|
İMAM EL-GAZZÂLÎ VE İHYÂ
Milli Gazete - 26 Mayıs 2008
Ebubekir SİFİL
Modern zamanlarda Ümmet'in
yaşadığı arızalardan birisi de ilim ve alim konusundaki hassasiyet
kaybıdır. Yaşadığımız durumun bir "arıza" olduğunu fark edemiyorsak,
bu alanda oluşan boşluğu –kaçınılmaz olarak– farklı unsurların
doldurmuş bulunmasındandır. Tasavvurumuzdaki kırılmanın da, rahmet
ve bereketin hayatımızı büyük ölçüde terk etmesinin de izahı burada
yatmaktadır.
Son zamanlarda dikkatimi çeken bir
hususa getirmek istiyorum sözü: Bu köşeyi takip edenler, zaman zaman
"iç muhasebe" kabilinden, bazı alimler hakkında bir kısım tesbitlere
yer verdiğimi biliyor. İmam el-Gazzâlî ve onun İhyâ'sı hakkındaki
değerlendirmeler de bu cümleden olarak burada zaman zaman dile
getirildi.
Bazı kardeşlerimin İmam el-Gazzâlî'nin
adı geçen eserindeki bir kısım rivayetlerin durumu hakkında muteber
ulemanın tesbitlerini nakleden ifadelerimden hareketle, Hüccetu'l-İslam'ı
ve onun muhalled eseri İhyâ'yı gözden düşürme anlamına gelen
tavırlar içine girdiklerine dair duyumlar alıyorum.
Bu meseleyi ülkemizdeki bir kısım
çevrelerin, "bazı cahiller İhyâ'da uydurma hadis olduğu şeklinde
iftiralar atıyor"a dönüştürdüğü de hesaba katılınca, bu mesele
hakkında bir kere daha açıklama yapma ihtiyacı hasıl oldu.
Öncelikle belirteyim ki, ne İmam
el-Gazzâlî, ne de onun İhyâ'sı hakkında kişisel kanaatlere dayalı
değerlendirmeler yapmak benim haddim değil. Bunun, "geleneği
sorgulamak" gibi, hesabı kolay verilemeyecek ve dile getirenin
kolayca altında kalıverdiği söylemler eşliğinde yapılan sübjektif
değerlendirmelerden öteye geçme şansı olmayan bir modern durum
olduğu da açık.
Öyleyse mesele nedir?
İhyâ'da mevcut bir kısım
rivayetlerin aslının bulunamadığı, gerek Tâcuddîn es-Sübkî, gerekse
Zeynuddîn el-Irâkî tarafından açıkça ifade edilmiş bir husustur. Adı
geçen iki alim de Şafiî mezhebine mensup Hadis hafızlarındandır. Her
ikisi de Tasavvuf'a yakınlığıyla maruftur.
Şu halde söz konusu tesbitin ne
el-Gazzâlî düşmanları, ne Hadis ilminin cahilleri, ne de Tasavvuf
münkirleri tarafından yapıldığını söylemek mümkündür. Bu bir ilim
borcudur ve ehli tarafından eda edilmiştir.
Peki İhyâ'da aslı bulunamamış
rivayetlerin mevcut olması ne anlama gelir?
Bir kere şu noktanın altını kalın
çizgilerle çizelim: Söz konusu rivayetler, İhyâ'nın hedefini,
sistematiğini, temel tesbitlerini ve kıymetini etkileyecek türden
değildir. Bu noktanın sağlamasını yapmanın en kolay yolu, es-Sübkî'nin
zikrettiği ve aslını bulamadığını söylediği rivayetlere
bakmaktır.[1] Yani İmam el-Gazzâlî, davasını bu rivayetler üzerine
bina etmiş değildir. İhyâ'nın babları içinde zikredilen makbul
hadisler, bablar içinde ele alınan meselenin esasını
oluşturmaktadır. Söz konusu rivayetler ise konuyu teyit kabilinden
tali unsurlar olarak zikredilmiştir.
Dolayısıyla "İhyâ'da uydurma hadis
var" diyerek bu muhalled eserin kadrini küçümsemek sadece bize zarar
verir. Ne İhyâ, ne de sahibi bundan en küçük bir zarar görür. İhyâ
okuyan bir kimse, Hadis ilminin inceliklerini öğrenmek için okumaz.
Bu eserin iddiası bu değildir. Din İlimlerini İhya adı ve amacıyla
yazılan bu eserin, maksada bihakkın hizmet etmediği söylenemiyorsa,
mesele bitmiş demektir. el-Irâkî'nin İhyâ'nın hamişinde basılan
tahricine dikkat ederek yapılacak okuma maksadı fazlasıyla hasıl
edecektir. Yeter ki bizim İhyâ'dan samimiyetle istifade etmek gibi
bir amacımız olsun!
İmam el-Gazzâlî ve eserleri
hakkında Mağrib ulemasından el-Mazerî ve et-Turtûşî'nin tesbit ve
tenkitlerinin yine es-Sübkî tarafından –dipnotta mezkûr eserde–
muhtasaran cevaplandırıldığını da son bir not olarak düşmüş olalım.
[1] Tabakâtu'ş-Şâfi'iyye, IV,
145-82
MAKALELER
|