MEAL OKUYARAK DİN ANLAMAK
Milli Gazete - 3 Mayıs 2008
Ebubekir Sifil
Katolik Kilisesi'nin Hristiyanlık
üzerindeki tekelini kırmaya dönük Protestan söylemin en temel
unsuru, "İncil'i herkesin kendi dilinde okuması" idi. Burada
bunun Hristiyanlık'ta ne tür bir dönüşüme yol açtığı sorusunun
cevabıyla iştigal etmeyeceğim. Bu mesele, ayrıca müstakil olarak
ele alınmayı hak edecek önemde. Ama burada bizim için daha
önemli bir mesele var: Protestanlığın muharref İncil'i bireysel
yorumların nesnesi haline getiren tutumundan bahis açıldığında,
birileri, herkesin Kur'an'ı kendi dilindeki mealinden okumasının
sakıncalarına işaret edilmesini, Katolikliğin Protestanlığa
tepkisiyle ilişkilendiriyor. Oysa ortada ne Katolikliğin "yorum
tekli"ni elinde bulunduran resmî kurumsal yapısıyla, ne de onun
toplumsal, ekonomik ve siyasî uzanımlarıyla irtibat kurulmasını
haklı çıkaracak bir durum var…
Şu sorunun cevabı önemli:
"Meal niçin okunmalıdır?"
Buna "Allah Teala'nın bizden
ne istediğini öğrenmek için" tarzındaki bildik cevapla mukabele
etmenin, ayrı bir soruyu icbar etmekten başka bir faydası yok:
Meal okuyarak öğrendiğimiz gerçekten de Allah Teala'nın muradı
mıdır? Ya da Allah Teala'nın muradını öğrenmenin doğru yöntemi
meal okumak mıdır?
Sanıyorum herkes şu noktada
ittifak halinde: Bütün İslamî ilimler Kur'an'a dayanır. (Sünnet
de temelini Kur'an'dan aldığı için bu cümlenin "Bütün İslamî
ilimler Kur'an ve Sünnet'e dayanır"dan farkı yok.) Bu şu
demektir: Bütün İslamî ilimler Kur'an'ı Allah Teala'nın muradına
uygun tarzda anlama çabasının ürünüdür. Bu da demektir ki,
Kur'an'ı Allah Teala'nın muradına uygun tarzda anlama çabasıyla
İslamî ilimler arasında kopmaz bir ilişki vardır. Medrese
müfredatında niçin "Kur'an dersi" diye bir dersin olmadığını
soranlar, Kur'an bağlamında hakkı verilmiş bir anlama çabasının
en azından sağlam bir Ulûmu'l-Kur'an birikimiyle mümkün olduğu
vakıasını atladıkları için meseleye şaşı bakıyor.
"Ulûmu'l-Kur'an niçin
gereklidir?" sorusu, ancak, "Kur'an neden bahseder" noktasında
bulunanların, yani meraklarını gidermek için meal okuyanların
soracakları bir sorudur. Ve itiraf edelim ki, modern zamanlara
mahsus işbu "meal okuma furyası"nın en masum pratiklerinin,
insanları bundan daha ileri bir noktaya taşıdığını söylemek
mümkün değil!
Doğrusu, İslamî
hassasiyetimizi, takvamızı ve teslimiyetimizi artıracak ve bizi
müstakim bir itikadî çizgide tutacak olan ne ise onu yapmaktır.
Meal okumanın bu noktada hiç katkı sağlamayacağını iddia ediyor
değilim. Demek istediğim şu: 1) Sadece ve münhasıran meal
okuyarak bu hedefe ulaşmak mümkün değildir. Çünkü İslam,
herhangi bir meal yazarının Kur'an'dan anladığı şeye
indirgenemez. 2) Meal okuyan kimse bunu, "din tasavvuru" inşa
etmek için yapmamalı, okuduğu metnin, bütün İslamî ilimlere
kaynaklık eden ilahî kelamın, "meal" imkânlarıyla çerçevelenmiş
boyutu olduğunu hatırdan çıkarmamalıdır.
Şu noktayı asla aklınızdan
çıkarmayın: Hiçbir bid'at ehli kendisini "bid'atçi" olarak ifade
etmez, etmemiştir. Kendilerini Kur'an'a dayandırmış olsalar da
geçmişte bid'at ehli, ulemanın gayretleri sayesinde bid'at ehli
olarak tanınır, anılır ve kendilerinden uzak durulurdu. Bugünse
bid'at ehline artık bid'at ehli denmiyor. Onların tamamı
aramızda yaşıyor ve "Kur'an'a gelin" çağrısı yapıyor; daha
doğrusu bid'atlerini bu çağrıyla kamufle diyor. Kur'an'ın
"hatalar ihtiva eden beşer mahsulü bir kelam" olduğunu
söyleyenler de, "Kur'an gelmese de olurdu" dedirtecek şekilde
Yahudi ve Hristiyanlar'ın ahirette kurtuluşa ereceğini
söyleyenler de hep Kur'an metninden hareket ediyor!!