SEYDA MUHAMMED KONYEVİ K.S.

HANEFİ ve ŞAFİİ MEZHEPLERİNE GÖRE ASRIMIZ MESELELERİNE FETVALAR

(ORUÇ BÖLÜMÜ)

SORU 1: Oruca ne zaman niyet edilir?

Hanefi mezhebine göre, ramazan orucu, tayin edilmiş adak ve mutlak nafile oruçlar için niyetin vakti; güneşin batışından başla­yarak, gündüzün yarısından biraz öncesine kadar devam eder. Güneş batmadan ve tam istiva zamanında veya ondan sonra akşama kadar hiçbir oruca niyet edilemez.

Ramazan orucunun kazası, bozulmuş bir nafile orucun kazası, keffaret oruçları ve mutlak adak oruçları için niyetin geceleyin yapıl­ması şarttır.

Şafii mezhebine göre, ramazanda farz oruç için yahud kaza ve adak gibi oruçlar için geceden niyetlenmek şarttır. Gece niyet getirilmediği takdirde gününe gün kaza etmek gerekir.

Nafile oruçlarda zeval vaktinden öncesine kadar niyet gecik­tirilebilir.

Maliki mezhebine göre ise, ramazan ayının başında bir niyet getirilirse kâfidir.

SORU 2: Bir kimse gece vaktinde oruca niyet eder ve şafak­tan sonra uzun bir yola çıkarsa orucunu bozabilir mi?

Hanefi mezhebine göre, seferi sayılabilecek durumda olan kimse, dilerse o gün oruç tutmamak için geceden niyet etmeyip oruç tutmayabilir. Ancak, niyet edip oruca başladıktan sonra yolculuğa çıkan kimsenin, her ne kadar o günün orucunu akşama kadar tamam­laması daha uygun ve faziletli ise de, niyet ettiği halde yolculuğa başladıktan sonra orucunu bozması, kendisine keffaret değil, sadece o günün kazasını gerektirir.

Şafii mezhebine göre ise, misafir olan kimsenin orucunu terk edebilmesi için şafaktan önce seferde olması ve niyet etmemiş olması lazımdır. Buna göre bir kimse ramazan ayında gece vaktinde oruca niyet eder ve şafaktan sonra uzun bir yolculuğa çıkarsa orucunu bozamaz. (Muğni’l Muhtac; 1/437)

SORU 3: Oruçlu bir kimse gözüne ilaç damlatır ya da merhem sürerse ve yahut sürme çekerse orucu bozulur mu?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, oruçlu olan bir kimse gözüne ilaç damlatabildiği gibi, merhemde sürebilir. Çünkü göze ilaç damlat­mak, merhem sürmek ve sürme çekmek orucu bozmaz. Hatta oruçlu kişi sürmenin yahut damlanın tadını boğazında hissetse bile bozulmaz.

SORU4: Oruçlu olan kimsenin kulağına ilaç veya su akıtılsa orucu bozulur mu?

İmam-ı Azama göre kulağa konulan ilaç orucu bozar. Su ise bozmaz. Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre, kulağa ne akıtılırsa akıtılsın orucu bozmaz. (Cevhere; 1/182)

Şafii mezhebine göre ise, ilaç ya da su kasden kulağa akıtılırsa oruç bozulur. Yalnız kulağın dış tarafını yıkamak isterken içine girerse oruç bozulmaz. (Fetava el-Kübra; 2/74)

SORU 5: Oruçlunun misvak kullanması orucu bozar mı?

Hanefi mezhebine göre, su ile ıslatılmış da olsa oruçlu iken misvak kullanmak orucu bozmaz.

Amir bin Rebia radıyallahu anh: “Ben Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i oruçlu olduğu halde misvakla dişlerini temizlerken sayamayacağım kadar çok gördüm.” demiştir. (Buhari,Ebu Davud)

Ebu îshak el-Harzemi şöyle demiştir:

Asım el-Ahvel’e sordum ki; Oruçlu misvak kullanabilir mi? “Evet!” dedi. Dedim ki:

“Yaş (nemli) misvakla mı kuru misvakla mı?”

“Evet her türlüsüyle! ” dedi. Dedim ki:

“Öğleden önce mi sonra mı?”

“Evet (her vakit)!” dedi. Dedim ki:

“(Bunu) kimden naklediyorsun ? ”

“Enes bin Malik radıyallahu anh vasıtasıyla Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden. ” dedi.

Ancak Ebu Yusuf a göre, oruçlu olan kimsenin yaş misvak kul­lanması mekruhtur.

Şafii mezhebine göre ise, öğleden evvel kullanılmasında bir beis yoktur. Öğleden sonra kullanmak mekruhtur.

Bununla birlikte bazı ulemalar: “Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şeriflerinde oruçlunun ağız kokusunu övmüştür. Bu da daha çok öğleden sonra görülür. Öğleden sonra dişleri misvaklamak ağız kokusuna mani olur. Buna göre, oruçlu­nun öğleden önce dişlerini misvaklaması müstehap öğleden sonra ise mekruhtur.” demişlerdir.

Üzerinde macun bulunmayan diş fırçası ile dişleri fırçalamak­ta misvak kullanmak hükmündedir. Ancak diş macunu konulur ve bunun birazı boğaza giderse oruç bozulur.

SORU 6: Oruçlu olan kimsenin abdest esnasında ağzına su verirken boğazına su kaçarsa orucu bozulur mu?

Oruçlu olan kimsenin, abdest esnasında ağzına su verirken boğazına su kaçsa, oruçlu olduğunu hatırlamadan ağzına su almışsa ittifakla orucu bozulmaz.

Hanefi mezhebine göre, oruçlu olduğunu hatırladığı takdirde ağzına su verirse orucu bozulur ve kaza etmek zorundadır. (el-Mebsüt; 3/66)

Şafii mezhebine göre ise, oruçlu olduğunu bildiği halde mübalağa yapmadan ağzına su almış ve boğazına kaçmış ise orucu bozulmaz. Fakat mübalağa yapmış ise orucu bozulur. Yalnız abdest ve gusül gibi mecburi olan şeylerden başka bir maksat için su verirse orucu bozulur. (Muğni’l-Muhtaç; 1/429)

SORU 7: Oruçlu olan kimse iğne vurdurursa orucu bozulur mu?

Ebu Yusuf, îmam Muhammed ve Şafii mezhebine göre, iğne yaptırmak orucu bozmaz.

Fakat îmam-ı Azam’m görüşüne göre, iğne yaptırmak orucu bozar. (el-Mebsüt; 3/68)

Buna göre hasta olan bir kimse, gece vakti iğnesini yaptırmaya gayret sarfetmelidir. Bu sebeble, hayati bir tehlike olmadıkça, iğne yaptırmanın iftardan sonraya bırakılması daha uygun olur. Hanefi olan bir kimse, geçe vakti yaptıramazsa veya fazla hasta olursa Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre iğnesini yaptırır. İmam-ı Azam’ın muhalefetinden kurtulmak içinde, ihtiyaten gününe gün kaza etmesi iyi olur. Kaza etmese de bir şey lazım gelmez.

SORU 8: Orucu ne ile açmak efdaldir?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, orucu varsa hurma ile açmak daha efdaldir. Nitekim Selman bin Amir radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

Sizden biriniz oruçlu olduğu zaman hurma ile, hurma bulamazsa su ile iftar etsin. Çünkü su temizleyicidir.” (Ebu Davud, Tirmizi, Nesai, İbn-i Mace)

Herhangi bir yiyecekle de iftar edilebilir. Ancak Hz. Peygam­ber sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini icra etmek niyetiyle varsa hurma ile iftar etmek, yoksa su ile iftar etmek daha efdaldir.

SORU 9: Kendi kendine gelen kusma sebebiyle oruç bozulur mu?

Dört mezhebe göre de kendi kendine gelen kusuntu sebebiyle oruç bozulmaz.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Oruçlu iken istemeyerek kusan kimseye kaza gerekmez» Kim de kendi isteği ile kusarsa, orucunu kaza etsin.” (EbuDavud)

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, kendi kendine gelipte önlene­meyen kusma orucu bozmaz. Yalnız, kusmuk geriye dönerse ve ken­disini zorlayarak kusan kimse böyle değildir. Onun kazası gereklidir.

SORU10: Oruç tutan bir kimse kan verebilir mi?

Hanefi mezhebine göre, kan vermek orucu bozmaz. Ancak vücudu güçsüz düşürecek derecede kan aldırmak mekruhtur.

Şafii mezhebine göre ise, oruçlu iken her türlü kan aldırmak mekruhtur.

SORU 11: Oruçlu bir kimsenin hanımını öpmesi orucu bozar mı?

Hanefi mezhebine göre, oruçlu kimsenin hanımını öpmesi, birbirlerine sarılmaları orucu bozmaz. Nefsine hakim olanlar için bu hareketler mekruh değildir. Fakat nefsine hakim olamayanlar için mekruhtur.

Nitekim, Hz. Aişe radıyallahu anha bir rivayette şöyle demiştir:

“Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oruçlu olduğu halde (hanımlarından birini) öper ve derisini hanımının derisine dokundururdu. O, sizin içinizde nefsine en hakim olanı idi ” (Buhari)

Şafii mezhebine göre ise, cinsel tahrik olmasa bile eşlerin öpüşmesi ve kucaklaşması mekruhtur.

Sonu riskli olacağı için, oruçlu kimselerin böyle davranışları terketmeleri daha evladır. Çünkü her iki mezhebe göre de öpme, oynaşma ve sarılma gibi hallerde erkekten meninin gelmesi veya kadından bir yaşlılığın belirmesi orucu bozar, sadece kazası gerekir.

Nitekim Hz. Aişe radıyallahu anha ikinci rivayetinde şöyle demiştir:

“Siz bu mübah olan öpme ve sarılıp oynaşmadan sakınınız! Sonra nefsinize hakim olamayıp bir kusur işlersiniz… “

SORU 12: Oruçlu iken gıybet yapmak orucu bozar mı?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, oruçlu iken gıybet etmek, yalan konuşmak, koğuculuk yapmak ve benzeri davranışlarda bulunmak orucu bozmaz.

Fakat bu gibi davranışlar oruçtan elde edilecek olan sevabı büyük ölçüde azaltır, oruç sebebiyle gelmesi beklenen kemâl ve faziletin meydana gelmesini engeller. Onun için hem oruçlu iken hem de diğer zamanlarda bu gibi hareketlerden büyük bir titizlikle kaçın­mak gerekir.

SORU 13: Bir kadın hamile olması veya çocuk emzirme sebebiyle çoğu zaman orucunu bozmak mecburiyetinde kalmaktadır. Bu durumda olan kadının ne yapması lazımdır?

Hanefi mezhebine göre, ramazan ayında hamile bulunan veya çocuk emziren kadınlar, oruç dolayısıyla kendisine veya emzirdiği çocuğa zarar gelmesinden endişe ederse, niyet etmeden oruç tutmayabilir. Niyet etmiş olsa bile, oruçlarını açabilirler. Sonra münasip bir zamanda gününe gün kaza ederler. Ayrıca fidye vermeleri gerekmez.

Nitekim Enes bin Malik radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Kendisine zarar gelmesinden korkan hamile kadın ve çocuğuna zarar gelmesinden korkan emzikli kadın için ramazan orucunu tutmama ruhsatını vermiştir. ” (İbn-i Mace)

Şafii mezhebine göre ise, süt emziren kadının, tutmadığı oruçları kaza etmesi gerektiği gibi, ayrıca her gün için oruç fidyesi vermesi de gerekir.

Hamile veya emzikli kadın, çocuğundan ötürü değil de, kendisi için endişelenip oruç tutmazsa, sadece kaza eder. Aynca keffaret vermesi gerekmez.

SORU 14: Ramazan-ı şerifte bir kimse oruçlu iken hastalansa, ne yapması icap eder?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, ramazan-ı şerif ayında oruçlu iken bir kimse hastalansa ve oruca devam ettiği takdirde hastalığının artmasından veya uzamasından, aklının gitmesinden veya kendisinin ölümünden korkacak olursa, tutmaya başladığı orucunu açabilir ve iyileşinceye kadar oruç tutmayabilir. Sonra iyi olunca yalnız kaza ile mükellef olur. Yani tutmadığı gün sayısı kadar oruç tutar.

Böyle hasta olan bir kimse de görülen alametlerden dolayı kendisinde kuvvetli bir zan bulunmalıdır. Ya da orucunu tutan fasıklığı bilinmeyen müslüman mütehassıs bir doktor tarafından haber verilmelidir.

Hastanın hastalığı, şifası umulmayan yani ömür boyu devam edecek türde ve oruca da mani ise, böyle bir kimse, ramazanın her bir gününün orucuna bedel olmak üzere bir fidye (fitre) vermesi gerekir. Böyle bir hastalığa yakalanan ve fidyesini de vermiş olan kimse, daha sonraları iyileşse, oruç tutması ve geçmiş günleri kaza etmesi gerekir. Verdiği fidyenin bir hükmü kalmaz, nafile sadaka olur.

Oruca mani ve sürekli hastalıkları sebebiyle, oruç tutamayıp fidye verecek olan kimseler, bu fidyelerini ramazan-ı şerifin evvelinde verebilecekleri gibi, ramazan-ı şerif ayı içerisinde gün be gün veya daha sonra da verebilirler. Bunda fakirlerin müteaddid olması şart değildir. Buna göre otuz günün fidyesi müteaddid fakir­lere verilebileceği gibi, bir fakire bir defada da verilebilir.

Şunu da belirtmek lazımdır ki, fidye vermek suretiyle oruç borcundan kurtulabilmek için, hastalığın şifası beklenmeyen yani ölüme kadar devam edecek türde ve oruca mani olması, ayrıca bu hususunda orucunu tutan, fasıklığı yaygın olmayan, müslüman ve mütehassıs bir doktor tarafından teşhis edilmesi şarttır.

SORU 15: Yaşlılık sebebiyle oruç tutmaya dayanamayan insanlar ne yapmalıdır?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, senenin bütün aylarında oruç tutmaktan aciz olan çok yaşlı erkek ve kadınların oruç tutmamaları caizdir. Bunların oruçlarını kaza etmeleri de gerekmez. Çünkü oruç tutabilecek durumda değildirler. Bunların tutamadıkları her günün orucuna bedel bir fidye vermeleri gerekir. Çünkü Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Oruç tutmaya gücü yetmeyenlerin bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir.” (Bakara; 184)

İbn-i Abbas radıyallahu anh bu ayetin çok yaşlı ve oruç tuta­mayan erkek ve kadınlarla ilgili olduğunu söylemiştir.

SORU 16: Hayızlı bir kadın oruç tutabilir mi?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, hayız ve nifas halindeki kadının oruç tutması haram olup, tuttuğu oruç geçerli değildir. Bu durumdaki kadınlar tutamadıkları oruçları temiz günlerinde kaza ederler. Namazları ise kaza etmeleri gerekmez. (Durrü’l-Muhtar; 2/116, el-Mühezzeb; 1/117) ,

SORU 17: Bir kadın kocasının izni olmadan nafile oruç tutabilir mi?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, evli bir kadının, kocası yanın­da iken nafile oruç tutması caiz değildir. Nitekim Ebu Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kadın kocası yanında iken, onun izni olmadan ramazan (orucunun) dışında oruç tutamaz…” (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

Bunun sebebi, kocasının kendisinden her an faydalanma hakkına sahip olmasıdır. Bu hak nafile ibadet ile zayi edilemez. Koca, kendisinden izinsiz nafile oruç tutan karısına bu orucunu bozdurabilir. Çünkü kocanın kadında hakkı ve ihtiyacı vardır. Ancak kocanın hanımına ihtiyacı yoksa; mesela, koca hanımının yanında olmayıp, uzak bir yerde ise, yahut hac veya umre için ihrama girmişse, yahut koca da oruçlu ise, kadın bütün bu durumlarda kocasının izni olmadan nafile oruç tutabilir.

Şunu da unutmamak lazımdır ki, ramazan orucunu tutma (eda veya kaza) konusunda kadının kocasından izin alması gerekmez. Kocanın da, hanımının ramazan orucuna mani olması haramdır.

SORU 18: Ramazanda seferi olan kimselerin tuttukları oruç sahih midir?

Bilindiği gibi, Hanefi ve Şafii mezhebine göre, yolculara oruç tutmak farz değildir. Ancak oruç tutarlarsa tuttukları oruç sahihtir. Eğer oruç tutmazlarsa tutmadıkları günleri kaza ederler. Çünkü Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“Sayılı günlerde oruç tutunuz. Sizden her kim hasta olur veya seferde bulunursa (tutmadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder.” (Enfâl; 38)

SORU 19: Sürekli hasta olan veya vefat etmiş bir kimsenin yerine bir başkası oruç tutabilir mi?

Alimler; hayatta iken oruç tutamayan kimsenin yerine başkası oruç tutamaz, demişlerdir. Bunda da icmâ vardır. Ancak üzerinde oruç borcu bulunduğu halde ölen kimsenin durumu hakkında ihtilaf vardır.

İmam-ı Azam ve İmam-ı Şafii’den meşhur olan görüşe göre, velisi onun yerine oruç tutmaz, varsa fidye olarak gıda maddesi dağıtır. İmam-ı Şafii’ye göre her gün için bir avuç verilir. İmam-ı Aza- m’a göre, buğdaydan yarım sa’ (1668 gram); arpa, üzüm ve hurmadan bir sa’ (3334 gram) takdir edilir.

Ancak Şafii mezhebinde muhtar olan kavle göre, ölen bir kim­senin velisi onun tutmadığı oruçlarını tutabilir.

Şafiiler şu hadis-i şerifle istidlal etmişlerdir:

“Kim ölürde üzerinde oruç borcu bulunursa, onun yerine velisi oruç tutabilir, ” (Buhâri, Müslim, Ahmed bin Hanbel)

Nitekim İmam-ı Nevevi bu konu da şöyle demiştir:

“Bu görüş, bizim itikad ettiğimiz, seçip beğendiğimiz bir kavldir.”

SORU 20: Bulunduğumuz yere nazaran bazı ülkelerde iki buçuk üç saat erken güneş batmaktadır. Böyle bir yere uçakla giden bir kimse orucunu gittiği yere göre mi açar?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, bir kimse oruca niyet edip bulunduğu memlekete nazaran birkaç saat önce akşam olan şehirlere veya ülkelere uçak ile gitse, gittiği şehire göre orucunu açar. Yani ora­da ne zaman güneş batarsa o zaman orucunu açar. Namazını da oranın halkı gibi aynı şekilde kılar.

SORU 21: Oruçlu bir kimse banyo yapabilir mi?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, ağızdan ve burundan içeriye su kaçırmamak şartı ile, oruçlu kimsenin bir göle girmesinde veya banyo yapmasında bir sakınca yoktur. Bu durumda da orucun bozul­ması söz konusu değildir. Ancak Şafii mezhebinde, kasden kulağa akıtılan su orucu bozduğu için ihtiyatlı davranmak gerekir.

SORU 22: Her adet süresinde üç gün kan gören bir kadın, ramazanda beş gün kan görse ne lazım gelir?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, adeti her ay düzenli üç gün kan gören bir kadın, ramazanda beş gün kan görürse, kan gördüğü günlerin tamamında (Hanefi mezhebinde, on günü aşmadıkça; Şafii mezhebinde on beş günü aşmadıkça) oruç tutmaz. Ramazandan sonraki aya bakar: Onda da üç gün görürse, demek ki düzgün adeti bozulmamış ve ramazanda iki gün hastalık kanı görmüştür. Tutmadığı o günlerin namazlarını kaza eder. Fakat ramazandan sonraki ayda da beş ya da daha fazla görürse, demek ki, düzgün adeti bozulmuştur ve ramazandaki beş günün tamamı adet kanıdır. Sadece orucun kaza edilmesi gerekir.

SORU 23: Nafile oruç tutarken adet gören ve orucu bozulan bir kadın, bunun kazasını tutmalı mıdır?

Hanefi mezhebine göre, bozulan her türlü nafile orucun kazası gerekir. Bu bozulmanın, oruçlunun kendi fiili ya da başka bir sebeble olması aynıdır. Buna göre nafile oruç tutmaya başlayan bir kadın adet görecek olsa, en sağlam görüşe göre, sonradan bu orucu kaza etmesi gerekir. Çünkü başlanılan bir ibadeti iptal etmemekte bir ibadettir.

Şafii mezhebine göre ise, bu durumdaki bir kadın serbesttir. Bozulan orucunu dilerse kaza eder, dilerse etmez.

SORU 24: Dil ile niyet edilmeden tutulan oruç caiz olur mu?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, orucun caiz olabilmesi için niyetin dil ile söylenmesi şart değildir. Sadece kalpten oruca niyet etmek yeterlidir. Ancak dil ile de niyet etmek müstehaptır.

SORU 25: Her hangi bir oruç için sahura kalkmak, oruç niyeti yerine geçer mi?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, sahura kalkan kimse, başka bir niyet getirmese bile, sadece kalkıp bir şeyler yemesi oruç niyeti yerine geçer. Her çeşit oruç içinde durum aynıdır. Ancak sahura kalkan kimse: “Ben yarın oruç tutmayacağım.” diye niyet ederse, bu durumda sahura kalkmak, oruç için niyet sayılmaz. Burada önemli olan oruç için sahura kalkmaktır. Yoksa her hangi bir yolculuğa veya iş için sahur vakti kalkıp yemek yiyen, ya da sahur vaktine kadar otu­rup oruç niyeti olmaksızın yemek yiyen kişinin bu yemeği oruç için niyet yerine geçmez. Ancak oruç tutmak niyeti ile sahura kalkılırsa, sahur oruç niyeti yerine geçer. Bunu dil ile belli etmek müstehaptır.

SORU 26: Oruçlu olan insan, iftar zamanı gelince önce iftar mı etmeli, yoksa akşam namazını mı kılmalıdır?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, her ne kadar oruçlu olan insanın, iftar zamanında önce iftar etmesi veya namaz kılması caiz ise de, akşam namazını kılmadan önce iftar etmek müstehaptır. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“İnsanlar; iftar etmekte acele ettikleri sürece hayır yaşar­lar, (Buhari, Müslim)

Başka bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Akşam yemeği ile namaz bir araya gelince önce yemeği yiyiniz (Buhâri, Müslim, Tırmizi, Nesâi) buyurarak, önce açlığı giderip sonra huzurla namaza durmayı tavsiye etmiştir.

Bilindiği gibi, insan çok acıktığı zaman, hele yemek için sofra hazır iken namaza duracak olursa, huzurla namaz kılması çok zordur. Belki namaza sırasında yemeği düşünecek ve böylece namazın sevabı da azalacaktır. Bunun için önce yemek tercih edilmiştir.

Ancak, sofraya oturup uzun süre yemekle oyalanmak ve bu yüzden namazı vaktin sonuna geciktirmek uygun değildir.

SORU27: Oruç keffareti ne demektir ve nasıl tutulur?

Hanefi mezhebine göre, oruç keffareti ramazan ayı içinde oru­cunu bilerek bozan bir müslümanın, ramazan ayı dışında ceza olarak, iki kameri ay veya altmış gün arka arkaya oruç tutması, buna gücü yetmezse, her gün için bir fidye vermesidir. Bu, bilerek ve kasden oruç bozan bir müslümana, işlediği suçtan dolayı dünyada verilen bir cezadır.

Keffaret, aralıksız iki kameri ay olarak tutulur. Ay ortasında başlanması halinde aralıksız altmış gündür. Bu sayıya, ayrıca bozulan oruç sayısı da eklenir. Böylece bozulan gün sayısı bir ise, kaza ve keffaret toplamı altmış bir gün olur.

Şafii mezhebine göre ise, bilerek bile olsa, yenilen veya içilen her şey kaza gerektirir, keffaret gerektirmez. Yalnız cinsel ilişkiden dolayı keffaret gerekir.

SORU 28: Keffaret gibi uzun bir orucu tutmaya gücü yetmeyen kimse ne yapmalıdır?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre yaşlılık, hastalık ve benzeri bir sebebten dolayı oruç keffaretini tutmaya gücü yetmeyenler, fidye verirler.

Fidye, her oruç günü için bir fakiri sabah-akşam, bir gün doyurmak veya bir fıtır sadakasından, yani bir fitreden az olmamak üzere bedelini vermektir. Fidyenin ayrı ayrı fakirlere veya tek bir fakire değişik günlerde verilmesi şart değildir. Mesela, ramazan oru­cu için bir aylık fidye, yani otuz fitre miktarı, bir fakire bir defada verilebileceği gibi, ayrı zamanlarda ve ayrı ayrı kimselere de verilebilir.

Tutamadıkları oruçlar için fidye vermiş olan kimseler, daha sonra sağlıklarına kavuşup, oruç borçlarını kaza edebilecek duruma gelirlerse, verdikleri fidyeler yeterli kabul edilmez. Oruç borçlarını kaza etmeleri gerekir. Verilen fidyeler de, nafile sadaka yerine geçer.

SORU 29: Keffareti gerektirecek şekilde birden fazla oruç bozulursa, bunların keffareti nasıl tutulur?

Hanefi mezhebine göre, orucu bozmak gibi bir suç için yalnız bir ceza, yani yalnız bir keffaret yeterlidir. Bu durumda kameri iki ay veya altmış gün tutulduktan sonra, bozulan gün sayısınca da kaza orucu tutulması kafidir. Mesela; cezayı gerektiren iki günün orucu bozulmuş ise bunun için altmış gün keffaret, iki günde kaza için oruç tutulur.

Şafii mezhebine göre ise, daha önce de belirttiğimiz gibi, yal­nız cinsel ilişkiden dolayı keffaret gerekir. Bu sebeble, ramazan oru­cunu tutan kimsenin, oruçlu iken işlediği keffaret gerektirici suçları sayısınca, keffaret cezasını da ödemesi gerekir.

SORU 30: Hilâli görmeden rasathanelerin hesabına göre oruç tutmak caiz midir?

Hanefî mezhebine göre, hilali görmeden hesaba dayanarak ramazan orucunu tutmak caiz değildir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Hilali görünce oruç tutun ve yine onu görünce iftar edin. Hava size kapalı olursa, şaban ayını otuz olarak tamamlayın.” (Buhâri, Müslim)

Ancak bazı Şafii ulemalarına göre, hesabın doğruluğunu kabul eden kimsenin, hilali görmeden de rasathanenin hesabına göre oruç tutması vaciptir. (el-Fıkh alâ eUMezahibi ’l-Erba’a; 1/551)

SORU31: Hilalin rüyeti herhangi bir ülkede sabit olursa dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan bütün müslümanlara oruç tut­mak farz olur mu?

Hanefi mezhebine göre, dünyanın herhangi bir ülkesinde rü’yeti hilal sabit olursa, dünyadaki bütün müslümanlara oruç tutmak ve bayram yapmak farz olur.

Şafii mezhebine göre, seferilik mesafesinde veya daha uzak yerlerde ne oruç tutmak ve ne de bayram yapmak hususunda o ülkeye tabi olunmaz.

Ancak bir ülkede rü’yet-i hilal sabit olduğundan oranın hakimi oruç tutmak veya bayram yapmak için hüküm verirse hakimiyeti altında bulunan herkes hakimin hükmüne uymaya mecburdur. (Fetava el-Kübra; 3/81)

Bu gün hemen bütün müslümanlar namazlarını, alametleri gözleyip tesbit ederek değil, takvime bakarak, ezanı dinleyerek kıl­maktadırlar. Güneşin hareketini ve buna göre ışık ve gölge durumunu hesap ederek takvim yapmak ile ayın hareketini hesap ederek aybaşı takvimi yapmak arasında İlmî ve şer’i bakımdan bir fark yoktur. Oruçlarımızı açarken de yine takvimlere bakmakta, güneşin batışını buradan öğrenmekteyiz. Şu halde mûteber takvimlere uymak en çıkar ve tutarlı yol olmaktadır. Buna göre, rü’yet-i hilal ve bayram meseleleri için birbirimize buğzedip tekfir etmenin bir anlamı yoktur.

SORU 32: İftarda okunacak bir dua var mıdır?

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem iftar ettiği zaman şöyle dua ederdi:

“Ey Allah ım! Senin rızan için oruç tuttum. Sana inandım, sana tevekkül ettim ve verdiğin rızıkla orucumu açtım.” (Ebu Davud)

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in iftarda okumuş olduğu bu duayı bizlerin de iftarda okuması sünnettir.

SORU33: Nafile orucu bilerek bozan kimsenin kaza etmesi gerekir mi?

Hanefi mezhebine göre, her hangi bir sebeble nafile orucun bozulması halinde onu kaza etmek vaciptir. Nafile oruca başlayan kimsenin bunu tamamlaması gerekir. Eğer böyle bir oruç bozulursa kaza edilmesi vacip olur.

Eğer başlanılmış olan nafile oruç bir özür sebebiyle bozulursa, mesela; misafirin yemek yemesini teşvik etmek için ya da misafirlik­te yapılan ikramı geri çevirmemek için olursa mekruh olmayıp müstehaptır. Fakat böyle durumlarda orucun kaza edilmesi vaciptir. Ebu Yusuf tan gelen bir rivayette ise, nafile orucun özürsüz olarak kesilmesi caizdir.

Şafii mezhebine göre, hac ve umre dışında, bir kimse nafile bir oruca başlar ve bu orucu keserse kazası gerekmez. Ancak bu orucu tamamlamak müstehaptır. Özürsüz olarak bir ibadeti kesmek mekruhtur. Bu ibadeti tamamlamakla, kesildiği zaman kaza etmeyi vacip olarak gören Hanefi mezhebine muhalefet edilmemiş ve sevabı da kaçırılmamış olunur.

  Eğer başlanılmış olan nafile oruç, bir özür sebebiyle kesilirse, mesela; misafirin yemek yemesini teşvik etmek için ya da misafirlik­te yapılan ikramı geri çevirmemek için olursa, bu mekruh olmayıp müstehaptır. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

Nafile oruç tutan kimse, kendi kendisinin emiridir. Dilerse oruç tutar, dilerse bozar. (Ahmed bin Hanbel)

SORU 34: Balgamı yutmak orucu bozar mı?

Hanefi mezhebine göre, balgamı yutmak orucu bozmaz. Çünkü bunlar beyinden gelmektedir. Ancak en iyisi bunlar pis olduğu için dışarı atmaktır. Böylece balgamı yutmak orucu bozar diyenlerin muhalefetinden kurtulmuş olunur.

Şafii mezhebine göre, balgam boğazda <Ha> harfinin çıktığı yeri aşıp ağıza kadar çıkmış ve ihtiyari olarak yutulursa oruç bozulur. Ancak gayr-i ihtiyari olarak yutulmuşsa oruç bozulmaz.

SORU 35: Kazaya kalmış ramazan orucunu kaza etmenin vakti ne zamandır?

Hanefi mezhebine göre, ramazan sona erdikten sonra, gelecek ramazana kadar geçen süre içerisinde kaza da acele etmek menduptur. Yapılmayan her ibadetin kazasına hemen azmetmek vaciptir. İkinci ramazanın vaktinin girmesine, tutulmayan oruçlar sığacak kadar bir süre kaldığında kaza etmekte, acele etmek vaciptir.

Şafiiler; bir kimse fıkhi bir özür olmaksızın ramazan da oruç tutmamışsa bunu acele olarak kaza etmesi gerektiği düşün­cesindedirler.

Bir kimse kazayı yapmadığı halde ikinci ramazan gelirse, alimlerin çoğuna göre girmiş bulunan ramazan çıktıktan sonra bu kişiye hem kaza hem keffaret (fidye) lazım gelir.

Hanefi mezhebine göre ise, geciktirme ister bir özür sebebiyle olsun, ister olmasın bu kimseye fidye gerekmez.

Şafii mezhebine göre ise, yılların tekrarlanması ile fidye de tekrarlanır.

Bayram günleri gibi, yasaklanan günlerde kaza orucu tutmak kafi değildir. Oruç tutulması adanan günler ile girmiş bulunan ramazan günlerinde kaza orucu tutmakta kafi değildir.

Çünkü bu sayılan günler, eda için belirlenmiş günlerdir. Dolayısıyla kendilerine tahsis edilen oruçlardan başka bir orucu kabul etmezler.

Orucun kazası sayı ile yapılır. Ramazan yirmi dokuz gün ise, başka bir ayda kaza ederken yine yirmi dokuz gün oruç tutmak gerekir.

SORU 36: Şiddetli açlık ve susuzluk gibi durumlarda oruç bozulabilir mi?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, ölüm ya da akıl noksanlaş­ması ya da bazı duyguların yok olmasından korkulacak derece de şiddetli açlık ve susuzluk tehlikesi ile karşı karşıya bulunan kişilerin oruç tutmamaları ve oruçlarını bozmaları caizdir. Böyle kimselerin tutmadıkları oruçlarını kaza etmeleri gerekir.

SORU37: Tehdit altında iken orucu bozmak caiz midir?

Hanefi mezhebine göre, tehdit altında kalan kimsenin orucunu bozması mübahtır. Böyle bir durumda olan kimsenin orucunu kaza etmesi gerekir.

Şafii mezhebine göre ise, tehdit altında kalan kimse orucunu bozamaz.

SORU38: Ağır işlerde çalışan kimselerin orucunu bozması caiz midir?

Çok zor işlerde çalışan kimselerin orucu hakkında şöyle denilmiştir:

“Çalıştığı iş çok zor olan kimse, eğer oruç tuttuğu takdirde canının telef olmasından korkarsa, işini terketmek hayatını sürdürmesine zarar verecekse orucunu bozar ve tutamadığı günleri kaza eder. ” (Keşşafü’l-Kına; 2/361)

Eğer işini terketmekten dolayı zarar görmezse, orucunu bozduğu takdirde günahkar olur. Eğer işi terketmekle göreceği zarardan yine de kurtulamıyorsa, özür sebebi ile orucunu bozmakta her hangi bir sakınca yoktur. Yani terkedilmesi mümkün olmayan, terkedildiği zaman zarar görülen işlerde, mesela; hasat zamanının ramazana denk gelmesi durumunda orucu bozmak caizdir.

Fıkıh alimlerinin çoğunluğuna göre, maden işçiliği gibi ağır işlerde çalışan kimseler, eğer çalışma esnasında şiddetli susuzluk ve açlıktan zarar gelmesinden korkarlarsa, oruçlarını bozmaları caizdir. Ancak bu günlerin kazalarını tutmaları gerekir.

SORU39: Ramazanda adet halini geciktirmek için ilaç kul­lanmak caiz midir?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre kadın, adet ve lohusa duru­munda, oruç tutmakla yükümlü değildir. Ama sonra bu oruçları mut­laka kaza etmelidir. Müslüman kadınlar, mü’minlerin anaları olan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımlarıyla, sahabiye hanımlar devrinden bu yana hep bu ölçü üzere oruç tutmuşlardır.

Şu halde adet hali ramazana rastlayan bir kadının, ramazanda oruç tutmamasının hiçbir sakıncası yoktur.

Eğer bu adet geciktirici ilaçlar sağlık açısından zararsız ise, kendilerine zarar vermiyor ve adet sürelerini değiştirmiyor ise, bazı özel durumlarda kullanılabilir. Zarar veriyorsa kullanması caiz değildir.

SORU 40: Diş arasında kalan bir şey yutulsa oruç bozulur mu?

Hanefi mezhebine göre, diş arasında kalan ve nohut tanesin­den büyük olan bir yemek artığını yutmak orucu bozar. Fakat nohut tanesinden küçük olan bir yemek artığını yutmakla oruç bozulmaz.

Şafii mezhebine göre, kasıt olmaksızın kişinin dişleri arasında kalan yemek artıklarını yutmasıyla orucu bozulmaz. Çünkü bunda kendi iradesi yoktur, fakat bu yemek artıklarını dışarı atmak mümkün olduğu halde, dışarı çıkarmaz da yutarsa, yutulan şey nohut tanesinden küçük de olsa orucu bozar.

SORU 41: Nefes darlığı olan bir hasta oruçlu iken oksijen tüpü kullanabilir mi?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, kullanmadığı takdirde hayati tehlike olan ve bu nedenle oksijen kullanma ihtiyacı duyan bir hasta oruçlu iken oksijen kullanabilir. Bu durumda oruç bozulmaz.

SORU42: Oruç tutmanın yasak olduğu günler var mıdır?

Hanefi mezhebine göre, ramazan bayramının birinci gününde, kurban bayramının dört gününde ve şekk gününde oruç tutmak tahrimen mekruhtur. (Durrü’l-Muhtar; 2/119)

Ebu Hureyre radıyallahu anh’ın rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu günlerde oruç tutmayı yasaklamıştır. (Müslim)

Çünkü bu günler, Allah-u Zülcelal’in kullarına birer ziyafet günüdür. Yasak olduğu bilinmeyerek bu günlerde oruç tutmaya başlanacak olursa bozulur ve kazası gerekmez.

Şafii mezhebine göre, oruç tutmanın haram olduğu günler şun­lardır:

  1. ) Ramazan ve kurban bayramlarının günlerinde oruç tutmak haramdır.
  2. ) Teşrik günlerinde oruç tutmak haramdır.
  3. ) Şekk günlerinde oruç tutmak haramdır.
  4. ) Şaban ayının ikinci yarısında oruç tutmak bir rivayete göre mekruh bir rivayete göre haramdır.

Bunun delili Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu sözüdür:

“Şaban ayının ikinci yarısı olduğunda ramazan gelinceye kadar oruç yoktur.” (îbn-i Mâce)

Ancak oruçlu kişi özellikle değil de adeti gereği bu günlerde oruç tutarsa, yani bu günler onun adetine tevafuk ederse, şekk gününde de, şaban ayının ikinci yarısında da oruç tutmak haram olmaz.

SORU 43: Oruç tutan bir kimse imsaktan önce olduğunu zannederek yemek yer; sonra imsaktan sonra yemek yediğinin farkına varırsa, orucuna bir zarar gelir mi?

Oruç tutan bir kimse imsaktan önce olduğunu zannederek yemek yer, sonra imsaktan sonra yemek yediğinin farkına varırsa orucu bozulur, yaptığı bu işte kasıt olmadığı için günahkar olmaz. Ama orucunu kaza etmesi gerekir. (el-Mebsût; 3/55)

SORU 44: Oruç tutmamayı mubah kılan hastalığın ölçüsü nedir?

Alimler, oruç tutmamayı mübah kılan hastalığın ölçüsünü şu şekilde beyan etmişlerdir:

a-) Oruçtan dolayı hastalığın artması ve şifanın gecikmesi,

b-) Oruçtan dolayı ölüm tehlikesinin bulunması,

c-) Oruç tutmakla hasta olan kimsenin çok sıkıntı çekmesi. el-Fıkhu’l-İslami ve Edilletuhu isimli eserde belirtildiğine göre, bazı doktorlar oruç tutmamayı mübah kılan hastalıklardan bazılarının şunlar olduğunu söylemişlerdir:

a-) İleride derecedeki kalp hastalığı,

b-) Ciğer iltihabı ve verem hastalığı,

c-) Kanser hastalığı,

d-) İleri derecede böbrek iltihabı,

e-) İleri derecede damar sertliği,

f-) İdrar yollarında iltihapla birlikte taşın bulunması,

g-) Mide ülseri,

h-) Bağırsak ülseri.

i-) İleri derecede şeker hastalığı.

SORU 45: Gündüz taharette basuru yıkayıp içeri sokuyo­rum. Bu durumda oruç bozulur mu?

Dışarıdan içeriye su veya herhangi bir şey girerse oruç bozu­lur. Eğer taharetlendikten sonra, bir havlu ile kurulanırsa basurun içeri girmesi orucu bozmaz.

SORU 46: Şevval ayında tutulması tavsiye edilen bir oruç var mıdır?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, ramazan ayından sonraki Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır.

Nitekim Ebu Eyyüb el-Ensari radıyallahu anh’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Her kim ramazan orucunu tutar sonra peşinden şevval ayından da altı gün oruç tutarsa, bütün sene oruç tutmuş gibi olur. ” (Müslim, EbuDavud, Tirmizi)

Bu hadis-i şerif, ramazan orucundan sonra şevval ayında altı gün nafile oruç tutmayı teşvik etmektedir. Böylece bir yıllık oruç tut­manın sevabı vaad edilmektedir. Bunu her sene yapanda ömür boyu oruç tutmuş gibi olur.

Bu orucu Şafii mezhebine göre bayramdan hemen sonra bir­biri arkasına tutulmalıdır. Hanefi mezhebine göre ise ihtilaflıdır. Bazı alimler birbiri arkasına tutulmalı derken, bazı alimlerde ayrı günlerde tutulsa da bu sünnetin yerine geleceğini söylemişlerdir.

SORU 47: Muharrem ayında tutulması tavsiye edilen bir oruç var mıdır?

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e; farz namazdan sonra hangi namazın ve ramazan ayının orucundan sonra hangi orucun efdal olduğu sorulduğunda, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Farz namazdan sonra en faziletli namaz, gece yarısı kılı­nan tehaccüd namazıdır. Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah-u Tealanın ayı olan muharremin orucudur(Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

Hadis-i şerifte muharrem ayı için Allah-u Zülcelal’in ayı denilmesi bu ayın şerefine işaret içindir.

İbn-i Abbas radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim arefe günü oruç tutarsa iki senelik günahına kefaret olur. Ve kim de muharrem ayında bir gün oruç tutarsa, her bir günü için otuz gün sevabı yazılır.” (Müslim)

Böyle ibadetlerin sevabının kat kat olduğu efdal zamanlardaki fırsatları kaçırmamak, onları ibadetle değerlendirmek lazımdır.

SORU 48: Kurban bayramı arefesi oruç tutmanın hükmü nedir?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, hacda olmayanların zilhiccenin dokuzuncu (Arefe) günü oruç tutmaları müstehaptır. Nitekim Ebu Katade şöyle demiştir:

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e arefe günü oruç tutmanın hükmü sorulunca: “Geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına keffaret olur.” buyurdu. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

Arefe gününün orucuyla çok büyük bir mükafat elde edilmek­tedir. Bunun terkedilmesi, bu dini ibadetlerin diğerinin kişinin yanın­da hafif önemsiz olduğuna delalet eder. Çünkü bu orucu tutan kişinin geçmiş ve gelecek olan bir sene içindeki günahları affedilir. Bu kadar büyük bir hayrı terkeden kişi demek ki, dininin üzerinde zayıftır ve Allah’ın rızasına ve affolunmaya hakkıyla değer vermemektedir. Eğer böyle olmasaydı, böyle kısa bir zamanda kazanılacak bu kadar büyük bir hayrı almak isterdi. Onun için insan bu kısa süreyi çok iyi değerlendirmeli, onun Orucundan ve amelinden geri kalmamalıdır.

Ayrıca Hacceden kimselerin arefe günü oruç tutmamaları sün­nettir. Ümmü’l-Fazl bin Haris radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Arafatta devesinin üzerinde iken, kendisine gönderilen bir bardak sütü içmiş, oruçlu olmadığını göstermiştir. (Buhari, Müslim, EbuDavud)

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Arefe günü, arafatta oruç tut­mayı nehyetmiştir. (EbuDavud, İbn-i Mace, Ahmedbin Hanbel)

Binaenaleyh, her iki mezhebe göre de, hacıların terviye ve arefe günlerinde oruç tutmaları mekruhtur.

SORU 49: Zilhicce ayında tutulması tavsiye edilen bir oruç var mıdır?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, hacı olsun ya da olmasın zilhicce ayının arefe gününden önceki sekiz gününde oruç tutmak herkes için menduptur. Nitekim Hz. Hafsa radıyallahu anha şöyle demiştir:

“Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dört şeyi hiç terk etmemiştir; Aşure orucu, zilhiccenin ilk on günün orucu, her aydan üç gün oruç ve sabah namazından önce iki rekat namaz.”

(Nesai, Ahmed bin Hanbel)

îbn-i Abbas radıyallahu anh’m rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Hiçbir gün yoktur ki, bugünlerde olduğu kadar, onda işle­nen yararlı ameller yüce Allah ‘a daha hoş gelsin (Yani zilhiccenin ilk on günü)”

Sahabeler: “Ya Resulullah! Allah yolunda yapılan cihadda mı o kadar olamaz?” diye sordular. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle devam etti:

“Evet, Allah yolunda yapılan cihad da bu günlerde yapılan amellere denk olmaz. Ancak canı ve malı ile cihada gidip de bun­lardan bir şey döndürmeyen müstesna!” (Tirmizi)

Bu hadisten de anlaşıldığına göre, belirtilen günlerin ibadeti Allah yolunda cihaddan daha üstündür. Nitekim sahabelerin cihadla ilgili sorusu ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in cevabı bu hükmü daha açık olarak ortaya koymuştur. Hem cam, hem malı ile Allah için savaşan ve kendisi şehit olan ve malı düşman tarafından zabtedilen kişi ise bundan müstesnadır.

SORU 50: Pazartesi ve perşembe günleri tutulması tavsiye edilen bir oruç var mıdır?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, haftanın pazartesi ve perşem­be günlerinde oruç tutmak menduptur.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Ameller Allah-u Tealaya pazartesi ve perşembe günleri arzedilir. Ben amelimin, oruçlu bulunurken (Rabbime) arz olun­masını seviyorum.” (Tırmizi)

SORU 51: Aşure günü tutulması tavsiye edilen bir oruç var mıdır?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, aşure günü oruç tutmak menduptur.

Ebu Katade radıyallahu anh der ki: Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’a aşure günü oruç tutmanın hükmü sorulunca: “Geçmiş senenin günahına kefaret olur.” buyurdu. (Müslim)

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Her kim ailesi ve çocuklarına aşure günü bol infakta bulunursa, Allah Teala senenin diğer günlerinde ona bol rızık verir.” (Beyhaki)

Sahabelerden İkrime radıyallahu anh’ın belirttiğine göre Hz. Adem’in tevbesi aşure günü kabul edildiği gibi, Hz. Nuh gemiden o gün sağ-salim yere ayak basmış ve bu yüzden o gün şükür orucu tut­muştur.

Bunların yanında bilgilere göre Hz. Yunus balığın karnından bu gün çıkarıldı. Hz. Yakub’un bu gün gözleri açıldı. Hz. Yusuf un kuyudan çıkarılması bu güne rastlar. Yeryüzünde ilk yağmurun düşmesi de bu güne rastlar.

Aşure gününün orucunun bütün bir senenin günahına kefaret olduğu hadis-i şerifte beyan edildi. Kişinin bu günde kendi ehline bol harcaması ve ihtiyacı olan müslümanlara da bol sadaka vermesi icabeder. Bu aşure gününü taatle geçirmek suretiyle fırsatı iyi değer­lendirmek lazımdır. Aşure orucu sünnet-i müekked olduğu için üzerine devam etmek lazımdır.

Yalnız, bu orucu tutarken bir gün öncesiyle yada bir gün son­rasıyla tutmak gerekir. Çünkü yahudiler sadece aşure günü oruç tut­tukları için onlara muhalefet etmek lazımdır.

SORU 52: Cuma günleri oruç tutmanın bir sakıncası var mıdır?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, sadece cuma günleri oruç tut­mak mekruhtur.

Ebu Hureyre radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Sizden biri sadece cuma gününde oruç tutmasın. Ancak bir gün önce veya bir gün sonrasıyla tutabilir:” (Buhari, Müslim, Tırmizi, Nesai)

Bu hâdis-i şeriften anlaşıldığı gibi, cuma günü mü’minlerin bayramı olduğundan dolayı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yalnız cuma günleri oruç tutmayı men etmiştir.

SORU 53: Şekk günü ne demektir? Bu günde oruç tutmak caiz midir?

Şekk günü, şaban ayının otuzuncu günüdür. Bu günün ramazandan mı, yoksa şaban ayından mı olduğu hususunda, havanın bulutlu olması sebebiyle şüphe meydana gelirse, bu güne şekk günü denir. Eğer hava açık olur ama hilal görülmezse, bu güne şekk günü denilmez.

Hanefi mezhebine göre, şekk gününde, ramazan orucu ya da başka bir farz niyeti ile oruç tutmak tahrimen mekruhtur. Ramazanı karşılamak için, bir yada iki gün önceden oruç tutmakta mekruhtur. Bununla beraber, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak gibi ade­ti olan kimsenin orucu şekk gününe denk gelirse, bunda bir kerahet yoktur. (Durrü’l-Muhtar; 2/119)

Şafii mezhebine göre şekk gününde oruç tutmak haramdır. Şekk günü, açık havada insanlar hilali araştırdıkları halde, hilali gören kimse bilinmese ya da kimse hilali görmese ya da çocuklar, fasıklar ve kadınlar hilali gördüklerini söyleseler ve bunların doğru söyleyip söylemedikleri hususunda şüphelenilse ya da adalet sahibi bir kişi gördüğü halde bu kişinin görmesi ile yetinilmediği zamandır.

Havanın bulutlu olması şüpheye sebep değildir. Yine, insanlar­dan hiç biri hilalin görülmesinden bahsetmezse, bu gün şekk günü olmayıp şaban ayındandır.

Şekk gününde, nafile oruç tutmak sahih değildir. Ama kaza orucu, adak ve keffaret orucu tutmak caizdir. Şekk günü oruca niyet etmeden sabahleyin bu günün ramazan olmasının ortaya çıkması halinde, bir kimsenin akşama kadar orucu bozan işlerden uzak dur­ması vaciptir. Daha sonra ramazan biter bitmez bu günü kaza eder.

Bir kimse, şekk günü şaban ayının nafilesi ile ramazan ayının birinci günü olması hususunda tereddütlü bir niyetle tutarsa, bu günün sonradan ramazan olduğu ortaya çıksa da bu tutulan oruç her hangi bir oruç yerine geçmez.

SORU54: Receb ayında tutulması tavsiye edilen bir oruç var mıdır?

Bilindiği gibi receb, üç ayların ilkidir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Receb; Allah-u Tealanın ayı; Şaban benim ayım; Ramazan da ümmetimin ayıdır.” (EbuDavud, Nesai, ibn-iMace)

Abdullah ibn-i Abbas radıyallahu anh: Receb ayında Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Bu orucu artık bırak­maz. deyinceye kadar çok oruç tuttuğunu, bazen de: “Bu artık oruç tutmaz deyinceye kadar orucu terk ettiğini haber vermiştir. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

Buradan anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, receb ayında diğer aylara nazaran daha çok oruç tutmuştur.

SORU 55: Şaban ayında tutulması tavsiye edilen bir oruç var mıdır?

Ulemalar şaban ayının ikinci yarısında oruç tutmayı çirkin görmüşlerdir. Hatta Şafiiler şaban ayının ikinci yarısında tutulan orucun sahih olmadığını söylemişlerdir. Ancak oruçlu kişi özellik­le değil de adeti gereği bu günlerde oruç tutarsa, yani bu günler onun adetine tevafuk ederse, şaban ayının ikinci yarısında da oruç tutmak sahihtir.

SOR U 56: İtikaf ne demektir?

İtikaf lugatta; bir yerde beklemek, durmak, kendini oraya hapsetmek manasındadır. Dinde ise; bir cami de veya o hükümdeki bir yerde ibadet (itikaf) niyetiyle bir müddet ikamet etmek (durmak, beklemek) demektir.

Hanefi mezhebine göre; cemaatle namaz kılınan bir mescitte oruçlu olarak ve itikafa niyet ederek beklemektir. Çünkü itikaf bekle­mek ve mescidde bulunmakla gerçekleşir. Adanmış olan itikafta oruçlu olmak ve niyetlenmek şarttır. Kadınlar için itikaf ise, evi içinde namaz kılmak için belirlediği yerde yapılır. Kadınların evlerinin dışındaki mescidde itikafa girmeleri mekruhtur. Kadının itikafa girmesi, evinde namaz kıldığı yerden başka yerde caiz değildir. (Fethü’l-Kadir; 2/106, Durrü’l-Muhtar; 2/177)

Şafii mezhebine göre itikaf; belirli bir kimsenin niyet ederek mescidde kalmasıdır. (Muğni’l-Muhtac; 1/449),

İtikaf; kitap, sünnet ve icma ile meşru kılınmıştır. İtikafın en faziletlisi, ramazanın son on gününde yapılan itikaftır. Bunun sebebi bin aydan daha hayırlı olan kadir gecesine rastlama ihtimalidir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem itikafa büyük önem vermiştir. Nitekim Ubeyy bin Ka’b radıyallahu anh şöyle anlatmıştır: “Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem her yıl ramazanın son on gününde itikafa girerdi. Bir sene sefere çıktıda itikafa giremedi, ertesi sene yirmi gün itikafta bulundu.” (ibn-iMace, EbuDavud, Tırmizi)

Hz. Ali radıyallahu anh’dan rivayet edilen başka bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Her kim ramazan-ı şerif ayında on gün itikafa girerse, iki hac ve umre yapmış gibi (sevap kazanmış) olur.” (Beyhaki)

SORU 57: Bir itikafın sahih olabilmesi için ne gibi şartların bulunması gerekir?

Hanefî ve Şafii mezhebine göre, itikafın sahih olabilmesi için şu şartların bulunması gerekir:

  1. ) İtikafa girenin müslüman olması; çünkü müslüman olmayanın hiçbir ibadeti sahih olmadığı gibi itikafı da sahih değildir.
  2. ) İtikafa girenin akıllı olması; delinin ve temyiz çağında olmayan kimselerin itikafı sahih değildir.
  3. ) İtikaf camide veya o hükümdeki bir yerde yapılmalıdır. Buna göre evlerde yapılan itikaf sahih değildir. Ancak kadınların evlerinin dışında başka yerlerde itikafa girmeleri sahih değildir.
  4. ) İtikafa niyet etmek; ittifakla niyetsiz itikaf sahih değildir. Çünkü bunun bir ibadet ve Allah-u Zülcelal’e yakınlık olabilmesi niyete bağlıdır. Eğer itikaf farz ise, farz olunduğuna niyet ederek belirlenmesi şarttır. Bunun sebebi farzı nafileden ayırmaktır.
  5. ) Oruçlu olmak; sadece adanan itikaflar için oruçlu olmak şarttır. Nafile itikaflarda şart değildir. Ama itikafla beraber orucu da adamışsa bu ayrıdır. Şafii mezhebine göre, ramazan dışında girilen vacip itikaf için oruçlu bulunmak şart değildir.
  6. ) Cünüplükten, hayz ve nifastan temizlenmiş olmak.
  7. ) Kadına kocası tarafından izin verilmiş olması; bu da şarttır. Kocanın izni olmaksızın bir kadının itikafa girmesi adanmış bir itikaf olsa bile sahih değildir.

SORU 58: İtikafa girmenin hükmü nedir?

Hanefi mezhebine göre itikaf; vacip, sünnet-i müekkede ve müstehap olmak üzere üç kısımdır.

  1. ) Vacip olan itikaf: Adamak suretiyle olan itikattır ki, ya bir şarta bağlı olmaksızın, mesela: “Allah rızası için bir gün ya da bir ay itikaf yapacağım.” şeklinde olur. Ya da bir şarta bağlı olarak, mesela: “Şu işim olursa Allah rızası için şu kadar gün itikaf yapacağım.” şeklinde olur. Nezredilen itikaf en az bir gün olur ve oruçlu bulunmak şarttır.
  2. ) Sünnet-i müekkede olan itikaf: Ramazan ayının son on gününde yapılan itikaftır. Bu itikaf ramazan ayı içerisinde, son on gününde yapıldığı için haliyle oruçlu bulunulur.
  3. ) Müstehap olan İtikaf: Vacip ve sünnet itikatlardan başka ramazan dışında ibadet niyeti ile yapılan itikaftır. Bunun belirli bir vakti yoktur ve oruçlu olmakta şart değildir. Müstehap olan itikafın müddetini bazı ulemalar en az bir gün veya bir günün yarıdan çoğu olarak belirlerken, İmam Muhammed’e göre az bir zamanda yeterlidir. Buna göre mescide giren kimse, çıkıncaya kadar itikafa niyet ederse orada kaldığı sürece itikatta sayılır:

 Şafii mezhebine göre, ” her zaman itikafa girmek sünnet-i müekkededir. Ancak adanmış olursa o takdirde yerine getirilmesi vaciptir. Bu mezhebe göre itikatta oruçlu bulunmakta şart değildir.

SORU 59: İtikaf a giren kimse için caiz ve olmayan hususlar nelerdir?

Hanefi mezhebine göre, itikafa giren kimsenin nafile ve sünnet-i müekked itikatlarda dışarı çıkması caizdir. Çünkü dışarı çıkmak itikafı iptal etmez. Fakat bir kimse niyet ederek ramazanın son on gününde itikafa başlasa, sonra bunu bozsa, kazası vacip olur. Ebu Yusuf a göre on günün tamamını Hanefi alimlerinin çoğunluğuna göre ise itikafı bozduğu günü kaza etmesi gerekir. Çünkü itikafta her bir gün müstakildir.

Fıkhî bir özür dışında vacip bir itikafa giren kimsenin dışarıya çıkması haramdır. Fıkhi özürler ise cuma ve bayram namazlarıdır. Diğer bir fıkhi özür de kişinin tabi ihtiyaçları olan küçük ve büyük abdest, üzerindeki bir pisliği gidermek, ihtilam sebebiyle cünüplükten yıkanmaktır. İtikafta bulunan kimse, unutarak kısa bir süre de dışarı çıkarsa vacip olan itikaf bozulur sünnet ve nafile olanlar sona erer ve bu bozduğu günün vacip olan itikafını kaza etmesi gerekir.

Yemek-içmek, uyumak, kendisi veya ailesi için gerekli olan her hangi bir anlaşma, alış-veriş, nikah ve ric’at gibi hususlar itikaf yerinde yapılabilir. Fakat ticari amaçla, bizzat malı mescide getirerek itikafta iken alış-veriş yapmak tahrimen mekruhtur.

Şafii mezhebine göre, itikafta bulunan kimsenin özürsüz olarak mescidden çıkması caiz değildir. Dolayısıyla itikafta bulunan kimsenin başını veya ayaklarını mescidden dışarı çıkarması veya tabii ihtiyaçları için çıkması caizdir. Eğer bir kimse özürsüz olarak dışarı çıkarsa itikafı bozulur. Buna göre, bir kimse, açlığını giderecek şeyler yemek için evine gidebilir. İtikafta bulunan kişi susadığı zaman mescid içinde su yoksa su içmek içinde dışarı çıkabilir.

Nafile olan itikatlarda itikafa giren kişinin cenaze namazı kıl­ması, hasta ziyaret etmesi caizdir, farz olan itikatlarda caiz değildir. Eğer farz olan itikafta bu iki durumda da mescidden dışarı çıkarsa itikafı bozulur.

SORU 60: İtikafı bozan şeyler nelerdir?

Hanefi ve Şafii mezhebine göre, itikaf şu hususlarda bozulur:

  1. ) Cuma namazına çıkmak ve tabii ihtiyaçlarını görmek gibi fıkhi özürler bulunmaksızın mescidden dışarı çıkmak itikafı bozar.
  2. ) Alimlerin çoğunluğuna göre, unutarak veya bilerek gece ya da gündüz, cinsel ilişkide bulunmak itikafı bozar. Çünkü itikafta cin­sel ilişki de bulunmak ittifakla haramdır. Onun için, bunu kasden yapmakla yanılarak yapmak itikafı bozma hususunda eşittir. Ancak nafile ibadetlerde olduğu gibi, itikafın bozulmasından dolayı keffaret gerekmez. Şafii mezhebine göre, itikafta iken kasden, bilerek ve ken­di isteği ile cinsi ilişkide bulunmak itikafı bozar. Unutarak, bilme­yerek ya da tehdit altında cinsel ilişkide bulunmaktan dolayı itikaf bozulmaz.
  3. ) Öpme, dokunma ve uyluklar arasında oynama sebebiyle boşalmadan dolayı ittifakla itikaf bozulur. îtikafa giren kimse düşün­mek ya da bakmak suretiyle boşalırsa ya da kucaklaşıpta boşalma olmazsa alimlerin çoğuna göre itikafı bozulmaz. Fakat Şafii mezhe­bine göre, eğer bunu adet haline getirmiş ise o takdirde itikaf bozulur.
  4. ) Mürted olmak itikafı bozar.
  5. ) Gündüz ya da gece sarhoş olmak itikafı bozar.
  6. ) Uzun süre bayılmak ve delirmek itikafı bozar.
  7. ) Kadın itikaf sırasında hayz ya da nifas olursa itikafı bozulur.