YILBAŞI BİZİM BAYRAMIMIZ DEĞİL
Mehmet TALU
İslâm dininin
inanç, ahlâk, ibadet ve muamelât alanında getirdiği hükümler,
öngördüğü kural ve tavsiyeler Müslümanlarca öteden beri bir
bütün olarak kabul edilmekte, günlük ve sosyal hayatla ilgili
şekil ve muhteva bile çoğu defa bu bütünün bir parçası olarak
mütalaa edilmektedir.
Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Yahudileri ve
Hıristiyanları dost ve idareci edinmeyin. Zira onlar
birbirlerinin dostudurlar, birbirinin tarafını tutarlar. Sizden
kim onları dost ve idareci edinirse, o da onlardandır. Şüphesiz
ALLAH, zalimler topluluğuna yol göstermez, onları hidayete
erdirmez." (Mâide Sûresi: 51)
- "Yahudiler de Hıristiyanlar da; sen onların dinlerine
uymadıkça asla senden razı olmayacaklardır. De ki: ALLAH
Teâlâ’nın yolu, doğru yolun tâ kendisidir. Yemin olsun ki, sana
ilim geldikten sonra, eğer sen onların arzularına uyacak
olursan, senin için ALLAH Teâlâ’dan ne bir dost ve ne de bir
yardımcı vardır." (Bakara Sûresi: 120)
Ayet-i kerimelerde ifade edildiği gibi: Başka dinden olanlar,
özellikle yahudiler ve Hıristiyanlar Müslümanların dostu
olmazlar; onlar ancak birbirinin dostu olur, birbirini
desteklerler. Zaman zaman Müslümanlara yaklaşmaları, kendi
menfaatleri bunu gerektirdiği içindir. Müslümanların bunu
unutmamaları ve kendi aralarındaki dostluğu güçlendirmeleri
zaruridir. Müslümanların arasına sızan iki yüzlüler, felâket
tellâllığı yaparak onları, Mü’minleri bırakıp kâfirlere
yöneltmek isterler; iman ehlinin bunlardan da sakınması
gerekmektedir.
Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
- "Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dostlar
edinmeyin. Bunu yaparak ALLAH Teâlâ’ya, kendi aleyhinizde apaçık
bir delil mi vermek istiyorsunuz?" (Nisa Sûresi: 144)
- "Mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinenler, onların
yanında izzet, güç ve şeref mi arıyorlar. Bilsinler ki gerçekten
bütün izzet ve şeref yanlızca ALLAH Teâlâ’ya aittir." (Nisa
Sûresi: 139)
Müslüman, Müslüman’a benzemeli
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Müslüman olmayanlara
benzememeye o derece dikkat ederlerdi ki, aslında yaptığı halde
sonradan onlarda gördüğü hareketlerde bile değişiklik
yaparlardı. Bunlar, çevredeki kültür ve medeniyetlerle, din ve
kavimlerle iç içe yaşayan o dönem Müslümanlarına ayrı bir kimlik
ve özellik kazandırıp, onların kendi içerisinde bütünleşmelerini
sağlamaya yönelik önlemlerdir.
Meselâ: Henüz hicret etmeden evvel Muharrem ayının onuncu, Aşûre
günü oruç tutmayı adet edinmişlerdi. Hicretten sonra Medineli
Yahudilerin de bu günü takdis ettiklerini görünce onlara
benzememek için Muharrem ayının dokuz ve on veya on ve onbirinci
günlerinde oruç tutmaya başlamışlardır. (Geniş bilgi için
bak. M. Talu, Üç Aylar, Mübarek Gün Ve Geceler, 460)
Yine müşriklere benzememek için ashabına; sakallarını uzun,
bıyıklarını kısa kesmelerini emretmişlerdir. (Geniş bilgi
için Bak. Sh: 656)
Useym b. Küleyb (R.A.)nun, dedesinden rivayetine göre Resûlullah
(S.A.V.) Efendimiz, Müslüman oldum diyene:
"Kâfirlik alâmeti olan saçını kes ve sünnet ol" buyurmuştur.
(Ebu Davud, Taharet: 131, Taberani, el-Mucemu’l-Kebir, 19/14,
No: 20)
Kime benzerseniz, onlardansınızdır
Bu hadis-i şerif Müslüman olan her gayr-ı müslimin gusul abdesti
alması gerektiği gibi, saçlarını da traş etmesi gerekir anlamına
gelmez. Ancak kâfirler, her beldede kendilerine mahsus saç şekli
tespit etmişler, moda ortaya koymuşlardır. Mısır’da,
Hindistan’da saçın hiç kesilmeyen kısımları vardır. Zaman zaman
traş olsalar bile, o hususi kısma dokunmazlar. Bu, bir nevi
onların dinlerinin, inançlarının bir gereğidir, milliyet
sembolüdür. Şu halde böylesi bir kısım saç, İslâm’la küfür
arasında bir alamet-i farika olmaktadır. İşte Resûlullah
(S.A.V.), kâfirliğin alameti olan bu saçın kesilmesini
emretmiştir. (Azimabadî, Avnü’l-Ma’bûd Şerh-i Sünen-i Ebî Davud,
2/21)
Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.)
Efendimiz:
"Kim bir millete benzemeye çalışırsa, o da onlardandır," (Ebu
Davud Libas: 5) buyurmuşlardır.
Bu hadis-i şerif benzemenin müspet ve menfi kısımlarını içine
almaktadır. Çünkü teşebbüh, benzemeye çalışmak:
Başkalarının yaptığı bir işi onlara uyarak yapmak demektir ki
hayır ve şerde, günahta, küfür ve imanda olabilir. O halde bu
hadis-i şerif:
Kâfirlere, fasıklara, günahkarlara benzemeyi yasakladığı gibi,
başta Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize olmak üzere, sahabe-i
kirama, meşayiha, takva ve salah sahibi kimselere benzemeyi de
teşvik etmektedir.
Giyim kuşamda Müslüman’a benzemek
Benzemenin vaki olduğu en önemli yerlerden birisi de, hiç şüphe
yok ki giyim-kuşamdır. Hz. Ali (R.A.)dan rivayete göre
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:
"Rahiplerin elbiseleri gibi, gayrimüslimlere mahsus elbiseler
giymekten sakının. Kim onların şekillerine bürünür ve onlara
benzemek isterse benden değildir" (Taberani, el-Mucemü’l-evsat,
4/541, No: 3921) buyurmuşlardır.
Yine Abdullah b. Amr (R.A.) diyor ki: Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz, üzerimde rengi sapsarı bir elbise gördü ve; Onu at!
Çünkü o, renk ve şekil itibariyle kâfirlerin elbisesidir"
buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, 2/164, No: 6500)
Dikkat edilirse, İslâm’dan çıkıp başka bir millete dahil olmak
için, İslâm’ı ve Kur’an-ı Kerim’i inkâr etmek gerekmiyor. O
millete benzemeye çalışmak dahi yeterli olmaktadır.
Daha hayırlı iki bayram
Gayr-ı Müslimlerin bayramlarında sevinmek, onların kutsal
saydığı günleri kutlamak, onların adetlerine uymak, onlara
benzemek kesinlikle caiz değildir, büyük günahlardandır.
Enes b. Malik (R.A.)’den rivayete göre, Hz.Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz, Mekke-i Mükerreme’den Medine-i Münevvereye hicret
ettiği zaman, Medinelilerin eğlenip oynadıkları iki günleri
vardı. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:
"Bu günler ne oluyor, neyin nesidir? Diye sorduğunda,
Medineliler:
- Biz cahiliyet devrinde bu günlerde eğlenip oynardık, Yâ
Resûlellah! dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V.)
Efendimiz:
"Muhakkak ALLAH size o iki gün yerine, onlardan daha hayırlı iki
bayramı lütuf olarak vermiştir. Biri Fıtır, Ramazan bayramı,
diğeri Kurban bayramıdır" buyurdular.
Ebu Davud; Salat: 239, Nesai; İdeyn: 1, Hakim Müstedrek; 1/294,
A.b.Hanbel; 3/103, 178, 235, 250)
O günden beri kutlanagelen bu iki bayram, Müslüman milletlerin
aynı zamanda milli bayramları yerine de geçmiştir.
Şair ne güzel dile getirmiş
Bir elde kadeh! Bir elde Kur’an!
Ne helâldır işimiz, ne de haram!
Şu yarım yamalak dünyada,
Ne tam kâfiriz, ne de tam bir Müslüman!
Müslüman’a:
"Sen Hıristiyan mısın?" diye sorsan darılır.
Amma yılbaşında hindi, kaz; yemesine bayılır...
Çam deviren hindici, nasıl mü’min sayılır...
Bilmiyoruz çoğumuz ne edip yapıyoruz:
"Batı, Batı" diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!
Yaklaşınca her sene, öz yurdumda yılbaşı:
Yapılır milletime Firenkçe türlü aşı!..
Buna, ağlar ağacı; hem toprağı, hem taşı:
Müslümanız (!) onlarla, Noel de yapıyoruz.
"Batı, Batı!" diyerek, eyvah! Hep batıyoruz!..
ALLAH Müslümanlara intibahlar versin! Amin.