam Mâlik: "Bu ikisi eşittirler, birbirine tafdil
edilmezler" demiştir. Yahya'l-Kattân ve müteahhirînden İbnu
Hamza ve başkaları bu görüşü benimsemiştir. İbnu Abdilberr,
bu görüşü beğenmez ve şahsi kanaatinde Hârun İbnu İshak'tan
hikâye edilen şu rivayete dayanır:
Hârun der ki:
"Ben İbnu Ma'in'in şöyle söylediğini işittim:
"Kim
faziletleri Ebu Bekr, Ömer, Osman ve Ali diye sıralar ve
Ali'nin hizmetlerini ve faziletini tanırsa, o sâhib-i
sünnettir." Ben kendisine: "Bazılarının: "Ebu Bekr, Ömer ve
Osman" deyip sükut ettiklerini söyledim. Onlar hakkında
galîz tabirler kullandı" Bu rivayet tenkid edilerek: "İbnu
Maîn, Hz. Osman sevgisinde aşırı gidip Hz. Ali'yi tenkîse
yeltenen Osmancı takımı reddetmiş olmalı. Şüphesiz üçüne
iktisâr edip, Hz. Ali'nin fazlını inkâr mezmundur"
denmiştir.
İbnu Hacer, bu
mesele ile ilgili tahlilini şöyle devam ettirir:
"İbnu
Abdilberr şu iddiaya da yer vermiştir: "Bu hadis (sadedinde
olduğumuz rivayet), Ehl-i Sünnet'in: "Hz. Ali, üçlerden
sonra imamların en efdalidir" görüşüne de muhaliftir. Çünkü
Ehl-i Sünnet, üçlerden sonra insanların en efdali olduğunda
icma eder. Bu icma, İbnu Ömer hadisinin -sened İbnu Ömer'e
kadar sahih de olsa- hatalı olduğuna delâlet eder." İbnu
Abdilberr'in bu iddiası da tenkid edilmiş ve şöyle
denmiştir: "Ashab'ın o zaman, Hz. Ali'yi tafdilde sükût
etmiş olmaları ilelebet tafdil etmedikleri mânasına gelmez.
Nitekim mezkur icma İbnu Ömer'in kayıtladığı zamandan sonra
hasıl olmuştur. Böylece onun hadisi hatalı olmaktan çıkar."
İbnu Hacer der
ki: "Kanaatimce, İbnu Abdilberr, burada Ubeydullah İbnu Ömer
rivayetindeki ziyade sebebiyle inkârda bulunmaktadır. Bu
ziyade ["(Biz, Ebu Bekr, Ömer, Osman diye sayar, ondan
sonra) Resulullah'ın ashabı arasında dereceleme yapmadan
hepsini terkederdik"] şeklindedir. Lakin bu rivayette Nafi
teferrüd etmez." İbnu'l-Maceşûn ona mütâbaat eder. Bunu
Hayseme, Yusuf İbnu'l-Mâceşun babasından, o da İbnu Ömer'den
tahric etmiştir: "Biz Resulullah zamanında (efdaliyet
sıralamasında) Ebu Bekr, Ömer, Osman der, sonra Resulullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'ın Ashabını bırakır, aralarında bir efdaliyet
gözetemezdik." Bununla birlikte, o zaman aralarında
dereceleme yapmayı terketmelerinden bundan sonra Hz.
Ali'nin diğerlerinden efdal olduğuna itikad etmemiş olmaları
manası çıkmaz. Doğruyu Allah bilir, Nitekim İbnu Ömer (radıyallahu
anh), Hz. Ali'yi diğer sahabelere takdim ettiğini itiraf
etmiştir. Nitekim bu itiraf bir önceki babta kaydettiğim bir
rivayette geçti.
İbnu Hacer'in
atıfta bulunduğu rivayet şudur: İbnu Ömer der ki: "Biz
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) zamanında şöyle
derdik." Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) insanların en
hayırlısıdır. Sonra Ebu Bekr, sonra Ömer gelir. Ali İbnu Ebî
Talib (radıyallahu anh)'a ise üç haslet verilmiştir ki
onlardan birinin bana verilmiş olması, bana kızıl
develerden daha sevgilidir: Resulullah (aleyhissalâtu
vesselâm) kızıyla onu evlendirdi ve kızı ona çocuk dünyaya
getirdi. (Resulullah'tan sonra) mescidin bütün kapıları
kapatıldı, onun kapısı kapatılmadı. Hayber günü sancağı ona
verdi." (Hadisi Ahmed İbnu Hanbel hasen senedle
kaydetmiştir).
İbnu Hacer
tahliline devam eder: "İbnu Ömer hadisinin bazı turukunda,
mezkur hayırlı ve efdal olma halinin hilafetle ilgili
hususta olduğu kaydedilmiştir. Bu rivayeti İbnu Asâkir
Abdullah İbnu Yesâr, Salim' den o da İbnu Ömer'den naklen
kaydetmiştir: "Siz biliyorsunuz, biz Resulullah (aleyhissalâtu
vesselâm) zamanında şöyle derdik: "Ebu Bekr, Ömer ve Osman
yani hilafette (ki liyakatte) Bir diğer rivayet, Ubeydullah,
Nafi'den, o da İbnu Ömer'den: "Biz Resulullah zamanında
derdik ki: "Bu işe (hilafete) insanların en layıkı kimdir?
ve cevap verirdik: Ebu Bekr, sonra Ömer."
Bazı alimler:
Sahabenin en efdali, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın
sağlığında şehid düşendir" demiş, bazıları da ismen: "Cafer
İbnu Ebî Talib'dir" demiştir. İmam Beyhakî, Şâfiî
hazretlerinin şu sözünü kaydeder: "Ashab ve Tabiin Ebu Bekr,
sonra Ömer, sonra Osman, sonra da Ali'nin (radıyallahu anhüm)
efdaliyetinde icma etmiştir."
ـ4378 ـ10ـ
وعن أنسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه قالَ: ]كَانَ أُسَيْدُ بْنُ
حُضَيْرٍ وَعَبَّادُ ابْنُ بِشْرٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْهما
عِنْدَ رَسُولِ اللّهِ # في لَيْلَةٍ مُظْلِمَةٍ فَخَرَجَا
مِنْ عِنْدِهِ فَإذَا بِنُورَيْنِ بَيْنَ أيْدِيهِمَا. فَلَمّا
افْتَرَقَا صَارَ مَعَ كُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا نُورٌ[. أخرجه
البخاري .
10. (4378)-
Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Üseyd İbnu Hudayr ve
Abbâd İbnu Bişr (radıyallahu anhümâ) karanlık bir gecede
Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında idiler.
(Sohbet bitince) yanından ayrıldılar. Derken önlerinde iki
nur peydah oldu. Yolları ayrıldığı zaman her birinin bir
nuru vardı." [Buharî, Mesâ'ıd 78, Menâkıb 28, Menakıbu'l-Ensar
13.]
AÇIKLAMA:
1-
Bu rivayetin bir başka veçhi, bu sahabelerin ellerideki
nûrun, günümüzdeki pilli el feneri mahiyetindeki bir şeyden
çıktığını tasvir eder. Şöyle ki: "Üseyd İbnu Hudayr ve
Ensar'dan bir kişi daha, Resulullah (aleyhissalâtu
vesselâm)'ın yanında konuşmak üzere kaldılar. Çok karanlık
bir gece idi. Gecenin bir müddeti geçtikten sonra çıktılar.
Herbirinin elinde bir değnekcik vardı. Birinin değneği
önlerini aydınlatır olduğu halde yürüdüler. Yolları
ayrılınca diğerinin değneği de aydınlatmaya başladı. Her
biri kendi deyneğinin ışığında yürüdü, böylece evlerine
vardılar."
2-
Bu hadise Ashabın mazhar olduğu kerametlerden birini daha
aksettirmektedir. Alimlerimiz bu ve benzeri rivayetlere
dayanarak kerametin hak olduğuna hükmetmişlerdir. Keramet
hususunda geniş açıklama daha önce geçti
Kütüb-i Site
Prof.Dr. İbrahim CANAN