Soru: Şii-lere göre Ebu Hureyre (r.a) 2-3 yil
Peyğamberimizin yaninda kalmiş ve en cok hadis rivayet etmisdir?.
Bunun için onun hadislerini kabul etmiyorlar. Bunu açıklar
mısınız?
Cevap: Hz. Ebu
Hureyre peygamberimizin hizmetinde 4 yıl civarı kalmış ve bütün
mesaisini ilme vermiştir. Bu nedenle peygamberimizden çokça
hadis rivayet etmiştir.
Ebu Hureyre Çok
hadis rivâyet eden meşhur sahâbî. Adı, Abdurrahman b. Sahr;
künyesi, Ebû Hureyre ‘dir. Câhiliye döneminde ismi Abdüssems
idi. Hz. Peygamber onu, Abdurrahman (bazi rivâyetlere göre
Abdullah, hattâ başka isimler de ileri sürülmektedir) diye
adlandırdı (el-Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek, Beyrut, t.y, III,
507).
Ne sebeple Ebû
Hureyre diye künye edindiğini kendisi söyle açıklamıştır: “Bir
kedi bulmuştum, onu elbisemin yeninde taşırdım; bundan dolayi
Ebû Hureyre (kedicik babası) künyesiyle çağrılır oldum (ez-Zehebî,
Tezkiretü’l-Huffâz, Haydarâbâd 1376/1956, I, 32). Hayber gazvesi
sıralarında Yemen’den Medine’ye gelip müslüman olmuştur (H. 7/M.
629) (ez-Zehebî, a.g.e., ayni yer).
O tarihten
itibaren Hz. Peygamber’in vefâtına kadar ondan ayrılmayan bir
sahabesi olmuş, kendisini onun hizmetine adamıştır. Hizmet
süresi yaklaşık dört yılı buluyordu (ibn Kesir, el-Bidâye ve’n
Nihâye, Beyrut 1966, VIII, 108,113).
Hz. Peygamber’in misafirperverliği ve cömertliği sayesinde
yasayan Ebû Hureyre, Rasûlullah (s.a.s.)’in mescidinde sadece
ibadet ve ilimle meşgul olan Ehl-i Suffe’nin en ileri gelen
siması idi. Hz. Peygamber’i büyük bir muhabbetle sevmiş, onun
sünnetine uygun olarak yasamış ve manevî yüce mertebelere
erişmiştir (ibn Kesir, a.g.e., VIII, 108, 110).
İffet
sahibiydi, eli açık ve cömertti. Hz. Osman’ın sehid edilmesinden
sonraki fitne olaylarında kösesine çekildi. Halk onun bu
halinden kendisine söz ettiklerinde Rasûlullah (s.a.s.)’in su
hadisini rivâyet ediyordu: “Fitneler çıkacak. O zamanda,
oturanlar ayakta durandan, ayakta duran yürüyenden, yürüyen
koşandan daha hayırlıdır. Kim dönüp bakmaya yönelirse, o da ona
yönelir. Kim bir sığınak veya korunak bulursa onunla korunsun” (Buhâri,
Menâkib, 25; Müslim, Fiten, I0).
Hoş sohbet, temiz ve ince duygulu, saf gönüllü idi (Zehebî,
Tezkire, 1, 33). Emirlik ve valilik ona kibir vermedi. Üstelik
alçak gönüllülüğünü arttırdı. Medine valisi Mervan’a vekâlet
ettiği sıralarda, üzerine semeri bağlanmış bir eşekle, hurma
lifinden örülmüş bir başlık başında olduğu halde çarşıya çıkar
ve, “Savulun emir geliyor!” dermiş (ibn Sa’d, et-Tabakatü’l-Kübrâ,
Beyrut 1380/1960, IV, 336).
İmam sâfii gibi
büyük âlimlerin bildirdiğine göre Ebû Hureyre kendi dönemindeki
hadis nakledenlerin içinde hafızası en sağlam olanıdır (ibn
Hacer, el-isâbe fî Temyîzi’s-Sahâbe, Mısır 1328, IV, 205). Hz.
Peygamber ile nispeten kısa sayılabilecek bir süre birlikte
olmasına rağmen, onun hadislerini bu kadar büyük bir sayıda elde
edebilmesinin sırrı ve sebepleri söyle açıklanabilir:
a) Birinci
sebep: Hz. Peygamber ile sık sık görüşmesi ve ona hiç çekinmeden
her çeşit sorular sormasıdır (ibn Hacer, a.g.e., IV, 206).
Nitekim Buhârı ve Müslim’in naklettiklerine göre Ebû Hureyre
söyle demiştir: “Siz, Ebû Hureyre ‘nin çok hadis rivâyet
ettiğini söyleyip duruyorsunuz. Ben fakir bir kimseydim. Karın
tokluğuna Hz. Peygamber’e hizmet ediyordum. Muhâcirler çarsıda,
pazarda alışverişle, Ensâr da kendi malları, mülkleriyle
uğraşırken, ben Hz. Peygamber’in meclislerinin birinde
bulunmuştum; buyurdu ki: ‘içinizden kim cübbesini yere serer de
ben sözümü bitirdikten sonra toplarsa benden duyduğunu bir daha
unutmaz. ‘Bunun üzerine ben üzerimdeki hırkayı yere serdim, Hz.
Peygamber de sözünü bitirince, onu topladım. Nefsim kudret
elinde olan Allah’a yemin ederim ki, o andan sonra ondan
duyduğum hiçbir sözü unutmadım” (Müslim, Fadâilü’s-Sahâbe, 159;
Buhâri, ilim, 42).
b) İkinci sebep: ilme olan tutkunluğu ve Hz. Peygamber’in ona
bildiğini unutmaması için dua buyurmasıdır. El-Hâkim en-Nisâbûrî,
Müstedrek’te (111, 508) su haberi vermektedir: “Bir adam Zeyd b.
Sâbit’e gelerek ona bir mesele sordu. O da Ebû Hureyre ‘ye
gitmesini söyledi ve söyle devam etti; çünkü bir gün ben, Ebû
Hureyre ve bir başka sahâbî Mescid’de oturuyorduk, dua ve
zikirle meşgul idik. O sırada Hz. Peygamber geldi, yanımıza
oturdu; biz de dua ve zikri bıraktık. Buyurdu ki: ‘Her biriniz
Allah’tan bir dilekte bulunsun. ‘ Ben ve arkadaşım, Ebû Hureyre
‘den önce dua ettik, Hz. Peygamber de bizim duamıza âmin dedi.
Sira Ebû Hureyre ‘ye geldi ve söyle dua etti: ‘Allah’ım, senden
iki arkadaşımın istediklerini ve de unutulmayan bir ilim
dilerim.’ Hz. Peygamber bu duaya da âmin dedi. Biz de, ‘Ey
Allah’ın Rasûlü, biz de Allah’tan unutulmayan bir ilim isteriz’
dedik. Hz. Peygamber, ‘Devsli genç sizden önce davrandı’
buyurdu.
Buhâri, ilim
bahsinde, hadise olan tutku bâbında (nr. 33) Ebû Hureyre ‘nin
söyle dediğini nakletmiştir: “Ey Allah’ın Rasûlü, kıyâmet
gününde senin şefâatine nâil olacak en mutlu kişi kimdir?” diye
sordum. Rasûlullah buyurdu ki: “Ey Ebû Hureyre, senin hadise
olan aşırı tutkunluğunu bildiğim için, böyle bir soruyu senden
önce hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. Kiyâmet gününde
benim şefâatime nâil olacak en mutlu kişi Lâilâhe illallah diyen
kimsedir.”
c) Üçüncü
sebep: Ebû Hureyre ‘nin büyük sahabelerle görüşmesi, onlardan
birçok hadis alması ve bu sayede ilminin artıp ufkunun
genişlemesidir (ibn Hacer el-Askalâni, el-isâbe, IV, 204).
d) Dördüncü
sebep: Hz. Peygamber’in vefâtından sonra uzun süre yasamış
olmasıdır. Nitekim Hz. Peygamber’den sonra kırk yedi yıl
yaşamış, hadisleri halk arasında yaymakla meşgul olmuştur
(Muhammed Ebû Zehv, el-Hadis, ve’l-Muhaddisûn, Kahire 1958,
134).
Bütün bunların
neticesinde Ebû Hureyre, Sahâbe içerisinde hadisi en iyi bilen,
hadis almada ve rivâyet etme hususunda diğerlerinden daha üstün
bir duruma gelmiştir. Onun rivâyet ettiği hadisler, diğer
sahabelerde veya birçoğunda dağınık halde bulunuyordu. Bu yüzden
onlar Ebû Hureyre ‘ye başvuruyor, hadis rivâyetinde ona
dayanıyorlardı. ibn Ömer, onun cenaze namazında, ona Allah’tan
rahmet dileyerek, “Hz. Peygamber’in hadisini Müslümanlar adına
muhâfaza ediyordu” demiştir (ibn Sa’d, Tabakât, IV, 340). Buhâri,
‘Ebû Hureyre ‘den 800 kadar sahâbe ve tâbiîn âlimleri hadis
rivâyet etmislerdir’ diyor (ibn Hacer, a.g.e., IV, 205).
Kendisinden beş
bin üç yüz yetmiş dört hadis gelmiş, bunlardan üç yüz yirmi beş
tanesini Buhâri ve Müslim müştereken, dok san üç tanesini yalnız
Buhâri, yüz seksen dokuz hadisini de yalnız Müslim Sahîh’lerine
almışlardır (Muhammed Ebû Zehv, a.g.e., 134).
Ebu Hureyre,
asırlar boyunca tetkik ve tenkit konusu olmuştur. Gerek Doğu
dünyasında gerek Bati dünyasında Ebû Hureyre hakkında ileri geri
konuşulmuştur. Bunun sebebi, keyif ve arzulara karsı gelen dine
yönelik hile ve tuzakları sonuçsuz bırakan bir kısım
hadislerinden kurtulmak istenmesidir. Bu hücumlar ya yalan ve
zayıf rivâyetlere, ya da bazi sahîh hadislere dayanır. Fakat bu
tür sahîh hadisleri de doğru-dürüst anlayamazlar, bu yüzden de
kendi arzuları doğrultusunda yanlış yorumlara başvururlar
(Muhammed Ebû Zehv, a.g.e., 153; el-Hâkim en-Nisâbûrî, a.g.e.,
III, 5 1 3).
hadislerden bir kismini ve cevaplarini özet olarak verelim:
Ebû Hureyre
‘nin hadis konusundaki güvenilirligine gölge düsürecek süphe
kaynaklarindan biri, onun Rasûlullah (s.a.s.)’den: “Bir kimse
Ramazan ayinda cünüp olarak sabahlarsa, o gün oruç tutmasin ”
hadisini nakletmesi ve halka bu yolda fetvâ vermesidir. Onun
böyle rivâyet ettigini Âişe ve Ümmü Seleme haber alınca, onun bu
rivâyetini kabul etmemisler, söyle demislerdir: “Hz. Peygamber
ailesiyle birlikte olmasi neticesinde cünüp olarak sabahlar,
sonra da boy abdesti alip orucunu tutardi.” Bunun üzerine Ebû
Hureyre onlarin dediklerini kabul etmis ve demistir ki: “Bu
hadisi bana Fadl b. Abbâs ile Üsâme b. Zeyd Hz. Peygamber’den
nakletmislerdi. Mü’minlerin anneleri ise bu gibi konulari
erkeklerden daha iyi bilirler” (Buhâri; Savm, 23; ibn Hacer,
Fethu’l-Bâri, Misir 1300, IV, 123-124; Muhammed Ebû Zehv, a.g.e.,
155).
Buna su cevap
verilmistir: Ebû Hureyre sözkonusu hadisi Rasûlullâh
(s.a.s.)’den kendisi isitmemistir. Hadisi Fadl ve Üsâme
vasitasiyle rivâyet etmistir. Bu iki sahâbî ise dogru ve
güvenilir kisilerdir. Âise ile Ümmü Seleme’nin hadisi, onun
yaninda agirlik kazaninca, onlarin rivâyetine dönmüs, hakka
uyarak önceki fetvâsindan vazgeçmistir (ibn Hacer, a.g.e., IV,
126; M. Eba Zehv, a.g.e, 155). Fadl ve Üsâme’nin naklettigi
hadise gelince, âlimler bu konuda sunlari söylediler: Birincisi,
bu hadis kendisinden daha kuvvetli hadisle çelismektedir;
dolayisiyle onunla degil kuvvetli olanla amel edilir. ikincisi,
bu iki sahâbînin hadisi orucun farz kilindigi dönemin baslarina
aittir. O sirada oruçlunun uyuduktan sonra yemesi, içmesi,
cinsel münasebette bulunmasi haramdi. Daha sonra Allah’tan yeri
agarincaya kadar bütün bunlari mübah kildi. Onun için kari-koca
iliskisi sabaha kadar devam ederdi. Fecrin dogusundan sonra da
yikanmasi gerekmekteydi. Bu da gösteriyor ki Âise ile Ümmü
Seleme’nin naklettigi hadisin hükmünü neshetmistir. Ne Fadl ile
Üsamenin ne de Ebû Hureyre ‘nin bu son hükmü bildiren hadisten
haberleri vardi. Bu yüzden Ebû Hureyre hâlâ önceki hadise göre
fetvâ vermeye devam ediyordu. Kendisine bu haber ulasinca da bu
fetvâsindan dönmüstür (ibn Hacer, a.g.e., IV, 127-128). ibn
Hacer söyle der: “Ebû Hureyre ‘nin hakki teslim edip ona dönmesi
onun faziletini gösterir” (a.g.e. ve yer; Kastallâni, irsâdü’s-Sâri,
Misir 1326. IV, 443; M. Ebû Zehv, a.g.e., 155).
Bir baska
itiraz da sudur: Ebû Hureyre hadis rivâyet ederken tedlis
yapardi (Hz. Peygamber’den duymadigi bir hadisi kendisine
rivâyet eden sahsin ismini vermeyerek, Hz. Peygamber’den rivâyet
ederdi). Meselâ, yukarida geçen “cünüp olarak sabahlayan kimseye
oruç tutmak yoktur” hadisinde durum böyledir. Tedlis yapmak ise
yalan söylemenin kardesidir (ibn Kesir, el-Bidâye, VIII, 109).
Bu itiraza
söyle cevap verilir: Ebû Hureyre ‘nin islâm’a girisinin hicretin
7. yilina kadar geciktigi dikkate alinirsa, Hz. Peygamber’in
pekçok hadisini ondan duymadigi ortaya çikar. Bu durum, onun
hadis bilgisini tamamlayabilmesi için, Hz. Peygamber’den duymus
olan sahâbîlerden almasini gerektiriyordu. Onun bu hali, ya
dünyevi mesguliyetlerinden dolayi, ya da yaslarinin küçük olmasi,
yahut da sonradan müslüman olmalari gibi sebeplerle Hz.
Peygamber’in meclislerinde bulunmayan diger sahâbîlerin
durumuyla aynidir. Humeyd’den gelen su haber de bunu teyid eder:
“Biz Enes b. Mâlik’in yaninda idik. Bize söyle dedi: Vallahi
size Hz. Peygamber’den naklettigimiz hadislerin hepsini bizzat
kendisinden duymus degiliz. Fakat (hadisi duyan duymayana
naklederdi) biz de birbirimizi yalanlamazdik” (Ahmed b. Hanbel,
Müsned, Misir 1313, IV, 283; M. Ebû Zehv, a.g.e., 157).
Hadisi duyan ve
digerlerine nakleden sahâbînin isminin zikredilmemesini tedlis
saymak uygun degildir. Zira ehli sünnet âlimlerinin ittifakiyla
sahâbenin hepsi âdildir. Âlimlerin, mürsel hadisi delil kabul
etmek hususundaki ihtilâfi, ismi zikredilmeyen râvinin durumunun
bilinmeyisi sebebiyledir. ibnu’s-Salâh bu hususta söyle der:
“ibn Abbâs ve benzeri yasça küçük sahâbîlerin Hz. Peygamber’den
isitmedikleri halde ondan rivâyet ettikleri mürsel hadisler,
mevsûl ve müsned hükmündedir. Çünkü onlar bu hadisleri
sahâbîlerden almislardir. Bir sahâbînin kim oldugunun
bilinmemesi, hadisin sihhatine zarar vermez. Çünkü sahâbîlerin
tamami âdildir” (ibnu’s-Salâh, Mukaddime, Misir 1326, 22). Bütün
bunlardan anlasiliyor ki Ebû Hureyre ‘den hiçbir yalan çikmis
degildir. Zira bu tür mürsel hadislerde Ebû Hureyre,
“Rasûlullah’in söyle dedigini isittim, ya da söyle yaptigini
gördüm” demiyor; aksine, “Rasûlullah söyle buyurdu veya söyle
yapmistir” gibi ifadeler kullaniyordu. Burada onun tedlis
yaptigi da söylenemez. Çünkü adini zikretmedigi sahâbeden
biridir ve sahâbînin âdil olduguna dair icmâ vardir (M. Ebû Zehv,
a.g.e., s.158).
Bir baska
itiraz: Hz. Ömer, Ebû Hureyre ‘yi hadis rivâyetinden alikoymus
ve ona, “Ya Hz. Peygamber’den hadis rivâyetini birakirsin, ya da
seni Devs topraklarina sürerim” demistir (ibn Kesir, el-Bidâye,
VIII, 106; M. Ebû Zehv, a.g.e., 159). Ömer’in bu tutumu Ebû
Hureyre ‘nin yalan söyledigini göstermektedir.
Buna söyle cevap verilmistir: Ebû Hureyre, Hz. Peygamber’den
naklettigi hadisleri halka ögretmeyi, ilmi gizlemenin günahindân
kurtulmak için, kendisine bir görev sayiyordu (Buhâri, ilim,
43). Bu anlayis onu çok hadis rivâyet etmeye sevketti. Bir tek
mecliste bile Hz. Peygamber’in birçok hadisini naklederdi. Fakat
Hz. Ömer, halkin herseyden önce Kur’ân ile mesgul olmasini,
amelle ilgili olanlarin disinda kalan hadisleri az rivâyet
etmelerini, halki yersiz bir tevekküle götürecek ruhsat
hadisleriyle, halkin anlayamayacagi müskil hadisleri halka
rivâyet etmeyi uygun görmüyordu. Bu arada, çok hadis rivâyet
edenlerin, rivâyet sirasinda hata yapabileceklerinden ve benzeri
seylerden de endise ediyordu. Bütün bu sebeplerle, Hz. Ömer
sahâbîleri çokça hadis rivâyet etmekten alikoymus, Ebû Hureyre
‘ye de agir konusmus ve onu Devs’e sürmekle tehdid etmistir.
Çünkü Sahâbe içerisinde en çok hadis rivâyet eden oydu. ibn
Kesir bunu naklettikten sonra söyle der: “Bildirildigine göre
Hz. Ömer (r.a.) daha sonra Ebû Hureyre ‘nin hadis nakletmesine
izin vermistir (ibn Kesir, a.g.e., VIII, 106; M. Ebu Zehv, a.g.e.,
159).
Bir baska menfî
tenkid: Ebû Hureyre ‘nin diger sahâbîlerden daha çok hadis
rivâyet etmesini saglayan sey, Hz. Peygamber söylesin veya
söylemesin, helâl ve haramla ilgili olmayan, fakat güzel ahlâka
tesvik, cennet ve cehennem haberleri gibi bütün güzel sözleri
ona isnad etmeyi kendine câiz görmesidir. Onun bu konudaki
dayanagi su hadislerdir: “Benden size hakka uygun bir söz
ulastiginda, ben onu ister söylemis olayim isterse olmayayim,
onu aliniz’ “Benim söylemedigim fakat benden size ulastirilan
güzel bir sözü, ben söylemisimdir” (M. Ebû Zehv, a.g.e., 160).
Buna verilen cevap sudur: Geç müslüman olmasina ragmen Ebû
Hureyre ‘nin çok hadis rivâyet etmesi, onlarin ileri sürdükleri
sebeplere baglanamaz. Bunun asil sebebi, dünyadan el-etek çekip
Hz. Peygamber’in toplantilarina katilmasi, savasta ve savas
disinda onun yanindan ayrilmamasi, hadisleri unutmamasi için Hz.
Peygamber’in duasini almasi, Hz. Peygamber’in vefâtindan sonra
elli yil kadar daha yasamasi ve duymadigi hadisleri diger
sahâbîlerden alarak insanlara rivâyet etmesidir (A.g.e. ve yer).
Helâl ve haram disindaki konularda Hz. Peygamber’e yalan isnad
etmesini kendisi için câiz görmesi iddiasi da geçersizdir. Çünkü
o, “Kim bilerek bana yalan isnad ederse cehennemdeki yerine
hazirlansin” hâdisinin râvîlerinden biridir. Birçok
toplantilarinda hadis rivâyet etmek istediginde bu hadisi
zikrettigi sâbittir. Sahâbiler, onun hadis rivâyetindeki
üstünlügünü kabul ettiler ve ondan hadis naklettiler. Hz. Ömer,
Osman, Talha, ibn Abbâs, Âise, Abdullah b. Ömer ve digerleri (r.anhum)
bunlardandir (Hâkim en-Nisâbûrî, a.g.e., III, 513; ibn Kesir, a.g.e.,
VIII, 108). Bu da onlarin, Ebû Hureyre ‘nin güvenilirligi ve
dogrulugu hususunda ittifak ettiklerini gösterir. Diger
taraftan, Ebû Hureyre ‘nin rivâyet ettigi hadislerin çogunun,
baska sahâbîler tarafindan da nakledildigi görülür (M. Ebû Zehv,
a.g.e., 160, 161).
Ebû Hureyre
‘nin dayandigini ileri sürdükleri hadislere gelince, bu
hadisleri Ebû Hureyre rivâyet etmemistir. Aksine bunlar onun
adina uydurulmus sözlerdir. Bu hususta ibn Hazm söyle demistir:
“Allah’tan korkmaz bazi insanlar birtakim hadisler rivâyet
ettiler. Bunlarin bazisi islâm’in temel prensiplerini geçersiz
kilmakta, bazilari da Hz. Peygamber’e yalan isnat etmeyi mübah
saymaktadir. ” ibn Hazm bu iki hadisi de, râvîlerinin çok zayif
olmasindan ötürü geçersiz saymaktadir (ibn Hazm, el-ihkâm fî
Usûli’l-Ahkâm, Misir 1345, II, 76, 78, 80; M. Ebû Zehv, a.g.e.,
161, 162).
Macar asilli ünlü müstesrik yahudi Ignaz Goldziher de Ebû
Hureyre ‘nin hadis uydurdugunu ve bunda hayli ileri gittigini
ileri sürmüstür. Böyle bir tenkid tümüyle bâtildir, geçersizdir
ve hiçbir hakli tarafi yoktur. Buhâri’nin söyledigi gibi Ebû
Hureyre ‘den sekizyüz âlim hadis rivâyet etmistir. O, sahâbe ve
muhaddisler nazarinda son derece güvenilir yüce bir sahsiyettir.
ibn Ömer söyle demistir: “ Ebu Hureyre benden daha hayirli ve
naklettigini daha iyi bilendir.” Cennet’le müjdelenenlerden biri
olan Talha b. Ubeydullah da: “süphe yok ki Ebû Hureyre Hz.
Peygamber’den bizim isitmedigimiz hadisleri isitmistir” demistir
(el-Hâkim en-Nisâbûrî, a.g.e, III, 511, 512). Mervan’in
sekreteri Ebû Zualza’a da Ebû Hureyre ‘nin hadis rivâyetinde ne
derece güçlü oldugunu gösteren su haberi nakleder: “Mervan, Ebû
Hureyre ‘yi Saray’da hadis rivâyet etmek için dâvet etmisti.
Mervan beni divanin arkasina oturtmustu ve ben de Ebû Hureyre
‘nin naklettiklerini gizlice yaziyordum. Ertesi yil yine onu
dâvet etti ve ondan hadis rivâyet etmesini istedi. Bana da bir
yil önceki yazdiklarimdan takip etmemi tenbih etti. Neticede,
onun bir tek kelime bile degisiklik yapmadan rivâyet ettigini
gördüm (ibn Kesir, a.g.e., III, 106; M. Ebû Zehv, a.g.e.,
162-164).
Ebû Hureyre 78
yil yasadiktan sonra Hicrî 57/676 yilinda Medine’de vefât
etmistir.
M. ALI SÖNMEZ